BARLA LAHİKASI’NDA AHMET HÜSREV ALTINBAŞAK

Eklenme Tarihi: 08 Haziran 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

 

Barla Lahikası Sempozyumu Poster Sunumudur

Araştırmacı Kadir AYTAR

HAYATI

Ahmed Hüsrev Atınbaşak, 1899 yılında Isparta’da dünyaya gelmiştir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde hem dinî, hem de dünyevî açıdan iyi bir eğitim görmüştür. Küçük yaşlardan itibaren yardımseverliği, takvası ve sünnet-i seniyyeye bağlılığı sebebiyle arkadaş çevresinde kendisine Hızır denilirmiş. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar’a karşı çarpışırken Manisa civarında esir düşerek üç sene Yunanistan’da esir kalmıştır. 1923’te esaretten döndükten sonra, sekiz sene kadar değişik memuriyetlerde bulunmuştur.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Isparta’ya gelmesi Ahmed Hüsrev ağabeyin hayatında dönüm noktası olmuştur. 1931 yılında Bediüzzaman’la tanıştıktan sonra, memuriyeti bırakarak kendini tamamen Kur’ân’ın hizmetine vakfetmiş, onun büyük yardımcısı ve yaveri olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri ona,Isparta’da ciddî, gayretli, metin, dirayetli bir arkadaş, bir talebe arıyordum. Beş sene bekledim, bulmadım. Sen o talebelerden birisi olmaya çalış.Sende öyle bir istidad hissediyorum.”demiştir.

Hüsrev ağabey, Üstad Bediüzzaman’ın kuvvetli bir imanı ders vermek üzere telif ettiği Nur Risaleleri’nin yazarak neşredilmesinde ve Nur hizmetinin bu vatanda kökleşmesinde, çok büyük bir gayret, ciddiyet, dirayet ve metanet göstermiştir. Üstadın tabiriyle “kalemi elmas bir kılınç gibi”dir ve gayet şirin yazısıyla Risalelerin en mükemmel, en sıhhatli ve tevafuklu binler nüshalarını yazıp bir matbaa gibi çoğaltarak Anadolu’nun her tarafına neşretmiştir. Onun Risale-i Nur’un neşrinde mânen vazifelendirilmiş olduğuna kanaat getiren Üstad Bediüzzaman bir mektubunda bunu,Aziz, hakikatli, gayretli, Sıddık kardeşim Hüsrev! …inayet-i ilâhiye tarafındansen (Sözler’in) Risalelerin yazmasına tavzif edilmişsin (vazifelendirilmişsin)ve o vazifede senin yüksek bir makamın var.”cümlesiyle ifade etmiştir.

Ahmed Hüsrev ağabey, risalelerinin tüm ülkeye neşredilmesinde büyük bir başarı gösterdiğinden, Bediüzzaman Hazretleri onun için,“Bu zat müstesna ve şirin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederekkomünist perdesi altında dehşetli ifsada çalışan anarşistliği kırdı ve tecavüzünü durdurduve bu mübarek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştirdi.Türk gençlerini ve nesl-i âtiyi büyük bir tehlikeden kurtarmaya vesile oldu.”demiştir.

Hüsrev ağabeyin hizmetlerinin ulaştığı yüksek seviyeyi ifade etmek için Bediüzzaman,Hüsrev geçmişteki yüz şeyhülislam kadar dine hizmet etti.”ve“Mazide yaşayan nice büyük evliyalar biz Hüsrev’e niçin yetişemiyoruz diye gıbta ediyorlar.”demiştir.

Hüsrev ağabey Kur’an’a ve imana hizmet yolunda Bediüzzaman Hazretleriyle öyle büyük bir muhabbet, şevk ve gayretle ittifak etmişti ki, adeta iki beden bir ruh hükmüne geçmişlerdir.

Üstad Bediüzzaman, Barla, Kastamonu ve Emirdağ gibi vatanın muhtelif köşelerinde sürgünde ve sıkı takip altında tutulurken, Hüsrev ağabey Risale-i Nur neşriyatını ve diğer Nur Hizmetlerini Isparta merkezli olarak sevk ve idare etmiş, olağanüstü faaliyet ve hizmetleriyle Bediüzzaman Hazretleri’nin takdirlerini kazanmıştır. 1950’lere gelindiğinde Nur Talebeleri artık ona “Üstad-ı Sânimiz”, “ikinci Üstadımız” diye hitab etmeye başlamışlardır.

Bediüzzaman Hazretleri ve Nur Talebeleri’nin, Eskişehir (1935-36), Denizli (1943-44) ve Afyon’da (1948-49) hapse girdikleri her üç seferde, Hüsrev Efendi de Üstadıyla birlikte hapse girmiş, mahkemelerde kahramanca müdafaalar yapmıştır.

Risale-i Nur’un neşri gibi, Kur’an mucizesinin keşfinde dahi Hüsrev ağabey Üstad Bediüzzaman’ın en büyük yardımcısı ve bu hizmette ortağı olmuştur. Hüsrev ağabeyin Kur’ân’a yaptığı bu kıymetdâr hizmet karşısındaki büyük memnuniyetini Hazret-i Üstad şu ifadelerle anlatmıştır:

“Sıddık, mübarek ve kalemi kerametli ve hizmeti muvaffakiyetli ve kalbi selim ve aklı müstakim kardeşim ve arkadaşım Ahmed Hüsrev Efendi! …Senin kaleminKur’ân yazmaya memur olduğuna kanaatim gelmiş. En güzel kalem, senin kalemine yanaşamıyor…Hüsrev, Kur’ân hizmetinde bulunan kâtiblerin manevî bir şâhı hükmündedirdemektir inşâallah.”; “Senin yazdığın mûcizeli Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın, inşâallah yakında tab’a (baskıya) girmesiyle, Âlem-i İslâm’dan senin ruhuna yağacak rahmet dualarını düşün, Allah’a şükreyle.”

Hüsrev ağabey sohbetlerinde; Risale-i Nur’daki iman ve Kur’ân hakikatlerini, Sünnet-i Seniyye’yi yaşamanın faziletini, bu asırda Risale-i Nurlar’la imana hizmet etmenin büyük kıymetini, Bediüzzaman Hazretleri’nin mânevî makam ve vazifesini, Kur’an yazısını ve yazarak Risaleleri neşretmenin pek büyük sevabını anlatmış, Risale-i Nur’un Sünnet-i Seniyye üzerinde yürüyen, bid’alarla ve siyasetle bulaşmamış, tertemiz, yüksek ve istikametli yolunu ders vermiştir. Talebelerine İslâmî ahlak ve âdâba son derece riayet etmelerini telkin etmiş, İslâmiyeti her cihetle yaşamaya gayret eden bir nesil yetiştirmeye çalışmıştır.

Ahmed Hüsrev ağabey, 1971 yılında en yakın talebeleriyle birlikte, Eskişehir hapsine alınmış, 1974’te Hapis’ten çıkınca ilk iş olarak Üstad Bediüzzaman’ın hayatı boyunca en büyük arzularından biri olan, “Tevâfuklu Kur’an’ın basılması”içinHayrat Vakfı’nıkurmuştur. Üç yıl daha Hayrat Vakfı çatısı altında hizmetlerine devam eden Hüsrev ağabey, 1977 yılı 20 Ağustos’unda, aynen canından aziz bildiği Üstadı gibi bir Ramazan gününde hakkın rahmetine kavuşmuştur. (www.husrevaltinbasak.com)

BARLA LAHİKASINDA HÜSREV AĞABEY

Barla Lahikasında Hüsrev ağabeyin 32 adet mektubu vardır. Bu mektuplarında kendisine yazması için yollanan Sözler’i (Risaleleri) değerlendirmiş, hissiyatını ve aldığı feyizleri yazmıştır.

Barla Lahikasındaki mektupların türü “özel” mektuba olmakla birlikte, “edebi” ve “açık” mektup türüne de girmektedir. Ağabeyler, Bediüzzaman Hazretlerinin bu mektupları lahikalarda yayımlayacağını bilmedikleri ve özel konuları ihtiva ettikleri için “özel”dir. Samimi duygularını ve değerlendirmelerini güzel bir üslupla ifade ettikleri için “edebi”dir. Bu mektuplardaki konular, bütün Müslümanları ve insanlığı ilgilendirdiği ve herkesin istifadesine açıldığı için de “açık”tırlar. Bu mektupların aynı zamanda sanat değeri olan bir makale, bir inceleme yazısı oldukları da göz ardı edilemez. Karşılıklı olmaları hasebiyle müzakere tutanakları olarak de değerlendirmek mümkündür.

Hitapları

Hüsrev ağabey, Bediüzzaman Hazretlerine yazdığı mektuplarında çok saygılı ve hürmetkardır; “üstadım, sevgili, muhterem, efendim, hazretleri, kıymettar, aziz, müşfik, hocam, mürşidim” gibi gayet samimi ve aralarındaki ilişkiye göre hitaplarda bulunmuştur.

Değerlendirmeleri

Hüsrev ağabey için Sözlerin (Risalelerin); her biri büyük bir deryadır, feyiz kaynağıdır, hayrette bırakan, emsaline tesadüf edilmeyen güzellikte, latiflikte ve birden bire kavranamayacak yüksekliktedir. İnsafla okuyanları hakkı teslim, inkârcı ve fasıkları da tevbe etmeye mecbur eden bir güçtedir.

Okundukça okunası gelen, alınan ilahi feyzi tarif etmekten acze düşülen, her okuyanıövgüye sevkeden,insanları maddîve mânevîyönlerden aydınlatan, yükselten ve erişilmezfeyizleregark eden bir özelliktedir.

Dimağları ilgilendiren pek büyük hakikatleri ve meseleleri kucaklayıcı ve çok istifade vericidir. Risalelerin her bir konusunun kendisine göre ayrı güzellikleri ve latiflikleri vardır.

Aklı gözlerine inmiş olanmaddiyunlar veemsâli tabakasına karşı, meydan okuyarak onların kafalarınahakikattokmaklarını vurur, diğer taraftan da onların kalblerini pek parlakfeyizleriyle doldurur.

Nurlarınhakikatleri görüldükçeminnetveşükürtezayüd eder, kalblernurlarla dolar, ruhlar istirahat eder,latifeler hisseleri kadarfeyizyâbolur, gün geçtikçe çoğalır ve nasipleri artar.

Risaleler hayatın karanlık sahifelerini, arzularının pekfevkindenurlandırır. Nezih,âlive çok yüksekfeyizli,sürurlu, zevkli, doyulmaz ve bırakılmazdır. Sevinci ve zevki artırır, zevk-i manevi yaşatır. Manevi yaralara çareler bulur, mahzunkalbleri şenlendirir, ağlayan yüzleri güldürür, gamnâkçehrelere gülümsemeserper,dimağlardaAsr-ı Saâdetin ocâzibedarhayatını canlandırır.Okurken kalblere serinlik, dimağlara inkişaf, ruhlara gıda verir.

Coşkun denizlerin akıntıları gibi,feyizleriyle mest eder,âfil güneşin her gündüze mahsus sönmezziyası gibi, ardı arası kesilmeyen nurlarıyla nurlandırır, hiçbir ferdişübehatta boğmamak esası üzerine yürür, kendisine hasbelâgatiyleukulüteshiredecek bir kabiliyetle söyler,duyanları vegörenleri kendisinemüteveccihkılar.

Değerlendirmelerinden bazı örnekler

Hüsrev ağabey Bediüzzaman’dan gelen Risaleleri önce defaatle okur. Yazarken de konuyu kısaca ve özlü bir şekilde özetledikten sonra ne anladığını ve kendi ufkunu nasıl açtığını edebi bir üslupla ifade eder:

“Yirmi Dokuzuncu Mektubun Dokuzuncu Kısmını pek büyük bir sevinçle aldım ve okudum. Kısmen kardeşlerimle, kısmen de yalnız başıma beş altı defa okuduğum halde, burisalenin ruhumailka eylediğinuranîfeyizleri karşısında, okudukça okumak ihtiyacım artıyordu. Ve senelerden berimüştakı bulunduğumtarikatin böyleulvî,nezih,âlihakikatlerini öğreten bukıymettarrisaleyi elimden bırakamıyorum. Her okudukça başka bir zevki veren ve kendi arkadaşları olan diğerrisaleler gibi, her bakışta başka bir güzellik ve letâfetgösteren burisaleyi ve içindekiulvîveâlihakikatleri bize okuyanlevhaların münderecatını belki dört beş seneden beri arıyor, bulamıyordum.”(109. Mektup)

“BugünSüleyman Efendikardeşimleirsalbuyurulan, biri dünyanın ömrünü izah eden bir mektupla, diğeriHazret-i Yûnusaleyhisselâmın duasınınfezâilini gösteren Otuz Birinci Mektubun otuz birlem'adan on birinci kısmının birinci kısmını aldık ve okuduk. Sevgili Üstadım, bu kısım bizi o kadarmesruretti ki, târifinemuktedirdeğilim. Cenâb-ı Haksizdenebedenrazı olsun. Bu risalekat'îbir varlıkla bu ümmetenecatkapılarını açıyor. Ve buzulümatlı günlerinavdetetmemek üzere veda etmekte olduğunuihbaretmekle beraber, şakirtlerini hep birden ve bir ağızdanmünacata davet ediyor. Sevgili Üstadım,istikbalimizinur deryasından fışkırannücûm-misâlnurlarla aydınlatan ve bukasvetli ve karanlıklı ve kâbuslu günlerimizdekat'îbir ümitle yaşatan ve herbir risaledelemeâneden yeni bir başka nurla yüzümüzü güldüren Cenâb-ı Vâcibü'l-VücudHazretlerinebîhisabşükrümüzü takdim ederken, sevincimizi katlayan Üstadımızınvürûduna sabırsızlıklaintizarımızı arz ederim, efendim.”(130. Mektup)

“Bizitarik-ı Hakta dolaştıran, mânevî yaralarımızı tedavi eden,hakikatuğrundaki düşüncelerimize bir kat dahametanetveren, bugününşeytankârânetehdidatına rağmen cesaretimizitakviyeeden ve her hususta ruh ve kalblerimizi iman ve hakikatnuruylanurlandıranvesa'yimizdeteşcieden veKur'ân-ı Hakîmin iki âyetin ihtivâeden Otuz Birinci Mektubun Birinci ve İkinci Lem'alarını ve Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmından İkinci Remzine aitmühimbiri'câzı da aldık, okuduk. Aldığımız mânevîfeyzi, benim gibi yoksul bir talebenizin kalb ve kaleminin haddi değildir ki tarif etsin.”(126. Mektup)

"Mirkatü's-Sünne ve Tiryâk-ı Marazü'l-Bid'a" isminehakikatenelyâkolan Otuz Birinci Mektubun On Birinci Lem'asını kardeşlerimle ve dostlarımladefâatle okudum. Gayetazîmbirtebşirat-ı Peygamberi ile başlayan bu risalenin on bir nüktesinden her birnüktesi başka birhüsünve başka birletafette yazılmakla beraber;ittiba-ı sünnetin maddî ve manevîfevâiditâdadedilirken, akıl açılan kapılardan içeriye giriyor. Her kapının içerisinde bulunan kapılar ve pencerelerden bakarak, gördüğühakikatler karşısında hayran oluyor. Gösterdiği deliller ile muterizlerin itirazlarına mükemmel vemuntazamcevaplar vermeklemukabele ediyor.Ehl-i şevke, ‘Benim gösterdiğim kapılardan girseniz,müşkilâtsızebedîbirsaadete kavuşmuş olacaksınız.’ diyerek ittiba-ı sünneti, her bir müslümana, hayatındadüsturittihazetmesini tavsiye ediyor. (146. Mektup)

“Evet sevgili,kıymettarÜstadım! Bu nurlumisilsiz eserler, insanınşübehatınıizale ettiğine ve şüpheleri davet edecek karanlık bir nokta bırakmadığınakat'ibir kanaatle îman ettiğim gibi, temas ettiğim kardeşlerimden vemütalâasında bulunan zevattankanaatiminumumentasdikedildiğini işittiğim anlar, her tarafımımeserret kapladığını hissediyorum. Bir hafta evvel "Hikmetü'l-İstiâze" isimlirisalenin bir kısmını ve birkaç gün evvel de diğer kısmıyla, On Dördüncü Lem'anın Birinci Makamını aldım.Hikmetü'l-İstiâzenin Birinci Kısmınımüteadditdefalar kardeşlerimle okudum. Dedim: Bukıymettarrisaleylemücahidtalebelerinize öyle güzel bir ilâç takdim ediyorsunuz ki, bu ilâçlarla mânevî yaralarımızı o kadar güzel ve çabuk tedavi ediyorsunuz ki, o pek müthiş yaralarımız bir andailtiyâmbuluyor, ıztıraplarımız o andazâiloluyor, kalblerimizserâpâsürurla doluyor.Rabb-i Kerîmimize karşı taşımakta olduğumuzmuhabbetimiztezâyüdediyor. VeHalık-ı Rahîme karşı olanâdâbımıza bilehalelgelmeyeceğini okudukça, vazifedeki şevk ve gayretimizi arttırıyor.” (146. Mektup)

Tevazuu, Hamd ve şükrü

Hüsrev ağabey büyük bir tevazu sahibidir. Üstadının şahsına ve ilmine karşı çok hürmet eder. Bunu her mektubunda dile getirir. “Cenâb-ı Hakka milyarlarcahamdediyor veşükrediyorum, ne kadarhamdeylesem,şükreylesem, bulütufların hakkını ödeyemem.” Der. Risale yazma vazifesine nail olmasından ve layık görülmesinden dolayı Allah’a nihayetsiz teşekkür eder ve bu vazifeyi bir şeref bilir, iftihar eder.

Duyguları

Hüsrev ağabey Üstadını çok sever, özler. Ona hainlerin engel olmaya çalışmalarından müteessir olur, yüreği sızlar, elinden bir şey gelmediği için üzülür. Nur deryasınınfeyizlirisalelerinin ehilolanlar arasında dolaşmasına ve Üstada ciddî olarakbağlanmalarına çok sevinir.

Din düşmanlarının tecavüzleriziyadeleştikçe, Üstadının, Kur'ân'ınfeyziyle nâilolduğuhakikatderyasından kükreyip gelen gizlihakâikiizharetmesi, sevincini artırır. O hakikatleri bahar çiçekleri olarak görür ve onları görmek için şiddetle ve sabırsızlıklabekler.

Risalelerin her tarafını parlak, her köşesini güzel bulur. Ruhunu sızlatan, kalbini ağlatan üzücü hallerin devalarını onlarda bulur. Değiştirilen İslam şearinden ziyadesiyle üzülür.

Üstadının gönderdiği mektuplardan tarifsiz sürur duyar, şevke gelir, sevinçle her tarafı dolar. Lisanının ve kaleminin yetersiz kalışı onu kederlendirir. Ruhu onunla birlikte olmasına rağmen cismen uzak bulunmasından dolayı ağlar. Gözlerinden dökülen yaşları yazı yazmak veyahutrisaleleri okumaklateskineder. Dünyayı sevmediği halde kurtulamaması, daha iyi hizmet edememesi onu üzer. Issızsahralar, susuz çöller, ruhunun birer meskeni olur,hayalenoralarda dolaşır. Aradığı şeyin ona hem çok yakın, hem de çok uzak olmasından dolayı çırpınır durur. Rüyasında temelleri atılmakta olan büyük bir gülyağı fabrikasının kâtipliğine tayin edildiğini görür. BilhassaYirmi Sekizinci Mektubun Yedinci ve Sekizinci Meselelerinde, hizmetininmakbuliyeti verıza-i İlâhîdâhilinde olduğunun pek açık birlisanla yazılması,onu çok mutlu eder.

Kur'ân-ı Mübînin nurlarınınahzveneşri hususunda, sevgili Üstadının vasıta kılınmasından dolayıCenâb-ı Hakka sonsuz minnettarlık duyar.Sevgili Üstadına ve risalelerekendini borçlu hisseder.

Üstadının zâlimlerinpençe-i zulmüyle dostlarından uzak, akraba vetaallûkatındanmahrumbir vaziyette geçirdiği bayramdan dolayı yüreği parçalanır, ruhu azîm elemlerle yanar, gözlerinden yaşlar dökülür. Kalbi,rahmet-i İlâhiyeninnüzûlü veâlem-i İslâmın saâdetveselâmeti için ağlayanlarla beraber hem de Dicle,FıratveNil-i Mübarekgibi âlem-i gaybvâdilerine sular akıtarak ağlar.

Tevafukatı

Hüsrev ağabey ve Üstad için Kur’an’daki lafzullahın tevafukatı çok mühimdir. Onu göze çarpacak, nazarları celb edecek şekilde kelimelerdeki tevafukatın güzellikleriyle meydana çıkartılmasında Üstadına yardım eder. Pek büyük bir ihtiyaç olan bu güzel ve pek büyük bir emr-i hayra kapı açan bu işin hemenikmaledilmesini her şeye tercih eder, muvaffak da olur. Üstadının dualarına mazhar olur.

Cemaatle birlikte okuması

Hüsrev ağabey cemaat şuuruyla birlikte okumalardan sürur duyar. Bu nedenle kıymetli ve manevî iplerle bağlanmış bir aile ve bircemaatefradının hissedeceği sevinçlemütelezzizolur. Üstadını başında, büyüklerini ağabey ve akranlarını da kardeş olarak görür. Bucemaatin içerisine dahil olmaktan dolayı fevkalade bahtiyar olur.Hulûsi,Re'fet Bey, Zekâi veSabriEfendi gibi kardeşlerinin,Risale-i Nur’lara karşı gösterdikleriâteşînmuhabbetlekalbîiştiyaklarını gösteren kalemleri, kendisini heyecanlandırır. Kendisi de Risale-i Nur’lara şiddetle ihtiyaç duyar. AzizÜstadını vasıta kılarak, en büyüknimetlerini, pekziyade muhtaç olduğu bir vakitte vermesinden, teselli ve memnun etmesinden, hem deistikbalinnurlu yüzünü göstererek nura koşturmasından, kardeşlerini ve sevenlerini çoğaltmasından, maddî ve mânevî kuvvetlerinitakviyeetmesinden vesaâdethazinelerinin anahtarlarını eline vermesinden dolayı Hâlık-ı Zülcelâlenihayetsizbirminnettarlıkta bulunur.

Bu güzel eserlerin, talebelerini başka ellere vermemesini ve nurlandırmak için başka kapılara boyun büktürmemesini büyük birhâsiyet ve birkerâmet olarak görür.

Duası

Hüsrev ağabey özellikle mektuplarının sonunda Üstadına dua etmeyi ihmal etmez. Onun sıhhat veselâmeti için daima dua eder. Dünyevîveuhrevî hatıra gelmeyennimetlerin en güzeliyle mes'ut olmasını ister, muavaffakiyetler diler. Sevgili Üstadından veHâlıkındanebediyenrazıdır.

SONUÇ

Çok sıkıntılı ve zulmetli dönemlerde büyük gayretlerle Risaleleri çoğaltarak memleketin küfrün pençesinden kurtulmasına büyük katkıda bulunan Nur’un Gül Fabrikası’nın sahibi Hüsrev ağabeyi birkaç sayfa ile anlatmak elbette mümkün değildir. Onun ihlasını, samimiyetini, hizmetlerini, ilmi ve edebi cephelerini ihtiva eden bir kitabın hazırlanması gerekir.

Tevafuklu Kur’an deyince hemen Hüsrev ağabeyin adı ve mübarek hatırası akla gelmektedir. Bugün onun hattı ile yazılan Tevafuklu Kur’an’ın tıpkıbasımı çok geniş kitleler tarafından okunmaktadır. Vefatından önce kurmuş olduğu Hayrat Vakfı onun hizmetlerini devam ettirmektedir. Bediüzzaman onun yeni yazı ile Risale yazmasına müsaade etmemiştir. Bunun hikmeti de bugün bu vakfın milyonlara Osmanlıca öğretmesinden anlaşılmaktadır. Allah onlardan ebediyen razı olsun.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

1-www.husrevaltinbasak.com

2-Barla Lahikası (e-risale.com)

 

popüler cevapdünya atlası