TUTUKLU KADINLAR İÇİN MANEVİ BAKIM

Eklenme Tarihi: 15 Nisan 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

 

Eğitimci-Yazar Nuran ŞAHİN'in Din Hizmetleri ve İhlas Sempozyumu tebliğidir

ÖZET

Makalenin amacı; Tutuklu kadınlara din hizmetleri çerçevesinde manevi bakım olarak Risale-i Nur’un reçetelerini sunmak, mahkûmlarda görülen tedavi sonuçları ve Risale-i Nur’un ıslah çalışmalarındaki yeri ve önemi.

Manevi bakım kavramının gelişimsel süreci devam etmekle birlikte sağlık, din, adalet/hukuk/hapishane, aile, sosyal gibi alanlarda tanımlanma ve sınıflandırma süreci henüz tamamlanmamıştır.

Bu çalışmada manevi bakımı, mahkûmların tıbbi tedavilerine hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şartı ile talep eden hastalara manevi yardımda bulunmak, onları ruhsal (manevi) ve moral yönden desteklemek, iman hakikatlerini “akla kapı açıp iradelerine müdahale etmeden” anlatmak, ibadetlerini hapishanenin verdiği imkânlar çerçevesinde yerine getirmelerine rehberlik etmek ve yaşama dirençlerini desteklemek amacıyla sunulan manevi destek hizmetleridir’ şeklinde tanımlamaktır. Ayrıca bu çalışmaların Adalet, Sağlık, Diyanet İşleri, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları ve STK ile ortaklaşa iş birliği sayesinde mahkûmlara hem hapishane ortamında hem de dışarı hayatlarında onlara manevi bakımlarında yardımcı olunması.

Anahtar kelimeler: manevi bakım, mahkûm, Risale-i Nur, ihlas, manevi destek, teşhis, şefkat

GENEL GİRİŞ

Bundan üç yıl önce görevim nedeniyle kadın hapishanesinde belli bir süre resmi hizmette bulundum. Bir gün ders teneffüsü sırasında bağırma, ağlama, koşuşturmalarla bir genç kızın hallerine şahit olmuştum. O manzara gözümün önünden her zaman canlı kalır, annesine uygulanan aşırı şiddete dayanamayan bu genç kız, babasını öldürmüştü. Baba katili bu genç kızın vicdani çırpınışlarını gördüm, ilerleyen günlerde psikolojisi iyice bozulan genç, intihar edebilirdi. Yardımcı olma hissi ile; “Bundan sonra ne olacak? Nasıl yardımcı olacağız? sorularını sordum kendime. En son tekrar aynı hapishaneye geldiğimde genç kendi vücuduna zarar vermiş, vücudu yaralarla delik deşikti.

Risale-i Nur’da: “Gençlik gidecek. Sefâhette gitmiş ise, hem dünyada, hem ahirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile israfât ile gelen evhamlı hastalıkla hastahânelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere veya efâlethânelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhânelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahânelerden ve hapishânelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastahânelerin ekseriyetle lisân-ı halinden, gençlik sâikasıyla israfât ve sû-i istimâlden gelen hastalıktan enînler, eyvahlar işittiğiniz gibi, hapishânelerden dahi, ekseriyetle gençliğin taşkınlık sâikasıyla gayr-i meşrû dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz.

“Evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, akkibeti görmez; bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker; ve bir saat sefâhet keyfiyle bir namus meselesinde, binler gün hem hapsin, hem düşmanın endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur.[1]

Bu ve buna benzer değişik nedenlerle mahkûm edilen insanlara nasıl yardımcı oluruz? Islah çalışmaları ve hayata yeniden tutunmalarını nasıl sağlayabiliriz? İşte sempozyumumun konusu olan manevi bakım ve hapishanede kadın içeriğine genel bir bakış çözüm çareleri ve uygulama örneklerini anlatmaya çalışacağım. Hepimiz ilk önce şu soruların cevabını vermeliyiz.

Hissi duyguların galebe çaldığı dönemlerde işlenen suçların kurbanı olan gençlere veya insanlara yardım etmek mi? Yoksa vurdumduymaz olup kendi hallerine bırakmak mı?

“Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir.” ayetinden hareketle toplu vicdani yaralarımız artmadan musibet zedeleri manevi yaralarını teşhis, tedavi ve şefkat etmek mi? Yoksa ölüme terk etmekle onları görmemezlikten gelmek mi?

Musibet zedeleri kendine ve topluma yararlı birey olarak kazandırmak mı? Yoksa anarşiliğe götüren insan bozması canavarlar yetiştirmeye yardımcı olmak mı?

Çağımız insanı şiddetli manevi buhranlarla karşı karşıyadır. En çok belirgin stres, depresyon, panik atak, öfke, şiddet gibi psikolojik hastalıklar çağın manevi hastalıkları arasındadır. Ruhun rahatsızlanması ya da hayatın dengesini tam kuramama sorunu da diyebiliriz. Kadın da bu buhranlardan payını fazlasıyla almıştır. Üstelik bireyi, aileyi, toplumu tahribe, insani değerleri dejenere etmeye ve kadınların yaradılış hususiyetlerinden uzaklaştırmaya gayretler bütün hızıyla devam etmektedir. Bu gayretlerin neticesinde ıstırap verici bir tablo ortaya çıkmıştır. Ailelerin huzur ve saadeti mahvolmuş; fıtrat dışı cereyanların telkin ve tazyikleri altında bunalan kadınlar, büsbütün bedbaht olmuşlardır. İnsan bir musibet ya da bir hastalık duvarına çarpana kadar çoğu zaman sağlıklı düşünme fırsatı bulamamaktadır.

Çağımız kadını arayış içindedir. Huzura ve saadete hasrettir. Aradığı saadeti, maddeci anlayışın sunduğu uyuşturucu oyuncaklarda bulması ise mümkün değildir.

İnsan musibet (hapishane) ve hastalık döneminde aczini, çaresizliğini ve fakirliğini en iyi bir şekilde hissedebilmekte ve nasihat dinleyecek kıvama gelebilmektedir. Musibet ve hastalık “hiç aldatmaz bir nasih ve ikaz edici bir mürşit” olduğundan insanın hayatını yeniden gözden geçirmesine ve yeni bir bakış açısıyla iyi ve güzel yönlendirme yapmasına vesile olması açısından önem arz etmektedir.

Dünya bir imtihan yeri; insan, kendi algı penceresinden hayatını şekillendirecek ve haşir gününde mükâfatının veya mücazatının meyvesini alacaktır. Aslında bu dünyada da insan ahiretin bir numunesini yaşıyor. Rabbimizin hikmetlerini tam okuyabilsek, nefsimize, şeytanımıza, kaderimize ve sebeplere(kişi, olay, musibetler…) bakış açımız iman kuvvetine göre değişecektir. Bu çerçevede hapishanelere baktığımızda bir terbiye eğitiminin yapıldığı mekânlar. Medrese-i Yusufiye, mahkûmların medresesi ve Yusuf peygamber mahkûmların piridir.

Meyve risalesinin takdim bölümünde “Bediüzzaman Said Nursi tamamen maddi ölçüleri esas alan bir zihniyetin getirdiği ümitsizlik ve vicdan azabı içinde kıvranan çağımız insanına hem dünya hem de ahiret hayatını kurtaracak ümit mesajları sunan bir İslam mütefekkiridir. Onun Kur’an’dan ilham alarak kaleme aldığı eserler, bir taraftan imanları kurtarıp insanlara ebedi saadet yolunu gösterecek; bir taraftan da dünya hayatındaki huzur ve saadetin temel esasları olan asayişi, barışı, emniyeti tesis edecek güç ve muhtevaya sahiptir.

Bunun sırrı “Eşref-i mahlûkat” olma kabiliyetine sahip bir varlık olarak yaratılan insandaki maddi ve manevi cevher ve kabiliyetlerin bu eserlerde çok iyi işlenmiş olmasında yatmaktadır.

Allah’a, ahirete ve meleklere imanın sırları ve güzellikleri, gençlik nimetinin nasıl en iyi şekilde değerlendirilebileceği, Kur’an ayetlerinin taşıdığı ince manalar, hayatın maksadı ve mahiyeti gibi konularda mükemmel dersleri ihtiva eden meyve risalesi bu hususta güzel bir örnektir.

Bediüzzaman’ın beraatle neticelenen Denizli hapsinin bir meyvesi olan bu eser, hem muhtevasıyla hem de meydana getirdiği tesirlerle bu manaların müşahhas ve canlı bir ispatı olmuş; asayişi, huzuru ve güveni teminle vazifeli olanlara en azılı mahkûmların dahi bu manadaki iman dersleriyle nasıl ıslah edilip vatana, millete, insanlığa faydalı birer insan haline getirilebileceğini bilfiil göstermiştir. Öyle ki, sayısız cinayet işleyerek hapse giren kanlı katiller dahi bu derslere muhatap olduktan sonra tahtakurusunu dahi öldürmekten çekinecek hale gelmişlerdir.”[2]

MANEVİ BAKIM

[İng.: Spiritual Care // Alm.. Geistige Pflege; Seelsorgerische Pflege; Seelsorge], tıbbî tedavi, tıbbî ve sosyal bakım, tıbbî ve psiko-sosyal rehabilitasyon hizmetlerinin önemli bir parçasıdır.

Bakıma muhtaç kişilerin maneviyatını (kişisel gelişimlerini, morallerini) güçlendirmeyi, hayata bağlılıklarını artırmayı, iç (manevi) dünyalarıyla barışık olmalarını, manevi sapmaları ve korkuları gidermeyi amaçlayan sosyal nitelikli ve insan odaklı bakım hizmetleridir.

Maneviyat, tıbbî ve sosyal hizmetlerde bütüncül ve birleştirici bir rol üstlenir ve kişinin sağlığına yeniden kavuşmasına veya bu mümkün değilse mevcut durumuyla barışık olmasını ve hayata bağlı kalmasını sağlayan önemli bir unsurdur. Dünya Sağlık Teşkilatı’na göre sağlık, biyo-psiko-sosyal ve manevî yönüyle kendini iyi hissetme halidir.

Manevî odaklı bakım ve destek hizmetleri, kişinin hayatını tehdit eden ağır derecede özürlülük ve hastalıklarla mücadelede önemli bir katkı sağlar. Hayatın anlamı ve gayesi, ölümün perde arkası ve hikmet yönü, metafizik gerçekler ve ahiret boyutu, iman esasları ekseninde kişinin anlayabileceği ve idrak edebileceği bir tarzda manevî terapistlerce veya sosyal ilahiyatçılarla dile getirilerek, kişinin huzuru ve mutluluğu elde edilebilmektedir. Manevî yönden sağlıklı olan hastalar, yaşlılar ve özürlüler, birçok engeli aşmada hastalıkları yenmede başarılı olacaklardır. Manevî bakım, birçok Avrupa ülkesinde genel sağlık hizmetlerinde ve evde veya kurumda sosyal bakım hizmetlerinde önemli bir role sahiptir. İlahilerin, ibadetlerin, duaların, estetik sanatın ve diğer manevî tedavi yöntemleri manevî bakım hizmetlerini kapsamaktadır.

Maneviyat ve manevî değerler, geniş anlamda din (İslâm) ve dinî (metafizik) öğretiler şeklinde tanımlanabilir. Maneviyat; içten hükümlü olmayı, hiçbir etki ve dış tesir altında kalmadan, vicdan emirlerine göre, özgürce yaşamayı temin eden iç dünya kuvvetidir. Maneviyat, kesin karar, müspet inanç, hakikati bulma ümidinin taşıyan tefekkür ve gerçek fıtrî sevgi gibi iç dünya besinlerinden alınır.

Sosyal psikoloji ve kişisel gelişim açısından maneviyat, bir kimsenin zorluklara karşı koyma ve üstün moral gücüne sahip olmasıdır. Bu bakımdan kişinin maneviyatının güçlü olması demek, gayba imanı güçlü olan kimse demektir. Bir kimsenin zorluklara karşı koyma ya da moral gücünün inançla ilgisi bu bağlamda ortaya çıkar. Manevî yönden güçlü insanlar, aklen uyanık, atik, buluşçu olur. Maneviyat, insanı sürekli çalışan, enerji küpü, dirençli bir zekâ sahibi yapar. Tüm aldanmalardan kurtarır. Üstün maneviyat; insanları inançlı, aktif, enerjik, güçlü, azimli, kararlı, iddialı, mücadeleci, yılmayan, karşısına çıkan her engeli aşmak için hayatın her türlü şartlarıyla mücadele eden, geniş görüşlü, ferah yürekli, esirgeyici, bağışlayıcı ve kalbi sevgi ile dolu hale getirir.[3]

MANEVİ BAKIMDAN NE ANLIYORUZ?

‘Manevi bakımı, mahkûmların tıbbi tedavilerine hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şartı ile talep eden hastalara manevi yardımda bulunmak, onları ruhsal (manevi) ve moral yönden desteklemek, iman hakikatlerini “akla kapı açıp iradelerine müdahale etmeden” anlatmak, ibadetlerini hapishanenin verdiği imkânlar çerçevesinde yerine getirmelerine rehberlik etmek ve yaşama dirençlerini desteklemek amacıyla sunulan manevi destek hizmetleridir.’ şeklinde tanımlanabilir. Ayrıca bu çalışmaların Adalet, Sağlık, Diyanet, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları ve STK’larla ortaklaşa iş birliği sayesinde mahkûmlara hem hapishane ortamında hem de dışarı hayatlarında onlara manevi bakımlarında yardımcı olunmasıdır.

HAPİSHANE BOYUTUNDA KADIN

Çağımızın insanının yaşadığı korkunç buhranın inançsızlıktan veya inanç zayıflığından kaynaklandığını Kur’an gözlüğüyle teşhis eden ve tedavi çarelerini yine Kur’an’dan alıp sunan büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi, günümüz kadının meselelerine de aynı anlayışla yaklaşarak, gerçek huzur ve saadetin yolunu göstermiştir. Bu yol, yeniden imanın güzelliklerine dönmekten başka bir şey değildir.

Bu zamanın “cazibedar fitneleri” karşısında Bediüzzaman’ın genç kızları ve şefkat kahramanları hanımları imanın ve hayatın gerçekleriyle uyarma gayretleri, bu imanla beslenen engin bir şefkat ve sevgi hissinden kaynaklanır.

CEZA İNFAZ KURUMLARINDA BULUNAN KADIN HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULAR HAKKINDA GENEL BİLGİ

1 – Ceza İnfaz Kurumlarında genel itibariyle her yaş grubundan bayan hükümlü ve tutuklular barındırılmaktadır. Yani bu kurumlarda 17 yaşında da 80 yaşında da bayan hükümlü/tutuklu bulunmaktadır. Ancak yaş olarak %40 oranında 30-40 yaş aralığında yoğunlaşmaktadır.

Suç grubu olarak ise kadınların sosyal hayatta yaşadığı ortamın etkisi büyük oranda göze çarpmaktadır. Mesela, konar-göçer diye adlandırmış olduğumuz romanlar genelde hırsızlık ve uyuşturucu satıcılığı suçuyla gelmektedir. Kurumlarda bulunan mevcudun ortalama %50’si bu tür suçlardan oluşmaktadır. Bunun yanında ceza infaz kurumlarında bulunan bayan hükümlü ve tutuklular içinde yaralama, cinayet ve fuhuş suçları da yaygın olarak bulunmaktadır.

2- Son yıllarda yapılan modern ceza infaz kurumları sayesinde ceza infaz kurumlarının hükümlü ve tutukluların sosyal yaşantıları daha düzenli bir hale getirilmiştir. Bu kurumlarda hükümlü ve tutukluların bütün ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için her şey düşünülmüştür. Ceza infaz kurumlarında, yataklı revir, eğitim atölyeleri, eğitim sınıfları, iş atölyeleri, açık ve kapalı spor alanları, çok amaçlı salonları, kantin, açık görüş ve kapalı görüş alanları ile aile görüşme odaları bulunmaktadır. Örneğin, koğuşlar 12 kişilik olup her hükümlü ve tutuklunun kendine ait bir odası ve odasının içinde banyo ve lavabosu bulunmaktadır. Ayrıca kadın kapalı ceza infaz kurumlarında 6 yaşına kadar çocuklar annesinin yanında bulunabilmektedir. Bu çocukların barınma ve gıda ihtiyaçları kurum tarafından, diğer ihtiyaçları (giysi, bebek bezi vb.) sivil toplum örgütleri ve yardım kuruluşları tarafından karşılanmaktadır.

3 – Ceza İnfaz Kurumlarında her hükümlü ve tutuklunun eğitim ihtiyacı belirlenerek, ihtiyacına uygun eğitim faaliyetlerine yönlendirilmektedir. Kurumlarda uygulanan eğitim faaliyetleri ana başlıklar halinde şu şekilde sıralanabilir:

1.Kademe Okuma yazma Kursları
2.Kademe Okuma Yazma (İlkokul Bitirme) Kursları
Açık Öğretim Ortaokulu
Açık Öğretim Lisesi
Açık Öğretim Fakültesi
ÖSYM tarafından yapılan bütün sınavlar ( YGS-LYS-ALES-YDS-KPSS-DGS )
Uzaktan eğitim yapan üniversitelerin sınavları

Meslek Edindirme Kursları: Bu kurslar Halk Eğitim Merkezleri ile ortaklaşa yürütülmektedir

Sosyal Kültürel Faaliyetler: Kurumlarda sosyal kültürel faaliyet olarak, konferans, seminer, konser, tiyatro, bilgi yarışması, münazara ve sinema gösterimi düzenlenmektedir. Ayrıca ceza infaz kurumlarında 2014 yılında uygulanmaya başlayan Değerler Eğitimi Projesi sosyal kültürel faaliyetler vasıtasıyla yürütülmektedir.

Kütüphane Faaliyetleri: Kurumlarda bulunan kütüphanelerden her hükümlü ve tutuklu istediği ölçüde yaralanabilmektedir.

4 – Kurumlarda sağlık hizmetleri, doktor ve sağlık memurları nezaretinde yürütülmektedir. İlk muayene sonucunda ileri tetkik isteyen hastalar gerekli muayene ve tedavi için tam teşekküllü devlet hastanelerine sevk edilmektedir. Kurumlarda hem doktor odası hem de yataklı revir bulunmaktadır. Ayrıca üniversitelerle yapılan ortak çalışmalar sonucunda hemşirelik bölümü son sınıf öğrencileri uygulamalı eğitimlerinin bir kısmını ceza infaz kurumlarında yürütmektedirler.

5 – Kurumlarda psikolojik destek kurumda bulunan psikologlar vasıtasıyla yürütülmekte, gerekli görülmesi halinde hasta hükümlü ve tutuklular psikiyatrlara sevk edilmektedir.

6 – Kurumlarda manevi destek hizmetleri cezaevi vaizleri veya müftülüklerce görevlendirilen vaizler tarafından sürdürülmektedir. Manevi destek olarak vaizlerin koordinatörlüğünde dini bayramlarda, kandillerde, kutlu doğum haftasında konser, konferans ve yarışmalar düzenlenmekte ve bu önemli günler amacına uygun bir şekilde eda edilmektedir. İl Müftülükleri tarafından her bir oda için seccade, Kur’an-ı Kerim Meali, İslam İlmihali ve Elif Ba bağışlanmıştır. Ayrıca vaizler cezaevlerinde uygulanacak olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatına uygun olarak belirli bir plan dâhilinde her bir koğuşa girerek sohbet halkası oluşturmaktadırlar.

7- Hukuki haklar açısından her hükümlü ve tutuklu avukat edinme ve kendini savunma hakkına sahiptir. Ayrıca, Üniversitelerle yapılan ortak çalışmalar sonucunda hukuk fakültesi son sınıf öğrencileri uygulamalı eğitimlerinin bir kısmını ceza infaz kurumlarında yürütmekte ve hükümlü ve tutuklulara hukuki destek hizmetleri sunmaktadırlar.
8- Hükümlü ve tutuklular haftada 10 dakika ailesiyle telefon görüşü yapma hakkına sahiptir. Bu 10 dakikada daha önceden belirlemiş olduğu telefon numarasını arayarak görüşebilir.

9 - Hükümlüler ceza infaz kurumlarında bulunan iş atölyelerinde sigortalı olarak çalışabilir ve bunu karşılığında maddi bir kazanç sağlayabilirler.

10 – Ceza infaz kurumlarında yapılan bütün faaliyetler için hem resmi hem de özel kuruluşlarla işbirliği yapılmaktadır. Yapılan faaliyetler ve iş birliği yapılan kurum eşleşmeleri şu şekildedir.

Ayrıca personel ve gardiyanlarda mahkûmlar gibi hapishane ortamındadırlar. Demir parmaklılar arasında maddi ve manevi sorunlar yaşanmakta ev ve iş hayatında dışında herhangi bir sosyal yaşantıları olmamaktadır. Bu nedenle personel ve gardiyanlar da manevi yardım ve psikolojik destek hizmetleri verilmelidir.

KADIN MAHKÛMLARA MANEVİ BAKIMI NASIL YAPILMALI?

Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinden olan Meyve Risalesi manevi bakımın nasıl yapılacağının canlı, uygulama örneği olan bir eserdir. Meyve Risalesi, Denizli hapishanesinin bir meyvesi, zındıka ve küfr-i mutlaka karşı Risale-i Nur’un bir müdafaası, iki cumanın mahsulü ve Said Nursi’in fıtrî, ihtiyaca binaen inayeti rabbaniyedir. Hapishane, okul; meyve risalesi okulun dersi olmuştur. Meyve risalesi sayesinde hapishânede tesirli bir ıslahat müşâhede ediliyor. Risale-i nur talebelerinin yazdıkları bir mektupta: “Cenab-ı Hak, Denizli hapsinin sıkıntılarını hiçe indirecek derecede şifabahş olan Meyve Risalesini orada ihsan etmiş ve gülün çiçeğindeki gayet şirin rayihası dikenin acısını hiçe bıraktığı gibi, fani sıkıntılarımızı izale etmişti.” [4]

Said Nursi’nin hayatının bir bölümü hapishanelerde geçmiştir. Hapishaneler için derki:
· Hapishaneler, Medrese-i Yusufiye; Yusuf peygamber ise, mahpusların piridir.
· Hayat taşkınlıklarının neticesini; hasta hane, hapishane, kabristana dikkat çekmesi
· Meyve Risalesinde hapishaneye iki heyet girmesi temsili
· Meşrutiyetteki şiddetli istibdat, hapishaneleri mektep yapması.
· Hapishanede teessür ve sıkıntılarda çırpınırken inayeti rabbani yenin yetişmesine vesile olması.
· Hapishaneleri inziva, yalnızlık içinde çilehane, tecridi mutlak çevirmesidir.

Eserlerinde; iman zayıflığının en büyük bir mesele olarak görür. Cenab-ı Allah’ı tanımada mahpuslara : “O’nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.” dersini verir. İman hakikatlerini elde eden insanların taşkınlıklara sebebiyet veremeyeceğini kendisine ve topluma yararlı bireyler olacağını anlatır.

"Ey hasta kardeşler! Siz gayet nâfi ve her derde devâ ve hakikî lezzetli kudsî birtiryak isterseniz, imanınızı inkişaf ettiriniz. Yani, tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, o tiryak-ı kudsî olan imanı ve imandan gelen ilâcı istimal ediniz.

Evet, dünyaya muhabbet ve alâka yüzünden, güya, adeta ehl-i gafletin dünya gibi büyük, hasta, mânevî bir vücudu vardır. İman ise, o dünya gibi zeval ve firak darbelerine, yara ve bere içinde olan o mânevî vücuduna birden şifa verip, yaralardan kurtarıp hakikî şifa verdiğini pek çok risalelerde kat’î ispat etmişiz. [5]

Tutukluluk günlerinde;

“Biz mahpuslar, bu hapis musibetinden intikamımızı tam almak için, o mübarek ikinci heyetin hediyelerini kabul etmeliyiz. Yani, nasıl ki bir dakika intikam lezzeti ve birkaç dakika veya bir iki saat sefahet lezzetleriyle, bu musibet bizi on beş ve beş ve on ve iki üç sene bu hapse soktu, dünyamızı bize zindan eyledi; biz dahi bu musibetin rağmına ve inadına, bir iki saat müddet-i hapsi bir iki gün ibadete ve iki üç sene cezamızı, mübarek kafilenin hediyeleriyle yirmi otuz sene bâki bir ömre ve on ve yirmi sene hapiste cezamızı milyonlar sene Cehennem hapsinden affımıza vesile edip, fâni dünyamızın ağlamasına mukabil, bâki hayatımızı güldürerek bu musibetten tam intikamımızı almalıyız. Hapishaneyi terbiyehane gösterip, vatanımıza ve milletimize birer terbiyeli, emniyetli, menfaatli adam olmaya çalışmalıyız. Ve hapishane memurları ve müdürleri ve müdebbirleri dahi, câni ve eşkiya ve serseri ve katil ve sefahetçi ve vatana muzır zannettikleri adamları, bir mübarek dershanede çalışan talebeler görsünler ve müftehirâne Allah’a şükretsinler.” [6]
Tutuklulara;

*Kur’an eğitimi, Manasını ve tefsirini öğrenmek.

*Kaza namazları eda etmek.

*Güzel huylardan istifade etmek.

*Hapis müdür ve alakadarları azap memurları değil, Asayiş muhafızları; Medrese-i Yusufiyede cennete adam yetiştirmek ve terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur, birer müstakim üstat ve birer şefkatli rehber olduklarını belirtir.

MANEVİ BAKIM HİZMETLERİ SUNAN ELEMANLARA DÜŞEN GÖREVLER

1.) İhlaslı olmak ve samimi içten davranmak.
2.) Bakıma muhtaç kişinin, hayatın anlamını ve amacını bulmasında yardımcı olmak.
3.) Hayatını gözden geçirebilmesi için cesaret verici telkinlerde bulunmak.
4.) Diyalog ve iletişime açık olmak.
5.) Sabırla ve dikkatle dinlemek.
6.) Kişinin, inanç ihtiyaçlarını desteklemek ve ibadetlerini yerine getirmede yardımcı olmak.
7.) Güven oluşturmak.
8.) Empati yapabilmek
9.) Manevi hastalıklarını ve huzursuzluklarını, endişelerini, kaygılarını ve sapmalarını gidermek.
10.) Kişinin, sabır içinde şükretmesine yardımcı olmak.

“Denizli Hapishanesinde, Risale-i Nur oraya girmesiyle mahpuslar üzerinde öyle bir hüsn-ü tesir yapmıştı ki, halen bu tesir dillerde gezmektedir. Kezâ bu Afyon Hapishanesine dahil olduğum zaman kiminle konuşsam, eski halleriyle şimdiki hallerini zikredip minnet ve şükranla Nur talebelerine dua ediyorlar.” [7]

Sınıfıma okuma yazma bilmeyen bir tutukluyu getirdiler. İlk haftalarda derslere geliyor fakat katılmıyordu. Öğrenmek istemediğini, hatta görevlilerin odasından çıkması için kendisini zorla getirdiklerini ifade ediyordu. Daha sonra sabırla güven ortamını sağlandığında kursları başarıyla bitirdi. Sertifika törenindeki konuşmaları beni duygulandırdı. “İlk günlerde psikolojik sorunlar yaşadığını hatta intihar etmeyi düşündüğünü sonra okuma yazmayı öğrenmeye başlayınca fotokopi olarak dağıttığınız okuma metinlerini hem kendisinde hem de koğuşundaki arkadaşların okuyarak namaza başladıklarını ve manevi huzurun mutluluğunu yaşadıklarını, dua ettiklerini” anlattı. Benim için Risale-i Nur’ un tesirine şahit olmak büyük bir nimetti.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

*Kur’an-ı Kerim ve Risale-i Nur dersleri

*Görevlendirilecek kişilerin; uzman, güven verici, insani yaklaşımlar, birebir iletişim ve empati kurabilmeli.

—* Seminer, panel ve konferanslar yapılmalı.
* Derslik ortamından hariç koğuşlara girilmeli, hizmetin yaşadığı mekânda verilmeli.

*Sanat faaliyetler oluşturulmalı, sergiler açılmalı. Hem kendi sanatlarını hem de farklı sanat etkinlikleri sergilenmeli.

*Hapishaneden çıkan kişilerden olumlu dönüşüm yapan kişilerden hayat hikâyeleri dinletmek veya model kişiler götürmeli.

*Hayat hikâyeleri yayınlamalı.

*Asıl; Üstad’ın tabiriyle gardiyanların mahpuslara Risale-i Nur’ları ekmek ve ilaç gibi dağıtacak müjdesi ve onlara seslenişi; “hapishane müdürleri ve sergardiyanları ve belki memleketin idare müdebbirleri ve asayiş muhafızları, Risale-i Nur’un bu dersinden memnun olmaları gerektir. Çünkü bin mütedeyyin ve Cehennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibatı, on namazsız ve itikatsız, yalnız dünyevî hapsi düşünen ve haram-helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu çok tecrübelerle görülmüş.” [8]

Ayrıca doktorlara da verdiği mesajda şöyle der:

“Eğer eczahane-i kudsiye-i Kur’âniyeden tiryâk-misâl imanî ilâçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler, inşaallah. Senin şu intibahın senin yarana bir merhem olduğu gibi, seni dahi doktorların marazına bir ilâç yapar.
“Hem bilirsin, meyus ve ümitsiz bir hastaya manevî bir tesellî, bazan bin ilâçtan daha ziyade nâfidir.” [9]

SONUÇ KISMI

Sağlıklı olmak; beden, beyin ve ruh arasındaki uyum düzeyidir. Dolayısıyla ferdin bütüncül sağlığı, maneviyat dâhil bütün bakım türlerinin hayata geçirilmesi ile mümkündür.

Duygusal yapıları incinmiş mahkûmların ruhlarını nurlarla ıslah etme düşüncesi bütün hapishanelerde uygulandığında isabetli karar verildiğini geçmişte Bediüzzaman ve talebelerinin hapishane örnekleri görülmüş ve gelecek zaman da gösterecektir.

“Hem birkaç yerde hapishane müdürleri iki üç vilâyette karar vermişler ki: "Biz hapishaneleri medrese-i Nuriye yapacağız ki, bizim mahpuslar da Denizli, Afyon hapisleri gibi Nurlarla ıslah olsunlar.” [10]

İslam Dini gibi insanın aklına, kalbine ve ruhunun en derinliklerine hitap eden, en zor anımızda bizi kucaklayan, sarıp sarmalayan bir dini özümseyememek, bildiklerimizi uygulayamamak ne kadar acı... İman hakikatları, Allah’a, ahirete ve meleklere imanın sırları ve güzellikleri, gençliğin ve kadında şefkat nimetinin nasıl en iyi şekilde değerlendirilebileceği, Kur’an ayetlerinin taşıdığı ince manalar, hayatın maksadı ve mahiyeti gibi konularda mükemmel dersleri ihtiva eden Kur’an’dan süzülen Risale-i Nur Külliyatı, özellikle Meyve Risalesi, Hastalar Risalesi, Hanımlar Rehberi ve Kur’an-ı Kerim ayetleri, Peygamber duaları, Münacat, Cevşen-i Kebir duaları manevi terapi için güzel bir örnektir.

“Evet, eserler tesirlidir. Fakat, millet ve vatanın tam menfaatine ve hiçbir zarar dokundurmadan yüz bin adama kuvvetli iman-ı tahkiki dersi vermekle, saadet ve hayat-ı ebediyelerine tam hizmette tesirlidir. Denizli hapishanesinde, kısmen ağır ceza ile mahkûm yüzler adam, yalnız Meyve Risalesiyle gayet uslu ve mütedeyyin suretine girmeleri, hatta iki-üç adamı öldürenler, onun dersiyle daha tahta bitini de öldürmekten çekinmeleri ve o hapishane müdürünün ikrarıyla, hapishanenin bir terbiye medresesi hükmünü alması, bu müddeaya reddedilmez bir senettir, bir hüccettir.” [11]

“Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” derken Üstad Bediüzzaman Said Nursi; dışarıda hür yaşarken hapishanede “faziletli imanı” elde edenlerin ruhunda gerçek hürriyeti kazanmış ve kazandırmıştır.

Kâinattaki bütün varlıkların sesli ve sessiz çığlıkları işten rabbimiz; musibet zedelerin ve garip gelip garip gidenlerin seslerini işitir, görür, hisseder ve hikmetiyle muamele eder.

Günümüz kadınının, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinden alacağı çok büyük mesajlar vardır. İşte, Risale-i Nur Külliyatı bu hakikatlere açılan aydınlık bir penceredir. Şefkat kahramanları kadınlarımızın bu pencereden ihlâsla seyretmeleri dilek ve dualarımızla.


YARARLANILAN KAYNAKLAR

[1] NURSİ, Said (1998), Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 135. (erisale.com, Sözler, s. 212-213)
[2] NURSİ, Said (1999), Meyve Risalesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 7.
[3] Prof. Dr. Ali Seyyar’ın katkılarıyla hazırlanmış olan “Özürlülük Terimleri Sözlüğü”, Sosyal siyaset Web Sitesi, erişim tarihi: 27/04/2015
[4] NURSİ, Said (1989), Şualar, Envar Neşriyat, İstanbul, s. 255.
[5].[1] NURSİ, Said (2007), Lem’alar, EnvarNeşriyat, İstanbul, s. 220.
[6] NURSİ, Said (1994), Şualar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 180.
[7] NURSİ, Said (1994), Şualar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 496.
[8] NURSİ, Said (1999), Meyve Risalesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 13; Şualar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 177.
[9] NURSİ, Said (2011), Barla Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 118, (erisale.com, Barla Lahikası, s. 68-69).
[10] NURSİ, Said (1994), Emirdağ Lahikası II, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 296.
[11] NURSİ, Said (2008), Emirdağ Lahikası I, Envar Neşriyat, İstanbul, s. 18.

 

popüler cevapdünya atlası