ÜSLUP

Eklenme Tarihi: 17 Şubat 2018

Kadir AYTAR

ÜSLUBUN TANIMI

Duygu, düşünce, eylem ve hayallerin kişisel anlatım, deyiş veya yapış biçimi, tarz, sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil demektir.

Fransa üdeba-yı hükemasından Buffon’un “üslüb-u beyan ayniyle insandır”dır demiştir.

Üslubu bugünkü edebiyatçılarımız “yazara görelik”, “yazıda kişisellik” diye de tanımlamışlardır. Her yazarın kendine göre bir üslubu vardır. Bir yazının hangi yazarın kaleminden çıktığını gösteren sanat ve anlatım özelliklerine üslup denir. Sanatçının adı altında olmasa da onun yazış tarzından, düşünce biçiminden, olayları yorumlayışından adını çıkarabiliyorsak, bu tip yazarlara “üslup sahibi yazar”; kazanılan bu yazı özelliğine de “üslup”diyoruz.

(http://www.edebiyol.com/metin_bilgisi_uslup.html)

ÜSLUBUN ÇEŞİTLERİ

Üslup kişiye özgüdür; yazardan yazara değişir. Aristo’ya göre yazar sayısı kadar üslup çeşidi vardır. Buffon: “Üslup yazarın ta kendisidir” demektedir.

Geçmişte üslup üçe ayrılmıştır:

1)Sâde üslup: Yapmacıksız, süssüz, günlük konuşma dilinin temel alındığı, öğretici yazılarda kullanılan üslup.

2)Süslü (müzeyyen) üslup: Mecaz ve söz sanatlarına, anlam oyunlarına önem veren üslup.

3)Yüksek (âli) üslup: Düşünce ve duyguların yüceliğine, anlamın sağlamlık ve doğruluğuna, sözcüklerin seçkinliğine önem veren üslup.

Günümüze kadar önemli yerli ve yabancı kaynaklarda, üslup çeşidi olarak sayılanlar arasında şunlar var:

Akıcı, bayağı, belgin, canlı, çocuksu, estetik, hoyrat, özensiz, özentili, parçalı, pitoresk (resmimsi), renkli, süslü, sürükleyici, yalın, yapma, yüce, zarif, zengin, samimi üslup.

Prof. Dr. Nurullah Çetin, Roman Çözümleme Yöntemi adlı eserinde  (Ankara, 2003 ); avam, bilinç akımı, dramatik, düşünce, efsaneci, eleştirel, epik, havas, hiciv, hitabet, mecazi, mizah, nesnel tasvir, sanatkarane, tahlilci, yalın olarak üslup çeşitlerini sınıflandırmıştır.

MODERN ELEŞTİRİNİN ÜSLUP SINIFLAMASI

Yazarın adıyla anılan üslup (Homer üslubu gibi).

Çağa bağlı üslup (Ortaçağ üslubu gibi).

Dile bağlı üslup (Germen üslubu gibi).

Konuya bağlı üslup (Filozofik üslup gibi).

Ülkeye bağlı üslup (Provens üslubu gibi).

Okuyucu – alıcı topluluğuna göre üslup (Popüler üslup, sosyetik üslup.)

Eserin amacına bağlı üslup (Alaylı üslup gibi).

ÜSLUPLA İLGİLİ FAKTÖRLER

Yazarın; edebiyat ve sanat geleneği, edebiyat ve sanat anlayışı, siyasi (politik) görüşü, yaşı, erkek ya da kadın oluşu, kişisel psikolojik yapısı, mizacı, karakteri, eğitim ve öğretimi, dilinin bağlı olduğu dil grubunun lengüistik (dilsel) özelliği, dış kültür ve yabancı dillerle ilgisi, okuyucuya davranışı, cümle kuruşu üslubu etkileyen faktörlerdir.

ÜSLUBUN UNSURLARI

1. Dil bilgisine uygunluk (Fesahat)

2. Açıklık (Vuzuh)

3. Doğallık (Tabiiyyet)

4. Duruluk (Münkahiyyet)

5. Akıcılık (Aheng-i selaset)

6. Uyumluluk (Muvafakat)

ÜSLUBUN TEKNİKLERİ

1.Hikaye yolu ile anlatım.
2. Betimleme (tasvir) yolu ile anlatım.
3.Doğrudan doğruya anlatım.
4. Kanıtlama (ispat) yolu ile anlatım.

(https://www.turkedebiyati.org/uslup-nedir-uslup-cesitleri-ve-ozellikleri)

 

RİSALE-İ NUR’DA ÜSLUP

Üslûptan murad, kelâmın kalıbıdır ve suretidir. Belâğatça faydası, kıssâların bölümlerini ve perişan olan parçalarını birbirine bitiştirmektir. Üslûbun mertebeleri pek çeşitlidir. Bazan o kadar lâtif ve naziktir ki, seher yelinden daha âheste eser. Bazan o kadar gizli oluyor ki, bu zamanın diplomatlarının harp desiselerinden daha gizlidir. Bir diplomatın sezgisi lâzımdır ki, kokuyu alabilsin.

Başkasının hissiyat ve fikirlerinin tasvîrinde hikâye kahramanının içine girmek ve onun kalbinde misafir olmak ve lisanıyla konuşmak gerektir.

Her kelime ve cümlenin hakkını, istidadını ve rütbesini nazara alarak adaletle taksim etmek ve üslupları istidadın kametine göre kesmek gerekir ki, her bir maksat, kendine uygun bir üslûptan görünebilsin.

Sözün övünülecek elbisesi, cemali ve sureti, üslûp iledir. Yani sözün kalıbı iledir. Şöyle ki:

Dikkatli nazarla çok meşguliyetle bir işe başlamak veya san'atın aşılamasıyla hayale doğan temayüllerin suretlerinin birleşmesinden ve istiare temsillerinin parçalarının kaynaşmalarından teşekkül eden üslûp, kelâmın kalıbı olduğu gibi, cemâlin mâdeni ve övgüye layık elbiselerin tezgâhıdır.

Güya aklın borazanı denilmeye şâyân olan irade, ses etmekle, kalbin karanlık köşelerinde yatan mânâlar çıplak, yalın ayak, baş açık olarak çıktıklarından, suretlerin mahalli olan hayale girerler ve o hayal hazinesinde buldukları sureti giyerler. En azından bir yazmayı sarar veya bir pabucu giyer veya bir nişanla çıkarlar. Hiç olmazsa bir düğmeyle veya bir kelimeyle kendinin nerede terbiye olduğunu gösterirler.

Üslûp, tabiatıyla mânâya işaret eder. Bir kelamın üslubunda eğer dikkat edilirse kendi sanatı içinde işleyen yazar, ayna gibi üslûbun içinde görülebilir.

Kelâmın sağlam ve pürüzsüz bir hale getirilmesi, mizacının itidali, her kaydın, yani kelime ve cümlenin istidadına göre istihkak ve yardımı taksim ile üslubun elbisesini dağıtmak ve giydirmektir. Hikâye anlatırken, anlatanın kendisini, hikâye kahramanının yerinde farz etmesi gerekir.

Kelâmın kanaat ve istiğnası ve asabiyeti ise, makamın haricinde üslûbu aramamaktır. Mânânın kâmetine göre bir üslûbu kestirmek istediğin vakit, makamın dâhilinde olan kaynaktan ve konunun fabrikasından, en azından kelâmın içerdiği konunun, hikâyelerin veya sanatın gerekli parçalarından ve ona tabi olanların parçalarından bir üslûbu dikmek, zaruret olmadan harice göz dikmemek, kelâmın kuvvetini arttığı gibi, servetin dağılmamasına da en büyük esastır. (Nursi, Muhakemat, Unsuru’l-Belagat)

RİSALE-İ NUR’DA ÜSLUP ÇEŞİTLERİ

Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde; edibane, gayet ciddi ve latif, yüksek ve müessir, ulvi, bedi, sade, vazıh ve tafsilli, vasat ve leyyin, çocukça, ticaret ve Kur’an-ı Kerim üsluplarından bahsetmektedir.

Muhakemat adlı eserinin Unsuru’l-belagat bölümünde ise üslubun çeşitlerini üçe ayırır:

1. Üslûb-u mücerrettir. Seyyid Şerif'in ve Nasıruddîn-i Tûsî'nin sade olan ma'raz-ı kelâmları (kitapları) gibi.

2.Üslûb-u müzeyyendir. Abdülkahir'in Delâilü'l-İ'câz ve Esrarü'l-Belâga'sındaki müşa'şa ve parlak kelâmı gibi.

3.Üslûb-u âlîdir. Sekkâkî ve Zemahşerî ve İbni Sina'nın bazı muhteşem kelâmları gibi.

İlâhiyat ve usûlün (metodolojinin) bahis ve tasvirinde, şiddet, kuvvet ve heybeti içeren üslûb-u âlîden ayrılmamak; hitabiyat ve iknaiyatta,  ziynet, parlaklık, özendirme ve korkutmayı içeren üslûb-u müzeyyeni, gösteriş, tasannu ve avamperestane nümayişten uzak bir şekilde elden bırakmamak; uygulamalı, hitabete dayalı ilimler ile âlet ilimlerinde ise, hakkını vererek, kısa, öz, akıcı, tabii ve sadeliği ile cemâl-i zâtiyeyi gösteren üslûb-u mücerred (soyut üslub) kullanmak gerektiği tavsiyesinde bulunur.

RİSALE-İ NUR’UN ÜSLUBU

Bediüzzaman’ın, zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından harikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeple, üslûp ve ifadesi, mevzua göre değişir. Meselâ, ilmî ve felsefî mevzularda mantıkî ve riyazî delillerle aklı ikna ederken, gayet veciz terkipler kullanır. Fakat gönlü mest edip ruhu yükselteceği anlarda ifade o kadar berraklaşır ki, tarif edilemez. Meselâ, semalardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtaplardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken üslûp o kadar lâtif bir şekil alır ki, artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır; ve her tasvir, harikalar harikası bir âlemi canlandırır. (Ek Bölümler, Önsöz, Ali Ulvi Kurucu)

Risale-i Nur'un üslûbu emsalsiz ve hiçbir üslûpla kabil-i kıyas olmayan câzip bir üslûptur. (Konferans)

KUR’ANIN ÜSLUPLARI

Kur’an’ın üslûbunda harika bir güzellik ve orijinallik vardır. “Kur'ân'ın üslûpları hem gariptir, hem bedîdir, hem aciptir, hem muknidir. Hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi taklit etmemiş; hiç kimse de onu taklit edemiyor. Nasıl gelmiş, öyle o üslûplar tarâvetini, gençliğini, garâbetini daima muhafaza etmiş ve ediyor.” (Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, Üçüncü Nokta)

Kur’an, öyle bir yüksek üslupla insanoğlundaki İlahi işleri, gece ve gündüzün deveranındaki İlâhi tecellileri, mevsimlerindeki Rabbâni tasarrufları, hayat, ölüm, haşir ve neşirdeki Rabbâni icraatları öyle bir ulvî üslûpla beyan eder ki, dikkat ehlinin akıllarını teshir eder. (Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, Üçüncü Nokta)

“Kur'ân'da bir hassa var; başka kelâmda yoktur. Bir kelâmı işitsen, asıl sahib-i kelâmı arkasında görürsün, ya içinde bulursun. Üslûp, âyine-i insanî.” (Lemeât 58 / 70)

Kur’an’daki “Lâfzın fesâhatinden, nazmın cezaletinden, mânânın belâgatından, mefhumların bedâatinden, mazmunların beraatinden, üslûpların garabetinden tevellüd eden nakş-i aciptir.” (Şuâât (Marifetü'n-Nebi)/ Mukaddeme)

“ Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, mefâhimiyle, mânâ-yı sarihiyle ifade-i hakaik ettiği gibi, üslûplarıyla, hey'âtıyla çok maânî-yi işariyeyi dahi ifade ediyor. Herbir âyetin çok tabaka-i mânâları var. Kur'ân ilm-i muhitten geldiği için, bütün mânâları murad olabilir. İnsanın cüz'î fikri ve şahsî iradesiyle olan kelâmlar gibi bir iki mânâya inhisar etmez.

“İşte bu sırra binaen, âyât-ı Kur'âniyenin ehl-i tefsir tarafından hadsiz hakaiki beyan edilmiş. Müfessirînin beyan etmediği daha çok hakaiki var. Ve bilhassa hurufâtında ve mânâ-yı sarihinden başka işârâtında çok ulûm-u mühimme vardır.” (Yedinci Lem'a, Bir Tetimme)

“Ve ehl-i şiir ve hitabet tabakasına karşı garip, güzel, yüksek üslûb-u bedîin i'câzını gösterir. O üslûp herkesin hoşuna gittiği halde, kimse taklit edemiyor. Mürur-u zaman o üslûbu ihtiyarlatmıyor; daima genç ve tazedir. Öyle muntazam bir nesir ve mensur bir nazımdır ki, hem âli, hem tatlıdır.” (On Dokuzuncu Mektup, On Sekizinci İşaret, Birinci Nükte)

KUR’ANIN ÜSLUPLARINA İKİ ÖRNEK

Ticari Üslup

“Yani: ‘Onlar, hidayeti verip dalâleti satın alan birtakım kafasızlardır ki, ticaretlerinden bir faide göremedikleri gibi o zarardan kurtulmak için yol da bulamıyorlar.’” Ayet-i Kerimesinde: “Lâkin muhataplarının saff-ı evvelinde (ilk safında) ve tabaka-i ûlâsındakiler (ilk tabakasındakiler) kışın Yemen cihetine, yazın da Şam cihetlerine giderek yaptıkları ticaretin kâr ve zararını, lezzet ve elemini gördüklerinden, tasvir için ticaret üslûbu intihap edilmiştir.”

“Nev-i beşerin dünyaya gönderilmesi, daimî bir tavattun için değildir. Ancak sermayeleri olan istidat ve kabiliyetlerini tenmiye (geliştirmek) ve inkişaf ettirmek üzere ticaret için gelmişlerdir. Fakat münafıklar bu ticaretlerinde sermayelerini batırıp âleme rezil oldular. Sonra bu âyetin cümleleri arasında cihet-i nazım ve intizam ise: Bu âyetin cümleleri arasında ticaret üslûplarındaki tertipler gibi gayet fıtrî, selis ve muntazam bir tertip vardır.” (Bakara Sûresi, 2:16. İ.İ’caz Bakara Sûresi, 16. âyetin tefsiri)

Yüksek ve Müessir Üslup

“Bu âyetin makabliyle (öncesiyle) cihet-i irtibatına gelince:

“Bu ayet geçen tafsillere bir fezleke, bir hülâsadır. Ve o tafsilleri yüksek ve müessir bir üslûpla tasvir etmiştir.” (Bakara Sûresi, 2:16. İ.İ’caz Bakara Sûresi, 16. âyetin tefsiri)

SONUÇ

Üslubun tarifi çoktur. Kişiye göre değiştiğine ve kişinin aynası olduğuna göre tarifi de elbette çok olacaktır. Konu, ilmi disiplinlerin alanına girdiğinde, kişilere göre değil de hepsinin veya birçoğunun, belki çağlara ve edebiyat akımlarına göre ortak noktaların bulunarak tarif edilmesi gerekir. Tariflere genel olarak bakıldığında zaten bu şekilde yapılmış olduğu görünüyor.

Karşılaşılan duruma göre tavır almak ve üslubunu ona göre ayarlayarak mukabelede bulunmak insanlarla iletişimi sağlamada çok önemli bir yere sahiptir.

Bir eserde üslup çok önemlidir. Yazılanların okunmasını sağlayan bir cazibe noktası, bir vitrin, insanı manaların derinliklerine doğru çeken bir çekim kuvvetidir. Güzel ve akıcı bir üslup ile yazılmış bir eser, her zaman sürükleyiciliği ile kendini okutur.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası