YENİ PROJELERİN İLHAM KAYNAĞI OLARAK MEDRESETÜZZEHRA MODELİ

Eklenme Tarihi: 16 Mart 2017 | Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2017

Muhterem Medresetüzzehra’nın son talebeleri, yaşayanları, müstakbeldekilerin temsilcileri, geçmişin mirası olan ağabeyler, hanımefendiler, beyefendiler...

Söze, bildiğiniz bir fıkra’yı hatırlatarak konuya girmek istiyorum. Çocuk, okula başlamış; (a) demeyi öğrenmiş, (b) demeyi öğrenmiş, (c)’ye gelince bir türlü (c) dememiş. Öğretmen bir hafta uğraşmış, çocuğa (c) dedirememiş. Sonra ailesinden yardım istemişler, demişler ki, çocuk (c) demiyor. Aile de bir hafta uğraşmış, bir türlü (c) dedirememişler. Sonuçta, aile, okul idaresi ve öğretmen çocuğu ikna etmeye çalışmışlar. Bizde rehberi bol, çözümü az olan bir yaklaşım olduğu için kullanılan teknikler de tükenmiş. En sonunda çocuğa, “Sen (c) demeyi mi bilmiyorsun yoksa demek mi istemiyorsun?” diye sormuşlar. Çocuk demiş ki, “Ben (c) demek istemiyorum.” “Neden (c) demek istemiyorsun?” diye tekrar merak edince çevresi, çocuk demiş ki: Çünkü benden öncekilere baktım (c) deyince bu iş bitmiyor. Ben de (c) demekle kurtulacağımı bilsem (c) diyeceğim. Ama arkasından (ç) var, (d) var, (e) var, (f) var, (z)’ye kadar devam ediyor. Onun için “Ben (c) demiyorum.” demiş.

Üstadımızın, rehberimizin, o veraset-i nübüvvetle gelen silsilesinin bir kaderi var: Mahviyet. Bir sosyolog diyor ki, “Said Nursî, insanlık için kendini yakmış. Yok etmiş. Bu topluma feda etmiş. Hiçbir şeyi yok.” Bu tespit beni çok etkiledi. Ancak, çekilen ıstırabın üzerinden bir tepki hâsıl olmamış. Mukabelede bulunulmamış, fedakârca Bediüzzaman ve talebeleri imanlı bir iradeyle hizmet etmişler. Kendilerine yapılanları kadere bırakmışlar. Sonrasına ise şefkatle bakmışlar ki, çok şükür bu günlere geldik. Etkileyici ifadeyle diyor ki, “Bu toplum için Said Nursî kendisini yakmış.” Tek kelimeyle “yakmış” diyor. Evet böyle bir şey. Mahviyet üzerine kurulu bir sistem ve Medresetüzzehra’nın bu güzel gününde affınıza sığınarak ben kısa bir şeyler söyleyeceğim: Medresetüzzehra en mütevazi tabiriyle bir modeldir. Modellenmesi gerekiyor. Modelleme ayrı bir metot, ayrı bir yaklaşımdır. Buna proje demek onu sınırlayıcı hale getirir. Bundan binlerce proje çıkar. Mübalağa değil, milyonlarca düşünce çıkar, çünkü yedi milyar insan var bu gezegende. Bu, insanlık için bir medeniyet ve eğitim modelidir.

Başka bir nokta, Risale-i Nur, dershanelerimizde, evlerimizde, medreselerimizde fazlasıyla okunmaktadır ve Medresetüzzehra konuşulduğu günden beri yaşamaktadır. Bediüzzaman’ın medreseleri, sadece Medresetüzzehra başlığı altında toplanan yüzlerce medreseden meydana gelir. İçinde Risale-i Nur dersleri okunan her mekân ve ortam o an ve genelde medresedir/dershanedir fonksiyon olarak. Bediüzzaman, evlenen genç kardeşlerimize evlerini bir Medrese-i Nuriye yapmalarını söyler. Nur’un okunduğu, müzakere ve mütalaa edildiği birer ev, birer ev okulu modeli aslında. Batıdaki yaygın şekliyle birer Homeschooling. Bediüzzaman, trende ders okurken, tren için “Medrese-i seyyare” der. Hapishanede misafir edildiği zaman oraya “Medrese-i Yusufiye” der. Dolayısı ile Bediüzzaman için her yer bir medresedir. Hayatın tamamı bir dersliktir, ders alınan ibretlik ortamlardır. Bu anlamda günümüzde “Medrese” tabirini ağır görenler “Bu kelime de nereden çıktı? diyenler, kayıp hafızanın farkında değiller. “Osmanlı dağıldı. Yüz yıl sonra medreseyle mi tanışacağız? Biz, başka bir şey mi oluyoruz? Türkiye bir yerlere mi gidiyor?” gibi kuşkucu ve sosyal etkilere maruz çevrelerin tepkisini doğuran biraz kabız, birazcık tutucu, biraz da entel sendromu yaşayan yarı aydınların medrese kavramını kavrayamayışından dolayı oluşan komplekslerdir. Buna şimdilik fazla girmeyelim. Ama medrese/medresetüzzehra ifadelerine aydınımızın aşina olmasını temenni ederiz. Risale-i Nur’da tarif edilen, Bediüzzaman’ın gayesi ve ideali olan insanlık modelinin, eğitim sisteminin adı Medresetüzzehra’dır. Bu isimle tesmiye edilmiştir ve aziz hatırası vardır, isimlendirme gerekçesi ise bu gün daha fazlasıyla değerini koruyarak ve entelektüel bir ihtiyacı karşılamaktadır.

Bu tartışma yeni başladı ve sizleri tebrik ediyorum. Nihayet hepimiz fıkradaki gibi (a) ve (b)’yi geçip (c) demeye başladık. Sayın Valimizin şahsında kamu sorumluluğu mevkiinde olanlar da (c) dedi. Bence Nur talebeleri de, ilmen (c) dedi.. Bu kadar geniş bir katılımda yeni süreçlere ve müzakerelere kapı aralandı. Risalelerdeki doğrularla kendi yanlışlarını eşitlemeyecek kadar insaf sahibi ve nefsinde meseleleri çözüp açık itirafta bulunma cesareti gösterip münakaşa addedilecek tutumlara girmeden müzakere içinde hassasiyetin verdiği bir bahtiyarlığı yaşıyorlar nur talebeleri. Ancak ilmi boyutta her müzakerenin bir ihtiyaçtan doğduğu da bir gerçek. Bu yüzden (c)’den sonrasına uzanacağımız uzun bir yolun ilmi güzergahlarında ilerleyeceğiz inşallah. Şükür ki, hepimiz üç gündür fiilen (c) dedik. Artık alfabenin diğer harflerine sıra geldi. Sonra heceler kelimelere, kelimeler cümlelere yol verecek ve buluşacaklar anlam dünyasında.

Şimdi bundan sonra ne olacak? Bundan sonra hepimiz için bence yeni bir dönem başladı. Medresetüzzehra’nın taze öğrencileri olarak. Burada bir başvuru problemi yok, sınav problemi yok. Kalbimizin ve gönlümüzün beraber olduğu her yer Medresetüzzehra’dır. Bu anlamda ders kelimesi kullanılıyor, derslik kelimesi kullanılıyor, dershane kelimesi kullanılıyor ama sıra medreseye gelince bizim aydınımız, bizim Cumhuriyet döneminin aydın muhafazakârı dahi rahat kullanamıyor bu ifadeyi. Mederese/Medresetüzzehra, bir nostalji değil. Türkiye’nin kendisidir. Ders varsa, dershane varsa, derslik varsa, medrese de var olacak. Bu kelimeler bizim kaybettiğimiz ama bundan sonra sık sık kullanacağımız birer kavram ve işaret taşıdır. Bu kelimeler, Türkiye’nin kendi imalatıdır. Bu coğrafyanın da zekâsıdır. İrfanî geleneğin gelecek okumalarıdır. İnsanlık ve İslam dünyasına da buradan bir ışıktır. Böyle algılanması lazım. İnşallah medyamız, aydınlarımız, kamu yöneticileri, siyasetçilerimiz de olaya bu açıdan bakarak müzakerenin birer paydaşı olurlar. İnsaflı her türlü eleştiri iyidir. Tenkit hakikati rendeçler ama okumadan olmuyor. Müzakere etmeden olmuyor. İnşallah bu müzakere kapısı açılmıştır. Ve barika-i hakikatin çekirdekleri filizlenecektir dimağımızda ve gönül dünyamızda.

Medresetüzzehra modeli, kurumsal bir yapıdır. Türkiye ölçeğinde, dini eğitimde Diyanet için yeni bir yaklaşımdır, bir rehberliktir. İmam-hatip okulları, ilahiyat fakülteleri ve dini cemaatlerin verdiği dini eğitimleri medrese kapsamında mütalaa etmemiz lazım.

Medresetüzzehra’nın üçayağı var. Biri mektep, biri medrese, malum biri de tekke ve zaviyelerdir. Biz tasavvuf ehli ile ve içimizdeki tasavvufla ve Risale-i Nur’un tasavvuf konularını birlikte düşünerek, Medresetüzzehra ekseninde Medreseler ve Tekkeleri ayrı ayrı mütalaa etmemiz gerekir. Medreseler başlığı altında Medresetüzzehra’nın alt başlığı olan eğitimin bütün taraflarıyla birlikte bir müzakere gerekir. Dini cemaatler ve Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere Milli Eğitim’deki din eğitimi dâhil bu meseleyi kendi gündemlerine alan yüksek öğretim kurumları ve diğer STK’lar ile birlikte Osmanlıdaki medreselerden günümüze din eğitimini masaya yatırmak bir zarurettir.

Bir şey daha var. İnternet/sırren tenevveret. Biz size internet kadar yakınız. Bu kadar basit. Risale Akademi olarak ileride uzaktan eğitim çalışmamız devam ediyor. Risale-i Nur, Türkiye sınırlarında mekâna tahsisli olamaz, birçok mekânın bu hususiyeti taşımasına da engel yok. O açıdan Van Okulu’nu da nasip olursa açacağız. Bediüzzaman’ın ilk dönem eserlerini burada eğitim ve araştırma boyutuyla gündem yapacak şekilde ders programları yapacağız. Müfredat hazırlayacağız.

Sonuç, biz şu anda bu otelde veya bir başka mekânda 15 günde bir Van Okulu ismiyle –sabah Yusuf Kaplan Hocamla konuştum. “Hocam hangi dersi vereceksiniz? Münazarat’ı mı? Muhakemat’ı mı?“ dedim. “Muhakemat” dedi. Ahmet Yıldız Hocamla az önce konuştum. O da “Münazarat” dedi. Ve biz onunla başlayacağız ve Van dönemini, ilk eserlerini Van Okulu ismiyle birinci dersi, önümüzdeki günlerde bismillah deyip Van’dan başlatıp bilahere bu Van Okulu levhasını aynen Almanların Frankfurt Okulu gibi, felsefe okulları gibi Van Okulu levhasını Türkiye’nin her tarafına taşıyacağız.

Akademisyenlerimizin kendilerini iyi hissettiği ve çok iyi bildiği bir konuları vardır. Herkes sadece bir şey bilecek. Bu anabilim dalına göre düşünecek ya da son on yılda yoğun geçirdiği entelektüel bir alan olacak. O zaman herkes “internet/sırren tenevveret” ile buraya gelmesine gerek kalmadan öğrenme fırsatı elde edecek. Uzaktan eğitim sayesinde. Medresetüzzehra, Türkiye ölçeğinde başlıyor ama dünyaya açılıyor aynı zamanda. Medreseden mektebe bir uyum sağlıyor.

Geçen yıl cumhuriyet tarihinde ilk defa Uluslararası Yüksek Öğretim Sempozyumu yapıldı İstanbul’da. Biz üç arkadaş, aynı zamanda bu sempozyumun düzenleyicilerinden arkadaşlarla üç tebliğle katıldık ve şunu gördük. Üç bin kişi katılmış, yüz tebliğci yurtdışından. Gerçekten tecdide ihtiyaç var ve akademisyen bir grup, rektörlerin ağırlıklı olduğu salonda şunu ifade ettiler: “Ya biz sürekli bu milletin çocuklarını öğrencileri eğitiyoruz, ama bize yönelik, bizi eğiten bir eğitim yok. Bizim de eğitim almaya ihtiyacımız var. Batı bunu hayat boyu eğitim diyerek çözmüş.” Onun için Medresetüzzehra’nın kürsüsünde hoca yoktur, herkes öğrencidir ve öğretişim ile örtüşen bir sistemdir. Birlikte, karşılıklı interaktif bir öğrenmedir Medresetüzzehra. Dolayısıyla Milli Eğitimi ilgilendiren projeksiyonlar var. Eğitimin toplumsallaşması yönünde adımlar atılmalıdır. Dini eğitim konusunda imam hatiplerle imamlar, ilahiyatçılarla dini cemaatler arasında oluşacak ahenk için Medresetüzzehra modeli üzerinden mutlaka gündeme uygun müzakere gerekir.

Hanımlar Rehberini, özel bir sempozyumla birden fazla sempozyumla Aile Bakanlığıyla beraber çalışmak istiyoruz. Geçen yıl Aile Bakanlığı yeni kurulduğunda bir ileri politikalar derleme toplantısı yapmışlardı sanırım. Bir elli kişi vardı. Bu fakir de oraya katılan bir sivil toplum temsilcisiydi. Ben şu soruyu sordum: “Siz ailenin devletini mi kurmaya çalışıyorsunuz yoksa devlete ailemi arıyorsunuz?” Tabi ki bu sorunun cevabını alamadım. Ama aileyi merkeze koymak istiyorlardı. Doğrusu teknik çalışma kadar maneviyat ve değerler inşasının da sağlanmasıdır. Benim ailemi koruyacak, benim meskûn mahallime moral verecek, benim istediğim servisi yapacak bir aile kurumu elbette bir model almalıdır. Medresetüzzehra bu anlamda hem kamu yönetiminde, hem eğitimde, hem ailede, hem din eğitiminde birleştirici parçalar önermektedir..

Başka bir nokta ise, İhtiyarlar Risalesi’nin bu gün yaşlılarla huzurevlerine gitmesi lazım. Benim gibi yaşı elliyi geçmiş yaşlı ağabeylerime bir şey arz edeceğim. Neden İhtiyarlar Risalesi’ni elimize alıp her gün bir huzur evine gidip, yaşlılara İhtiyarlar Risalesi vermiyoruz? Medresetüzzehra, farklı katmanlarda ve insan sınıflarında, bilhassa pozitif avantaj gerektiren gruplarda ancak böyle hayat bulacak.

Gençlik Rehberi’ni de benzer şekilde Gençlik Bakanlığı’nın gündemine alması gerektiği kanaatindeyiz. Gençliğin problemlerini çözerken Gençlik Rehberi’ndeki yaklaşımların etkili bir destek sağlayacağı kanaatindeyiz.

Görüldüğü gibi Medresetüzzehra kanatları altında her kesime yönelik lokalizasyonlar ve çözüm odaklı tanımlar vardır. Bu yüzden Medresetüzzehra, bir tasavvurdur, bir vizyondur, bir gelecektir. Pilot bölge burasıdır/Doğu Anadolu bölgesidir, ama içerik evrenseldir, umumidir, şamildir ve bunun şümulüne yedi milyar insan girmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin orta doğu coğrafyasında etnisiteden uzak, kültürel farklılık içinde, tevhid eksenli ve bilimle birlikte tasavvufu da içine alan tefekkür sistemidir. İslam âlemi için gerçekte bir ittihad ve kardeşlik aranıyorsa yine Medresetüzzehra kaçınılmazdır, hem İslam birliği, hem ülkemizin birliği, hem Avrupa birliği, hem dünya birliği için bu bir reçetedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın attığı adımlar güzel bir başlangıç ama sistem düzeyinde kalıp felsefe düzeyinde bir arka plan olmadığı için ne kadar teknik çalışırsanız çalışın bizim dini hassasiyette olan kamu yöneticilerinin de, akademisyenlerin de, sanırım zorluğu, batının metotlarıyla bizdeki problemleri eşleştirme çabalarıdır. Bunun arka planda mutlaka bu kültürel mirasa, bu veraset-i nübüvveteuygun felsefe ve tefekkürün dâhil edilmesi lazım. Bu mevcutdurum, sanırım problemleri zorlaştırıyor ve vatandaş nezdinde çözümüuzak gösteriyor, vatandaşı uzaklaştırıyor.

Medresetüzzehra, Nevzat Tarhan hocamızın ifade ettiği “Çağın Vicdanı”dır. Aynı zamanda Çağın üniversitesidir, çağın eğitimidir. Risale-i Nur sırren tenevveretle Medresetüzzehra’sını inşa etmiştir. Müsbet hareket metoduyla bunun metodolojisini geliştirmiştir. Belirli kesimlerin Said Nursî ve Risale-i Nur söz konusu olduğunda, kolay yorumlarla tırnak içinde “Nurcular” diye söze girmeleri, Nur talebelerinin beşeri halleri ve kusurları üzerinden politik ve ön yargılı mülahazalar yürütmek isteyen çevrelere arzımız şudur ki, ön yargılara değil, tartışmanın hissiyat ve sübjektiflik zemininden objektifliğin hâkim olduğu müzakereye davet ediyoruz. Bediüzzaman’ın tabiriyle; “Hissiyat-ı mektebden medrese-i efkâra” çıkalım. Fikirler, düşünceler ve ilkeler konuşsun ve geleceğe ait olsun, kişiler, olaylar, süreçler ve bizi baskılayan tecrübelerin doğurduğu reaksiyonel hallerden beraberce kurtulalım. Şükür ki Bediüzzaman ve Medresetüzzehra’sı ve Medresetüzzehra’nın Risale-i Nur şakirtleri bunu başarabildiler. Allah’ın lütfuyla müspet hareketi başardılar ve sonuçta bu noktaya gelebildik. İnşallah bu devam edecek. İlk defa geniş bir katılımla, yaklaşık 120 konuşmacının/müzakerecinin yer aldığı Medresetüzzehra Sempozyumu ile Medresetüzzehra’nın projeksiyonu, kuşatıcı yönü ve ufku ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu sempozyumuın süreçleri ve uygulaması, ölçülebilir sonuçları görmemizi sağlamıştır. Geribildirime dayalı iyileştirme ve standartlaştırma çalışmaları ise bundan sonra mümkün olacaktır. Yüz yıldır yok sayılmış ve gözden kaçırılmış bir medeniyet tasavvurunun ve eğitim modelinin hala tazeliğini koruyor olması bile başlı başına bir yeniliktir, tecdittir ve keşiftir. O yüzden başlangıçlarımız, düşünülen uygulama planları ve mülahazalar oldukça pratisyen düzeyinde kabul edilebilir. Entelektüel dünyanın bu buluşmamızı yeterince kavrayamaması söz konusu olabilir ama sonuç olarak arzım bu müzakere, bu başlangıç, iyi bir başlangıçtır. Şu anda bizim belirlediğimiz kadarıyla ve bu üç günün bize öğrettiği farklı kayıtlardan, hafızalardan, istişarelerden ve ikazlardan kendimize çıkardığımız ders için söylüyorum. Şu anda asgari bu Medresetüzzehra sempozyumunu besleyecek, açılımını sağlayacak Medresetüzzehra ekseninde yeni sempozyumlara ihtiyaç vardır. Bu bağlamda medreseler, tekkeler, tasavvuf, mektepler, tecdit, marifet, taallüm ve tekemmül gibi başlıklar altında yeni çalışmaların devam etmesi lazım.

Dün yılların eğitimcisi Öner Bey’den bir teklif geldi. Dediler ki; “Medresetüzzehra’nın Medrese Sempozyumu’nu Tillo’da yapalım.” Yani “Medreselerin mekânına, Bitlis havzasına, Van’a uzanan bir çizgide yapalım.” dendi. Enfes bir şey çıktı ortaya. Ya da “Doğu Beyazıt’a gidip Ahmedi Hani’den Bediüzzaman’a Kültür Felsefe Tarih, Din ve Vicdan” veya “Bediüzzaman okumaları” diye. Bu inkişaflar ve hedefler, bizi vicdanımızla, tarihimizle ve bu ülkenin maddi manevi bütün kaynaklarıyla buluşturur. Böyle çıkış noktaları geliyor, öneriliyor. Akademi olarak planlayacağız inşallah.

Bu sempozyumun icracılarından Ferit Bey dün dedi ki, “Siz Anadolu Ağabeyleri panelleri mi yapıyorsunuz?” “Evet.” “Peki Van’da ne zaman yapacaksınız?” sorusu karşısında, bir ukdemizi daha harekete geçirdi. Bu sempozyum bitince, nasipte varsa Van Anadolu Ağabeyleri ya da Medresetüzzehra’nın ilk öğrencileri panelini yapacağız inşaallah. Molla Hamid Ağabeyin Üstadla olan latifelerini. Ben bunu ağabeylerimle yapabilirsem, biz Medresetüzzehra olacağız. Latife yapmamız bile hürmetle muhabbetin en iyi kıvamıdır. Dava arkadaşı olalım ki, cesaretimiz artsın, kardeşliğimiz pekişsin.

Zehra Üniversitesindeki her öğrenci, annesiyle özgür olan çocuk gibi olmalı. Her hareketini fıtri, rahat, özgürce ağabeyiyle rahat olduğu gibi Medresetüzzehra’nın hürriyet ikliminde yapmalı. Dolayısıyla biz nasip olursa Van Okulu konferanslarını burada başlatacağız. Bir de yakın zamanda kış basmadan bir Van Ağabeyleri Paneli ile inşallah huzurlarınızda olacağız. Muhakemat ve Münazarat olmak üzere iki kategoride bunu başlatmayı ümit ediyoruz. Biri Reçetetü’l-Havas; Münevverlerin/aydınların yol haritasını veren eser. Biz hep vatandaşa nasihat etmeyi seviyoruz. Hani sıra bize gelince bürokrasinin buyruk düzeni, otoriter yapı, o tek parti döneminin algısı bazı şeylere müsaade etmiyor. Ama bundan sonra çok şükür her şey daha müsait. İki şey, hem entelektüel çevrelere, hem de topluma dönük Muhakemât ve Münâzarât dersleri, geleceğin zihni uyanışını sağlar.

Başka bir nokta, başarabilirsek mayıs ayında Bitlis’te Bediüzzaman’ın sempozyumunu yapacağız. Dün akşam bir arkadaşımız da “Hizan’da niye program yapmıyorsunuz?” diye sitem etti. Haklı. Yapacağız inşaallah.

Son bir nokta; GAP bölgesinde, Türkiye’nin Cumhuriyet’ten sonra en büyük projesi olan GAP projesinin maddi kalkınmaya rağmen sosyologların, psikologların, eğitim bilimcilerin ve siyaset biliminin çözemedikleri terör ve sosyal problemler için manevi bir dinamoya ihtiyaç var. Onun için GAP Bölgesi Bediüzzaman Haftası yapacağız nasip olursa. “GAP Bölgesi Risale-i Nur Günleri”. Böylece geriye ne kaldı? Biz buradan çıktık Bitlis’te program yapıyoruz, öbür şubemiz Diyarbakır, Siirt’le başlayan. Gaziantep’te de Teşebbüs ve Hürriyet programı yapacağız ve Konya’ya, Mevlana Hazretlerini ziyarete gideceğiz.

Bediüzzaman, Tedrise Van’da başlamış. İlk eğitim merkezi, Van kalesindeki Horhor’dur. I. Dünya Savaşı ve yıkımdan sonra yaşadığı coğrafyadan uzaklaştırılmıştır. Bu defa telife Barla’da devam etmiştir. Ardından neşirle Emirdağ’da hayat bulmuştur. Akabinde veya beraberinde tebliğle hizmetlerimiz çok geniş dairede milyonlarca bilinen/bilinmeyen, hepsine şükran borçlu olduğumuz ve vefat edenlere de, ailelerine de ayrı ayrı rahmet ve saadetler dilediğimiz milyonlarca isimsiz kahramanla hizmetler mana bulmuştur ve şimdi sıra temsilleri doğru kullanmada.

Tebliğler tamam, temsiller nasıl olacak? Temsillerde şu olmalı: Tedarik, teşrik-i mesai, tefekkür ve tecdit ile başlamış bir arka plan tevhit felsefesi mutlaka tahkim edilmeli. Bu olmadan temsil, modern çağın savrulmalarına maruz kalabilir. Geniş bir akıl, açık sistem ve kişiyi merkeze koymayan yapılar ile şahs-ı manevi teşkil olursa, Medresetüzzehra’nın inkişafı hızlanır, kuvvet bulur. Yani mahviyet ve sıfır merkez ile çalışmak. Kurumsal karakteri öne çıkarmak. Bunun için disiplinler arası ilişkiyi sağlayacak olan tanımlı iş dağılımları olmalı. Bediüzzaman’ın tabiriyle “Taksimu’l-amal bitamamiha” olmalı. Yani istisnasız işbölümü sağlanmalı. Bunu biz basitçe kamu kurumlarına da önerdik, Medresetüzzehra için belirlediğimiz özet çerçeveler var. Detaylarına girmeyeceğim. Raporlar var elimizde. Arzu edenlerle paylaşırız.

Kurumların, cemaatlerin, özel nitelikte yapıların/organizasyonların, kuruluşların, bir tüzel kişilik etrafında kurumsal karakterlerini, artık şahıs değil şahs-ı manevi sisteminde inşa etmeleri halinde Medresetüzzehra modeli ilham kaynağı olacaktır. İstişare, ihtisas, ihlas ve iletişim içinde bir itina ile mesafe almak kolaylaşır.

Bunun için “5T” dediğimiz, beş temel esas üzerine sistemin kurulması gerekir:

Birincisi, Tevhid merkezli bakmak. Kâinatı mana-yı harfi ile okumak.

İkincisi, Tefekkür ile okumak ve anlamak, derin anlamlandırma ve kökleştirici sonuçlara gitmek.

Üçüncüsü ise tecdittir. Çağın yeni insanını, yeni ihtiyaçlarını, yeni taleplerini ve zamanın ruhunu doğru anlamak, okumak ve buna göre yenilik yapmak, yeni görüşler ve çözümler ortaya koymak, ehl-i sünnet çizgisinde tecdidin şümulüne giren alanlarda esaslı fikirler ortaya koymak. Meşru, makul ve müspet bir çizgide modernitenin çaresizliklerine ruh ve mana dünyamızdan keşifler yapabilmek ve sürdürülebilir çözümler ortaya koymak.

Dördüncüsü ise, toplumu dikkate alacak şekilde toplumsal inşa süreçlerini doğru belirlemek. “Hayat-ı içtimaiye ve beşeriye” bağlamında birey çekirdeğinden ve aile fidanlığından toplum bahçesine bir gelişim ve tekâmül vermek gerekir.

Beşincisi ise Teknolojidir. Bilim ve teknolojinin amacına uygun ve beşeriyeti rahatlatacak, insani amaçlara uygun araçlar olarak kullanılması ve etkin kullanımıdır.

Bir de yukarıdaki esasları, devamında “5İ” ile pratikleştirebilirsek süreç ve sonuç ilişkisi daha tutarlı olacaktır.

İhlas-İhtisas-İstişare-İstişareyi besleyen İletişim ve iletişimi besleyen bir İletişim gereklidir. Bunlar projelendirilecek şeyler. Bütün bunlar da ihtiyacımız olan araçlar, metotlardır, müzakere yöntemleridir, malzemedir, maliyetle birlikte medeniyettir. Eğer biz bunu tesis edebilirsek Medresetüzzehra bir tasavvur olmaktan çıkar, bir medeniyet olur. Bu şekilde bunun bütün merkezlere, mekânlara, şehirlere ve medeniyetlerin odağına taşınabileceğini düşünüyoruz.

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bu vesileyle arz-ı hürmet ediyorum.

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 813-823, Ankara.

 

popüler cevapdünya atlası