USUL-i BELAGAT ZÜLAL-İ BELAGAT

Eklenme Tarihi: 05 Ağustos 2020 | Güncelleme Tarihi: 05 Eylül 2020

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهِ سُبَْانَهُ

Usul-i müteaddide ve zülal-i belagat konusunu müzakereye başlarken; bizi takip eden herkese sevgi ve selamlarımı yolluyorum.

Konum olan 3.noktayı okuyunca; içimde bir bozgun esintisi oluştu.

Bir an bu işin içinden çıkamayacağımı zannettim.

Okumanın sonuna geldiğimde ise; Üstadın şu uyarıyı yaptığını gördüm:

Ey birader!

“Bilirim ki şu makale sana gayet muğlak görünüyor. Fakat ne çare ki, mukaddemenin şe' ni icmal ve i'cazdır.”

Burayı okuyunca; Üstad zorlandığımı biliyor, öyleyse bir yolunu bulacağız dedim ve ferahladım.

Usul-i müteaddideki usül nedir?

Kökler, asıllar.

Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, yöntem, tarz.

İlimde, belli bir sonuca erişmek için, bir plâna göre izlenen çeşitli yollara da Üstad usul-i müteaddide der.

Belagatın esaslarından biri de; tek sonuca götürecek şekilde; usul-i müteaddideyi/asılları, yol ve yöntemleri toplamak ve göstermektir.

Usül ve yöntem; yansıtıcı ve aynaların değişmesiyle, netice ve tecelli edenin çakışmasıyla; maksadın ortadan sıyrılarak görünür şekilde ortaya çıkmasını ve hayatın içinde sözün, kuvvetli bağlantısını gösterir.

Üstad 3. Makale'de şu iki örneği misal olarak vermektedir:

Mesela; Kur'an-ı Mübin haşr-i cismaniyi, cismimizle dirileceğimizi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak derecede izah ve ispat eder.

Kâinattaki mükemmel nizam, yaratılıştaki eksiksiz hikmet, âlemde lüzumsuz tek bir şeyin olmayışı, fen ve teknolojinin ispatladığı gibi; evrendeki kararlılık, her günden, her seneye kadar; her canlıda görünen dirilişler, insanın istidat cevherinde yansıyan sonsuzluk tutkusu, insanın bitmez beklenti ve arzuları, hikmetli sanatlı yaratıcımızın rahmeti, sadık Resulün söyledikleri ve Kur'anımızın mucizeli beyanı; vücudumuzla dirileceğimizin, doğru şahitleri, hak ve gerçekçi bürhanlarıdır.

Üstadın verdiği ikinci örnek ise;

Çeşitli usül ve yollarla; tek bir sonuca varmanın harika bir örneğini, peygamberimiz ASV’ın yaşayış ve sünnetinde görürüz.

Asr-ı saadeti anlamak için; o zaman ve ortamı tasavvur edersek; şu gerçeği görürüz:

Hz. Peygamber; yapayalnız, yardımcısız, iktidarda olmayan tek bir zat, bütün dünyaya muhalefet edip meydan okur.

Resulü Ekrem; yerküreden daha büyük bir hakikati omuzlamış olarak; tüm insanlığın iki saadetine kefil olup garanti veriyor.

Getirdiği şeriat; gerçek bilimlerin ve İlahi ilimlerin özünü içinde saklar.

Resul-i Sakaleyn; beşerin istidat ve kabiliyetlerini sonuna kadar geliştirip; insanı iki âlemde üreten konuma getirip, tüm insanlığı eşzamanlı yaşayan bir meclis gibi düşünür, adaletin temelini atar ve insanlığa sunar.

Allah Resulünün şeriatındaki hassas kanunlara, yasalara sorsak;

Nerden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz?

Şer'i namuslar: kırmızıçizgili yasalar;

Biz ezeli kelamdan gelmişiz.

Âdemoğlunun selameti için, insana refakat ederek ebede gideceğiz deyip, bütün kök ve asıllarıyla ahirete ulaştırır.

Şimdi belagat denen, Üstadın teknik anlamda çeşitli usüller dediği; Kur'ani yol ve metodlara kısaca göz atalım.

Belagatın olmazsa olmazı; irşatçı belagattır!

Üstad Said Nursi'nin; mukteza-yı hale uygun söz söyleme sanatı dediği belagata; irşadi belagat diyerek yeni bir anlam yüklediğini görebiliriz.

Yani belagat; mutlaka irşad edici olmalıdır. İrşad etmeyen belagat; hakiki belagat değildir. Belagat insanı doğru yola, hak yola sevk etmelidir. Batıla sevk eden güzel ve etkili hitap; yani belagat ruhsuz ve şerli belagattır.

 Üstad Nursi şöyle der;

İrşadî belâğatın gereği odur ki; umumun nazarını gözetmeli ve âmmenin hissini dikkate almalı ve cumhurun fikrine dost olmalı.

Tâ ki nazarlar lüzumsuz olarak ürkmesin.

Fikirleri, faydasız bir şekilde karışmasın, hisleri maslahatsız bir tarzda nefrete dönmesin.

Bunları düşünerek yapılan hitab, kemal-i belagattır. Tam bir irşat ise zahir basit ve kolay olmalı ki; muhatapları zora sokmasın.

Veciz olmalı ki usandırmasın; mücmel olmalı ki, zihinler lüzumsuz tafsilatla uğraşmasın.

Bunları sağlayan usül ve tarz ise; sehl-i mümteni, yani inanılmaz kolaylıkta söylemektir.

Kur'an’ın birinci belagat usulü; selaset ve akıcılığıdır:

Üstad bu gerçeği, zülal-i belagat olarak tarif eder.

Zülal; temiz, soğuk, berrak, tatlı su demektir.

Üstad Kur'an’ın; birinci belagat usulü olan selaset ve akıcılığı; zülal kelimesiyle tavsif eder ve tanımlar.

Yani Kur'an’ın anlatım usulü, dağların içinden şırıl şırıl akan, temiz, berrak, tatlı, soğuk sulu bir dereye benzer.

O derenin suyu asıl olarak; gökten geldiği gibi Kur'an’ın selaseti de semadan gelir, kaynakları me'hazları aynıdır.

Selaset usulündeki beyanda; lafız ve mana birlikte akar.

Tıpkı dere suyunun aktığı uyumlu arazi ve taşıdığı su muhtevasının bütünlüğü gibidir.

Dere suyu gösterişsiz, çalımsız akar ve dere boylarındaki tüm toprakları ayrımsız sular ve yeşertir.

Selis Kelam-ı Kadim'in edebi akışı da arı-duru, gösterişsiz ve herkesi canlandırır biçimdedir.

Çoğunluğu oluşturan avam sınıfının fehimlerini okşayıp; yer ve gök sayfalarında gizli hakikatları sunarak; âdete canlanıp ürün vermelerini ister.

Bu tarz Kur'ani hitap, insanlık tarihinde ilk defa görülen; fıtri ve mucizeli bir beyan usulüdür.

Kur'anın ikinci belagat usulü; camiiyeti ve kapsayıcılığıdır.

Hz. Bediüzzaman’a göre,

Kur’an hitabının belagat üslûpları ve kâinata ait ilim ve marifeti kuşatması noktasında eşi benzeri yoktur.

Kur’an bu camiyeti ile muhtelif ilimleri, adap ve fazileti içeren çok yönlü bir fihriste benzer.

Bu câmiiyyet gerçeği Üstad tarafından; sonsuz bir incelik ve süreklilik, karışıksız, ahenkli bir şekilde, zincir gibi akan hakikatlerin birbirini takip etmesine benzetir.

Kur'anın üçüncü belagat usulü; gençlik ve tazeliğidir.

Üstad Nursî’nin, belagat alandaki ıslah projesindeki değerli bir katkısı da kendine özgü biçimde ele aldığı Kur'an'ın gençlik ve tazeliği konusudur.

Kur’an-ı Mübin'in harika tazeliği, okyanusu kuşatacak şekildedir. İlahi tenezzül; insan aklının vahye enis olması, insan algısının fehmetmesi için, olağanüstü bir yaklaşım tarz ve tekniğine sahiptir.

Tenzilin usül ve üslûbundaki renklilik, ins ve cinlere kendini sevdiren, dostça anlatım tarzında, Kelam-ı Kadim tüm zamanların birincisidir.

O halde gençlik ve tazelik usulü Kur’an’dan hiç ayrılmayan ezelî iki sıfattır. Kur’an muhtevasındaki zenginliğin kıyamete kadar genç ve taze kalacağını gösteren iki ölümsüz asıl ve köktür.

Furkan-ı Hakim’in dördüncü belagat tekniği; cümleler arasındaki selaset, selamet, tesanüd, teavün ve tenasüptür.

Kur'anı Mucizilbeyanın cümleleri birbirleriyle irtibatlı dantelin örgüleri gibidir.

İlk ayetinden son ayetine kadar; zülal gibi bir akış, maddi manevi her türlü arıza ve tehlikeden uzaklık; tam bir dayanışma, destekleme, yardımlaşma ve sanatlı orantının muhteşem, mimari bir abidesi gibidir.

Ümmü’l-kitabın beşinci belagat yöntemi, açıp yayma toplama yöntemi (lef, neşr ve cem’)

Kur’an belagatinin güzel unsurlarından birisi de bast-yayma ve neşirden sonra, toplama ve cem’ etme tekniğidir ki, İlahi hitabın en bariz ve seçkin özelliklerinden birisidir.

Bu özelliğin bir tezahürü olarak Kur’an ayetlerinin sonunda; evvelce zikredilen hususlar, esma-yı hüsnayı tefekküre sevk eden bazı hükümler, birtakım küllî kaideler va'z ederek zengin muhtevalı özetlemeler yapar.

Kur'an-ı Azim'in 6.beyanat metodu tüm muhatapların seviyesini göz önüne almak suretiyle tekellüm etmesidir.

Mekkî ve Medenî ayetlerin; makam, cezalet, i'caz, hitap yönlerinden farkı, fark ettirici usül ve üslubu, Kur'an-ı ali'nin 7. yol ve yordamlarından biridir

Üstad Nursî, Mekkî ve Medenî ayetlerin üslûbunu, Mekki ve Medeni, irşad ve tebliğ gerçeği açısından ele almaktadır.

Hakikat ve Mecaz arasında Kur’ani belagat yol ve yöntemi 8. belagat usül ve üslubudur.

Kur’an belagatının esaslı tarz ve yöntemlerinden dokuzuncusu da tekrar temelli oluşudur.

Üstad Nursî tekrar meselesini, pedagojik, psikolojik ve dimağın işlevi açılarından ele alır.

Kur’an’ın pek çok yerinde görülen tekrarı, ruhî ve biyolojik lezzetlerin yenilenmesi ile tefsir ederek, şöyle demektedir:

Nasıl ki; insanın yiyecekleri içerisinde bir kısmı kutdur, temel gıdadır. Kuvvet veren bu temel besin, ihtiyaca göre tekrarlanır, yeniden alınır. Protein nişasta yağ ve madenler gibi.

Bu yiyecekler insana usanç ve bıkkınlık vermez. Çünkü kuvvet harcandıkça; yeniden ihtiyaç oluşur.

Taamların bir kısmı ise tefekküh denen meyve ve yemiş cinsindendir.

Aynı yaş ve kuru meyvenin; sürekli yenmesi insanı usandırdığı gibi, değişik meyve ve çerez yemek ise lezzet ve damak zevkini artırır.

İşte Kur'ani kelâmın bir kısmı da hakikatin özü olup fikre ve kalbe güç, ruha gıda, göze nur verir.

Ayın geceleri nur dağıtması, güneşin sabahları ziya saçması gibi, Kadim Kelamın tekrar ve tesis eden kelime ve cümleleri de lezzetli ve besleyicidir.

Bu şekilde ülfet/ sıradanlık perdesi yırtılır; beşerin merak ve hayreti yenilenir.

Kelâm-ı Ezeli'nin usulünün bir cinsi de ziynet ve meyve kabilindendir ki, süs ve meyve değiştikçe, tad ve sürur artar.

O halde tekrar bir kusur değil, bir tesis, bir inşa, bir temel güçlendirmedir.

Farklı üslup ve tarzdaki sözler ise; bir renklendirme ve hareketliliktir ki, kelamın ana mimarisine ahenk, ziynet ve süs verir.

Kur'an’ın belagat usulündeki bu gerçek; temel ve gövde ile çatının uyum ve nisbetlerini temsil eder.

Tekrar, nas metnin doku, mana ve maksadıyla dokusunu da yeniler.

Yenilendikçe de lezzet alma ve anlama heyecanı yeniden başlar.

Cennet lezzetlerinin Rahman suresinde; çeşitli açılardan değişik şekilde tekrarı en güzel örnekler olarak görülebilir.

Rahman suresindeki bu tekrar ve derin süruru; benliğimizde duyar ve sevince gark oluruz.

Kur'an-ı mualla 1441 yıldır tekrarlara rağmen gençlik ve tazeliğini korur.

Her asırdaki her insan; kendine sanki yeni iniyor ve ilk kez konuşuyormuş gibi hisseder ve şevklenir.

Yenilenmenin kaynağı, Kur’an-ı Kerîm sahibinin her daim tecdit içinde yaratmasıyla bağlantılıdır.

Kainat kitabını her an yenileyen kuvvet sahibi; kelamını da her tilâvette; selim kalp ve akıllara   taze olarak hissettirir ve fehmettirir.

Üstad Nursi bu taze lezzeti; temiz vicdan, temiz zevk, uyanık şuur sahibi Kur'an okuyucusunun tabiatına bağlar.

Karanlık gönül ve sefil zevklerin; bu ışık ve aydınlıktan nasipleri yoktur.

Bu yüzden; makam, fehim ihtiyacı, açık ve etkili beyan gereği, tevhid, nübüvvet, haşir, ibadet ve adalet konuları açık ve örtülü şekilde tek sayfada 20 kere vurgulanabilir.

Bu çeşit tekrar; şevk ve inşirah verdiği gibi, sanat, estetik tekniği yönünden de zorunlu bir ihtiyaçtır.

Hiçbir ırmağın; hiçbir su damla ve dalgası aynı olmadığı gibi; Kur'an ırmağının da hiçbir kelime ve cümlesi aynı görünse de farklı kıvamda ve manadadır.

Bu şuura ermenin tek yolu; bozulmayan fıtrat, selim akıl ve zevkle; Kur'an’ın akışına nazar edip, kıraat ile seyr ve temaşa etmekten geçer.

فَانْظُرْ اِلٰى كَلَامِ الرَّْمٰنِ الَّذٖى عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ فَبِاَىِّ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا تَتَجَلّٰى هٰذِهِ الَْقٖيقَةُ فَوَيْلٌ ٖينَئِذٍ لِلظَّاهِرِيّٖينَ الَّذٖينَ يَْمِلُونَ مَا لَا يَفْهَمُونَ عَلَى التَّكْرَارِ

Bu metin:

Kur'an’ı öğreten Rahmanın kelamına iyi bak!

Bu hakikat hangi ayette tecelli etmiyor.

Yazıklar olsun; zahire bakanlar anlamadıkları için suçu tekrara yıkarlar demektedir.

Son olarak;

27 surede geçen kıssayı Musa'da tekrar gibi görünen konuların farklı oluşuna kısa birer işaretle müzakeremizi tamamlayalım.

Bakara suresindeki ilk kıssada Allah, Musa (as) kavmini; Fıravun zulmünden denizi yarıp kurtardığını, Hz. Musa'ya Tevrat'ı verip, buzağıya tapmaktan tövbe edince; affedip bıldırıcın eti ve kudret helvasıyla nimetlendirdiğini anarak geçmişlerini, özgeçmişlerini hatırlatır.

Bakara suresindeki 2. kıssada ise inek kurban etmelerini isteyerek, nimetler içinde zorlu bir imtihan geçirdiklerini zikreder.

Bolluk ve zenginlikteki sınavın daha zor olduğunu tarif eder.

Bakara'daki 3. kıssada ise Müslümanların Hz. Musa dâhil bütün peygamberlere iman etmesi gerektiği vurgulanır.

Ali İmran suresindeki kıssada ise; Hz. Musa dâhil tüm peygamber ve evlatlarına; Rableri katından indirilenlere ve bu peygamberler arasında fark gözetmeden iman etmemiz emredilir.

En'am suresindeki kıssada ise; Hz. Musa dâhil diğer peygamberlere de; Rahman'ın;  doğru yolda hidayet ve başarı verdiği, bütün salih kullarına da mükâfat vereceği müjdelenir.

Yine En'am’daki 2. kıssada; peygamberimizle Yahudi bir âlim arasında geçen münakaşada peygamber, Tevrat'ta Allah'ın şişman âlimleri sevmediğini açıklaması üzerine, Yahudi âlimin tüm kitapları inkar etmesiyle; Yahudilerin de bu kişiyi temsilcilikten azlettikleri açıklanır.

Yine En'am suresindeki 3. kıssada;  Hz. Musa'ya;  hükümlerine uyup nimetleri tamamlayıp her şeyi açıkça bildirmek için, hidayet ve rahmet olarak; ahirette hesap vereceklerine iman etmeleri emredilir.

Yine A'raf suresindeki kıssada;

Hz. Musa'yı mucizelerle Fıravun'a gönderdiğini, onların delilleri inkar ettiği ve kötü akıbetleri nazara verilir.

103 ile 160 dâhil 59 ayette; asanın ejderha olması ve yedi beyza dâhil, Kur'an'daki en geniş ve ayrıntılı Hz. Musa kıssası yer alır.

Hz. Musa kıssasının; hem tevhid temelli, hem de ortam ve makama göre; hakikatın değişik ve farklı cephelerini gösteren; çok boyutlu, çok katlı psikososyal karakterli bir iman, emir, öğüt, hatırlatma gibi pek çok yönüyle kıyamete kadar yeni ve taze kalacağını vurgulanır.

9. ve son kıssa örneğinde ise Allah geçmiş kavimleri hatırlatıp, Musa ve Harun (as)’ı mucizelerle beraber Fıravun'a gönderdiğini hatırlatarak, Fıravun ve adamlarının kibirden iman etmediklerini hatırlatıp şeytanın büyüklenmesine atıf yaparak, Fıravun ve adamlarının şeytana benzediklerine işaret edip, mücrimler olarak damgalar.

Bu kibir ve gururun altında ise; atalarından gördüklerinden ayrılmayı göze alamamaları ve atalar inancının imana ve hidayete güçlü bir engel olduğu vurgulanır.

Kur'an’da bulunan diğer 18 kıssanın da tekrar gibi görünmekle beraber, tevhidi kuvvetlendirme; hakikatın başka boyutlarını gösterme, renk ve ahenk verme gibi çok yönleri olduğunu bir kez daha belirterek bitiriyorum.

- Reklam -

popüler cevapdünya atlası