Dostluğun Zirve Noktası: Kur’an’da Kardeşlik Sevgisi’ne Risale-i Nur Perspektifi

Eklenme Tarihi: 23 Temmuz 2017 | Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2017

Giriş

Kardeşlik Sevgisi, Allah’a iman ve Allah sevgisi üzerine kurulan bir sevgidir. Kur’an’da yer alan bu sevgi, şahsımıza yapılan kötülükleri affetmeyi, bize kötülük yapanlara iyilik yapmayı, öfkelerimizi yenmeyi, müminlere şefkatli ve merhametli davranmayı, Hangi inanca sahip olursa olsun, bize saldırmayan insanlara da kötülük yapmamayı, onlara iyi muamele etmeyi, dini inançları dışında onlarla sıfat ve sanat dostlukları kurmayı gerektirir. Said Nursi, kardeşlik sevgisini yorumlarken, Müslümanların eline kardeşlik açısından bir yol haritası vermektedir. Buna göre müminin kalbi sevgi doludur, bu yüzden mümin kardeşini sever, onun fenalıkları için de ona düşmanlık yapmaz, tam aksine ona merhamet eder, acır ve onun fenalığını lutufla ıslah etmeye çalışır.  Mümin bir insanın, tıpı Hz. İbrahim’in gibi Allah’ın dostu olmak istiyorsa, her şeyden önce “Halil” kelimesinin anlam çerçevesine giren ve hadislerde yer alan “Allah için sevmek, Allah için nefret etmek” prensibini en önemli bir ölçü olarak kabul etmelidir. Bu ölçüye sahip olan bir insan, müminleri iman kardeşi olarak telakki ederken, diğer insanları da insan kardeşi olarak telakki eder.           

Kur’an’da Kardeşlik Sevgisi        

Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık 98 ayette kardeşlikten bahsedilmekte, bunların birçoğunda kan bağı kardeşliğine, bazılarında ise peygamberler arasındaki kardeşliğe ve din kardeşliğine temas edilmektedir.[1]  Kardeşlik ifadesi geçmese bile bazı ayetlerde insanların bir erkek ve dişiden yaratıldıkları hatırlatılarak, bu anlamda herkesin insanlık kardeşliği içerisinde mütaala edilmesine işaret edilmektedir.[2] Bundan dolayıdır ki düşmanlık kavramı izafîdir. Bugün düşman telakkî edilen bir kişi yarın dostunuz olabilir. Kur’an bu yüzden iyilikle kötülüğün bir olmadığını, kötülüğü en güzel şekilde savmak gerektiğini, bu durumda düşman olan kişilerin bile samimi bir dost olabileceğine dikkat çekilmektedir.[3] Burada bir kişinin bir insana kötülükte bulunması durumunda, bu kötülüğü affetmenin onu “iyilikle savmak” anlamına geldiğine işaret edilmektedir. Örneğin birisi sizi yermişse sizin onu övmeniz onun bu kötülüğünü iyilikle savmak anlamındadır. Aynı şekilde sizin çocuğunuzu öldüren bir kimsenin çocuğunu düşmanın elinden kurtarmanız da bu kategoriye girer. Böyle yapıldığı takdirde düşmanın insana dost olmaması mümkün değildir. İbn-i Abbas, bu ayeti yorumlarken kötülüğü iyilikle savmayı, insanın kızıldığı zaman sabırlı olması, cahilce muameleye maruz kaldığında hilm göstermesi ve kötü davranışla karşılaştığında affetmesi şeklinde izah etmiştir.[4] Nitekim bir başka ayette de muttaki kişilerin özellikleri sayılırken, bunların darlıkta da bollukta da bağışta bulunma, öfkeyi yutma ve insanların kusurlarını affetme olduğu zikredilir.[5] Bu ayette Kur’an’ın evrensel mesajlarından birisine dikkat çekilmektedir. Kur’an’a göre bütün insanlar insan olmaları cihetiyle kardeş telakki edilmektedir. Çünkü herkes Hz. Adem ve Havva’dan yaratılmıştır. O halde İnsan darda ve sıkıntıda olan kişiye kendisi bolluk içinde de olsa darlık içinde de olsa muhakkak yardım etmelidir. Bu, insanlık kardeşliğini sevmenin en önemli tezahürüdür. Sıkıntıda olan bir kişinin inancı ön planda değildir. Bu, Allah’ın insanlarda Rahman isminin tecellisi demektir. Allah bu dünyada inanan-inanmayan ayırımı yapmaksızın herkese rızık vermektedir. Kur’an’da birçok ayette zikredilen çeşitli nimetler bütün insanlar için hazırlanan nimetlerdir.

Diğer taraftan kardeşlik sevgisinin en önemli ikinci bir tezahürü de öfkeyi yutmaktır. Çünkü öfke ile hareket etmek insanın hem kendisine hem de karşısındakine zarar vermesine sebeb olur. Öfkeli bir davranış dostluğu değil düşmanlığı körükler.

Kardeşlik sevgisinin ayette zikredilen üçüncü bir tezahürü de insanları affetmektir. Başkalarının hatalarını bağışlamak sevginin oluşmasına sebeb olur. Nitekim bunu teyid eden bazı ayetlerde müminlerin boş sözlerle çirkin davranışlarla karşılaştıklarında buna aldırış etmeyip izzet ve şereflerini koruyarak oradan geçip gidecekleri ifade edilmektedir.[6] Aynı zamanda affedici olmak Allah’ın bir sıfatıdır. Yüce Allah Kur’an’da şirk dışında bütün günahları istediği kimselerden af edeceğini bildirerek, insanları hatalarından dönmeye davet etmektedir.[7] Bir mümin başkalarının kusurlarını affettiği zaman bu ahlakla da ahlaklanmış olmaktadır.[i] Bu yüzden yüce Allah mümin insanları her zaman affedici olmaya çağırmaktadır. Bu konudaki ayetlerden bir kısmı da Şura suresinde bulunmaktadır. Bu ayetlerde müminlerin özelliklerinden birisinin de “kızdıkları zaman bağışlamak” olduğu,[ii] kötülük yapana kötülük yapmanın normal bir kural olduğuna dikkat çekildikten sonra, “ama kim affeder barışırsa, onun karşılığı Allah’a aittir. Şüphesiz o zalimleri sevmez” buyrulmaktadır.[iii] Bu ayetlerde kötülüğe kötülükle değil, affetmek ve barışmakla karşılık vermenin daha iyi olacağına vurgu yapılmaktadır. Gerçekten de affetmek ve kötülüğe iyilikle mukabele etmek düşmanlığı sona erdirici, kardeşlik ortamını sağlayıcı bir özellik taşımaktadır. Nitekim bir başka ayette de “affetmenin takvaya daha yakın olacağı” zikredilmektedir.[iv] Bir diğerinde ise müminler karşılıklı yapılan hataları affetmeye çağrılarak, Allah’ın da affedici olduğu hatırlatılmaktadır. O halde kardeşlik sevgisi herkesi affetmeyi gerektirmektedir. Kur’an bu affetmenin başka dinlere mensub olanları da kapsadığına işaret etmektedir. Konuyla ilgili bir ayette Yahudilerin Allah ile yaptıkları ahidlerini bozduklarına, Tevrat’ı değiştirdiklerine, uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttuklarına dikkat çekildikten sonra, onların pek azının hain olmadığı ifade ediliyor ve “Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah muhsinleri, yani güzel davrananları sever” buyruluyor.[v]  Bazı tefsirlerde bu ayetlerin savaş ayetleriyle nesh edildiği iddia ediliyorsa da, genel görüş bu ayetin neshedilmediği yönündedir. Buna göre örneğin Beyzavî, ayetin nesh edildiğini söylerken,[8] bazı tefsirciler ayetin nesh edilmediğini dile getirmektedir. Çağdaş müfessirlerden Elmalılı, bu konudaki görüşleri özetledikten sonra, yahudilerden iman edenlerin de hain olanların da affedilmesi gerektiği görüşünü savunmaktadır. Buna göre bu ayetlerde onların ne kadar cinayet de yapmış olsalar affedilmeleri istenerek, İslam’ın müsamahasına işaret edilmektedir. Bu yüzden anlam, “ Geçmişi affet, gelecekte de her hainliği cezalandırma taraftarı olma” demektir.[9] Bu ve benzeri ayetler de gösteriyor ki, İslam kardeşliğin sınırlarını din ayırımı yapmaksızın bütün insanlık olarak çizmektedir.

Nitekim peygamberimiz s.a.v. de bazı hadis-i şeriflerde müslümanı tarif ederken onun “insanların elinden ve dilinden emin olduğu” kimse olduğunu,[10] bildirmektedir. Bir başka hadis-i şerifte de müminin komşusunun şerrinden emin olduğu kimse olduğunu söylemektedir.[11] Bu hadisler yukarıdaki ayetlerin anlamlarıyla bağlantılı görülmektedir.  Çünkü müslüman dinî inançlarına göre bir yargılamada bulunmaksızın diğer insanlara kötülük yapmayan tam tersine iyilik yapan kimsedir. Bu bağlamda suçsuz yere, herhangi bir cana kıymamış bir kimseyi öldürmenin bütün insanları öldürmek demek olduğuna [12]işaret edilerek, insanlık kardeşliği çerçevesinde hiç kimsenin kimseyi öldürme hakkına sahip olmadığına dikkat çekilmektedir.

Bunun dışında Kur’an iman edenlerin de kardeş olduklarını bildirmektedir.[13] Burada da insanlık kardeşliğinin içinde bir de “iman kardeşliği” olgusuna dikkat çekilmektedir. Buna göre kardeş olan müminler, birbirlerini seven kişilerdir.[14] Aynı zamanda birbirlerine karşı merhametli, şefkatli, kafirlere karşı da serttirler.[15] Bu ayette belirtilen kafirlere karşı serttirler, (şiddetlidirler) ifadesi, kafirlerin saldırmasıyla, müslümanları yok etmeye çalışmasıyla ilgilidir. Yoksa saldırı vaki olmadığı takdirde müminler diğer insanlara da merhametli ve şefkatli davranmakla yükümlüdür. Nitekim, Hz. Musa ile kardeşi Harun’un Firavun’a  “kavl-i leyyin”[16] diye ifade edilen yumuşak bir üslübla hitab etmesini isteyen Kur’an’ın bu anlayışı herkese karşı gösterilmesi gereken sevgi dolu bir yaklaşımdır.

Kur’an’ı Kerim’e göre kardeşlik sevgisi bir kişi hakkında duyulan bir haberi araştırmayı gerekli kılar. Yoksa insan bilmeden bir topluluğa zarar verebilir.[17] Diğer taraftan bu sevgi, savaşan iki grubu barıştırmayı, barışa yanaşmayan zalimin ise zulmünü gidermeyi, başka toplumları küçük görmemeyi, ayıplamamayı, kötü lakaplarla hitap etmemeyi gerektirir.[18] Bunların da ötesinde bu kardeşlik sevgisi, kötü zannı, gizli sırları araştırmayı, gıybet etmeyi de yasaklamaktadır.[19] Bazı hadislere göre de kardeşinin yardımına koşana Allah’ın yardım edeceği,[20] kardeşinin yüzüne gülmenin sadaka olacağı beyan edilmektedir.[21] Bir hadis-i şeriflerinde de Peygamberimiz s.a.v., kardeşini seven bir kimsenin bunu ona bildirmesini istemektedir.[22]

Görüldüğü gibi hem Kur’an-ı Kerim hem de hadis-i şerifler insanlık ve iman kardeşliğini dile getirmektedir. Buna göre mümin müminin kardeşidir. Kur’an müminlerin kardeş olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda mümin kendisi gibi insan olarak yaratılan herkese karşı da geniş insanlık kardeşliği bağıyla bağlıdır. Müminde bulunması gereken, bağışlayıcılık, sevgi, merhamet, kusurları örtmek, iyilik yapmak gibi bütün nitelikler sadece mümine karşı gösterilmesi gereken güzel ahlaki sıfatlar değildir. Bunlar bütün insanlara karşı müminde var olması gereken ideal ahlak prensipleridir. Bundan dolayı Kur’an, sadece kendilerini yurtlarından çıkaran, din hususunda kendileriyle savaşan ve onlara yardım eden kişilere “dost” olunmamasını istemektedir.[23] Bunların dışındaki herkesle iyi geçinmek müminin başlıca görevleri arasındadır. Peygamberimizin s.a.v.’in “ bir kimsenin kendisi için sevdiğini insanlar için de sevmesinin imandan olduğunu”[24] ifade eden sözleri, insanlık ve iman kardeşliğinin özünü oluşturmaktadır.

Kardeşlik Sevgisine Risale-i Nur Persektifi     

Bediüzzaman Said Nursi’nin eserleri arasında “Uhuvvet Risalesi” ayrı bir önemi sahiptir. Kardeşliğe vurgu yapan bu eser, özellikle de iman ve İslam kardeşliğini ele almaktadır. Böyle bir eserin Kur’an ve hadisleri bu asırdaki tefsir ve izahları olduğunu söyleyebiliriz. Ancak onun bazı Kur’an ayetlerine dayanarak yaptığı yorumlara göre, bir müminin bir Hıristiyan veya Yahudi ile sanat ve sıfat dostluğu yapmasında da bir sakınca yoktur ve Kur’an böyle bir dostluğu yasaklamamıştır. Said Nursi’nin kardeşlik sevgisi hakkında yorumları, kardeşliğin İslam toplumunda hükümferma olması gerekli olan kodları vermektedir. Bir başka ifadeyle uhuvvet risalesi, Müslümanlar için bir bir yol haritası niteliğindedir.

Said Nursi’ye göre müminlerin arasında düşmanlığa, kin ve nifaka sevkeden tarafgirlik, inat ve haset İslamın ve insanlığın reddettiği hususlardandır. Ona göre müminlere kin ve adalet beslemek hakikat nazarında zulümdür. Bir müminin vücudu Rahmani bir hane ve ilahi bir gemi gibidir. Bir müminde iman, İslamiyet ve komşuluk gibi en az yirmi masum sıfat vardır. İnsan bir kardeşinde hoşuna gitmeyen bir sıfatı yüzünden, ona kin ve adavet beslerse, o insanın manevi vücud adeta yanmasına ve batmasına sebep olmuş olur ki, bu da büyük bir zulümdür.[25]

Said Nursi’nin kardeşlik için ortaya koyduğu bu prensip, müminler arasında kardeşliği gerektiren hususların, kardeşliği bozup düşmanlığa ve kine sebep olacak hususlardan çok fazla olduğunu göstermektedir. O kardeşlik konusunda alışılan kalıpları kırmakta, toptancı bir anlayıştan uzak, dengeli bir şekilde kardeşlik ölçüsü vermektedir. Buna göre bir müminde bulunan birkaç kötü sıfat, kardeşliğe engel değildir.

Bediüzzaman’a göre, adavet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mana-yı hakikisinde bir arada bulunamazlar. Bir insanın kalbinde sevgi hakiki olarak bulunursa, o zaman düşmanlık mecazi olur ve acımak şekline döner. Mümin bir kimse kardeşini sever, ama onun fenalığı için sadece acır. Tahakkümle değil, belki lutufla ıslahına çalışır.[26]

Kardeşimizdeki kötü sıfatlar yüzünden ona düşman olmak değil, onun o kötü sıfatına acımak ve lutufla ıslah etmeye çalışmak gerekir. Bu, kardeşliğin gerçek sevgi ve şefkat esası üzerine kurulu olduğunu göstermektedir. Buradaki ifadeler, aynı zamanda  “Sizden biriniz kardeşini sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olmaz” hadisine de telmihte bulunmaktadır.[27]  Konuyla ilgili bir başka hadiste de, “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayın!”[28] buyrulur.

Said Nursi’ye göre, “hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez”[29] ayeti kerimesi,  insanda var olan masum sıfatlar ile cani sıfatlar arasında bir ayırım yapmayı ve cani sıfatlar yüzünden masum sıfatları mahkum etmemeyi gerektirdiği gibi, bir müminin kötü bir sıfatından dolayı küsüp, onun akrabalarına da düşman olmayı yasaklar.[30] Suç- un şahsiliği hukukta bir prensiptir. Bir suçlunun akrabasını da suçlu gibi görmek, büyük bir zulümdür. Said Nursi, Kur’an’a dayandırdığı bu prensiple, kardeşlik sevgisini bozan en önemli iki hususu zikretmektedir. Bunlar birincisi insanın bir başkası insana birkaç hatasından dolayı düşman olması, ikincisi de bu düşmanlığı başkalarına da teşmil etmesidir. Her ikisi de insanlar arasındaki kardeşlik sevgisini bozan ve zulme sebep olan iki önemli etkendir.

Bir ayet-i kerimenin ifadesine göre, müminler kendi aralarında merhametlidirler.[31] Merhametli olmak, zulmetmeyi, haksızlık yapmayı engelleyici bir özelliğe sahiptir.  Merhamet,  suçsuz olanları cezalandırmayı değil, onları koruyup kollamayı gerektirir. Toplumdaki kin ve nefreti körükleyen en önemli hususlardan birisi de, bir kişinin hatası hüzünden yüzlerce geniş aile fertlerinin birbirleriyle düşman olmasıdır. Bu yüzden İslamın bu kardeşlik prensibinin bir güzel inanç ve ahlaki kod olarak müminlerin kalplerinde yerleştirilmesi gerekir. Şüphesiz bunun hadislerde de ifade edildiği gibi kuvvetli ve kamil imanla bir ilişkisi vardır.

Said Nursi bu konuya izah ederken, çok orijinal bir de misal vermektedir. Ona göre, düşmanlığa ve kötülüğe sebep olan fenalıklar, toprak gibi kesiftir, yansıtıcı değildir. Bu yüzden düşmanlıklar, kötülükler başkasına geçmez, yansımaz.[32] Kötü olan bir sıfat iyi olan bir sıfatı kötü yapmaz. Kötü sıfatları olan bir insan da, iyi sıfatları olan bir insanı kötü yapmaz ve bu yüzden kötülenmeyi, düşmanlık yapılmayı asla hak etmez. Ama sevginin sebebi olan iyilikler ise, sevginin kendisi gibi nurdur, yansıması, geçmesi, onları etkilemesi sevginin tabiatında olan bir şeydir.[33] Bu yüzden dostun dostu dosttur denilir. Bir göz hatırı için çok gözler sevilir. Yani bir insanın sevdiğimiz zaman, onun akrabalarını da, yakınlarını da, arkadaşlarını da sevmek, sevginin özünde olan bir şeydir.

Cemaatler ve gruplar arasında kardeşlik ve Sevginin Düşmanı: Cemaat Irkçılığı

İslama hizmet eden gruplar, aynı amaç için çalışmaktadırlar. Bu yüzden bu grupların birbirlerine karşı sevgi ve saygı ve gerçek kardeşlik duyguları içerisinde olmaları gerekir. Aksi takdirde insanların ıslahı için çalışan grupların farkında olmadan ifsad etmeleri ihtimal dahilindedir. Çünkü Müslümanlar arasındaki kardeşlik ve muhabbetin bozulması en büyük ifsatlardan birisidir. Irkçılık kabilede olursa kabile ırkçlığı olur. Şehirlerde olursa şehir ırkçılığı olur.  Cemaatler arasında olursa cemaat ırkçılığı olur. Nursi, her türlü ayırımcılığı ve ırkçılığı islama aykırı bulduğu gibi, islama hizmet eden cemaatler, mesleklar arasındaki da ayrımcılığa ve taassuba da şiddetle karşı çıkar. Bu yüzden Nursi, “yalnız hak, benim mesleğindir” demeye kimsenin hakkı olmadığını, ama “ mesleğim haktır ve daha güzeldir” demeye hakkının olduğunu ifade eder. Çünkü yalnız hakkın kendi mesleği olduğunu söyleyen bir gurup, farkında olmadan “en üstün ırk bizim ırkımız” diyen kimselerin sözlerini kedi cemaatine uygulamış demektir.

Başkasının islama hizmet yolunun batıl olduğunu veya doğru olmadığını söyleyen bir kimse, kendi mesleğine rıza gözüyle baktığı için kendi hatalarına kör, başkalarına garazkarlık ve kinle baktığından ise onların gizli kusurlarını açığa çıkaran bir göze sahip olur.[34] Halbuki böyle bakmak, insaflı bir yaklaşım değildir ve en çok kardeşlik hukukuna riayet etmesi gereken grupların ayrılığı, kin ve düşmanlığı körükleyici bir fonksiyon üstlenmesine sebep olur. Nursi, Lemalar isimli eserinde cemaatler, gruplar arasında “hodgamlık ve enaniyet”in, kendilerini haklı, diğerlerini haksız görmeye sebep olduğunu bildirmektedir.  Bu da ittifak ve muhabbet yerine, ihtilaf ve rekabeti ortaya çıkarmaktadır.[35]

Said Nursi’ye göre İslami gruplar ve cemaatler arasındaki ihtilaflar bir hastalıktır ve bunun tedavi edilmesi gerekir. Bunu tedavi edecek, kardeşliğe sebep olacak prensipler de vardır. Nursi’ye göre bunların başında ihlas gelmektedir. İhlaslı insanlar, hak perestliği nefifperestliğe tercih ederler, hakkın hatırını, nefsin ve enaniyetin hatırından üstün tutarlar, insanlardan gelen maddi ve manevi ücretlerden uzak dururlar, esas görevlerinin insanlara tesir etmek, onların teveccühünü kazanmak değil, tebliğ olduğunu bilirler.[36]

Said Nursi, meslekler, cemaatler arasındaki ihtilafı engelleyici, kardeşliği sağlayıcı prensipleri de bildirmektedir. Onların bazıları şunlardır:

Müsbet hareket etmek. Yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin, gruplara adavet ve onların hata ve kusurlarını görmekle meşgul olmamak. Onların hataları ve kusurlarıyla değil, kendi mesleğinin muhabbet ve güzelliğiyle hareket etmek. Buna göre bir İslami grup reaksiyoner değil, aksiyoner olmak durumundadır. Başkasının noksanlarıyla meşgul olmak, ihtilaf ve düşmanlıkları körükleyici bir husustur.
İslam dairesi içinde hangi meşrepte olursa olsun,  sevgi, kardeşlik ve ittifaka sebep olacak çok birlik bağları olduğunu düşünmek gerekir.

Hak mesleklerle ittifak ve kardeşliğin bir şahs-ı manevi ortaya çıkardığının bilincinde olmak gerekir.
Önemsiz rekabetkarane olan duygularını bir kenara bırakması gerekir.[37]Büün bunlar, ihlası kazandıracak, sevgi ve kardeşliği sebep olan hususlardır. 

Diğer taraftan gruplar arasındaki kardeşlik ve muhabbeti sağlayacak en önemli hususlardan birisi de, Allah’ın rızasını esas maksat yapmaktır. “Cenab-ı Hakkın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i Etba ile fazla muvaffakiyet ile değildir” düsturu bunun nasıl olması gerektiğini de anlatmaktadır. Çünkü bir cemaatin fertlerin çok olması ve muvaffak olması, insanların değil Allah’ın vazifesidir.  Bu yüzden bazen bir tek kelime bile kurtuluşa sebep olabilir. Cemaat mensupların çok olması da o kadar nazara alınmamalı. Bazen bir tek kişinin irşadı, bin adamın irşadı kadar Allah rızasını kazanmaya vesile olur.[38]

Nursi’ye göre kardeşliği sağlayacak en önemli hususlardan birisi de, “Allah için sevme prensibidir.”[39] Bu ilke,  insanlara ya da gruplara gerçek kardeşlik iklimini yaşatacak olan önemli bir esastır. Çünkü sevdiğini Allah için seven bir insan, nefret ettiğinden de Allah için nefret edecektir. Bu ölçü sayesinde Allah’ın dinine hizmet edenler insanlardan ve gruplardan Allah için nefret etmek imkansızdır. Ancak bu prensip sayesinde Allah için sevilirler.

Said Nursi, İslama hizmet eden grupların kardeşlik ve dostluklarının devam edebilmesi için şu noktayı göz önüne almaları gerektiğini nazarlara sunar: “Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir ve memnun olurlar. Kıskanmak şöyle dursun, gayet samimi bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirane alkışlamak”[40] gerekir.  

Sonuç ve değerlendirme:  

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak Hazret-i İbrahim’i “Halil” yani dost edindiğini söyler.[41] Tefsirlerimize göre, Hazret-i İbrahim’e dost denmesi, onun Allah için sevmesinden ve Allah için buğz etmesinden, yani nefret etmesindendir. Bir başka ifadeyle Allah için dost, Allah için düşman olmasındandır. Hz. İbrahim, oğlunun Kurban edilmesi istendiğinde çekinmeden onu yapmaya teşebbüs etmiştir. Ama Allah onun çocuğunu da Allah için sevdiğini gördüğünden ona bir koç göndermiştir. Nemrud, Onu putlarını kırdı diye ateşte yakmak istemiştir. Ama o ateşte yanmaya razı olmuş, imanından ve görevinden dönmemiştir. Böylece Allah’a imanının ve dostluğunun mükemmelliğini göstermiştir. Yüce Allah da, ateşe emretmiş, ateş İbrahim’e soğuk ve selametli olmuştur.

Bunun için kardeşlik sevgisinin ve dostluğunun ölçüsü, Allah için dost olmak, Allah için düşman olmaktır, nefsimizi araya karıştırmamaktır. Böyle yaptığımız takdirde tıpkı Hz. İbrahim gibi Allah’ın dostluğunu da kazanmış oluruz.  Allah için dost olmadığımız zaman, “Bugün birbirleriyle dost olanlar, müttakiler hariç o gün birbirlerinin düşmanı haline gelirler”[42] ayetinin hükmüne mazhar olur. Biz, hem burada, hem de orada dost ve kardeş olmak için, Allah’ın dostluğunu kazanmalıyız. Kafirler birbirlerinin dostudurlar, zalimler birbirlerinin dostudurlar. Müminler de müminlerin dostudur. Allah da müminlerin dostudur. İnsanları küfrün karanlıklarından imanın aydınlığına çıkarmıştır. Allah’ın dostlarına ise korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.[43]

 

Dipnotlar:

[1]  Kur’an’da kardeşlik ile ilgili ayetler için bkız: Muhammed Fuad Abdülbaki, Mu’cemu’l-Müfehres li Elfazi’l-Kur’ani’l-Kerim, s. 23-25

[2] Hucurat, 49: 13

[3] Fussilet, 41: 34

[4] Ebu’l-Kasım Mahmud b. Ömer ez Zemahşerî, el Keşşâf, Beyrut, Darü İhyai’t-Türasi’l-Arabi,  1997, IV, 205

[5] Alu İmran, 3: 134

[6] Furkan, 25: 72

[7] Nisa, 4: 116 Ayrıca Allah’ın affediciliği ile ilgili olarak bkz:  Bakara, 2: 187; Alu İmran, 3: 152; Maide, 5: 95

[8] Abdullah b. Ömer  el-Beydavî, Envarü’t-Tenzil, Haşiyetü Şeyh Zade kenarında, İstanbul,  İhlas Vakfı Yayınları, 1995, II, 201.

[9] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul,  Zehraveyn, tsz, III, 185-186

[10] Buhârî, İman, 4-5

[11] Ebu Abdillah Muhammed b. Embi’l-Hasen el-Buharî, es-Sahihu’l-Buharî, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1981,  Edeb, 29;  Ebu’l-Hüseyin Müslim, Sahih-i Müslim, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1981, İman, 73

[12] Maide, 5: 32

[13] Hucurat, 49: 10

[14] Maide, 5: 54

[15] Fetih, 48: 29

[16] Taha, 20: 44

[17] Hücurat, 49: 6

[18] Hücurat, 49: 9-11

[19]Hucurat, 49:12

[20] Tirmizî, Hudud, 3

[21] Tirmizî, Birr, 36

[22] Tirmizî, Zühd, 54

[23] Mümtehine, 60: 7-9

[24] Buhârî, İman, 7; Müslim, İman, 71, Tirmizî, Kıyâme, 59

[25] Said Nursi, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994, s.254.

[26] Nursi, Mektubat, s.254.

[27] Buhari, İman,7.

[28] Müslim, İman, 93-94;Tirmizi,  Et’ime,45.

[29] Fatır, 35/18.

[30] Nursi, Mektubat, s.255.

[31] Fetih, 48/29.

[32] Nursi, Mektubat, s.255.

[33] Nursi, Mektubat, s. 255.

[34] Nursi, Mektubat, s. 256.

[35] Nursi, Lem’alar, Sözler Yayınevi, İstanbul, 1976, s. 140.

[36] Nursi, Lem’alar,s. 139.

[37] Nursi, Lem’alar, s. 140-141.

[38] Nursi, Lem’alar, s. 141-142.

[39] Nursi, Lem’alar, s. 143.

[40] Nursi, Lem’alar, s.161.

[41] Nisa, 4,/125

[42] Zuhruf,43/67.

[43] Yunus, 10/62.


1. Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 11, s. 217-228, 22-24 Mart 2013 

 
popüler cevapdünya atlası