YENİ ZAMAN KÖŞELERİNDE BEDİÜZZAMAN

Eklenme Tarihi: 05 Şubat 2017

ÖZET

Cumhuriyet Döneminde yaygın ve örgün yabancılaşma, ırkçı ve materyalist yaklaşımlar; kültürümüzün ve kimliğimizin mayası olan iman esaslarını zaafa uğratmış, İslâm kardeşliğini zedelemiş, ayrılıkçılığı körüklemiş, bin yıllık bir medeniyetin dinamiklerini dinamitlemiştir. Bunun sonucunda tarihinden, özünden, fıtrattan, kimliğinden az ya da çok koparılmış nesiller yetişmiş, yabancı ideolojilerin peşinden koşan, yüzünü Batı’nın materyalist yüzüne dönmüş, ruhsuz bir tablo ortaya çıkmıştır.  Çözümü yabancılaşmalardan arınmış bir akıl-kalp-vicdan buluşmasında, iman zeminindeki yeni zaman köşelerinde aramak gerekir.

Anahtar kelimeler: Eğitim, yabancılaşma, medrese, mektep, tekke, değişim, bütünleştirici

GİRİŞ

ÖRGÜN VE YAYGIN YABANCILAŞMANIN ANA HATLARI, DİNDEN UZAKLAŞMA, IRKÇI YAKLAŞIMLAR VE DİNE MÜDAHALE (Din Yok Milliyet Var, Türkçe Ezan), TESETTÜR ALEYHTARLIĞI, GÜZELLİK YARIŞMALARI (1932),  YILBAŞI, BALO, ŞAPKA VE İDAM ( 1926’da Atıf Hoca, 33 kişi Erzurum’da), AYASOFYA CAMİİ’NİN KAPATILMASI (1935’te), KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954), HALKEVLERİ (1931), SİVİL ALANDA DİN ALEYHTARLIĞI (Resimli Ay, 1924-1930. 1927’de ahiretle ilgili inkârcı yayın), BÜYÜK BİR MANEVİ BUHRAN: POZİTİVİZM, MATERYALİZM, DEİZM vb., RİSALE-İ NUR’DAN BAZI ESERLERİN BAKANLAR KURULU’NCA YASAKLANMASI (1947’de Mucizat-ı Kur’aniye; 1948’de Siracü’n-Nur ve Hücumat-ı Sitte), RESMÎ İDEOLOJİYE “EN BÜYÜK ENGEL RİSALE-İ NUR” (Hasan Âli Yücel’in fikri), MAZİ DÜŞMANLIĞI (1924’te Türk müziğinin yasaklanması, eski harflerin, eski kıyafetlerin vb. kötülenmesi), KARMA EĞİTİM (Birtakım manevi hassasiyetleri zedeleyen uygulama), DERS KİTAPLARI(Ziya Gökalp’in Türk Medeniyeti Tarihi’de tamamen İslâm öncesi nazara verilmiştir. Özellikle tarih kitaplarında Hz. Muhammed’den tuhaf bir şekilde bahsedilmiştir.

Örnek:

Kırk yaşına geldiği zaman Peygamber olduğuna inandı.”, “Muhammet bidayette irticalen dinî hitabette bulunan bir vaiz oldu.”

Kur’an hakkında:

On dört asır evvelki zaman ve mekânın ihtiyacına göre lüzumlu ve kâfi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür.

Tarih hakkında:

Osmanlı İmparatorluğunda kadın, kümes hayvanı telâkki olunurdu. Medreseler, kalın duvarları, izbe sofaları içine düşen taze dimağları kötürümleştiren, hayata ve hakikate karşı körleştiren fikir ve bilgi hapishaneleriydi. Kafa cenderesi mütehassıslarının öğrettikleri ilimler: Nasara, yansuru, karabaş tecvit, mızraklı ilmihal, avamil, izhar, maksut, bina vs, vs. Türk çocukları, yıllarca, hayat için hiçbir gıda kıymeti olmayan bu posaları gevelemekle fikir körletirlerdi.”)

BİN BİR KÖŞELİ BİR MAARİF TASARIMI

  1.  En sağlıklı iletişim biçiminin, empati esasına dayalı, karşıdaki insanda güven uyandıran iletişim olduğu, akıl gözünü kapasa da vicdanın gözünün daima açık olduğu, Allah’ı unutmadığı hatırdan çıkarılmamalı; vicdanın dört ögesinin temel hedefleri (İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır. Lâtifenin, müşahedetullahtır.) göz önünde bulundurulmalı; hayal, muhayyile, rüya, bilinç, bilinç ötesi, duyu, hafıza ve diğer lâtifelerin, yeteneklerin yüzlerini sonsuz hayata çeviren bir ruh ve kimlik arayışı içinde olunmalıdır.
  2. Ülkemiz insanına hitap ederken “Bir Müslüman neslinden gelen adam, akıl ve fikri İslâmiyet’ten tecerrüd etse bile, fıtratı ve vicdanı hiçbir vakitte İslâmiyet’ten vazgeçemez.” ilkesi hatırdan çıkarılmamalı; ötekileştirici, suçlayıcı bir yaklaşım sergilenmemelidir.
  3. Görsel ve yazılı medyada, sanat eserlerinde ‘zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş’ anlayışlara karşı dikkatli olunmalıdır.
  4. Eski zaman köşelerindeki gibi, bir düşüncenin parlak ve abartılı gösterilmesi yerine; belâgatın muktezası olan, hâlin gereği, çağın ihtiyaçlarına uygun, ispat ve ikna esasına dayalı, sorgulayıcı,  gönülleri fethedecek bir söylem tercih edilmelidir.
  5. Biz bu kâinatın çocukları olarak nasıl kâinata ve birbirimize dostça yaklaşmak durumundaysak; bu memleketin çocukları olarak da, aynı Allah’a, aynı peygambere inanan insanlar olarak tanışmak, konuşmak, yardımlaşmak, uzun mesafelerden birbirimizin sesini duymak, derhâl imdadımıza yetişmek ve medenileşmek durumundayız.
  6. Bir temaşa medeniyetinin çocukları olarak, eşyanın bir gölge, bir yansıma olduğunun farkındalığıyla nesillerimize “terennüm, temaşa, hikmet” kodlamalarını keşfedecek bir eğitim müfredatıyla yaklaşmalıyız.
  7. Bir hakikatin farklı inanç, fikir, önyargı taşıyan insanlara anlatılmasında, bir eğitim formatında işlenmesinde ‘insanın fıtraten mükerrem olduğundan hakkı aradığı, bazen eline bâtıl geldiği, hak zannederek koynunda sakladığı’ gerçeği hatırdan çıkarılmamalıdır.
  8. Sadece başkalarına zarar vermeme tarzındaki bir özgürlük anlayışı yerine, insanın kendisine de zarar vermemesi ilkesini de içinde barındıran, aynı zamanda toplumu ve tüm insanlığı kucaklayıcı, barışçı, çoğulcu bir anlayış hâkim kılınmalıdır.
  9. Her insanda bulunabilen kin, nefret, korku, şiddet, intikam, rahata düşkünlük, hırs, gurur, kibir, öfke, kendini beğenmişlik, fanilere aşırı bağlanma, bencillik, kötümserlik gibi duyguların kontrolü bağlamında Allah’a iman hakikati eğitimin tüm kademelerinde bilimin, sanatın ve iletişimin her türlü diliyle işlenmelidir.
  10. İlk ve orta öğretim müfredatı; akıl, kalp, vicdan dinamiklerini harekete geçirici tarzda, insanı Allah’tan koparmayan bir anlayışla teşkil edilmelidir. Nesillerimizi ‘Pozitivizmin İlmihali, Halûk’un Âmentüsü, Suyu Dua Bulmaz Fen Bulur, Çocuklarımızı Fenne İman Ettirmeliyiz’ gibi fıtrata yabancılaştıran, her şeyi duyular seviyesine, akılları da gözlere indiren bir anlayışla değil, imanı şahikalara tırmandıran bir öz güven, öz yargılama şuuru içinde, ‘taklit değil tahkik, tehdit değil teklif’ ilkeleriyle yetiştirmenin yollarını aramalıyız.
  11. Toplumun bütün katmanlarında‘cumhuriyet, rejim, medeniyet, kanun’ kavramları, tüm hakikatiyle hayata yansımalıdır. ‘İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet namını vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka medeniyet namını takmakla, cebr-i keyfî-i küfrîye kanun namını vermekle’ hiçbir çözüme, toplumsal ahenge ulaşılamaz.
  12. Vahyi tanımayan akılcılık, rasyonalizm ve pozitivizm yerine ‘bürhan, akıl, fikir, kalp’ esasına dayalı, ‘bürhan-ı aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren’ Kur’an’a kulak verilmeli, eğitimde duygunun, empatinin, nabza göre şerbet vermenin, mukteza-yı hâle uygun konuşmanın ve davranmanın çok önemli olduğu, ‘akıl,  ilim ve fennin hükmettiği istikbalde’ toplum ve insanlık sorunlarına değmeden yaşamanın anlamsızlığı, amaçsızlığı vurgulanmalıdır.
  13. Öğrencilere, ‘pozitivizm, bilimsellik, akılcılık, çağdaşlaşma’ adına üretilen dayatmacı yalanlar yerine iman odaklı kültürümüz ‘Eski hâl muhal; ya yeni hâl, ya izmihlâl’ parolasıyla yeni biçim, desen, ton ve renklerle hâlin gereği üzere, hakikatin bin bir dili içinde, hürriyetin imanın hassası olduğu gözetilerek,  yeni zaman köşelerinde, yeni yöntemlerle sunulmalıdır.
  14.  Her bireyin farklı şahsiyet özelliği taşıdığı dikkate alınarak insanın iç dünyasını estetik yönden geliştirici eğitim modellerine başvurulmalı; kâinata nakış nakış işlenmiş olan ‘imanın güzelliği, hakikatin güzelliği, nurun hüsnü, çiçeğin hüsnü, ruhun cemâli, suretin cemâli, şefkatin güzelliği, adaletin güzelliği, merhametin hüsnü, hikmetin hüsnü’ ilim ve sanat formatı içinde sezdirilmeli, İslâmın zengin ruh dünyası, yeni bir medeniyetin inşasına yönelik bir cehdin coşkusu içinde, incelikleriyle hissettirilmelidir.
  15. Zamanımızda ‘terbiye-i İslâmiye’ zedelendiğine ve bu çağın insanı hırçınlaştığına göre ders kitaplarında nasıl bir üslup ve söylem tercih edileceği hususu, müfredat ve örnek çalışmalar için işin ehli, yetenekli, bilgili ve deneyimli eğitimcilerden heyetler oluşturmalıdır. (Bediüzzaman’ın siyaset noktasında din adına ortaya çıkmamak konusundaki söyledikleri, eğitimde de ilke edinilmelidir.)
  16. Millî eğitimin, örgün ve yaygın eğitimin meseleleri, Türkçülüğe karşı Kürtçülüğü geliştirmekle, evrensele kapılarını kilitleyip yerelliği takdis etmekle, güneydoğuya hapsolmuş bir anlayışla hâlledilemez. Irkçı, milliyetçi söylemler yerine iman kardeşliğini, ayrıca insan kardeşliğini önceleyen, bütünleştirici bir yaklaşım sergilenmelidir.
  17. Okul öncesinden başlanarak, eğitimin her evresinde,  iman hakikatlerinin benimsenmesi , kişisel ve sosyal hayata yansıması; asayişin sağlanması, bireysel huzur ve mutluluk, vatan ve milletin saadeti, hattâ küresel barış için vazgeçilmez bir husustur.
  18. Her türlü örgün ve yaygın eğitimde “Gözün gündüze benzeyen beyazı, geceye benzeyen siyahlığıyla beraber olmazsa, göz, göz olmaz.” (bk. Mektubat) ilkesinden yola çıkılarak fikrin nuru ile kalbin ziyası örtüştürülmeli, ilimde kalbin iz’ânı da olmalıdır.
  19. Toplumdaki tüm bireyler arasında etkileşimi müspet yönde artıracak bir maarif sistemi oluşturulmalıdır. Din ve ahlâk duygusu, yaşantımızın bütününe yayılacak inceliklerle dolu bir anlayışı icap ettirmektedir. Determinizmin, pozitivizmin, popüler mahalle veya şehir kültürünün, oyun ve eğlence çılgınlığının bombaladığı ruhlara ulaşmanın hiç de kolay olmadığı, maarif davasının ıstırabını çeken öğretmen, veli ve ebeveynler tarafından da iyi bilinmektedir.
  20. Çocuklarımıza temaşa medeniyetinin kapılarını öykünün, romanın, şiirin, sinemanın diliyle, estetiğin formlarıyla açmak zorundayız. Temaşa medeniyetinin kapılarını açacak dilleri, formları, yolları bulursak, lâtifeleri eğitecek bir söylem oluşturabilirsek işte o zaman Doğu ve Batı klasikleri, nesillerimize müstakim bir ruh üfleyebilecektir. Mesele, nesillerimize binler fünunu, yüzlerce bilgiyi kafa ve kalplerine tıkıştırmak değil, öncelikle dünya ve ahirette kurtuluş yolunu açacak, sağlam bir imanı elde etmek, bu bilinçle Doğu ve Batı kültürünün eserlerini tanımak ve daha önemlisi yeniden yorumlamak, halkla aydını kaynaştırarak  yeni bir medeniyetin inşasına yönelmektir.
  21. Gözünü sadece bu fani hayata diken, her şeyi sınıf çatışmalarıyla yorumlayan, kuşkucu, tedirgin, umutsuz, hadiselerin ardındaki hikmetleri okuyamayan, insanı sadece bedensel, cinsel yönüyle işleyip bu duyguları kışkırtan ve hiçbir İlâhî sınır tanımayan bir zihniyet yerine kâinata saygı zemininde  “samimî hürmet, ciddî merhamet , rüşvetsiz muhabbet ve muavenet, hilesiz hizmet ve muaşeret , riyâsız ihsan ve fazilet, enaniyetsiz büyüklük ve meziyet” kavramları, fıtrat ve vicdanın akla bir pencere olduğu ihmal edilmeden eğitimin ruhuna yerleştirilmeli; bu arada dine dayalı siyasallaşmadan kesinlikle uzak durulmalıdır.
  22. Ortaokul, lise ve üniversitelerde karma eğitim zorunluluğu kaldırılmalıdır.

NASIL BİR EĞİTİM ORTAMI?

* Hayâ ve hamiyetten dolayı yüz kızarması

* Hürmet ve merhametten doğan masumane tebessüm

* Güzel, akıcı, açık konuşabilme ve melâhatten (güzellik, şirinlikten) oluşan ruhanî tat

* Gençlik coşkusu ve bahar neşesinden doğan semavî neşe

* Hüzn-ü gurubîden (fanilerin gitmesinden kaynaklanan mahbubane hüzünden) ve seherin (yeninin, nimetin vb.) getirdiği ferahlıktan oluşan melekûtî lezzet (bütün doğuşların ve batışların, gelenlerin ve gidenlerin, bize verilenlerin ve alınanların gayb âlemiyle ilgili olduğu, tesadüfî olmadığı hususunda hissedilen lezzet)

* Saf güzellik ve varlıklarda parlayarak tecelli eden mukaddes süs BİRLEŞEREK BİR GÖKKUŞAĞI AHENGİ OLUŞTURACAKTIR.

Bütün bu özelliklerin bir araya gelmesiyle ortaya muhteşem bir nuranî renk çıkar; bunun temeli de fikirlerin bağdaşmasıyla/ kafa kafaya vermekle, o da marifetin, bilginin elektrik ışınlarıyla olur. Bu muhteşem nuranî renk, içinde gökkuşağı gibi her rengi barındırmasına rağmen, tek bir renk gibi görünür. Doğudan batıya tüm İslâm âlemini kuşatan mutluluk kâbesinin yüksek kubbesi altındaki marifet/ maarif ortamı ne kadar da hoştur! Yüksek tâk (kemer/ kubbe) ; özel günlerdeki, festival ve bayramlardaki coşku ve mutluluğu simgeler; tâklar yazı ve çiçeklerle süslenir. Gökkuşağı ise, yaya benzer; rengârenktir; yağmurdan/rahmetten sonra, yağmur ve güneş ortasında, ümmetin ihtilâfındaki rahmeti çağrıştıracak tarzda göz kamaştırıcıdır. Böyle bir eğitim modelinin uygulanması, elbette medeni ve olgun bir toplum ortamını, öğrencisi, öğretmeni, yöneticisi ile bir bütünlüğü gerektirir. İdeal anlamda Medresetüzzehra’nın inşa edildiği bir toplumda ırka dayalı çatışma olmayacak, ‘cehalet, zaruret, ihtilaf’ düşmanları bertaraf edilecek, ‘doğru İslâmiyet ve İslâmiyete lâyık doğruluk’ yaşantımızla örtüşecek, Hristiyanlar ve başka dinlere mensup kimseler de kendilerini özgür hissedecektir.          

SONUÇ:

Eski mektep, medrese tekkelerin tekrar açılması yerine; önce zihinlerde inşa edilecek yeni maarif sisteminde akıl, kalp ve vicdan bir külliye gibi buluşturulmalı; okul öncesinden üniversiteye kadar buyurgan bir üslup, propaganda dili, dayatmacı bir söylem kullanılmadan, akla kapı açılarak ve ihtiyar elden alınmadan,  her düzeye göre iman ilimleri, özellikle Allah inancı, buna paralel olarak değerler eğitimi sanatın, öykünün, romanın, sinemanın ve tüm iletişim imkânlarının dilleriyle, ufuk açıcı bir tarzda, genç ateşpare zekâların önünde yollar açarak, evrensel boyutlar ihmal edilmeden, çoklu zekâyı esas alan bir yöntemle, bütün estetik derinliğiyle verilmeli; her insanın aslında bir medeniyet olduğu ve fıtrî bir medeniyete sahip olduğu bilinciyle yerli düşüncenin sanat, edebiyat, kültür bağlamındaki ayrıntılarıyla müfredatlara yerleştirilmeli, daha da önemlisi karşılığını bulacak bir ses olarak hayatın içine dâhil edilmelidir.

 

KAYNAKÇA

Dündar, Can,  “Atatürk’ün Okullarında Din Dersi Var mıydı?”, Milliyet, 13.03.2012.

Kaplan, Yusuf,  “Din Dersleri Kaldırılmadığı Sürece, Ayağa Kalkamayız”, Yeni Şafak, 24.2.2012.

Nursî, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Söz Basım, İstanbul.

Okuma Kitabı, Beşinci Sınıf, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı, İstanbul, Millî Eğitim Basımevi, 1963.

Onuncu Yıl Kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Nasıldı? Nasıl Oldu? Devlet Matbaası, İstanbul, 1933.

Tarih II, Orta Zamanlar, Maarif Vekâleti, 1933, İstanbul Devlet Matbaası, İlk Tab’ı 1932.

 

popüler cevapdünya atlası