İnsani Özgürlükten İnsani Kalkınmaya

Eklenme Tarihi: 08 Ocak 2014 | Güncelleme Tarihi: 26 Mayıs 2019

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal SAMBUR’un Sanat, Marifet ve İttifak İçin Sosyal Kalkınma Sempozyumu Tebliğidir

Giriş

Kalkınma, dünyanın gündemindeki en önemli sorunların başında gelmektedir. Günümüzde küresel düzeyde kalkınmanın gerekliliği konusunda bir uzlaşma bulunmaktadır. Kalkınmanın gerekliliği tartışılmazken, kalkınmanın niteliği konusunda yoğun tartışmalar yapılmaktadır. İnsana, topluma ve çevreye zarar vermeden kalkınmanın nasıl gerçekleştirileceği insanlığın önünde büyük bir meydan okuma olarak durmaktadır.

Kalkınma, sadece hakkında teori ve spekülasyon yapılacak bir konu değildir. Kalkınmanın hayatla bütünleşmesi gerekmektedir. Kalkınmanın teorisi ve pratiği hayattır. En iyi teori, pratik olduğu gibi, en iyi kalkınma da hayatla ve insanla bütünleşendir. Hayat bize ne yapılacağını, nasıl bir süreçle yapılması gerektiğini anlatan en iyi kılavuzdur. Kalkınma, hayat ve insanla bütünleşerek gerçekleştirilecek bir olgudur.

İnsani kalkınma, tamamen insanı hareketi geçirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. İnsan enerjisini, aktivitesini ve yaratıcılığını en yüksek düzeyde ortaya koymak için harekete geçirmeyi amaçlayan bütüncül süreçler olarak insani kalkınmayı anlamak lazımdır. İnsani kalkınma, bireylerin diğer insanlarla, fiziksel, sosyal, kültürel ve entelektüel çevre ile yoğun, sistematik ve sürekli olarak etkileşimi ve iletişimi sonucu gerçekleşmektedir. Kalkınmanın insani süreçler olarak anlaşılması, insanın potansiyelini topyekün işlevsel ve üretken kılmasından dolayıdır. İnsani kalkınma, tek bir noktada dondurulacak, olup bitmiş tek bir durumu ifade etmez. İnsani kalkınma, sürekli yenilenme ve gelişmeyi esas alan bir hareket durumudur.

İnsani Kalkınma Süreçleri

İnsan hayatında, hiçbir şey önceden belirlenmediği gibi, kalkınma süreçleri de önceden belirlenmiş değildirler. Fatalizm ve determinizm, kalkınma ile zıt kavramlardır. İnsan, kalkınma süreçlerinin içini deneme-yanılmalarla doldurmaktadır. Bir şeyin tam bilgisi ve kılavuzluğu olmadan birey, bir maceraya atılır gibi kalkınma macerasının içine kendisini atmaktadır. İnsani kalkınma süreçleri, sonu olmayan sınırsız aktiviteler, düşünceler, politikalar, duygular, sezgiler, stratejiler, ürünler ve çalışmalar alanıdır. İnsani kalkınmayı sonu gelmez bir macera olarak düşünmek lazımdır. İnsani kalkınma aslında bir serüvendir. İnsani kalkınma için insanların maceracı bir ruha ve karaktere sahip olmaları gerekmektedir. Bireyleri, meçhul bir ormanı keşfetmeye yöneltecek şey, maceracı ruhları ve karakterleridir. Kalkınma bir program değil, dinamik bir süreçtir. Merkezi bir otoritenin baskısıyla bir olguya dönüşmesi mümkün olmayan kalkınma, bütün toplumun aktivitesi sonucunda gerçekleşebilir. Kalkınma ve gelişme, insani girişimciliğin önünü açmalı, onun yerine dışsal bir otoriteyi ikame etmemelidir.

Kalkınma süreçlerindeki deneme-yanılmalar, insanın en büyük öğreticisidir. Kalkınma, bir mükemmellik durumundan ziyade, hayatı ve insanı hatalı ve eksik kabul eden, sürekli olarak insanın, toplumun, kurumların ve düşüncelerin yeniden inşa edilmesini gerektiren dinamik bir öğrenme tecrübesidir. Öğrendikçe insanın kendisini derinleştirmesini, bireysel, sosyal ve manevi düzeylerde kişinin olgunlaşmasını ve kendisini keşfetmesini sağlamaktadır. Kalkınma süreçlerinin keşfettiği en büyük şey, bilgisayarlar, uçaklar, arabalar ve makineler değildir. Kalkınma macerası boyunca insanın sınırsız yaratıcı potansiyelinin farkına varması en büyük keşiftir.

İnsani Kalkınmanın Pratiği

İnsani kalkınma sadece teorik bir öğrenmeden ibaret değildir. Kalkınma, öğrenmenin pratiğe geçirilmesini gerektirmektedir. Kalkınmaya hayat veren pratiktir. Birey ve toplum, ekonomik, sosyal, siyasi, hukuksal ve kültürel amaç ve ideallerini gerçekleştirmenin yolunu, bilgi ve birikimini geliştirdiği mekanizmalar sayesinde kullanma imkanına kavuşmaktadır. İnsani kalkınma sürecinde özgürce öğrenme, keşif ve uygulama süreçleri, insan bilincini genişletmektedir. Doğal şartlar, sosyal ihtiyaçlar ve insanın karmaşıklığı insanı, tecrübeye, deneyime, yeniliğe ve yaratıcılığa yöneltmektedir. Genişlik ve derinlik kazanan insani bilinçle, bilginin ve tecrübenin uygulamaya konulması, bütün insani hayata ve insani sistemlere zenginlik ve çeşitlilik kazandırtmaktadır.

İnsani Kalkınmanın Faktörleri

İnsani kalkınma, insani varoluşun maddi, sosyal ve zihinsel düzeylerde kendi hakkında bilgilenmesini, kendisini tanımasını ve ihtiyaçlarını karşılamasını sağlamaktadır. Maddi düzeyde, fiziksel dünya koşullarında yaşamamıza ve ayakta kalmamıza imkan veren insani kalkınma sosyal düzeyde, yakınımızdaki ve uzağımızdaki insanlarla etkileşimi, iletişimi ve ilişkiye geçmemizi sağlamaktadır. Kalkınma süreçleri, zihinsel, ruhsal ve manevi olarak bizi sürekli olarak beslemektedir. Bireyin ve toplumun fıtri yaratıcı potansiyeli israf edilmemelidir, çünkü bu doğal potansiyel sayesinde bilim, teknoloji, medeniyet ve düşünce oluşturulmaktadır. Kalkınma ve gelişmeyi, dışsal arızi faktörlerin bir birleşimi olarak değil, yaratıcı içsel fıtri güçlerin etkin olduğu insani süreçler olarak anlamak lazımdır. İnsani kalkınma, dışarıdan ithal edilerek değil, içte başlayıp dışarıya doğru genişleyen bir realitedir. Maddi ve manevi dünyamız kalkınma sayesinde genişlemektedir. Fiziksel yeteneklerimiz, tutumlarımız, sistemlerimiz, kurumlarımız, düşüncelerimiz ve kavramlarımız, gelişme ve kalkınma süreçlerinin ürünleridirler.

İnsani Kalkınmanın Felsefesi

İnsani kalkınma, sadece bir ülke, toplum veya grupla sınırlandırılabilecek bir olgu değildir. İnsani kalkınma felsefesi, insanlık hayatının farklı alanlarında mevcut olan ortak prensiplere, bilgiye ve tecrübeye bakmayı ve onları biraraya getirmeyi esas almaktadır. İnsanlığın topyekün bilgisi ve tecrübesinin birleştiği yer, insani kalkınmadır. İnsanlığa dair ne varsa insana tanıdık olmalıdır. İnsani kalkınmanın başı ve sonu yoktur. O, bütün insanlık tarihini ve tecrübesini kapsayan bir süreçtir. İnsanın ortaya koyabileceği kaynakların, değerlerin, ilişkilerin, sistemlerin, kurumların ve politikaların üretilmesinde sınır yoktur. Her şey zihnimizde varolan bilgiye, tutuma, yeteneğe ve düzene bağlıdır. İnsani kalkınmada sınır yoktur. Sınırı belirleyecek olan insanın kendisidir. İnsani kalkınma hiçbir toplum veya coğrafyayla sınırlandırılamaz. Kalkınma ve gelişme, tek bir grubun ayrıcalığı değil, bütün insanlara ait br insan hakkıdır. Kalkınma hakkı, barış hakkı ve çevre hakkı insan haklarının olmazsa olmazlarıdırlar.

İnsani bilgiyi ve tecrübeyi birleştiren insani kalkınma felsefesinin amacı işleyen ve işlevsel bir toplumsal sistemin inşasıdır. İnsan, ileri bilgisayar sistemleri sayesinde etkin işleyen bir bilgisayar teknolojisi kurmayı başardı, ancak insanca işleyen insani br toplumsal sistem kurma konusunda başarısız oldu. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, insanın üretim ve yaratıcılığının önüne büyük imkanlar çıkarmış, ancak insanlık yaratıcı potansiyelini yapıcı bir şekilde kullanmamaktadır. Teknolojinin insanlığın gelişim ve kalkınmasını engellediği bile ifade edilmeye başlanmıştır. Materyal, fiziksel ve biyolojik süreçler konusunda bilgimiz yoğun olarak artmasına ragmen, insani süreçler konusundaki bilgimiz ve anlayışımız hala mütevazi ölçülerde gelişmektedir. Bilgisayar sistemlerinin gelişiminin hızı ile insani süreçlerin gelişimi birbirine paralel gitmemektedir. Teknoloji gelişme için bir potasiyel yaratmış, ancak insan kendi gelişimini sağlayacak kapasiteye sahip olmayı gerçekleştirememiştir. Sosyal, fiziksel, kültürel ve teknolojik süreçlerin bir bütün olarak birbiriyle ilişkili olması gerekmekte, insani ve sosyal süreçlerin geliştirilmesi konusunda insanın potansiyelini bilinçli ve amaçlı bir şekilde seferber etmesi gerekmektedir. Kalkınma felsefesi, insanı bilinçli, etkili ve işlevsel bir şekilde gelişmeye olan potansiyelini gerçekleştirmeyi esas alan yeni bir bilinç, bilgi, değer ve varlık düzeyine yöneltmelidir.

İnsani Kalkınmanın Dinamikleri

İnsani kalkınma, insanın bütünlüğü ihmal edilerek anlaşıldı. Maddi ve teknolojik gelişme insani kalkınma olarak anlaşıldı. Birey, özgürlük, çoğulculuk, hukuk, barış, bilgi ve tecrübe insani kalkınmadan dışlandı. Teknolojik ve maddi ürünleri toplumda yaygınlaştırmanın kalkınma olduğu yanılgısına düşüldü. Herkesin bilgisayar veya cep telefonu sahibi olması, kalkınma ve gelişmenin en belirgin özelliği olarak kabul edildi. Kalkınmanın para, teknoloji, endüstrileşme, fabrika ve politika işi olduğu sanıldı. İnsanın, özgürlüğün, hukukun, barışın, bilginin ve tecrübenin peşinde olmayan bir yaklaşımın kalkınmayı gerçekleştirmesi mümkün değildir. Gelişme, yaşam standartlaryla ölçülmektedir. Yüksek gelir düzeyi, uzun yaşam beklentisi, daha fazla eğitim ve hastalıkların azaltılması gibi hususlar kalkınma tartışmalarında öne alınmaktadır. Ancak insani kalkınmayı gerçekleştirecek olan barış, adalet, özgürlük, çoğulculuk, hukuk, sivil toplum ve bireysel özgürlüklerdir. Kalkınma için insani gelişim süreçlerinin önünde, engel olmayacak yapıların kurulması lazımdır. Geleneğe ve otoriteye teslim olmayı, insanın sadece kendisine verilen rol ve statüsüyle yetinmesi, insanı geliştiren değerler değildirler. İnsani kalkınma ve gelişim için, insanın beyninin beyin olması lazımdır. Bireyin kendisine öğretilen değerlerin ötesine çıkması, hep sınırların ötesine geçme arayışı, bireysel ve sosyal kalkınmayı geliştiren özelliklerdir. Kalkınmanın dinamiği özgürlüktür. Özgürlük olmadan kalkınma, sadece bir mittir.

İnsani kalkınma, salt maddi ve fiziksel olgulardan oluşmamaktadır. Ekonomik, kültürel, siyasi, dini, hukuki, ticari, zihni, teknolojik ve çevresel faktörlerin içiçeliği, insani gelişim süreçlerini derinden etkilemektedir. İnsanın inançları, değerleri, tutumları, davranışları, gelenekleri, önyargıları, kurumları ve sterotipleri insani kalkınmada çok etkilidirler. İnsansız bir kalkınma sadece bir mittir. İnsandan arınmış bir kalkınma sadece bir teknoloji çöplüğü oluşturur, hiçbir zaman insana ve topluma katkı sunamaz.

Bilim, sermaye, teknoloji, altyapı ve sosyal kurumlar hep gelişmenin araçları olarak önplana çıkmaktadırlar. Kalkınma, genelde kalkınma araçları üzerine odaklaşma olarak anlaşılmaktadır. Kalkınma araçları, kalkınmada önemli olmalarına rağmen, onların kalkınmanın öznesi olan insan ve toplumla ilişkileri üzerinde durulmamaktadır. Kalkınmaya, kalkınma araçlarının ötesine geçerek insan merkezli bakmak lazımdır. Kalkınma araçlarının yaratıcısı insandır. İnsandan bağımsız olarak bilimin, teknolojinin, sermayenin ve altyapının insanın yerine ikame edilmesi büyük bir sapkınlıktır. Hiçbir araç, insana alternatif olamaz. Teknolojiyi icat eden, parayı bulan, altyapıyı kuran, politikalar belirleyen, kurumlar ve değerler koyan insandır. Kurumların ve teknolojilerin bizzat kendileri güçlü değildir. Güç insandadır, çünkü bu araçları yapan ve kullanan dinamik kaynak insandır. İnsanda gelişme ve kalkınma için doğal ve canlı bir güç vardır, kendisini geliştirmek için bu doğal güç insanı yönlendirmektedir. İnsanın kendi iç dinamiklerinin yönlendirmesiyle gelişmenin peşinde olması ve gelişmek için varoluşal bir güce sahip olması, insanın sahip olduğu en büyük kaynaktır. Hayat ve medeniyet, insanın sahip olduğu doğal gelişme boyutunun bir ürünüdür. Maddi ve teknolojik nesneler dünyasını tek başlarına değil, onları insanla, bilimle ve toplumla bütüncül bir insani kalkınma modeli içinde ele almaya ihtiyaç vardır. Nesneler dünyasından insana, insanın motivasyonuna ve aksiyonuna dikkatlerimizi yöneltmemiz lazımdır. Maddeyi manayla, kalbi beyinle, bedeni ruhla, teknolojiyi insanla buluşturan fıtrat gelişimi ve kalkınması perspektifi bugünün acil ihtiyacıdır. Gelişme ve kalkınma, birbiriyle ilişkili ama birbirinden farklı olgulardır. Gelişme, insanın niceliksel olarak faaliyetlerini çeşitlendirmesi iken, kalkınma niteliksel olarak çeşitlenen faaliyetlerini organize etmesidir. Modern teknoloji, fıtratla bütünleşmediği için insanın gelişimine değil, insanın yabancılaşması ve yozlaşması sonucunu doğurmaktadır. İnsana dikkatlerimizi yönelttiğimiz takdirde, elimizdeki kalkınma araçlarını daha etkin kullanmanın ve insanın gelişme potansiyelini geliştirmenin yolunu bulabiliriz. İnsanların ellerine bilgisayarlar ve cep telefonları veriyor, evlerimizi teknolojiyle donatmamıza rağmen, insana yoğunlaşmadığımız için insani gelişmeyi sağlayamıyoruz.

İnsani ve Ekonomik Kalkınmanın Birlikteliği

Teknolojiyi bilimden, ahlakı bilimden, felsefeyi insan bilimlerinden, dini ahlaktan ayırdığımız gibi, insanı da duygusundan, düşüncesinden, davranışından, ruhundan ve fiziki varlığından ayırdık. İnsanı yeniden bir bütün olarak ele almak lazımdır. İnsani ve fiziksel bilimlerin sayısız alt alana ayrılması, onlar arasında bütüncül bir yaklaşımı geliştirmeyi zorlaştırmaktadır. İnsani ve fiziksel bilimler birbirinden habersiz olarak bugün varolmaktadırlar. Bir fizikçi ve sosyolog, bir felsefeci ve sosyolog, bir teolog ve psikolog bugün birbirini anlamamaktadır. İnsani gelişim alanına beşeri ve fiziksel olanı buluşturan bütüncül bakış açısına her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulmaktadır, çünkü, zihin ve bedenin, fiziksel-psikolojik-biyolojik faktörlerin, sosyal kurumların, sistemlerin, tutumların, yeteneklerin, dilsel etkenlerin, değerlerin, fikirlerin, inanç ve maneviyatın hepsi biraraya getirilmeli ve birbiriyle ilişkilendirilmelidir. İnsani kalkınma, tek ve düz bir çizgide gerçekleşen bir olgu değildir, o bir çok çizgide gelişen ve olgunlaşan bir süreci takip etmektedir. İnsani kalkınma, tedrici ve birikimli olarak fiziksel, doğal, sosyal ve insani sistemin keşfini ve ortaya çıkarılmasını gerektirmektedir. İnsani gelişim, salt bir noktadan ziyade, birçok noktanın olduğu bir alana veya bölgeye doğru yönelerek gelişmektedir. İnsan, tek yönlü gelişen bir varlık değildir. Çoğulcu ilişkiler ve alanlar ağı içinde insanı ve çevresini ele almak, insanın çok boyutlu ve çok yönlü bir şekilde birbiriyle ilişkili yönlerde geliştiği gerçeğini derinliğine kavramak lazımdır.

Toplum Mühendisliği ve İnsani Kalkınma

İnsani ve toplumsal olanı keşfetmek yerine, insanı ve toplumu icat etmeye, dizayn etmeye ve formatlamaya çalışan beşeri ve toplumsal mühendislik sapkınlıkları, kalkınma adına uygulanmaktadır. Toplumsal mühendislik, toplumu kalkındırma, modernleştirme, rasyonelleştirme ve uygarlaştırma adına yeni bir insan ve toplum yaratma illüzyonlarına dayanmaktadır. İnsan mühendisliği, insani kalkınma olmadığı gibi, toplum mühendisliği de toplumsal kalkınma değildir. Toplum mühendislikleri, toplumu sefalete, esarete, şiddete ve yokluğa mahkum eden kölelik yollarıdır.

İnsanın gelişiminde hep rasyonel ve tutarlı bir çizgi olduğu yanılgısı vardır. İnsanın gelişimi dinamik, zikzaklı ve değişken bir süreci takip etmektedir. İnsan gelişiminde ruhsal ve bedensel, bireysel ve sosyal, rasyonel ve irrasyonel olan birlikte gitmektedir. İnsan öğrenmelerinin çoğu spontane ve sosyal nitelik taşımaktadır. İnsanın öğrenme ve tecrübe süreçlerini belirli bir kurumsal veya ideolojik formata sıkıştırmamak lazımdır. İnsan, özgürce tecrübe etmeli, öğrenmeli, anlamalı ve düşünmelidir. İnsan, gelişmek için hayatını özgürce yaşamalıdır. Özgür bir hayat, insan onurunun gereği olduğu gibi, insani gelişmenin de kaynağıdır.

İnsani gelişim, insani farkındalığın, ideallerin ve değelerin bir sonucu olabilir. İnsani kalkınma, aslında kişinin ve toplumun kimliğini ve benliğini nasıl algıladığıyla yakından ilgilidir. Bütün sanatsal, bilimsel, entelektüel, felsefi, politik aktiviteler, benlik algısını yaratıcı şekilde realiteye dönüştürme çabalarıdır. Bireyin bilinçli ve istekli çabaları, toplumun sosyal kalkınma ve yenilenme potansiyelini oluşturmaktadır. Kalkınma süreci sadece ürün üretme süreci değildir, aynı zamanda değer üretme sürecidir. Değer üretmeyen bir kalkınma, kalkınma değildir. Birey, kalkınma sürecinde tutumunu değiştirmekte, bunun sonucunda da davranış biçimini yenilemektedir. Güven, tolerans, işbirliği ve yardımlaşma değerlerine dayalı olarak kalkınma gerçekleşmektedir. Değerler, bireyi ve toplumu organize eden güçlerdir. Değerler geçmiş tecrübelerin ürünü oldukları gibi, geleceği inşa eden kültürel altyapılardır. Teknoloji, sermaye ve kurumlar, değerler olmadan hiçbir işe ve işleve yaramamaktadırlar.

Devlet Kapısı ve İnsani Kalkınma

Bireyin hayatını, devlete kapağı atmak şeklinde bir hedefe kilitlemesi kalkınmanın kapısını kapatan bir zihinsel durumdur. Devlet merkezli yaşamak, bir hayat tutulması demektir. Devlete kapağı atmak, bireysel ve sosyal kalkınmaya hiçbir katkı sunmamaktadır. Devlete kapağı atma zihniyetinin değişmesi gerekmektedir. Bireyin girişimci olması, risk alması, kendisine yeni yaratıcı alanlar bulmanın peşinde olarak çalışması ve çabalaması gerekmektedir. Eğitim, bu bağlamda kendisini geliştirmeyi, yenilemeyi ve değiştirmeyi esas alan bir süreç olarak anlaşılmalıdır. İnsani kalkınma süreçlerinde devlet değil, birey ve toplum aktör olmalıdır. Devlet, birey ve toplumun yaratıcı potansiyelinin önündeki engelleri kaldırmalıdır ve insana gölge etmemelidir. Kalkınma, devletin bürokratik planlarıyla değil, toplumun yaratıcı mobilizasyonuyla gerçekleşecek bir olgudur.

Bireyin, kakınma, yenilenme ve dinamizmine sadece devlet değil, aynı zamanda toplumda olumlu cevap vermelidr. Başka bir ifade ile kalkınma, hiçbir forma sıkıştırılmayan doğal bir insani durum ve kurum olmalıdır. Bireyin yaratıcı girişimlerine, toplumun olumlu ve motive edici şekilde cevap vermesi halinde kalkınma sosyal bir nitelik kazanmaktadır. Bu da kalkınma konusunda, toplumun değer ve zihniyet dünyasının değişimini ve gelişimini gerekli kılmaktadır.

Liberal demokrasi, toplumsal çoğulculuk, serbest piyasa ekonomisi ve insan hakları olmadan kalkınma olmaz. Bireysel özgürlüklerin olmadığı yerde, kıtlık, yoksulluk ve sefalet olur. Toplum ve devlet, bireyin maksimum düzeyde seçim ve girişim özgürlüğü alanını genişlettikçe onun enerjisini, yaratıcılığını ve girişimciliğini ortaya koymasına imkan sağlamaktadır. Seçim özgürlüğünün olduğu bir toplumda birey, kendi geleceğinin mimarı olduğu bilincine sahip olacaktır. Kalkınma ve gelişme, bireylerin yapmış olduğu seçimlerin ve tercihlerin sonuçlarından başka bir şey değildirler.

Sonuç

Toplumsal istikrar, barış ve kalkınma, dışarıdan bir otoritenin zor kullanarak gerçekleştireceği bir olgu değildir. Bireylerin gönüllü birlikteliği ve rızası, istikrar ve barışı sağlayan ana dinamiktir. Kendi özgünlüğünü özgürce keşfeden birey, aynı zamanda büyük bütünün yani toplumun en değerli parçası olduğunu farkedecektir. Bireyin özgünlüğü ve biricikliği nominal olarak tanınmasına rağmen, sosyal ve psikolojik olarak bireyin topluma uyum göstermesi düşüncesi etkin olmaktadır. Bu anlayışın sonucu olarak kollektif bir yapı olan toplum, bireye kendi değerlerini empoze etmektedir. Ancak toplumun, insan olarak bireyin ve özgürlüğünün farkına varması insani kalkınmada önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Toplumun ve devletin, bireye kendisinin uzantısı veya en küçük hücresi olarak değil, özgün ve özgür varlık olarak bakması gerekmektedir. Sosyal ve siyasi çevre şartları, manevi özgürlük ve manevi birlik denilen duygu durumunun yaşanmasna elverişli olmalıdır. İnsani kalkınma, toplumda insanların manevi özgürlüğü ve manevi birliği tecrübe etmeleriyle mümkündür.

- Reklam -