VEFATININ 5. YILINDA SAİD ÖZDEMİR AĞABEY ANMA PROGRAMI

Eklenme Tarihi: 21 Şubat 2021 | Güncelleme Tarihi: 06 Mart 2021

Açıklama

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY

1927 yılında Siirt’in Tillo ilçesinde dünyaya gelir.

Said Özdemir’in babası Osman Özdemir dirayetli, müstakim bir zattı. 5 yaşında iken annesi vefat eder. Onu dedesi ve ninesi yanlarına alırlar.

1938 yılında Ankara Orman Müdürlüğünde çalışan babasının yanınaailecek taşınırlar.

Said Özdemir’in Ana dili Arapça’dır ve Türkçe bilmemektedir.

11 yaşında iken 6 ay kursa giderek Türkçeyi öğrenir.

Yaşı biraz seviyesine göre büyük olduğundan 1. ve 2. sınıfın derslerini kitaplarından çalışarak sınavlarını verir ve okula 3. sınıftan başlar.

İsmet Paşa İlkokulundan mezun olduktan sonra ve Hacettepe Üniversitesinin eski binası olan Taş Mektepte Ortaokulu okur. Ardından Gazi Lisesinde okur ve birincilikle bitirir.

Lise yıllarında İslami ilimlere ilgisi artar.

Sınavsız olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Yüksek Makine Mühendisliği Bölümüne girer.

Bir yandan da Sultanahmet Camiindeki meşhur vaizleri dinlemeye gider.

Tatil zamanlarında Ankara’ya geldiği dönemde Sanat Mektebinde stajını yapar.

Başarılı olmasına rağmen 3. sınıfta fakülteyi bıkkınlık hali gelmesinden dolayı bırakarak Ankara’ya döner.

1949 yılında Rahime Hanım ile evlenir.

Askerliğini yedek subay olarak Bolayır ve Tire’de yapar.

Ankara’da İslamiyet’i daha iyi yaşayabileceği bir iş arar.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na iş için başvuru yapar.

1950 yılında Diyanet Reisi Ahmet Hamdi Akseki ile yaptığı görüşmeye gider. Reisin bu görüşmede sorduğu sorulara güzel cevaplar vermesi üzerine, Diyanet’te memur olarak işe başlar.

O zamanlar Ankara Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde okuyan Abdullah Yeğin Ağbey ile tanışır.

Abdullah Yeğin ona Telvihat-ı Tis’a ve Gençlik Rehberi gibi Üstad Said Nursî’nin bazı eserlerinden kendisine verir. Böylece Risale-i Nur ile ilk teması başlamış olur.

Said Özdemir, fıkıh, tefsir, kelam derslerini okur ve hitabette kendisini geliştirir.

Diyanet’in açtığı vaizlik sınavına girerek yüksek bir puanla alarak kazanır ve önceleri vaiz daha sonra da gezici vaiz olarak atanır.

Said Özdemir, Türkiye’de manevi hayatın bozulmasından oldukça raharsızdır. Çocuklarının bozulmadan manen iyi yetiştirilebilmesi için Hicaz’a (Mekke-Medine) taşınmaya karar verir.

Bunun üzerine eşyalarının bir kısmını satar. Kitaplarını da Ankara’daki Zinciriye Cami’sinde satmaya götürür. Kitaplarını satamayınca dağıtmak ister. Fakat kitaplarının heder olmaması ve okuyacak olanların ellerine geçmesi için kitapların sonuna şöyle enteresan bir yazı yazar:

“Bu kitabı alan kişi 15 gün okusun. Sonra başka birisine versin. Eğer başka birisine vermezse her gün için 10 kuruşu bir fakire versin.”

Bu arada yüksek yol mühendisi olan ve mehdi olduğunu iddia eden İskender Göçer adında bir meczupla tanışır. Bu adamın anlattıklarından çok etkilenir ve müridi olur. Iki yıl bu zatla birlikte gezip dolaşırlar.

Konya’da iken Göçer’in konuşmalarından aklı karışır. Bundan dolayı kendisini doğru yola eriştirmesi için Allah’a yalvarır.

Bir süre sonra, bu mehdilik konularını, bilse bilse, adını duymuş olduğu Bediüzzaman Said Nursî o bilir diyerek Üstadı ziyaret etmeye karar verir.

Said Özdemir, babası ve Göçer’le birlikte Isparta’daki Üstadı ziyarete giderler. Geç bir saatte vardıklarından gece otelde kalırlar.

Sabaha karşı rüyasında Üstadın Göçer’in başına bir çarpı işareti yaptığını görür.

Sabah olunca Üstad, Ceylan Çalışkan’ı otele gönderir. Çalışkan; ‘Üstadım acele sizi istiyor. Yalnız üç kişi değil, iki kişi geleceksiniz’ der.

İskender Göçer, ‘Ben zaten gelmiyorum’ diyerek gitmek istemez.

Üstad onları gayet hoş karşılar ve sarılır. Görüşme esnasında Üstad Özdemir’den Tillolu olduğunu öğrenince, 70 sene önce orada olduğunu, kendisine oradan bir yardımcı vermesi için, Tillo’da medfun mübarek zatları şefaatçi yaparak, Allah’a dua ettiğini ifade eder ve; “Sizi bana Allah yolladı. Sizi Arabistan vesair yerler namına da kabul ettim” der.

Said Özdemir, Üstada Hicaz’a gitme kararından bahseder ve; “Memleketin hali fena, gittikçe daha da fenalaşacak. Orada çocuklarım da ben de kurtuluruz” demesi üzerine: “Kardeşim, ben orada olsam buraya gelirdim. Âlem-i İslâm kapısının kilidi Türkiye’dir. Bu kilit açılınca âlem-i İslam’ın kilidi açılacak. Buradan gitmek, harpten kaçmak gibidir. Harpten kaçmak kebairdendir. Buradan gitmek için izin yok’ der.

Said Özdemir bu görüşmeden sonra Hicaz’a gitmekten vaz geçer.

Said Özdemir Ağabey, Üstadla görüştüğü dönemde kızına rüyasında, “Baban Mehdinin elinden tuttu” dendiğini de nakletmitir.

Said Özdemir Ağabey, Diyanet’te çalıştığı sürede Risale-i Nur Külliyatı’yla ilgili hadiselerle çok hizmetleri olur.

Üstad 1948 yılında Afyon Hapishanesinde iken eserleri tedkik edilmek ve rapor yazılmak üzere Diyanet İşleri Müşavere Kuruluna gönderilir. Said Özdemir Ağabey de bu kurulun katipliğini yapar. Kurulda tedkikten sonra güzel bir rapor yazılır. Bu rapor üzerine Üstad ve eserleri beraet eder. Rapor özetle şöyledir:

“Bu eserler, bu günkü gençliği en güzel, İslami ahlaka sevk edecek ve insanlığı hem dünya hem ahiret saadetine vesile olacak eserlerdir. 1163 madde, 5816 sayılı kanun ve 163 maddenin hiçbir maddesine temasları yoktur. İslami ve Kur’anî eserlerdir.”

Said Özdemir bu raporu mahkemeden önce Üstada götürerek Üstadı çok sevindirir.

1953’te Üstadı 2. defa ziyarete gittiğinde; “Atıf Ural’la tanış ve hemen hizmete başla!” diyerek ona neşriyat görevi verir.

1954’te Üstadı ziyarete gittiğinde kendisine şöyle der: “Said Kardeşim Biz bu eserleri şimdiye kadar eski yazıyla basıyorduk, fakat gençler okuyamıyordu. Ben Manevi ihtar aldım. Bu eserleri yeni yazıyla, Latin harfleriyle bastıracağız. Bak sana nasip oldu” der.

Risalelerin matbaa lisanıyla basılması için, daktilo ettirdiği Büyük Sözler’i ve maya yapması için de 1200 lira parayı vererek Ankara’ya gönderir.

İlk defa Sözler Ayyıldız Matbaası’nda basılır. Daha sonra Doğuş Matbaası’na geçilir. Matbaa ile öyle haşir neşir olunur ki, orada yatıp kalkılır.

Özdemir, Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu, Salih Özcan ve bazı nur talebeleriyle Sözler’i bastırarak Üstada götürür. Üstad o kadar sevinir ki, ayağa kalkarak talebelerine sarılır. Kitabı bağrına basar, oda içerisinde dönmeye başlar: “Kardeşim ben şimdi âhirete gitsem gözüm arkada gitmez; çünkü şimdiki neslin okuyacağı, anlayacağı bir lisanla binlerin ellerine bu Kur’an hakikatları geçti, elhamdülillah ben vazifemi yaptım.” der.

Sözler’in Mektubat’ın Lem’alar’ın ve Tarihçe-i Hayat’ın matbaadan çıkan formaları kurye ile Üstada kontrol için gönderilir. Yeni formayı Zübeyir Gündüzalp okur, Üstad da Osmanlıca nüshadan takib ederek Risaleleri tashih yaparlardı. Yanlışlık varsa belirtilerek gönderilir, gerekli düzeltmeler yapılır ve böylece matbaada kitaplar bastırılırdı.

Sikke-i Tasdik-i Gaybî basılınca Üstad Ankara’ya gelir. Beyrut Palas’ta kalarak talebeleriyle görüşür. Orada “Kardeşim, bugün benim yatağımda yatıp, benim yemeğimi yiyeceksin” der. Dersten sonra odasına kendisine getirilen yemeğin yarısını ve yorganını Özdemir Ağabeye yollar ve yemek için de “Kabı bana lâzım” diye bir nükte yapar.

Ayrılırken Üstad, “Kardeşim son vasiyetim budur: Siz hizmeti düşünmeyin, aranızdaki uhuvvet, muhabbet, ittifak ve tesanüdü sağlayın yeter.” demiştir.

Said Özdemir Sikke-i Tasdik-i Gaybî’den dolayı hapse girer ve otuz üç gün içeride kalır.

Daha hapsinin üçüncü gününde Aziz Üstadının Urfa’da vefat ettiği haberini alır.

Cenazeye katılamamanın burukluğunu yaşayan Said Özdemir, tahliye olunca hemen Urfa’ya gider ve Üstadının kabrini ziyaret eder.

Üstad, bir görüşmesinde Said Özdemir Ağabeye: “Said Kardeş Tarihçe-i Hayat çok mükemmel oldu. Hatta 20 mecmua kuvvetinde oldu. Sen Tarihçe-i Hayat’ı basarsan hapse gireceksin. Eğer hapsi kabul ediyorsan götür bastır.” demişti.

Said Özdemir Ağabey, Üstadın vefatından 5 yıl sonra Tarihçe-i Hayat’ın içerisindeki bir cümlede, “birinci cumhurbaşkanına hakaret var” diye 5816. maddeden mahkemeye verilir.

Said Özdemir ile Dr. Tahsin Tola naşir olarak, Mustafa Sungur Ağabey de müellif olarak hâkim huzuruna çıkarlar. Naşirler birer buçuk sene, müellif dokuz ay hapse mahkûm edilir. Böylece Üstadın dediği çıkmış olur.

SAİD ÖZDEMİR AĞABEYİN HİZMETLERİ VE TARZI

Said Özdemir, Refet Kavukçu ağabeyle birlikte Ankara garına ve belediye otobüslerine Risale-i Nur reklamları hazırlatıp astırır.

Belediye işletme müdürü bu durumdan rahatsız olarak “Alın paranızı” der ve levhaları kaldırttırır.

Said Özdemir, Risale-i Nur’dan vecizelerin bulunduğu bir takvim hazırlatır ve yayımlar.

Bundan dolayı takibata uğrayarak ağır cezada mahkemeye çıkarılır. Mahkeme Başkanı, 250 civarında getirilen öğrencinin de duyabileceği şekilde vecizeleri okur ve sonunda da beraet kararı verir.

27 Haziran 1958 tarihinde Said Özdemir, bir reklâm pusulası yazıp Radyo Dairesi’ne götürür. Bütün Nur talebelerine haber verilir. Üstad da bu reklamı dinlemek için odasından arabaya iner. Reklam saati gelince spiker, “Risale-i Nur müellifi büyük İslam mütefekkiri Said Nur. Sözler, Lem’alar, Mektubat, İşârâtü’l-İ’caz, Asa-yı Musa çıkmıştır. İsteme adresi: PK 444, Ulus-Ankara” diye metni okur.

Ertesi gün zamanın Reisicumhurunun emriyle reklam kaldırılır.

Bu tek reklam, Nur talebelerinin mahkemelerde beraat almalarına vesile olur.

1957-58 yıllarında Said Özdemir, Ankara’da Hacıbayram Camisinde sabah namazından sonra Risale-i Nur’ları okumaya başlar. Sözler, Mektubat’I okur ve Lem’alar’ın da yarısına kadar gelir.

Daha sonra bu tatbikatını Üstada anlatır. Üstad, Siz de böyle yapın dercesine, gelene gidene bunu anlatır. Bunun üzerine birçok şehirde camilerde Risale-i Nur okunmaya başlanır.

Said Özdemir Ağabey, Üstadın sesini teybe almaya çalışır, Üstad “caiz değil” diye izin vermez gizlice kaydetmeye çalışırlar ama bir türlü muvaffak olamaz.

Said Özdemir radyodan bir mevlit okutur. 10 dakikalık konuşması iptal edilmesine ragmen “Siz geç kaldınız” diyerek Üstadın da dinlediği 20 dakikadan fazla bir konuşma yapar. Risale-I nurları anlatır. Ertesi gün Ulus Gazetesi bu konuşmayı: “Nurcular dün gece cihat ilân ettiler.” Şeklinde manşete çeker.

Said Özdemir Ağabey İstanbul’un ilk medreselerinden Süleymaniye Kirazlı Mescit’teyken polis baskınına uğrarlar. Said Özdemir’in elindeki çantasında Eskişehir’de basılacak İçtihad Risalesi’nin dizgi klişeleri vardır.

Polislerden birisi şüphelenir ve çantayı aramak ister. Çantayı yakalattığı takdirde kitapların nerede basıldığı öğrenilip, içindeki evraklar da gidecektir. Özdemir hemen pratik zekasıyla: “Arama emri olmadan çantayı arayamazsınız” der. Bunun üzerine oradaki herkesi karakola götürürler.

Said Özdemir, çantayı kaptırmadan karakoldan kaçmayı başarır. Ankara’da yakalanır, polisler dövmeye kalkışır, bağırtısına Allah’tan Emirdağ’da daha önce görev yapmış ve Üstadı tanıyan bir hakim yetişir. Niyetleri öldürmek için binadan atmak olan polislerin elinden Hakimin serbest bırakmasıyla kurtulur.

Said Özdemir’in bu çanta hadisesi yüzünden birçok nur talebesi içeri alınır. Hapse alınanlardan birisi de Ceylan Çalışkandır. Hapiste iken Said Özdemir’e takılmadan duramaz ve şöyle bir şiir yazar:

Ağustos’un dördüncü haftası Said ve çantası

Birinci Şube’den bırakıp kaçtı Başımıza sevaplı belalar açtı.

1960’ta Ulucanlar Dokuzuncu Koğuş’ta yatarken, kendisine yapılan suikasttan Allah’ın (c.c.) inayeti ile son anda kurtulur.

Said Ağabey’in, 1960 ihtilalinden önce gezici vaizlik görevine, halk partililerin şikayetleri üzerine son verilmiş olduğunu, Devlet Arşivleri Başkanlığı, Yassıada Evrakı içerisinde rastladığımız belgelerden ve Said Özdemir Ağabeyin Başvekil Adnan Menderes’e verilmek üzere Denizli Mebusu Baha Akşit’e verdiği mektubundan öğreniyoruz.

Bu mektubunda Özdemir Ağabey, Üstaddan, Risale-i Nurlardan, yaptığı hizmetlerden, halkçıların din, iman, Kur’an ve memleket aleyhinde yaptıkları faaliyetlerinden bahseder, Başvekile tedbir alması için uyarılarda bulunur.

27 Mayıs ihtilalinden sonraki 19 Haziran’da namaz kılarken suçüstü yakalanırlar. Aralarında Özdemir Ağabeyin de olduğu yedi kişiyi 4. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne götürdüler. Hakim de namaz kıldığı için polislere kızar ve ağabeyleri salıverir.

Tarihçe-i Hayat’ta dolayı bir buçuk sene hapis cezası tasdik olunca önce Ulucanlar Cezaevi’ne oradan da bizi Ayaş’a nakledilirken tanımadığı biriyle kelepçelerler. Vakit daraldığından namaz kılmak jandarmadan kelepçeyi açmasını ister. Anahtar mühürlü zarfın içinde olduğu için açmazlar.

Seccadesini serer, diğer mahkumdan da biraz eğilmesini söyleyerek hayatının en unutulmaz namazını eda eder.

Ayaş ta birkaç ay kalır. Oradan Sivri Hisar’a sevk edilip bir buçuk senesini doldurarak hapisten çıkar.

1961’de İstanbul Sirkeci Emniyet Binası’nda da işkence ile öldürülmek istenmiştir.

1964’te İzmir’in Çeşme ilçesine sürgün edilir. Çeşme’de de silahla ve evine yılan bırakılmak suretiyle de öldürülmek istenmiştir.

1983’e kadar sürecek mazlumiyet hayatında defalarca gözaltına alınır ve tutuklanır Said Özdemir. Dokuz kez de hapse girer. Ulucanlar, Ayaş, Sivrihisar, Sultanahmet, Mersin ve Taksim Askerî cezaevlerinde sadece ve sadece Risale-i Nur’u neşrettiği için hapis yatar.

Üstadın vefatından sonra şahsi eşyaları kardeşi Abdülmecid Nursî’ye verilmişti.

Üstadın neşredilmemiş binlerce mektubu Isparta’dan Zübeyir ağabeyler tarafından Said Özdemir Ağabeye intikal ettirilir.

Abdülmecid Nursî’nin vefatından sonra Üstadın şahsi eşyalarını Özdemir Ağabeye getirilir.

Daha sonra Üstadın şu anda Isparta’da sergilenen arabasını da bir süre Özdemir Ağabeye emanet edilir.

Said Özdemir Ağabey Caner Kutlu’nun deyimiyle: “Dağın suyunu alıp ovayı (dünyayı) sulayan Nilüfer’dir, hem suyu taşıyan nehirdir, hem suyun taşıdığı çiçektir.” O bir “Sarıklı, küçük, genç”tir.

Said Özdemir Ağabey yeniliklere ve yeni teknolojik gelişmelere açık bir insandı.

Doksanlı yıllarda bazı küçük Risaleleri, Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanca gibi pek çok dünya diline çevirterek o dillerin konuşulduğu ülkelere gönderir ve bir bakıma Risale-i Nur’un yurt dışında da intişar etmesine zemin hazırlar.

Bazı Risaleleri teyp bantlarına okutarak başlattığı sesli Risale neşriyatını, iki binli yıllarda CD’lere, VCD’lere, daha sonra internet sitelerine aktarttırarak Risale neşriyatında yeni bir hamle daha yapar. Beşeriyetin geliştirdiği bütün cihazları, Nurların intişar vesilesi hâline getirir.

Bütün bunların yanında Türkiye’de ve Ankara’da bir ilk, üniversite öğrencileri için yurt tesisi, üniversite öğrencilerinin kalabileceği evlerin tutulup tefriş edilmeleri ve öğrencilerin maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması, iaşe ve ibateleri, sohbet ve derslerini takip. Kurduğu Anadolu Hayır Vakfı ve kurduğu dernek vasıtasıyla orta eğitim yaşlarındaki kız öğrenciler için açtığı imam-hatip okulu müfredatının takip edildiği özel okul gibi birçok hizmetleri de yapmıştır.

Said Özdemir Ağabey aynı zamanda iyi bir arşivcidir.

Said Özdemir, Ankara Bentderesi’nde cami, imam hatip lisesi, konferans salonu, arşiv ve müze bölümlerinden oluşan Bediüzzaman Said Nursi Külliyesi yaptırır. Bediüzzaman’ın bugüne kadar neşrolunmamış 4 bin civarında mektubunu ve kitaplarını arşivletir.

Müze de ise Zübeyir Gündüzalp tarafından teslim edilen Üstad’ın şahsi eşyaları, giysileri, sarığı, cübbe ve tesbihlerini sergiler.

Said Ağabeyin eşi Rahime ile babası Osman Özdemir, Üstadın sena edip dua ettiği kimselerdendi.

Said Özdemir Ağabeyin Kemalettin, Necmettin ve Fetullah adlarında üç oğlu bulunmaktadır.

Said Özdemir Ağabeyin eşi Rahime Özdemir 16 Şubat 2016’da vefat etmiştir. Kendisi de Zatürre ve böbrek rahatsızlığı sebebiyle hastanede tedavi görmekte iken 89 yaşında eşinden 10 gün sonra 26 Şubat 2016 günü vefat etmiştir.

Cenaze namazı Hacı Bayram Camisinde kalabalık bir cemaatle Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez tarafından kıldırılmış ve cenazesi Cebeci Asri Mezarlığına defnedilmiştir.

Cenaze namazına Bediüzzaman’ın talebelerinden Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram, Mehmet Fırıncı ağabeyler de katılmışlardır.

Ruhları şâd olsun.

 

- Reklam -

popüler cevapdünya atlası