VEBA / TAUN / KORONA BELASI

Eklenme Tarihi: 24 Nisan 2020 | Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2020

Kadir AYTAR

Giriş

Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen hastalığa yol açan korona virüs, bütün dünyaya yayıldı. Son zamanların en büyük virüs salgınlarından biri olan korona virüs haricinde, dünya genelinde bugüne kadar yayılan pek çok farklı salgınlar olmuştur.

Salgın hastalıklar, veba, taun, sıtma, kolera, verem, İspanyol gribi, bugünlerde de korona gibi farklı isimlerde insanlığın karşısına kâbus olarak çıkmaktadır. Şimdi salgın hastalık anlamına gelen veba ve taun kavramlarına bir göz atalım.

Veba

Kara Ölüm, Kara Veba ya da Büyük Veba Salgını, 1347-1351 yılları arasında Avrupa'da büyük yıkıma yol açan veba salgınıdır. Asya'nın güney batısında başlayarak 1340'lı yılların sonlarında Avrupa'ya ulaşmıştır. Veba salgını sonucunda Avrupa nüfusunun üçte biri ölürken, dünyada salgından ölenlerin sayısı 100 milyona ulaşmıştı.

1918-1919 kışında yaşanan İspanyol gribi olarak adlandırılan grip salgınında 500 milyon kişi hastalanmış ve 40 milyon ila 70 milyon arasında insan ölmüştür. 1918 sonbaharında başlayan bu salgında kaybedilen insan sayısı 1. Dünya savaşında kaybedilenlerden daha fazlaydı. Kasım 1918'de sona eren savaşın, virüsün dünyaya yayılma şekli üzerinde önemli bir etkisi olmuştur.[1]

Taun

Sözlükte “yaralamak, ayıplamak, kusurlu görmek” anlamlarındaki ta‘n kökünden türeyen tâûn bazı dilcilere göre bulaşıp yayılan her hastalığın adıdır. Tâunu, vebanın bir türü kabul eden İbni Kayyim el-Cevziyye’ye göre her tâun vebadır, ancak her veba tâun değildir.[2]

1894 yılında Fransız bilim adamı Alexandre Yersin tarafından bulunarak “yersinia pestis” adı verilen basilin yol açtığı hastalığın hıyarcıklı, septisemik ve akciğer vebası diye çeşitli türleri bilinmektedir.

Eski Ahid’in çeşitli yerlerinde İsrâiloğulları’nın isyankâr davranışlarının Allah’ın gazabını üzerlerine çektiği, bu sebeple veba ile cezalandırıldıkları ifade edilir.[3]

Bazı müfessirler, Kur’an’da[4] Hz. Mûsâ’ya inanmayan Firavun ve Mısırlılar’ın üzerine gönderildiği bildirilen tûfan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gibi musibetler için kullanılan “ricz” kelimesini tâun olarak açıklamıştır.[5]  

Hz. Peygamber, tâunun önceki milletlerden bir gruba ve İsrâiloğulları’na ceza olarak (ricz) gönderilen bir hastalık olduğunu belirtmiş, bir yerde veba çıktığını duyanların oraya gitmemelerini, bulundukları beldede ortaya çıktığı takdirde oradan ayrılmamalarını söylemiştir.[6]

Peygamberimiz Beytü'l-Makdisin fethinde büyük bir tâun çıkacağını haber vermişti. Hazret-i Ömer zamanında Beytü'l-Makdis feth olunduğunda haber verildiği gibi bir tâun çıkmış, üç günde yetmiş bin vefiyat olmuştur.[7]

Manevi Musibetler

Asıl musibet, manevi olan musibettir ve maddisinden çok daha dehşetlidir. Mesela İslâmın mâruz kaldığı tehlikeler, manevi musibetlerdir. Çünkü İslamın esaslarına, gizli komiteler tarafından dehşetli ve sinsice, çeşitli formatlarda tahripkarane saldırılarda bulunulmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi, “Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!" temennisinde bulunur. "Evet, büsbütün ümitsiz değilim. Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz.” [8] diye büyük bir endişe duyar, onun için de bütün mesaisini yalnız iman üzerine teksif eder.

Maddiyyunluk Tâunu

Maddeye tapma ve tamah etme, her şeyi maddede arama, maddi olmayan ve gözüyle görmediği şeye inanmama ve itibar etmeme anlamına gelen ve insanlığı felakete sürükleyen felsefi bir akım olan maddiyyunluk, bulaşıcı bir hastalık, bir taundur.

Maddiyyunluk mânevî bir tâundur ki, beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlâhîye çarptırdı. Telkin ve tenkit kàbiliyeti genişlendikçe, o tâun da genişlenir.[9]  Bu azgın sefih medeniyet ve habis ruhlar tarafından aşılanan maddiyyunluk tâunu neticesinde, o sefihlerin başlarına semavi dehşetli tokatlar inmiştir.[10]

Çoğunluğun hatası

Bu maddiyyunluktan gelen dalâlet fikri, hayvânî hürriyet, hevânın istibdadı, İslâmî erkânda ihmal ve terk gibi umumi hataların neticesi musibetler gelmektedir. Bu nedenle zeminde insanlığın dalalet fikri, Nemrudâne inadı, Firavunâne gururu, şişe şişe, ta semâvâta kadar yetişmiş, bu da yaratılış sırrının hassasiyetine dokunduğundan, buna karşılık da zaman zaman semavattan tufan, taun gibi musibet silleleri inmiştir. Bunlar hep, bütün beşerin musibetidir.[11]

İlhad ve zındıka namına Risale-i Nur'lara ilişilmesi

Risale-i Nur'lara ilhad ve zındıka namına ilişildiği zaman, umumî bir musibet geldiğini Bediüzzaman müşahede ediyor. Risale-i Nur'lara dört defa taarruz edilmiş, dört defa aynı vakitte büyük zelzele vukuu bulmuştur. Ayrıca mübarek mecmualar hakkında imha cinayetinin işlenmesinden dolayı bu millet ve memleket içinde mânevî zelzeleler, fırtınalar, tâun ve tufanlar kopması ihtimalinden kuvvetle telâş etmiştir.[12] 

Bediüzzaman, “Ehl-i dünya, Anadolu halkına ve Risale-i Nur'a, yangınların, tufanların, tâunların istilâsına uğrayacaklarını düşünerek ilişmesinler, akıllarını başlarına alsınlar. Madem biz onların dünyalarına karışmıyoruz, onlar da bizim âhiretimize karışmasınlar, karışırlarsa kendilerine felâket getirmek ihtimali kavîdir.” [13] diyerek uyarıda bulunmuştur.

“Ey efendiler! Beyhude yorulmayınız. Eğer aradığınız varsa, hiçbir ucunu bu kadar zaman bulamadığınızdan, biliniz ki, onu idare eden öyle acîp bir dehâ vardır ki, mağlûp edilmez ve mukabele edilmez. Çare-i yegâne, onunla musalâhadır. Yoksa, bu kadar mâsumlara zarar vermek ve ezmek yeter! Belki gayretullaha dokunur, galâ (kıtlık) ve veba gibi belâlara vesile olur.”[14]

İnsanın şer ve tahrip ciheti

İnsan Allah’a kul olursa bütün mahlûkat üstünde bir mevki kazanmaktadır. Eğer kulluktan kaçınırsa, âciz mahlûkata zelil bir kul olmaktan kendisini kurtaramamaktadır. Enâniyetine ve iktidarına güvenip, tevekkül ve duayı bırakıp, tekebbür ve dâvâya saparsa, o vakit iyilik ve icad cihetinde arı ve karıncadan daha aşağı, örümcek ve sinekten daha zayıf bir hale düşmekte; şer ve tahrip cihetinde de dağdan daha ağır, tâundan daha muzır bir hale gelmektedir.[15]

Şahsi garazlar

Şahsi garazlar da bir nevi veba hükmündedir. Şahsi garazlar neticesi, adalet, hak, hürmet, insaf gibi duygular perdeleneceği, istibdat, düşmanlık ve intikam duyguları kabaracağından, bir kısım taraftarların da yardımıyla umumi bir hastalık haline gelecektir. Bu hastalığın önüne ancak şer’i meşveretin terbiyesi ile geçilebilir.[16]

Tâun gibi hadiseler birer memurdur

İnsanın kendisine düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ tâun, tufan, kıtlık ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, hiç bir abes iş yapmayan ve rahîmiyeti çok olan O Rahîm-i Hakîmin elindedir. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf vardır.[17] 

Fırtına ve zelzele, tâun gibi hadiseler birer emir altında memurdurlar. Bahar fırtınası ve yağmur gibi hâdiseler, sureten haşin olsalar da mânen çok lâtif hikmetlere kaynaklık ettiklerinden[18] vazifelerini bitirip gidene kadar tedbir almak, tevekkül, sabır ve şükür etmek suretiyle karşılamak gerekmektedir.

Tesadüf ve tabiata havale

İnsanın, Allah’ın tasarrufunda olmasına rağmen, dünyaya ve kendine ait halleri, tesadüf ve tabiata havale etmesi, kendini daima azap içinde bırakmaktadır. Dünyanın zelzelesi, tâunu, tufanı, kıtlığı, fena ve zevali de ona karanlıklı birer musibet şeklinde görüneceğinden azabını kat kat artırmaktatır.[19]

Kalp gözünün kapanması

Kalb gözü, Cenâb-ı Hak tarafından, içine sanki çok kıymetli cevherlerden oluşan bir hazine konmak üzere yapılan bir binadır. Kalbin, insanın kendi sûiihtiyarlarıyla ifsada uğraması halinde, cevherler için yapılan o yerlere yılanlar ve akrepler dolacaktır. Bunlar ise birer sârî hastalık anlamına gelmektedir. Bundan da başkaları zarar görmesin diye kalbin kapısı mühürlenecektir. Bu mühürleme, insanların gelen marifet nurlarını kalb kapılarını açıp kabul etmediklerinden, Allah'ı gadaba getirmeleri sonucu olmaktadır. Bu ise, hatmedilen kalbin dünyaya bakan kapısı değil, ancak âhirete nâzır olan kapısı seddedilmiş  olduğuna işarettir.[20]

Maddiyyunluk taununun çaresi

Sünnet-i seniyye

Bediüzzaman’ın talebelerinden Hulusi Bey, dalâlet, bid'alar, dinsizlik, tâun ve vebâdan daha ziyade ve daha şiddetli sârî illetlerine karşı Risaletü'n-Nur'un verdiği hakikatlerden Sünnet-i Ahmediyeye (a.s.m.) sımsıkı sarılma dersini en hakikî bir şekilde tâlim etmesine ve anlatmasına dikkatlerimizi çekmektedir.[21] 

Risale-i Nur

Risale-i Nur, bu zamanda bir beşeri tâun olan maddiyyunluk fikrini kat’i hüccetlerle iptal etmiştir.[22] İnşaallah Risale-i Nur’un hem Anadolu'ya hem âlem-i İslâma neşrettikleri Nur tohumları birer rahmete mazhar olup, sümbül verip, hem gıda, hem ziya, hem deva olup, bu mânevî kıtlık, veba, zulmü ve zulmeti dağıtacaktır.[23]

Bu hasta, gaddar ve bedbaht asrın belâsından, vebasından, zulüm ve zulümatından en tecrübe edilmiş bir kurtarıcı, Risale-i Nur'un mizanları ve muvazeneleriyle, neşrettiği nur olduğuna kırk bin şahit vardır.[24]

Karınca ve sinek taifeleri

Karıncalar küçücük hayvanların cenazelerini, nimetlerin küçücük parçalarını ve tanelerini toplamakla, sinekler de insanın gözüne görünmeyen, hastalıkların mikroplarını ve zehirli maddeleri temizlemekle vazifeli birer sıhhıye memurlarıdırlar. Sinekler değil mikropları nakletmek, bilâkis, muzır mikropları mass, yani, emmek ve yemekle o mikropları imhâ etmektedirler, o zehirli maddeleri dönüşüme uğratmakta, çok sârî/bulaşıcı hastalıkların önünü almaktadırlar. Bu küçük canlıların hem sıhhiye neferleri, hem tanzifat/temizlik memurları, hem kimyager olduklarına ve geniş bir hikmete mazhar bulunduklarına gözlerimizle de daima şahit oluyoruz.[25]

Manevi şehitlik

Bediüzzaman hazretleri Hastalar Risalesi 15. Deva’da Peygamber Efendimizden bir hadise dayanarak "En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridir. Başta Hazret-i Eyyûb aleyhisselâm, enbiyalar, sonra evliyalar ve sonra ehl-i salâhat, çektikleri hastalıklara birer ibadet-i hâlisa, birer hediye-i Rahmâniye nazarıyla bakmışlar, sabır içinde şükretmişler, Hâlık-ı Rahîmin rahmetinden gelen bir ameliyat-ı cerrahiye nev'inden görmüşler.” dedikten sonra, boğularak, yanarak ve bulaşıcı hastalık sonucu vefat edenlerin manevi şehid olacaklarını belirtmektedir.

İman ve İslamiyet

Şimdiki bataklığa ve manevî salgına maruz kalmamızın sebebi, sadece maddi yönden terakkî etmek fikrinden doğmuştur. Müslüman için maddeten ve manen terakki/yükselme ancak İslâmiyetten ve imanlı olmaktan geçmektedir.[26]

Her şeyin güzel tarafını görebilmek

Peşin hüküm vererek fırtına, zelzele, veba gibi felaketleri bütün bütün zararlı görmek elbette doğru değildir. Altında bizim bilmediğimiz birçok hikmetler yatmaktadır.  Yeraltında kalan birçok bitki tohumlarının nice fırtınalar neticesinde ortaya çıktıkları ve sünbül verdikleri unutulmamalıdır. İnsanların da tohumlar gibi neşvünemasız kalan birçok istidat çekirdekleri, zahiri çirkin görünen hadiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılâplar ve küllî tahavvüller birer mânevî yağmurdur.[27] Korona virüs nedeniyle bilim adamlarının ve sair ilgililerin hummalı bir şekilde önleme ve çare bulma çabaları inşaallah karşılıksız kalmayacaktır. Nice kabiliyet sahipleri ve gelişmeler ortaya çıkacaktır ve Cenab-ı Hak tarafından lütfedilecektir diye ümit ediyoruz.

Sonuç

İnsanların hataları ve dehşetli zulümleri gazab-ı İlahiyi celbetmektedir. Buna karşılık musibetler, belalar, zelzeleler ve taunlar, semadan birer tokat olarak inmektedir. Bütün bu musibet ve belalar, taunlar, her şeyin kontrolü ve tasarrufu elinde olan Allah’ın birer terbiye edici memurlarıdır. İnsanlar, âdil kadere böyle fetvalar verdirmemek için ellerinden geleni yapmak zorundadırlar. Bunu önlemenin yolu da kuvvetli bir imanla Kur’an ve Sünnete sarılmaktan, yeryüzünde adalet ve huzuru tesis etmekten geçiyor.

Ramazan-ı Şerifinizi bütün ruh u canımızla tebrik ederiz. Covid-19 taunundan bir an önce kurtarmasını Cenab-ı Erhamürrahiminden niyaz ederiz.

Dipnotlar

[1] http://www.duzenpoliklinigi.com/saglik-bilgileri.aspx?id=13528 – erişim t: 23.04.2020

[2] e-Ṭıbbü’n-nebevî, s. 29-30

[3] Sayılar, 16/44-48; Tesniye, 28/20-21; Mezmurlar, 78/50; 106/29

[4] el-A‘râf 7/130-135

[5] Taberî, VI, 41

[6] Buhârî, “Ṭıb”, 30; Müslim, “Selâm”, 92-100; Müsned, I, 173, 176-177, 182; V, 202, 213 - TDV İslam Ans.

[7] Nursi, Said, Mektubat, 19. Mektup, s.163

[8] Nursi Said, Tarihçe-i Hayat, Tahliller Eşref edip 783-784

[9] Nursi Said, Mektubat, Hakikat Çekirdekleri 677

[10] Nursi Said, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.278

[11] Nursi Said, Lemaat, 970

[12] Nursi Said, Emirdağ Lahikası II, s. 392

[13] Nursi Said, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 259

[14] Nursi, Said, Tarihçe-i Hayat, s. 293

[15] Nursi, Said, Sözler, 23. Söz, 2. Mebhas, s.429

[16] Nursi Said, Divan-ı Harb-i Örfi, s.426

[17] Nursi Said, Sözler, 12. Söz, s.866

[18] Nursi Said, Sözler, 23. Söz 1. Mebhas s.421

[19] Nursi Said, Sözler, 32 söz, 2. Mevkıf, s. 862

[20] Nursi, Said, İşaratu’l-İ’caz, 7. Ayet, s.116

[21] Nursi, Said, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 253-255

[22] Nursi Said, Şualar, s. 439 

[23] Nursi Said, Kastamonu Lahikası,  s.313 

[24] Nursi Said, Tarihçe-i Hayat, s. 361

[25] Nursi, Said, Lem’alar, 28. Lem’a 3. Nükte

[26] Nursi, Said, Kastamonu Lahikası, s.35

[27] Nursi, Said, Sözler, 18. Söz, 2. Nokta, s.315

 
popüler cevapdünya atlası