Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Tebliğ ve İrşad Metotları

Eklenme Tarihi: 17 Aralık 2013 | Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017

 

İbrahim YARDIM

DKAB Öğretmeni

 

Yaşadığımız yüzyılda millet ve memleketimizin sahip olduğu birçok sıkıntıların temelinde metodolojik problemler yatmaktadır. Metodolojik anlamda malumat sahibi olmak; mürşit, mübelliğ ve mürebbi gibi makamlarda olan insanlar için bir ön şarttır.

Bediüzzaman Said Nursi, mübelliğ ve mürşit yönü ağır basan ve bu yönleri ile temayüz eden bir İslam âlimidir. Mübelliğ ve mürşit makamında olan bir kimsenin de vasıfları daha çok tebliğ ve irşad metotlarında kendini gösterir.

Araştırmamızın temel kaynağını oluşturan Risale-i Nur Külliyatında Bediüzzaman Said Nursi’nin üzerinde hassasiyetle durduğu temel konularından birisi de tebliğ ve irşad metotlarıdır. Risale-i Nur Külliyatını, mana ve muhteviyat açısından inceleyecek olursak iki temel konulardan birisinin iman hakikatleri diğerinin ise tebliğ ve irşad metotları olduğu görülecektir.

“Bediüzzaman Said Nursi’ye göre tebliğ ve irşad metotları” başlığı ile hazırlamış olduğumuz bu tebliğdeki maksadımız; İslam’a hizmet etmenin kendisi kadar, bir de İslam’ı tebliğ ve insanları irşad etmek konusunda metodun önemli olduğuna dikkat çekmektir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin tebliğ ve irşatta kullandığı birtakım metotlar; işe nefsinden başlaması, şahsı değil; fikir ve davranışı hedef alması, önce teşhis sonra tedavi yollarını beyan etmesi, fıtrata uygun davranması, kaynak olarak Kur’an’dan beslenmesi, müspet hareket etmesi, anlattıklarını önce temsil sonra tebliğ etmesi, ihlas ve uhuvvet düsturlarıyla hareket etmesi, hakkı her şeyin üstünde tutması, siyasete bulaşmaması, diğer semavi din mensuplarına ılımlı yaklaşması, her şeyde bir pencere-i tevhid açması, zaman ve zemin şartlarına göre hareket etmesi, batılı tasvir etmemesi, nezihane nazikâne ve kavl-ı leyyini düstur edinmesi, tebliğ ettiklerini akla ve ilme dayandırması, hikmetle ve şefkatle hareket etmesi, manevi cihadı savunması şeklinde özetlenebilir.

Tebliğimizin başlığından da anlaşılacağı üzere konu, bir tez konusu olacak kadar kapsamlıdır. Bundan dolayı biz araştırma konumuzu; hizmet-i imaniye ve Kur’aniye’nin icrasında uygulanması gereken tebliğ ve irşat metotları konusu ile sınırlı tutmaya çalışacağız.

Günümüzde -manevi anlamda- insanların yaşadıkları sıkıntıların ve sahip oldukları zafiyetlerin birçoğunun temelinde insanın fıtratına ve İslam’ın ruhuna uygun olmayan birtakım metotların uygulanmış olması problemi yatmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi de insanlığın içine düşmüş olduğu ruhi bunalımın ve ahlaki çöküntünün ancak ve ancak tebliğ ve irşat yoluyla çözüme kavuşacağına inanan bir mübelliğ ve mürşittir. Bu zaviyeden bakıldığında tebliğimizin -muhteviyat olarak- önemli bir mevzuyu ele aldığı anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi’nin mübelliğ ve mürşit kimliğine dair hayatından birçok örnekler verilebilir. Mesela; hapishaneleri medrese-i nuriyeye çeviren[1] bir müderris olması, şark bölgesindeki aşairlerle görüşüp onları yüksek fikirleriyle irşat eden[2] bir münevver olması, Meclis-i Mebusan’da dini yaşamak hususunda gördüğü lakaytlık üzerine mebusları ikaz eden bir beyanname hazırlayan[3] hamiyetperver bir insan olması, isyan eden sekiz tabur askeri etkili nutuk ve nasihatleriyle itaate getiren[4] gönüllü asayiş memuru olması, Emevi Camisinde, İslam dünyasını intibaha getirecek kadar tesirli bir hutbe irad eden[5] bir hatip olması Bediüzzaman Said Nursi’nin mübelliğ ve mürşit kimliğinin sadece birkaç örnekleridir.

“Millet, tenvir ve irşat edilmelidir”[6] diyerek yola çıkan Bediüzzaman, bu önemli vazifenin tarzı ve metodu hususunda da birçok önemli bahisler kaleme almıştır. Tebliğ ve irşat hizmetinde uygulanmak üzere yüzlerce kaide, prensip ve düsturlardan bahsetmiştir.

Tebliğ ve irşat faaliyetleri ile ilgili metot seçimi yaparken; asrın niteliklerini, zamanın getirdiği tereddüt ve tenkitleri nazara alarak insanların mizaç, karakter, kabul, infial, teslim ve teveccüh gibi vasıfları itibariyle de tahlil edilmesi gerektiğine inanan Bediüzzaman Said Nursi, her çağın kendine has şartları olduğunu kabul eder. Yapılacak tebliğ ve irşadın mevcut şartlara ve çağın anlayışına uygun olması gerektiğini savunur.[7]

O’na göre tebliğ vazifesini omuzlayanların en ciddi sorumluluğu; o hakaik-i imaniye ve Kur’an’iyeyi en kolay bir biçimde, en güzel bir şekilde ve en etkili bir tarzda sunmak olmalıdır ki akıllar tatmin kalpler ise mutmain olabilsin.

O’nun en büyük hususiyeti İslam’ın öz değerlerine bağlı kalarak asrın idrakine hitap eden bir tebliğ ve irşat metodu ortaya koyabilmiş olmasıdır.[8]

Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi, yüzyıllarca din tedrisatının merkezini temsil etmiş olan medreselerin Cumhuriyet Dönemi öncesi ve sonrasında yaşamış oldukları duraklama döneminin temel sebebi olarak medreselerin muhteviyat ve metot anlamındaki eksikliklere sahip olduğu görüşünü kabul eder.[9]

Bediüzzaman, tebliğ sorumluluğunu azami fedakârlık ve azami gayret içerisinde istikametle götürmekte ve milletimizin vicdanında ma’kes bulan bir kabul ile günlük hayatın pratiklerinde insanımızın itikadî, ahlakî ve amelî dünyasına kuvvet vermekte, manevi bir kılavuz rolünü üstlenmektedir.[10]

Bediüzzaman Said Nursi, tebliğ ve irşad faaliyetlerinde metodun önemi üzerinde sık sık durmaktadır. Bu mana ile ilgili -özellikle lahikalarda-birçok mektuplar kaleme alır. O mektuplarda yüzlerce kaide ve prensiplerden bahseder. Bu husus kanaatimizce de son derece önemlidir. Çünkü insanlara İslam’ı tebliğ etmemek, insanlarda manevi bir boşluğa sebep olurken İslam’ı insanlara yanlış tebliğ etmek ise insanlarda dine karşı bir antipatiye sebep olabilmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi, insanları irşad ve İslam’ı tebliğ etmek vazifesini icra ederken üzerinde önemle durduğu bir husus da hikmetle ve şefkatle hareket etmesidir. Kendisi bu prensibini “Risale- i Nur, ism-i rahim ve hakîme mazhardır.”[11] sözü ile ifade eder. Tabir-i diğerle Risale-i Nur’un gayesi ilim ve hilimle irşad etmektir.[12] Bediüzzaman’ın bu metodu, modern eğitim sisteminde “önce ilgi sonra bilgi” kaidesiyle karşılık bulmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi, Peygamber Efendimizin efkâr-ı ammeye kendini kabul ettirmesi, kalplerden vahşi adetleri kaldırması, güzel ahlakı te’sis etmesi, insanlık cevherini ortaya çıkarması, ihtilal ve fesadı ortadan kaldırıp bir devlet-i İslamiyeyi teşkil edebilmesi, hep bu kaidenin yani O’nun (sav) hikmet ve şefkatle hareket etmiş olmasının müspet neticeleri olarak görür.

Bediüzzaman Said Nursi, tebliğ ve irşad faaliyetlerinde uygulamış olduğu bir metot da yazmış olduklarını akla ve ilme dayandırmış olmasıdır. Bediüzzaman Hazretleri, bu hususun önemini “elbette nev-i beşer, ahir vakitte ulum ve fünûna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.”[13] “Mahiyet ve istidat itibariyle her şey ilme bağlıdır” sözleri ile ifade eder.[14] İtikadın sarsıldığı ve teslimiyetin bozulduğu bir dönemde[15] tebliğ edilenlerin karşı zihinlerde te’sir uyandırması için anlatılanların akla ve ilme dayandırılmasının önemi tartışılmaz bir husustur.

Bediüzzaman Hazretlerinin başlatmış olduğu iman hizmeti ve hareketinin, Anadolu’da ve İslam coğrafyasında maya tutmasının en önemli sebeplerinden birisi de müspet hareket etmeyi kendine bir tebliğ ve irşad metodu olarak kabul etmesidir.

Emirdağ Lahikasının son mektubunda umum nur talebelerine vefatından önce vermiş olduğu en son derste müspet hareket etmenin ehemmiyetini şu sözleriyle vurgular: “Aziz kardeşlerim! Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rızay-ı İlahiyeye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müspet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.”

Bediüzzaman Hazretleri, müspet hareket etme konusunda da öncelikle kendisi talebelerine örnek olmuştur. Nitekim kendisine yapılan birçok menfi muamelelere sabırla ve rıza ile mukabele etmiştir. [16]

Bediüzzaman Hazretleri, tebliğ ve irşad metotlarının ehemmiyeti üzerinde dururken mübeliğ ve mürşit konumunda olan kişilerin vasıflarına da dikkat çekmektedir. Mesela; O’na göre mürşid makamında olan kişilerin; âlim-i muhakkik, hakîm-i müdakkik ve beliğ-i muknî olmaları gerektiğini savunur. Ta ki muhatabı ikna ve meseleyi ispat edebilsinler; muvazene-i şeriatı bozmasınlar, mukteza-yı hâle ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söyleyip mizan-ı şeriatla tartabilsinler.[17]

Bediüzzaman Hazretleri, tebliğ ve irşada nefsinden başlamıştır. Çünkü nefsini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez.[18] prensibi O’nun temel ilkelerinden birisi olmuştur. Ayrıca Risale-i Nuru doğrudan doğruya nefsine hitaben yazdığını ifade eder.[19] Başka bir ifade ile Bediüzzaman’ın tebliğ ve irşad metodu, enfüsten afaka doğru bir açılımı esas alır. Zaten en büyük tebliğ, nefsini ıslah ederek arzularını meşru olan çizgiye çekmek ve istikamet dairesinde yaşamaktır.[20]

Bediüzzaman Said Nursi, tebliğ ve irşat hizmetinde “O’na yumuşak söz söyleyin”[21]ayetini rehber edinmiştir. Siyasilerden idarecilere, çocuklardan yaşlılara kadar herkesle yumuşak ve seviyelerine uygun bir dille konuşmuştur.

Mehmet Feyzi ve Emin adındaki talebeleri, O’nun hakkında kaleme almış oldukları bir mektuplarında, O’nun bu hususiyetini “ herkese hele ihtiyarlara ve çocuklara ve fukaralara rıfk ve mülâyemetle uhuvvetkârane bir muamele-i hâlisanede bulunurlardı”[22] sözleri ile dile getirirler. Bediüzzaman ise bu hâsiyetini “Risale-i Nurun mesleği; nezihâne, nazikâne ve kavl-i leyyindir” [23]cümlesi ile özetler.

Bediüzzaman Said Nursi, tebliğ ve irşat vazifesinde muvaffak olmasının en önemli sebeplerinden birisi de “önce temsil, sonra tebliğ” ilkesine riayet etmiş olmasıdır. Eserlerinin çok tesirli olmasının altında yatan temel sebep de budur. Yani önce yaşamış sonra yazmış olmasıdır. “Niçin yapmadıkları şeyleri söylüyorlar?”[24] ayetinin muhatabı olmaktan şiddetle kaçınmıştır. Hayatı ve eserleri bunun en açık delilidir.

Bediüzzaman Said Nursi, mesleğini ve hizmet tarzını sağlam temeller üzerine oturtmuştur.” Allah’ın yoluna hikmetle davet ediniz”[25] ayetindeki emr-i İlahi mucibince hakîmane bir tebliğ ve irşad yolu takip etmiştir.

Said Nursi, tebliğ ve irşadında en ehemmiyetli olana öncelik vermiştir. Talebesi Zübeyir Gündüz alp, Konferans’ında imanı, bir sarayın temellerine ve bir ağacın köklerine benzetir.[26]Bediüzzaman Hazretleri de maddi- manevi her türlü meşru zevklerden bile feragatte bulunarak her şeyden evvel bütün mesaisini erkân-ı İslamiyenin ve hakaik-ı imaniyenin takviyesine kendisini/hayatını vakfetmiştir.[27]

Said Nursi, tebliğ ve irşatta ihlâsa büyük önem vermiştir. Allah’ın rızası; kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle elde edilemeyeceğini, ancak ihlâs ile kazanılabileceğini kabul eder. Ayrıca a’malin mayasının ihlâs olduğunu, ihlâsı kazanmanın çok mühim olduğunu, medar-ı necat ve halasın yalnız ihlâs olduğunu, bir zerre ihlâslı amelin batmanlarla halis olmayan amellere müreccah olduğunu ifade eder.[28]

Said Nursi, Kur’an hakikatlerinin tebliğ ve neşrinde enbiyaya ittiba etmeyi esas alır.[29] O’nun takip ettiği yolda olan Kur’an hizmetkârları da hizmetlerinin karşılığında ecir ve ücret istemezler. Ücretlerini yalnız ve yalnız Cenab-ı Hak’tan beklerler. Onlar “ bu dünya hizmet yeridir; lezzet, ücret ve mükâfat yeri değildir” derler ve fisebilillah tebliğ ve irşad vazifesini yerine getirirler.[30]

Bediüzzaman’ın eserleri orijinal olduğu gibi tebliğ tarzı da orijinaldir. Bediüzzaman’ın tebliğ tarzı, İslamiyet’i bizzat nefsinde yaşayarak tebliğini ömür boyu sürdürmektir. Asr-ı saadeti bu zamana yansıtan bir ruh ile İslami güzellikleri hayatında teşhir etmektir. Çünkü en etkili tebliğ, yaşayarak yapılan tebliğdir. Bu tebliğ yolu, kalbin derinliklerine iniştir, vicdanlara sesleniştir, hasbidir, iksir gibi etkilidir ve ruhları celbedicidir. Bu tebliğ yolu, hakikat âşıklarını, temiz fıtratları ve asil ruhları kendine çeken müstakim bir caddedir.

Bediüzzaman’ı, tebliğ ve irşat noktasında diğer ulemadan temayüz ettiren en önemli özelliği çağın problemlerine orijinal çareler sunan bir mürşit ve mübelliğ olmasıdır. Ayrıca O, İslam’ı yepyeni bir metotla ve orijinal izahlarla takdim etmiş olması O’nun yenilikçi bir kimliğe/mücedditlik makamına sahip olduğunun işaretleridir.[31]

Bediüzzaman, tebliğ ve irşat hayatında daima olumsuz fikir ve davranışı hedef almıştır, şahsı değil. O, kâfire değil; küfre düşmandı. Günahkâra değil; günaha karşıydı. O, başkasının günahına ağlayan bir insandı. Bediüzzaman Hazretleri, bu hasletinden dolayıdır ki en menfi insanları ve günahkârları bile kazanabilme nimet ve şerefine sahip olmuştur.

Manevi cihadı savunması[32] ve müspet hareket tarzına sahip olması[33] O’nun şahıs endeksli mücadele yerine fikir ve davranışa karşı mücadele tarzını savunduğunu gösteren örneklerdir. Kâfiri hedef alan maddi cihattan ziyade küfrü hedef alan manevi cihadı savunmuştur ve bu amaçla eserlerini kaleme almıştır.[34] Yani ilimle, marifetle, delil ve burhanla, izah ve ispat yoluyla karşı tarafı ikna edip küfrü mağlup etmek O’nun genel hizmet ve tebliğ metodudur. Ayrıca Kendisinin idamına hükmeden en muannit düşmanlarına bile hakkını helal etmesi O’nun şahsa karşı bir mücadele içinde olmadığının en bâriz delillerindendir.[35]

Bediüzzaman Hazretleri, hizmet-i imaniye ve Kur’aniyyenin icrasında fıtrata uygun tebliğ ve irşat metotları kullanmıştır. Zira O’na göre fıtrat fıtrî olmayan şeyi reddeder, atar.[36]Bu husus kanaatimizce de son derece önemlidir. Çünkü gönülleri ısıtmayan, kalplere inmeyen, vicdanlarda kabul görmeyen bir tebliğ ve irşat tarzı akıl ve fikir aynasında ma’kes bulmaz. Ancak akıl-kalp dengesini koruyabilen, insanların şahsiyetine itibar eden ve fıtratı kucaklayabilen bir tebliğin müspet neticeleri olur.[37]

Bediüzzaman Hazretleri; tebliğ ve irşad hizmetinde bulunacak olan kişinin İsrailiyatı ilm-i usule, hikayâtı akidelere ve mecazi manaları hakikatlere karıştırmaması gerektiğini savunur. O’na göre mübelliğ ve mürşit, muhakemesizlikten, muvazenesizlikten ve zahirperestlikten uzak durmalıdır.[38]

Said Nursi, tebliğ ve irşat sahasında vazifeli bir mürşit olarak, önce yarayı ve hastalığı teşhis etmiş; sonra tedavi yollarını beyan etmiştir. Mesela; Hutbe- i Şâmiye adlı eserinde Avrupalıların maddi terakkide istikbale uçmaları ile beraber Müslümanların maddeten Orta Çağ’da kalmalarına sebep olarak Müslümanlardaki altı hastalıktan bahseder. Daha sonra bu hastalıkların tedavisi için de Kur’an eczanesinden almış olduğu ilaçları ve tedavi yollarını açıklamaya başlar.[39]

Said Nursi, tebliğ ve irşat hizmetlerinde ve kaleme almış olduğu eserlerinde naklî delillerle beraber aklî delillerden de sık sık istifade eder. Çünkü itikadın sarsıldığı, teslimiyetin bozulduğu, telkine inanılmadığı, manevi anlamda itaatin ve itimadın eskisi gibi olmadığı hastalıklı bir dönemde yaşayan bir insan olarak Said Nursi, aklın devreye girmesi gerektiğine inanmaktadır.[40]

Said Nursi, ehl-i dalaletin silahları ile onları mağlup etmek gerektiğine inanır. Kendisi de fen, felsefe ve akıl yoluyla iman hakikatlerinin izah ve ispatını yapar. “Bütün ahkâm-ı şe’riyye ve hakaik-i imaniye aklîdir ve aklî olduğunu ispata hazırım” sözü O’nun aklî delillerden ciddi manada istifade ettiğini göstermektedir.[41]Ayrıca aklî deliller yoluyla inançsızlığın iddialarını çürütür ve netice itibariyle insanı tevhide ve marifetullaha yaklaştırır. Tebliğ ve irşatta iman hakikatlerini izah ederken pozitif bilimlerden de istifade eder.

Dine karşı yapılan saldırılarda doğru savunma metodunu kullanması, muvaffakiyetinin en önemli sebeplerindendir. O, ikna ve inandırma metodunu etkili bir şekilde kullanmıştır. Mesela; Osmanlı’nın parçalanmasında fevkalade bir rol oynayan Karasso gibi bir muarız, Bediüzzaman ile konuşmasını yarıda keserek dışarıya fırlamış olması, telaş ve hayretler içerisinde mağlubiyetini izhar etmiş olması[42]Bediüzzaman’nın ikna ve inandırma kabiliyetinin harikulade olduğunun bir misalidir.

Bediüzzaman Hazretleri, tebliğ ve irşadında müspet netice vermeyen tedbirlere girişmemiştir. Mesela; Hizmet Rehberi adlı eserde “birçok iyiler var ki iyilik zannıyla fenalık yapıyorlar”[43] ifadesiyle yanlış tebliğ usullerinin ciddi sakıncaları olacağına işaret etmiştir. Yani bir insanın hem niyeti hem kendisi iyi olabilir. Ancak yanlış tebliğ ve irşat metodu yüzünden o iyi insan, iyilik zannıyla fena neticelere sebebiyet verebilir.

Bediüzzaman Hazretleri, tebliğ ve irşat hayatı boyunca hakkı her şeyin üstünde tutmuştur. O, haklının kuvvetli olduğuna inanır. Kuvvetlinin haklı olarak kabul edilmesi anlayışına şiddetle karşı çıkar. Zira O’na göre hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilemez. Ayrıca “Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun”[44] sözleriyle de her zaman ve zeminde hakkın ve haklının yanında olacağını vurgulamıştır.

Said Nursi, tebliğ ve irşadında bâtılı tasvir etmemiştir. Çünkü O’na göre bâtılı iyice tasvir etmek sâfi zihinleri idlâldir.[45] Bunun yerine iman ve Kuran dersleriyle muhatabının ruh, kalp ve vicdanını tenvir etme yoluna gitmiştir.

Said Nursi, tebliğ ve irşadında fen, felsefe ve edebiyat gibi ilimlerden de istifade eder. Mesela; Ayetü’l-Kübra, Münacaat, Beşinci Hüccet-i İmaniye ve Altıncı mesele[46] gibi risalelerinde fen bilimlerinden örnekler verir. Ayrıca iman hakikatlerini anlatırken temsil, teşbih ve intak gibi edebi sanatlardan da istifade eder. Mesela; sırr-ı temsil ile en uzak hakikatlerin yakınlaştığı ve dağınık meselelerin toplattırıldığı ve en yüksek hakikatlere kolaylıkla yetiştiğini ifade eder.[47]

Said Nursi, tebliğ ve irşat faaliyetlerinde semavi din mensupları ile ittifak edilebileceğini şu ifadeleri ile dile getirmektedir: “ Hatta değil Müslümanlarla, belki dindar Hrıstiyanlarla dahi dost olup adaveti bırakmaya çalışıyorum”[48] Zira O’na göre dinsizlik, bütün semavi dinlerin müşterek düşmanıdır. Ayrıca “şimal cereyanı” diye tabir ettiği komünizm tehlikesine karşı semavi din mensuplarının çok dikkat etmeleri ve ortak hareket etmeleri gerektiğini/edeceklerini ifade eder.[49]

Netice itibariyle; Bediüzzaman’ın; muallimliğini deruhte ettiği Risale-i Nur mektebinin gayesi, insanlığın maddi ve manevi terakkisini sağlamak ile beşerin saadetini temin etmeye yönelik gerçek bir medeniyetin tesisidir. Bediüzzaman Hazretleri, bu gayenin tahakkuku için tebliğ ve irşat metotlarına çok ehemmiyet vermiştir. İşte bu sebeple Said Nursi, tebliğ ve irşat metotlarını sağlam temellere oturtmuştur. İnsanın fıtratına uygun hareket etmiştir. Davetini hikmetle yapmış. Kırıcı ve yıkıcı bir tarz ve üsluba asla iltifat etmemiştir. Önce yaşamış sonra yazmıştır. Eserlerinin kazandırmış olduğu iman, ilim, marifet, muhabbet ve ahlak sayesinde müstakim ve kâmil bir cemaat tesis etmiştir. Küfrün şahs-ı manevisine karşı nurani ve kuvvetli bir şahs-ı manevi oluşturmuştur. Müntesiplerini tefekkürün engin, zengin ve derin dünyasında gezdirmiştir.

Telif ettiği Risale- i Nurlar ise tebliğ modeli, hizmet tarzı, sunuş biçimi, akıl ve kalbi tatmin etmesi itibariyle fevkalade orijinaldir ve asrın ruhuna/mizacına tam mutabık olan bir iman setidir. İşte bundan dolayıdır ki bugün hiçbir ilim adamının muhatap olamadığı alakaya, eserlerindeki fikrin ciddiyet, kuvvet ve tesiri ile Said Nursi mazhar olmuştur. Bu müspet neticenin hâsıl olmasında O’nun görüşlerindeki muhtevanın ve benimsediği tebliğ ve irşat metodunun büyük bir rolü vardır.

 

 

 

KAYNAKLAR

Safa Mürsel, Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1995.

Said Yetim, Bediüzzaman Said Nursi’nin Eğitim ve İrşat Metotları, Harran Üniversitesi, Sosyal Bilimler

Enstitüsü, Şanlıurfa, 1998. ( Yüksek Lisans Tezi )

Şener Dilek, Risale-i Nurun Metot Ve Gayesi, Feyza Yayınları, İstanbul, 2010.

Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Envar Neşriyat, İstanbul, 1996.

-Mektubat, Envar Neşriyat, İstanbul, 1996.

-Lem’alar, Envar Neşriyat, İstanbul, 1996.

-Asay-ı Musa, Envar Neşriyat, İstanbul, 1996.

-Emirdağ Lahikası I- II,Envar Neşriyat, İstanbul, 1996.

-Tarihçe-i Hayat, Envar Neşriyat, İstanbul, 1996.

- Divan-ı Harb-i Örfî, Envar Neşriyat, İstanbul, 1995.

- Âsâr-ı Bediiyye, Envar Neşriyat, İstanbul, 2010.

- Hutbe-i Şâmiye, r n k Neşriyat, İstanbul, 2012.

- Konferans, r n k Neşriyat, İstanbul, 2012.

-Hizmet Rehberi, r n k Neşriyat, İstanbul, 2006.

Zübeyir Gündüz alp, Nefis Terbiyesi, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 2012.

Mehmet Erdoğan, Bediüzzaman ve Siyaset, Nesil Yayınları, İstanbul,2008.

Nevzat Tarhan, Çağın Vicdanı Bediüzzaman, Nesil Yayınları, İstanbul,2012.

 

 

 

 


[1]Said Nursi, Asay-ı Musa, s. 19;Tarihçe-i Hayat, s.10.

[2]Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 80.

[3]Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 139.

[4]Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 69.

[5]Said Nursi, Hutbe-i Şâmiye, s. 19.

[6] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s.150.

[7] Said Yetim, Bediüzzaman’ın Eğitim ve İrşat Metotları, s.96.

[8] Safa Mürsel, Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s.24.

[9] Nevzat Tarhan, Çağın Vicdanı Bediüzzaman, s. 52.

[9] Said Nursi, Konferans, s. 47.

[10] Şener Dilek, Risale-i Nurun Metod ve Gayesi, s.104.

[11] Said Nursi, Şualar, s.711.

[12]Zübeyir Gündüz alp, Nefis Terbiyesi, s.37.

[13] Said Nursi, Sözler, s.264;Tarihçe-i Hayat, s.90.

[14] Said Nursi, Sözler, s.316.

[15] Said Nursi, Sözler, s.93.

[16]Said Nursi, Emirdağ Lahikası II, s. 241.

[17] Said Nursi, Divan-ı Harb-i Örfî, s. 81.

[18] Said Nursi, Sözler, s. 269.

[19] Said Nursi, Mektubat, s. 70.

[20] Şener Dilek, Risale-i Nurun Metod ve Gayesi, s.118.

[21] Taha Suresi, 44.

[22] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s.326.

[23] Said Nursi, Lem’alar, s.176.

[24] Şuara Suresi, 226.

[25]Nahl Suresi, s. 125.

[26] Said Nursi, Sözler, s.749.

[27] Said Nursi, Şualar, s. 446.

[28] Said Nursi, Lem’alar, s.152.

[29] Said Nursi, Mektubat, s. 13.

[30]Şener Dilek, Risale-i Nurun Metod ve Gayesi, s.113.

[31] Mehmet Erdoğan, Bediüzzaman ve Siyaset, s.23.

[32] Said Nursi, İşarat’ül-İ’caz, s. 174.

[33] Said Nursi, Mektubat, s.419; Tarihçe-i Hayat, s.216.

[34]Said Nursi, Emirdağ Lahikası II, s. 239; Mektubat, s. 372; Tarihçe-i Hayat, s.33.

[35] Said Nursi, Emirdağ Lahikası I, s. 272.

[36] Said Nursi, Sözler, s. 358.

[37] Şener Dilek, Risale-i Nurun Metod ve Gayesi, s. 21.

[38] Said Nursi, Âsâr-ı Bediiyye, s.164.

[39] Said Nursi, Hutbe-i Şâmiye, s. 20.

[40] Nevzat Tarhan, Çağın Vicdanı Bediüzzaman, s. 45.

[41] Said Nursi, Konferans, s. 47.

[42] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 60.

[43] Hizmet Rehberi, s. 191.

[44] Said Nursi, Divan-ı Harb-i Örfî, s. 36.

[45] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 691.

[46] Said Nursi, Şualar, s. 205.

[47] Said Nursi, Mektubat, s. 377.

[48] Said Nursi, Barla Lahikası, s. 8.

[49] Said Nursi, Emirdağ Lahikası (1. Bölüm ) s. 159; Kastamonu Lahikası, s. 81.

 

popüler cevapdünya atlası