Açıklama
HAFIZ ALİ ERGiN AĞABEY
Hafız Ali Ergin, Hicrî 1317, Milâdî 1899 yılında Isparta’nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de dünyaya gelmiştir.
Doğum tarihi konusunda farklı tarihler kullanılmaktadır. 1944 yılında 45 yaşında vefatı doğru ise, 1899 yılının doğum tarihi olması kuvetlidir.
Soyadı genellikle Ergün diye anılmaktadır. Mezar taşında sayadı, doğum ve ölüm yılı konusunda hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Eşi Ümmühan Hanımın mezar taşında soyadı Ergin diye yazmaktadır.
Babası Fazlı Efendidir. (Hafız Ali’nin eşi Ümmühan Hanımın yeğenine göre Hafız Ali’nin babası İneağalar’ın şehid Ömer’idir.)
Hafız Ali Efendi’nin iki de kız kardeşi vardır.
Küçük yaşlarda Kur’an’ı hıfz etmiş, çok genç yaşlardan itibaren Kur’an öğretmeye başlamış, çok sayıda İslamköylünün Kur’an öğrenmesine vesile olmuştur.
Birkaç yıl Afyon’un Dinar ilçesinin köylerinde imamlık, bir yandan da çiftçilikle yapmıştır.
Askerde iken İstiklal Harbine katılmış, kendisine bir top isabet etmiş, yanındaki arkadaşları şehit olmuş, kendisine hiç bir şey olmamıştır.
Hafız Ali Efendinin eşinin ismi, Ümmühan’dır. Hiç çocuğu olmamıştır. Ümmühan Hanım da çok hayırsever birisidir. Bediüzzaman Hazretlerinin iltifatlarına ve duâlarına mazhar olmuştur. Bütün ömrü hizmetle geçmiştir.
Hafız Ali, çok şefkatli, işlerinde çok disiplinli ve düzenli birisidir.
Hafız Ali, Bediüzzaman’ı Bekir Ağa aracılığıyla tanımıştır. 1929 yılında “Bir hoca efendi gelmiş” haberi karşısında Barla’ya giderek Üstadı ziyaret etmiş ve saff-ı evvel mümtaz bir talebesi olmuştur.
Hafız Ali Ağabey, Bediüzzaman Hazretleri Eskişehir Hapsinden 1936’da çıktıktan ve Kastamonu vilâyetine gönderildikten sonra, İslâmköy’ü ve civarı Nur Talebelerinden bir heyet teşkil etmiş, gece gündüz durmadan Nur Risâlelerini bir matbaa gibi el yazılarıyla çoğaltıp neşretmek için, çok büyük gayretler sarf etmiştir. Bu yaptığı hizmetlerden dolayı “Nur Fabrikası Sahibi” ünvanını kazanmıştır.
Hafız Ali Ağabey, yıllarca münzevi yaşamış, on dört sene evden hiç çıkmadan Risale yazarmış, hayatı boyunca milletin imanının selameti için gece gündüz Kur’an dersleri ile meşgul olmuş, talebeler yetiştirmiştir.
Hafız Ali 20 Eylül 1943 yılında Bediüzzaman’la birlikte Denizli Cezaevine girer. Cezaevinin Medrese-i Nuriye’ye çevrilmesinde Bediüzzaman’ın en yakınındaki talebesi olmuştur.
Kimsenin olmadığı bir zamanda, aşı bahanesiyle Bediüzzaman’a şiddetli bir zehir enjekte edilmesi ve koğuşun kapısını kilitlenerek ölüme terk edilmesi üzerine,Hafız Ali çok sevdiği Üstadının vefat etmek üzere olduğunu hisseder.
İçten ve samimî bir ses tonuyla: “Ya Rab, Âlem-i İslâm’ın bu zata ihtiyacı var. Onun yerine benim canımı al ve ömrümü ona bağışla.” der.
Hafız Ali’nin duası kabul olur, kısa bir zaman sonra birden hastalanır, durumu ağırlaşınca Denizli Devlet Hastanesine kaldırılır. Bu arada da Bediüzzaman’ın yavaş yavaş iyileşmeye başladığı görülür.
Hafız Ali, 17 Mart 1944 Cuma günü 45 yaşında vefat etmiştir. Ölüm sebebi ise hastane kayıtlarına göre zehirlenmedir. Mevkuf olduğu için cenazesini vermemişler ve cenaze işlerine de karıştırmamışlar, resmî memurlar Denizli kabristanına defnetmişlerdir.
Bediüzzaman, kendi bedeline şehit olan Hafız Ali için çok ağlamış, acısı çok sarsmış ve unutamamıştır. Bir mektubunda şehadetini tebrik etmiş, taziyede bulunmuş, vazifesini tam yapıp istirahate çekildiğini yazmıştır.
Denizli mahkemesinin beraatle neticelenmesinden sonra Üstad Bediüzzaman’nın ilk işi, hayatını kendisine feda eden talebesi Hâfız Ali’nin İlbade Mezarlığı’ndaki kabrini birkaç talebesi ile ziyaret etmek, onun için Kur’an okumak ve hüzünlü bir dua etmek olmuştur.
Üstad sonra kalemini çıkarır ve mezar taşına şu satırları yazar:
“Mahkeme-i Kübra-yı Haşrî’de, Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı, Şehid Merhum Hâfız Ali. Rahmetullâh-i Aleyh. Ebeden Dâima. Said Nursi.”
Hafız Ali’nin yarım kalan hizmetini diğer Nur Talebeleri yanında refikası Ümmühan Hanım devam ettirmiş, evi daha sonra Kız Kur’an Kursu olarak uzun yıllar hizmet vermiştir.
Yıllar sonra evinin yıkıntıları arasında; Nur talebelerinin hepsinin yakalanması ve bütün Risale-i Nur nüshalarının yok edilmesi tehlikesine karşı evinin duvarlarındaki hususî ve gizli bölmelerde, lehimlenmiş tenekelerde el yazması Risale nüshaları bulunmuştur.
Bediüzzaman:
“Nur Fabrikası nam sahibi Hafız Ali”,
“Risâle-i Nur’un mühim bir rüknü”,
“Üç cesetli bir ruh”,
“Meyve Risâlesinin hakikatini ilmelyakîn ile bilen”,
“Yorulmaz, usanmaz, ciddî, samimîHafız Ali kardeş”,
“Çok Abdurrahmanlar’ı taşıyan bir Ali”,
“Şehit bir yıldız”,
“Evliya-ı azimeden”,
“Mahkeme-i Kübra’da Nur Talebelerinin alemdarı hafız Ali”
“Büyük Hafız Ali Ergin”
“İkinci Sabri”
İkinci Hüsrev”
gibi ünvanlar vererek hitapta bulunduğu mümtaz bir şahsiyettir.
Mekanı cennet olsun.


.png)


























