İrfanın terakki edip meyvedar olması, “mektep”, “medrese”, ve “tekke” mensupları arasındaki ihtilafı gidermeye bağlıdır

Eklenme Tarihi: 27 Ekim 2013 | Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2017

 

Risale Akademi Kurucu Üyesi Dr. İsmail Benek’in Medreseler ve Din Eğitimi Sempozyumunda yapmış olduğu açış konuşmasıdır

Medreseler, ders verilen ve ibret alınan birer ilim ve irfan merkezleridir.

Medreseler, Doğu geleneğinde ve İslam felsefesinde ilim ve amel beraberliği içinde müderris-talebe saygı ve sadakati içinde müzakere ve müşaverenin tekamül içinde ilerlediği dini müesseselerdir (Canan, 2008, 131)

Medreseler, hem din ikliminin, hem yeni bilimlerin, hem de hayatın ilimle gelen amel/uygulama/yaşam kısmının ahlakla davranışa mal olmasını sağlayan kurumlardır. Güçlü kaideleri ve uzun süren nefis terbiyesi ile insan mayasını ve idrakini güçlendirip ilahi nizam çerçevesinde günün ihtiyaçlarına ve geleceğin inşasına ilimle öncülük etmişlerdir.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar varlığını sürdüren bu idrak vadileri, yeniçağın modernist ve materyalist dışlaması ile gündemini koruyacak takati kendinde bulamadı.

Akıl işçiliği, kalbin ve ruhun hakimliğine ferman çıkarınca birlikte olması gereken akıl ve vicdan ortaklığı birbirine rakip duruma düşürüldü.

Batının realist, laboratuardan çıkmış, nesnel ve gördüğüne inanan sığ ve inkarcı bilimselliği, sınır tanımadan ve gümrük duvarlarımızda tevhit süzgecinden geçirilemeden Abdülhamit'ten bu yana manevi cephemize, vicdanımıza ve muhakememize yara aldırdı.

Avrupa’daki din-bilim çatışmasının bize yansıması, 19. yüzyılda başlamıştır. Bu husus, Osmanlı elitinde “Din terakkiye manidir” şeklinde algılanmıştır. Bunun sonucu olarak, Avrupa’dan geldiği şekliyle pozitivizm, din ile bilimin arasını açmıştır. Hıristiyanlık hakkında verilen bu yargı, kendi aydın kesimimiz tarafından İslamiyet için de aynı şekilde algılanmıştır. Bu durum, bilimsel gelişmelere ayak uydurmak için, öncelikle devlet kurumlarının ve sonrasında toplumun dinden soyutlanması gerektiği düşüncelerini beslemiştir. Bu düşünceler, eğitim sisteminde mektep-medrese çatışmasına; din ve bilim odaklı birbirinden farklı iki ayrı eğitim modelinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bir yanda dinden soyutlanmış mektepler, öte yanda modern bilimlerden soyutlanmış medreseler (Risale-i Nur Enstitüsü, 2005).

Elbette medreseler mektebi yanına alabilseydi, mekteplerde medreselerle tanışabilseydi, kabullenseydi, ruhun tasavvufi iz'anı aklın muhakemesine ve vicdanın "ulum-u diniyesi"ne (Münazarat, 76) dahil olsaydı güçlü bir ittifak tablosu çıkacaktı.

Medrese-mektep ve tekke kardeşliklerini bilecek ve yaşayacaklardı. Üç elif, yani bir, omuz omuza verecek ve Bediüzzaman Hazretleri’nin İhlas'ın matematiği olarak tarif edilebilecek o muhteşem terkibi ile "ittihad-ı maksat ile omuz omuza verseler de" üç elif değil, "yüzonbir kuvvetinde" (Lem’alar, 270) olacaklardı.

Tıkalı yapının günümüze hitap edecek enstrümanlarla desteklenmesi kadar, tevhitle çatışan Batı’nın ideolojik biliminden, politikliğinden ayırt etmek için süzgeç görevi görecek bir sistem ihtiyacı ve bunu inşa edecek bir çerçeve hala tazeliğini korumaktadır.

Dindarı taassuptan ve muhakemesizlikten koruyacak, dini reddeden inkarcı modernistleri de hile, şüphe ve değersizlikten kurtaracak bir tecdit ve inşanın nasıl olacağı konusunda sayısız fikir ve uygulama mevcuttur.

Bunların entegrasyonu, dengesi ve evrensel dille ve tefekkür altyapısı ile birlikte hikmetle bilimin sentezini sağlayacak bir terkip konusunda arayışlar hala devam etmektedir.

Bu iki yüzyılın susamışlığı ancak yepyeni bir modelle dindirilebilecektir

Biz bugün bunu arıyoruz.

“…insanın vazife-i fıtriyesi, taallümle tekemmüldür” (Sözler, 423)

Aklın, kalbin ve ruhun kimyasında derç edilen fıtrat kanunlarının muhteşem ortaklığını hayata geçirecek "taallüm ve tekemmül" kapılarını açacak yeni bir inşa ve tedrisat sistematiği arıyoruz. Taallüm, akademik bir eğitimi, tekemmül ise mükemmeliyeti ifade eder.

Bu arayışımız, elbette bir şaşkınlık ve belirsizlik içermiyor. Bir dirilişin yankılanan çaresi olarak önümüze aramamızı ve aradığımızı bulduğumuzu ve bulduğumuzla inkişaf etmemizi ve inkişaf edilen süreçte bizi inşiraha götürecek hedefe uygun ders çalışmamızı önermektedir.

Yeni eğitim sistemleri, davranışçı kalıplardan yapılandırmacı düzeye çıksa da, Batı’da ise vites büyütülüp daha organik ve fıtri eğitim modelleri üzerinde çalışılsa ve desteklense de, Doğu’nun kalbine talipli olmayan, hikmetin süzgecinden geçirilmeyen ve ruhun şahikalarından medet istemeyen sığ bir bakış ve mekanik bir fayda ve kariyer inşası ile elde edilen somut sonuçlar ve şevksiz faaliyet için endişeli gelecek algısı, tatmin etmemektedir.

“Kalbin ikaz, vicdanın tahrik, ruhun ihsas” (İşaratü’l-İcaz; 34) edildiği bir eğitim sistemi, çok yönlü ve ruhun lezzetini/zevkini merkeze koyan bir işleyiş ve tekâmülü/gelişimi kriter kabul eder.

Medrese, mektep ve tekke taraflarının birlikte bertaraf olmadan ve birbirinin alanını zorlamadan ve yek diğerine iltihak etmeden dahil etmenin, dühul olmanın seyri ve imtizaçkarane bir birlikteliğini sağlayacak tecdit ve inşa modeli önem arz etmektedir.
"İslâmiyet hariçte temessül etse, bir menzili mektep, bir hücresi medrese, bir köşesi zaviye, salonu dahi mecmaü’l-küll, biri diğerinin noksanını tekmil için bir meclis-i şûrâ olarak, bir kasr-ı meşîd-i nuranî timsalinde arz-ı dîdar edecektir" (Münazarat, 80).

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ne göre Osmanlılarda irfanın terakki edip meyvedar olması, “mektep”, “medrese”, ve “tekke” den müteşekkil üç kaynağın mensupları arasındaki ihtilafı gidermeye bağlıdır (Canan, 2008, 100-103)

Buna karşı çare de bellidir. Ne yapılacağı da netleşmiştir. “Fünun-u cedide lazım”(Emirdağ Lahikası, 202) denilen yeni kavşaktır bu. Din ilmi ile birlikte fen ilmi. Akılla kalbin aşkı. Medrese, tekke ve mektebin koalisyonu.

Fıtrat okumalarına, muvaffakiyet süreçlerine ve insanlığın gelişim stratejilerine bakıldığında gelinen noktada, entegre edilmeyen ve sistematiği kurumsal bir düzleme oturtulmayan bu G/üçlü/ ortaklar, insanların bileşenleri içinde toplama bir ürün gibi bulunmaktadırlar. Camiden aldığımız bir alfabe dersi(yasaklı dönemlerin korkusunu da katabilirsiniz), okulda biyoloji dersinde öğrendiklerimize saf ve samimi sofi babamızın "oğlum bunları yapan yaptıran Allah'tır" telkininin bizdeki "acaba?" sorgusu ve teslimiyetin labirentlerinde gidip gelirken Müslüman olmanın getirdiği maneviyat muştusu ve diğer tarafta irfan geleneğinin toplumda süregelen kültürel ve yaşanır değerlerinin bize yansıyan timsallerinden ilham aldığımız terbiye metotları dağınık, eklektik ve yaralı olsa da geçen yüzyılın anaforundan ve dinsizlik cereyanlarının bilimsel kılıf ve hilelerinden kurtulabildiğimize şükredebiliriz.

Elbette bu sarsıcı paradigmalar, savaş yüzyılı diyebileceğimiz 20. yüzyıl ve hala bakiyesini sürdürdüğü 21. yüzyılın başlangıcı da gösteriyor ki, medeniyet tasavvurumuzun kadim değerlerini ve Batı’nın insani standartlarının kendine has avantajları ama İslam toplumuna karşı soğuk ve emperyalist çıkışları bir hayli geriledi ve adeta tavsadı.

İslam dünyasında ise "istibdadın hükümferma" olması, bulaşıcı hastalık gibi her yere sirayet eden baskıcı hastalıklar, husumete muhabbet, sıdkın ve doğrulun siyasi ve sosyal hayatta yokluğa mahkum edilmesi, ırkçılık ve tarafgirlik hastalıkları ile şahsi menfaate ve bencil duygulara indirgenmiş "ben merkezli" enaniyet ve tahakküm araçları, adeta geçen yüzyılımızı felç etmiştir.

Kaoslardan çıkmak için hala kaosa sebebiyet veren davranış ve alışkanlıklar ile demode modellerden medet beklemek ise başlı başına bir felaket zemini olmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Şeyh Sanan Tepesi’nden, Tiflis'in o yüksek yerinden, yüzyılın sonrasına kurşuni bakışı ile dalarak günümüze ulaşan huzmeleri ile mesaj verir:
"Medresemin planını yapıyorum!" (Sünuhat, 52)
Ve hala her nedense bir türlü öğrenemediğimiz “plan”la tanıştırır bizi.
1910 yılında Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin ortaya koyduğu MEDRESETÜZZEHRA MODELİ, medreseyi, tekkeyi ve mektebi fonksiyonel bir beraberliğin, ittifakın ve ittihada giden yolun birleştirici unsurları yapmaktadır. Bu vizyoner bakışın Kur'ani tasavvurun ve çağın tecdit hareketinin bir kilometre taşı olarak geçen yüzyıl içinde hala anlaşılmayı beklemesi de ayrı bir sıkıntı kaynağı olmuştur.

Taraftar ve mensuplarının bile MEDRESETÜZZEHRA konusunda yeterince bir açılım yapamamaları ve Kur'an felsefesinin talim yoluyla eğitim sistemine hükmedecek evrensel kotlarının verildiği bu modelin hala akademik müzakerelere yeterince konu olmaması sadece cari zihniyetin engelleyici gerekçeleri ile izah edilebilir mi?

Diyanet ehlinin, siz muhterem ilahiyat camiasının ve nur cemaatlerinin dikkatine arz etmeyi yeterli buluyor mu?

Neden yüzlerce teze ve araştırmaya ve sorgulanmaya değer olan bu model uluslararası akademik alanlara taşınamadı?

İslam aleminin ve Batı’nın ortak bileşenleri ve eğitim yoluyla tevhit ve tefekkür eksenin inşa edilecek yeni bir dünya inkişafının temel kotları MEDRESETÜZZEHRA MODELİ’nde mündemiçtir.

Tecdidi ve inşayı ruhi, kalbi, vicdani ve akli zeminde 20. ve 21. yüzyıl paradigmalarını da göz önüne alarak yapamazsak, nebevi olan saadet asrının ve vehbi olan lütfun mazharı olamayız.

Öyleyse hep birlikte ve mazinin şuristana akan bereketsiz zekâlarından kalan tortularla uğraşmadan iman, ilim ve ihlas yörüngesinde esma tecellilerine uygun mana-yı harfi okumaları ile yeni yüzyılımızın parlak saadetine kapı açabiliriz.

Foto galeri için buraya tıklayınız

KAYNAKÇA
- Canan, İbrahim, 2008, Bediüzzaman’ın Fikri Programı Üzerine Bir Analiz, Nesil Yayınları, İstanbul.
- Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi, 24-25 Eylül 2005, Risale-i Nur Modelleri, Medresetüzzehra Modeli, III. Arama Konferansı Sonuç Bildirileri
- Nursi, B.S., Emirdağ Lâhikası, Risale-i Nur Külliyatı, Risale-i Nur Enstitüsü
- Nursi, B.S., İşaratül-İcaz, Risale-i Nur Külliyatı, Risale-i Nur Enstitüsü
- Nursi, B.S., Lemalar, Risale-i Nur Külliyatı, Risale-i Nur Enstitüsü
- Nursi, B.S., Münazarat, Risale-i Nur Külliyatı, Risale-i Nur Enstitüsü
- Nursi, B.S., Sözler; Risale-i Nur Külliyatı, Risale-i Nur Enstitüsü
- Nursi, B.S., Sünuhat, Risale-i Nur Külliyatı, Risale-i Nur Enstitüsü

 

popüler cevapdünya atlası