Türkiye’de Yüksek Din Öğretiminin Bazı Sorunları ve Çözüm Önerileri

Eklenme Tarihi: 01 Nisan 2014 | Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2017

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN'ın Medreseler ve Din Eğitimi Sempozyumu tebliğidir

Giriş

Günümüzde Yüksek Din Öğretimi, lisans düzeyinde İlahiyat Fakülteleri ve muadili olan fakültelerde (İslami İlimler, İlahiyat Bilimleri, Dinî İlimler, Uluslararası İslam ve Din Bilimleri), önlisans düzeyinde Açıköğretim İlahiyat önlisans programında ve lisans tamamlama düzeyinde İLİTAM’da yapılmaktadır.

İlahiyat Fakültelerinin kuruluşundan günümüze kadar siyasî irade, bu öğretim kurumunun programlarına ve müfredatına müdahale etmeyi bir hak olarak görmüştür. Fakültelerle ilgili ilk önemli toplu müdahale, 12 Eylül döneminde YÖK kanununun çıkarılmasıyla yapılmış; ikinci önemli müdahale ise 28 Şubat sürecinde gerçekleşmiştir. 28 Şubat dönemi uygulamalarının bir bölümü hala devam etmektedir. Programla ilgili müdahaleler, 2010 yılında uygulanmaya başlanan yeni programla nispeten azaltılmıştır. Son dönemlerde yapılmak istenen program müdahalesi ise, müdahalenin yöntemi ve bazı derslerle ilgili keyfî sınırlandırmalar sebebiyle büyük tepki çekmiş; İlahiyat fakültelerinde dayatılan programa karşı tamamen sivil bir inisiyatif olarak ciddi biri direnç ortaya çıkmıştır. Nihayet YÖK Genel Kurulu, 15.08.2013 tarihinde oy çokluğuyla aldığı kararı 19.09.2013 tarihinde aldığı kararla iptal ederek programı düzenlemeyi kanunla belirlenen yetkili kurullara bırakmıştır.[1] Bu süreç içinde tartışmalar daha çok felsefe derslerinin kaldırılması çerçevesinde devam etmiş; Yüksek din öğretiminin daha köklü sorunları üzerinde yeterince durulmamıştır. Oysa Yüksek din öğretiminin bir kısmı yapısal olan birçok sorunu vardır.

Tebliğimiz, İlahiyat fakültelerinin korunarak ıslah edilmesi ve istihdam hedeflerine göre yapılandırılması ilkesinden hareketle kaleme alınmıştır. İlahiyat fakültelerinin tamamen kaldırılarak bunların yerine yeni bir kurumsal yapı oluşturulması, bu tebliğin konusu değildir. Yine İlahiyat fakültelerinin Batı tarzı yapılandırılmış eğitim kurumları olduğundan hareketle medeniyetimize ait bir yapıya kavuşturulmasına ilişkin çalışma ve çabalar da tebliğde ele alınmayacaktır.

 

  1. Program

Halen İlahiyat fakülteleri ve muadili fakültelerde birkaç farklı bölüm mevcuttur. Bu bölümlerin hepsinde programla ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Bir taraftan Bologna süreci sebebiyle öğretim yöntemlerinin değiştirilmesinin hedeflenmesi ve öğrenciyi araştırmaya sevk eden öğrenci merkezli eğitim sistemine geçilmek istenmesi sebebiyle kredi sayısının azaltılması gerekirken, diğer taraftan İnkılap Tarihi gibi öğrencilerin yıllarca okudukları bir dersi, bir daha okumak zorunda bırakılmaları çelişkidir.

Başta DİKAB programı olmak üzere İlahiyat ve muadili fakültelerde uygulanan programlarda ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bunların çözülmesi, öğrenim kalitesini arttıracaktır.

İlahiyat fakültelerinin programları, mezunlarının istihdam için görevlendirildiği kurumlardaki görev alanları ve ihtiyaçlar dikkate alınarak yeniden ele alınmalıdır. Ancak burada birkaç çıkmaz vardır. Öncelikle programın YÖK tarafından belirlenmesi, isabetli bir yaklaşım değildir. YÖK’ün İlahiyatlarla ilgili uygulaması, diğer fakültelerle aynı olmalıdır. Program, İlahiyat fakültelerinin Fakülte Akademik Kurulu tarafından yapılmalı ve Üniversite Senatosunca kabul edildikten sonra yürürlüğe girmelidir. Böylece fakülteler, kendi imkânları ve koşulları çerçevesinde birbirinden farklı programlar uygulayabileceklerdir.

Öte yandan programlar arasında uyum olması da yükseköğretim kalite standardı ve yatay geçişlerde karşılaşılabilecek sorunları azaltması açısından önemlidir. Karşılaşılabilecek sorunları azaltmaya matuf olarak program geliştirme uzmanlarıyla anabilim dalları mensuplarından oluşturulan bir heyetin YÖK’ün koordinasyonunda mevcut programın ıslahı amacıyla çalışma yapması ve çıkacak sonuçları, bir program dayatması olarak değil, öneri olarak fakültelere sunmak suretiyle yol gösterici olması uygun olacaktır. Aslında YÖK’ün tavsiye niteliğinde benzer program geliştirme çalışmalarını diğer alanlarla ilgili olarak da yapmasında fayda olduğu söylenebilir.

 

  1. Müfredat

İlahiyat fakülteleri ve muadili yüksek din öğretimi kurumlarındaki sorunlardan biri de müfredat ile program arasındaki çelişkiler ve uyumsuzluklardır. Bunu asgariye indirmenin yolu, program çalışmasıyla birlikte müfredat-program uyumluluğunun ele alınmasıdır. Ders kredileri belirlenirken, hedeflenen mezun da gözetilerek bir müfredat çalışması yapılması, başarıyı etkiler.

Bugün İlahiyat fakültelerinde resmi bir müfredat bildirilmekle birlikte uygulamada öğretim elemanlarının inisiyatifine terk edilmiş bir müfredat uygulaması vardır. Oysa belirlenen müfredatın, öğretim elemanı ile öğrenci arasında adeta bir anayasa niteliği taşıması ve öğrencinin hangi gün, hangi konunun ne tür kaynaklarla işleneceği hususunda bilgisinin olması gerekir. Müfredatın uygulanmasında fakültelerde yerleşmiş bir teamül olmadığı gibi yasal bir denetim sistemi de yoktur. Öte yandan öğretim elemanlarının müfredatı uygularken kendi birikimlerinden hareketle öncelikler belirlemeleri ve bunu dersin müfredatı ilan edilirken değil, müfredatın uygulanması sırasında yapmaları, mezunlar arasında bir standart oluşturulmasını engellemektedir. Aynı fakültede ders veren öğretim elemanları arasında bu sağlanamazken, bu şartlar altında farklı fakültelerde bir standarda gidilmesi oldukça zordur.

Bazı öğretim elemanlarının ders müfredatını belirlerken keyfî tutumları, öğrencilerin uç uygulamalarla karşılaşmalarına neden olmaktadır. Bir taraftan tam bir müsamaha ile dersler geçilirken, diğer taraftan öğrencinin gücünün üstünde yükümlülüklerle karşı karşıya kaldığı müşahede edilmektedir. Bu durum bile, standarda gitmek gerektiğini göstermektedir.

 

  1. Eğitim Sistemi

Öğretim elemanlarının tamamına yakını öğreticinin aktif, öğrencinin pasif olduğu bir eğitim sistemiyle yetişmişler, yıllarca bu yöntemle eğitim hizmeti vermişlerdir. Günümüzde öğrenci merkezli eğitim sisteminin uygulanmasında ciddi sorunlarla karşılaşılmakta, her derste bu yöntemle aynı başarı elde edilememektedir. Öte yandan İlahiyat öğrencilerinin bir kısmının, yerleştirildikleri fakülteden beklentilerinin karşılanmadığı, bu sebeple İlahiyat misyonuna sahip çıkmadıkları da bir gerçektir. Esasen İlahiyat fakültelerine gelen öğrenciler, toplumun ortalamasıdır. Toplumda görülen itikadî, amelî ve ahlakî zaaflar, aynı düzeyde olmasa da İlahiyat öğrencilerinde de görülmektedir.

İlahiyat fakültelerinde, öğrencilerin fakülteye alınırken bir itikadî ve ahlakî düzey belirleme işleminden geçmedikleri, eğitim sırasında ahlak eğitimi merkezli bir eğitim verilmediği de bir gerçektir. Belki de öğrencilerin ahlakî değerler açısından en büyük kazanımları, fakültede bulunmak; arkadaşları ve hocalarıyla ilişkilerinden kazandıkları tecrübe ve davranışlardır. Yoksa sistem içinde, yasal dayanağa bağlı bir ahlak eğitimi verilmemektedir. Bu tip talep ve beklentiler de İlahiyat fakültelerinin tekkeye dönüştürülmek istendiği eleştirisine muhatap olmaktadır. Kanaatimizce İlahiyat fakülteleri öğrencilerinin bilime dayalı bir ahlak eğitimi almaları ve bunun program çerçevesinde yapılandırılması yararlı olur.

 

  1. Program Farklılığı

İlahiyat fakültelerindeki en önemli sorunlardan biri, değişik zamanlarda ciddi inceleme yapılmadan açılan programlardır. Halen bu konuda İlahiyat fakültelerinde ortaya çıkmış bir uzlaşma olduğunu söylemek güçtür. Açılan programların hedefi ve istihdam alanının yeterince düşünüldüğü söylenemez. Programlar arasındaki farklılıklar ve dengesizlikler, aynı alanda istihdam edilen mezunların başarılarını etkilemekte, standart bir eğitim verme imkânını güçleştirmektedir.

 

  1. Lisans Programları

Halen İlahiyat fakülteleri ve muadili yüksek din öğretimi kurumlarında dört yıllık lisans programı olarak mevcut olan bölümleri şöyle sıralamak mümkündür:

 

  1. İlahiyat Programı

İlahiyat ve muadili fakültelerdeki programlar arasında en yaygın olanı İlahiyat programıdır. Birçok fakültede Arapça hazırlık programından sonra dört yıl olarak uygulanmaktadır. Bazı fakültelerde hazırlık programı mevcut değildir. İlahiyat programı Temel İslam Bilimleri Bölüm dersleri ağırlıklı bir programdır. Bu programı bitirenler, öğretmen olabilmek için mezuniyetten sonra formasyon programını bitirmek zorundadırlar.[2]

İlahiyat fakültelerinin diğer programlarının bu programa entegre edilerek yeniden düzenlenmesine ihtiyaç vardır. Bütün İlahiyat fakültelerine bir yıllık hazırlık programı konmalı, şimdi olduğu gibi başarılı öğrencilerin birinci sınıftan devam etmelerine imkân tanınmalıdır. Lisans düzeyinde derslerin % 30 Arapça olarak okutulması uygulaması fiilen yürümemekte, gerek öğrencilerin Arapça bilgileri, gerekse hocaların dersleri tamamen Arapça işleme tecrübesizlikleri sebebiyle çok az hoca buna uymakta, bu da öğrencilerin memnuniyetsizliklerine sebep olmaktadır. Kanaatimizce metne dayalı derslerin dışında kalan derslerin Türkçe okutulması, verimliliği arttıracaktır. Özellikle usul derslerinin Türkçe okutulması gerekir.

 

  1. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü (DİKAB)

İlahiyatlardaki ikinci yaygın program, DİKAB programıdır. Bu programda formasyon dersleri verilmektedir. Hazırlık sınıfı bulunmayan bu programda meslekî dersler azdır. Mezunların, İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni olmaları hedeflenerek açılmıştır. Esasen program, 28 Şubat sürecinde sekiz yıllık kesintisiz eğitimin son dört yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini okutmak üzere meslekî bilgileri oldukça sığlaştırılmış öğretmen yetiştirmek üzere düşünülmüş; 1998-1999 öğretim yılında İlahiyat fakülteleri bünyesinde açılmış; 2006-2007 öğretim yılından itibaren Eğitim fakülteleri bünyesine alınarak bir süre orada faaliyetlerine devam etmiş; nihayet 2012-2013 öğretim yılında tekrar İlahiyat fakülteleri bünyesine alınmıştır.

Halen 4+4+4 eğitim sisteminde daha çok ortaokullarda görev alan DİKAB mezunlarının büyük bir kısmının Hz. Muhammed’in Hayatı, Kur’ân-ı Kerim gibi seçmeli dersleri okutabilecek meslekî yeterlilikleri olduğunu söylemek zordur. Önümüzdeki süreçte istihdam alanı sorunu yaşanacak bu bölümlerin kapatılması gerektiği kanaatindeyiz.

 

  1. İngilizce İlahiyat

Üç fakültede (Ankara, Marmara ve İstanbul Üniversitesi) bulunan İngilizce İlahiyat programı, yurtdışında istihdam edilecek İlahiyatçıların yetiştirilmesi hedeflenerek açılmış programlardır. Bu bölümlerden mezun olanların akademik hayata atılmak istediklerinde dil avantajına sahip oldukları söylenebilir. Programın en önemli zaaflarından biri, İlahiyat programının İngilizce versiyonu olarak yapılandırılmış olmasıdır. Dolayısıyla İlahiyat programı için söz konusu olan sorunlar, bu program için de geçerlidir.

 

  1. Uluslararası İlahiyat

Uluslararası İlahiyat programının öğrencileri yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarıdır. Gelecekte yurtdışındaki dinî hizmetlerin bu mezunlar üzerinden yürütülmesi hedeflenmektedir. Programın en önemli sorunları arasında, genellikle öğrencilerin altyapılarının zayıf olması, gelen öğrencilerin Türkçe’yi anlamakta zorlanmaları ve uyum sorunları yaşamaları zikredilebilir. Buna rağmen önemli hizmetler ifa edeceklerini düşündüğümüz bu programlarının geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekir.

İngilizce İlahiyat ve Uluslararası İlahiyat bölümleri, yurtdışındaki dinî hizmetlerin yürütülmesi açısından önemlidir. Bu bölümlerin eğitim düzeyinin İlahiyat programının gerisinde olmaması gerekir.

 

  1. Yaygın Din Öğretimi ve Uygulamaları

Mezunlarının Diyanet’te istihdam edilecekleri düşünülerek açılmıştır. Bu program, İlahiyat fakültelerinde programlar konusunda net bir düşüncenin oluşmadığına örnektir. İlahiyat fakültesi mezunlarının istihdam alanlarını dikkate alarak farklı programlar açılmasının gerekli olup olmadığı konusunda uzmanların ciddi şekilde tartışmalarına ihtiyaç vardır. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yaygın Din Öğretimi ve Uygulamaları programına 2012 yılında -okul birincisi kontenjanı hariç- 75 öğrenci alınırken, 2013 yılında öğrenci alınmamıştır.

 

  1. Dünya Dinleri

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde açılmış olan bu bölümün Hıristiyanlık Araştırmaları Anabilim Dalı, Yahudilik Araştırmaları Anabilim Dalı ve Hint ve Uzak Doğu Dinleri Araştırmaları Anabilim Dalı olmak üzere üç anabilim dalı mevcuttur. Ülkemizde istihdam imkânı olmayan bir programdır.

Programın en önemli sorunlarından biri, buradan yetişen öğrencilerin diğer program mezunları gibi öğretmen ve din görevlisi olarak istihdam edilmesi sebebiyle ortaya çıkan bilgi eksikliklerinin nasıl giderileceği sorunudur. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dünya Dinleri programına 2012 yılında -okul birincisi kontenjanı hariç- 35 öğrenci alınırken 2013 öğretim yılında öğrenci alınmamıştır.

Dolayısıyla son iki program 2013-2014 öğretim yılından itibaren öğrenci alınmayarak kapatılma sürecine sokulmuştur. Bu kararın uygun olduğunu düşünüyoruz.

 

  1. İlahiyat Önlisans Programı

Yüksek din öğretimi kurumlarından biri de halen iki üniversitemize bağlı olarak faaliyet gösteren Açıköğretim fakültelerinde (Anadolu ve Atatürk) bulunan İlahiyat Önlisans programıdır.[3] Bu programa alınan binlerce öğrenci, uygulama gerektiren Kur’ân-ı Kerim de dâhil olmak üzere bütün dersleri açıköğretim sistemi çerçevesinde almaktadır.

Burada verilen eğitim, İlahiyat fakültelerinin ilk iki yılında verilen eğitimden farklıdır. Zira İlahiyat Önlisans programı, meslek yüksekokulu dengi bir program olarak düşünülmüştür. Esasen bu programın açılışı da 28 Şubat sürecindeki uygulamalarla ilişkilidir. 1989-1990 öğretim yılından itibaren Marmara, Dokuz Eylül ve Uludağ Üniversiteleri İlahiyat fakülteleri bünyelerinde Diyanet çalışanlarının eğitim düzeyini yükseltmek amacıyla İlahiyat Meslek Yüksekokulları açılmıştı. Bu programlar, hedefleri açısından başarılı idi. 28 Şubat sürecinde söz konusu meslek yüksekokulları kapatılarak bunların yerine Anadolu Üniversitesi’ne bağlı İlahiyat Önlisans programı açıldı. Ancak bu programdaki Temel İslam Bilimleri derslerinin ağırlığı azaltıldı.

İlahiyat Önlisans programında derslerin uygulamalı olmayışı, programın hedefine ulaşması açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Üniversitelere ek maliyet getireceği için Kur’ân-ı Kerim gibi uygulama gerektiren derslerin yüz yüze verilmesinin kabul edilmesi beklenmemektedir.

İlahiyat Önlisans programlarından mezun olanların bir kısmının -halen uygulanmakta olduğu gibi- İlahiyat fakültelerine DGS ile girmelerine imkân tanınmalı, ancak geçiş sağlayan öğrencilerin -İlahiyat Fakültesi’ni kazanan diğer öğrencilere uygulandığı gibi- hazırlık muafiyet sınavına tabi tutulmaları,[4] geçemeyenlerin Hazırlık programına devam etmeleri istenmelidir. Ayrıca uygulama gerektiren bir ders olan Kur’ân-ı Kerim için de benzer bir muafiyet sınavı yapılması, başarılı olmayan öğrencilerin Kur’ân-ı Kerim derslerini tekrar almaları sağlanmalıdır.

 

  1. İlahiyat Lisans Tamamlama Programı (İLİTAM)

İlahiyat önlisans mezunlarının sayısının artması ve bunların lisans mezunu olmalarının kolaylaştırılması düşüncesiyle önce Ankara Üniversitesi bünyesinde iki yıllık İlahiyat Lisans Tamamlama (İLİTAM) programı açıldı. İlk açıldığında (2005) bu programın kontenjanı 500 iken iki sene sonra (2007) 750’ye çıkarıldı. 2007 yılında İlahiyat fakültelerinin tamamına alınan öğrenci sayısı ise 785 kişiydi.

Halen 10 Üniversite (Ankara, Atatürk, Cumhuriyet, Dicle, Dokuz Eylül, Fırat, İnönü, İstanbul, Ondokuz Mayıs, Sakarya Üniversitesi) bünyesinde bulunan İLİTAM programlarına her yıl 4000’den fazla öğrenci alınmaktadır.

İlahiyat önlisans ve lisans tamamlama programlarında verilen eğitim ile İlahiyat fakültelerinde verilen eğitim arasında önemli farklılıklar mevcuttur. Buradan mezun olanlar, İlahiyat fakültelerinin büyük bir kısmında mevcut olan hazırlık programını takip etme imkânından mahrum oldukları gibi, okudukları dersler de İlahiyat fakültesi programına göre yetersizdir.

İlahiyat fakültelerinin sayısının yüze yaklaştığı günümüzde, ara dönem uygulaması olarak ortaya çıkan bu sistemi devam ettirmenin yanlış olduğu açıktır.

 

  1. Açık ve Uzaktan Eğitim Sisteminin Geleceği

Açık ve uzaktan eğitim-öğretim sistemi, dünyada hızla yayılmaktadır. Buna bağlı olarak ülkemizde de bu eğitime ciddi bir yöneliş olduğu görülmektedir. Bazı üniversitelerimizin ikinci üniversiteye sınavsız öğrenci kabulleri, bu programların cazibesini daha da arttırmaktadır. Maliyeti düşük olduğu ve teknolojik gelişmelerin öğrenciye ulaşmayı oldukça kolaylaştırdığı günümüzde bu sistem, hükümetlerin de desteklediği bir eğitim yöntemidir. Bu sebeple İlahiyat fakülteleri de gelecekte açıköğretim ve uzaktan eğitim sisteminin dışında kalamayacaktır.

Halen iki üniversitede açıköğretim sistemi çerçevesinde faaliyet gösteren iki İlahiyat önlisans programı mevcuttur. Gelecek yıllarda uzaktan eğitim sistemi çerçevesinde lisans düzeyinde İlahiyat programları açılması kuvvetle muhtemeldir.

Bu bölümler yapılandırılırken İlahiyat mezunlarının, önemli istihdam alanlarından biri olan Diyanet teşkilatında çalışacakları da düşünülerek Kur’an-ı Kerim derslerinin devam zorunluluğu olması ve bu dersin sınavının İlahiyat fakültelerinde olduğu gibi sözlü sınav olarak yapılması hususuna özellikle dikkat edilmesi gerekir.

Uygulamada üniversitenin bulunduğu şehirden uzakta bulunan bir öğrencinin devam koşulunu nasıl yerine getireceği sorusu akla gelebilir. Bu yükümlülük, artık hemen hemen her şehirde bulunan fakültelerdeki Kur’an-ı Kerim dersi öğretim elemanlarından destek alınarak yerine getirilebilir. Ayrıca, internet üzerinden öğrencinin bizzat hoca tarafından dinlenebileceği, sesli ve görüntülü bir sistem de kullanılabilir. Buna başka çözüm yolları da bulmak mümkündür.

Ayrıca İlahiyat fakültelerinde olduğu gibi uzaktan eğitim sisteminde okuyan öğrenciler için Arapça hazırlık programı getirilmeli, muafiyet sınavını geçenlerin birinci sınıftan devam etmelerine imkân tanınmalıdır. Hazırlık programı olmaması durumunda İlahiyat fakültelerinde hazırlık programı okuyan öğrencilere sertifika verilerek meslek hayatına atılırken aldıkları bu eğitim sebebiyle bazı avantajlar elde etmeleri sağlanmalıdır.

 

  1. Öğrencilerin Durumu

İlahiyat fakültelerine gelen öğrenciler, genellikle orta halli ve fakir ailelerin çocuklarıdır. Büyük bir kısmı dindar ailelerde yetiştikleri ve fakülteye gelmeden önce bir din algısına sahip oldukları için, genellikle kendi din algılarını mutlak doğru olarak kabul ederler ve buradan aldıkları eğitimi kendi bilgileriyle ölçerek değerlendirmeye çalışırlar. Ancak bu durum, öğrencinin zihnini farklı bilgilere ve görüşlere açmasını zorlaştırmaktadır.

Öte yandan ortaöğretimden gelen öğrencilerin başarı profili artsa da bilgi seviyesi düşmektedir. Öğrenciler ortaöğretim boyunca test sınavında başarılı olmaya yönelik çalışmalar yapmakta, genel kültürlerini arttırıcı, üniversite eğitimine katkı sağlayacak bir çalışma yapmamaktadırlar.

Günümüz iletişim araçları ve sosyal medya, öğrenciler için ciddi zaman kaybına neden olmakta, öğrencilerin düşüncelerini rahat bir şekilde anlatma ve bir fikri sunma yeteneklerini geriletmektedir. Ortaöğretimde iletişim araçlarını ve sosyal medyayı doğru bir şekilde kullanma becerisinin öğrencilere kazandırılması gerekir.

Sınav sistemi gereği, İlahiyat fakültelerine isteyerek gelmeyen öğrencilerin varlığı da bir gerçektir. Gerek aile baskısı, gerek sınav sisteminin sonucu olarak beklemediği bir tercihine yerleştirilen ya da fakülteye geldikten sonra beklentileri karşılanmayan öğrenciler, kurumla ve meslekleriyle bütünleşmemekte ve ciddi bir temsil sorunu yaşamaktadırlar.

 

  1. Öğretim Elemanlarının İmajı

İlahiyat fakültelerinin önemli sorunlarından biri, fakültelerin ve öğretim elemanlarının halkın çoğunun nazarındaki olumsuz imajıdır. Bunun sebebi, medyada çok yer alan bazı öğretim elemanlarının verdikleri imaj ile çoğu akademik ortamlarda tartışılması gereken konuların yeterli bilgi altyapısı olmayan halkın önünde tartışılması ve görüşlerine taraftar bularak gereksiz kamplaşmalara sebep olmalarıdır.

Aslında sayıları iki elin parmaklarını bulmayan bu öğretim elemanları üzerinden İlahiyat fakültelerini değerlendirmek yanlıştır. İlahiyat Fakültelerinde sayıları birkaç bini bulan çeşitli görevlerdeki akademisyenler, alanlarıyla ilgili çalışmalarını yürütmeye devam etmektedirler.

 

  1. Öğretim Elemanı Eksikliği

İlahiyat fakültelerinin en önemli sorunlardan biri, öğretim elemanı eksikliğidir. Bu problem, önümüzdeki yıllarda başta yeni kurulan fakülteler olmak üzere ciddi sorunlar oluşturmaya devam edecektir. 28 Şubat sürecinde yıllarca öğretim elemanı alınamaması sebebiyle, İlahiyat fakültelerinde önemli bir öğretim elemanı açığı oluşmuştur. Son yıllarda açılan onlarca fakülteye eleman yetiştirilmesi için zamana ihtiyaç vardır. Bu sıkıntılar, önümüzdeki süreçte eğitimin kalitesini de ciddi anlamda etkileyecektir.

 

  1. İlahiyat Fakültelerinin Sayısının Artması

Son yıllarda İlahiyat fakültesi sayısında büyük bir artış meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak eleman açığını karşılamak için mevcut doktora mezunlarının istihdamı yoluna gidilmektedir. Bu elemanların görevlendirilmesi sırasında niteliğin yeterince dikkate alındığı söylenemez. Bu da eğitim kalitesine zarar verebilecek bir durumdur.

 

  1. Ders Kitabı

İlahiyat fakültelerinde ders kitabı takip etme uygulamasında bir bütünlük yoktur. Bazı derslerde kitap takip edilirken bazı derslerde kitap takip edilmemekte ya da öğretim elemanı, öğrencileri kısa süre içinde okunması ya da ciddi bir şekilde incelenmesi mümkün olmayacak kapsamda makale veya kitaplardan sorumlu tutmaktadır. Bu uygulamaların standart oluşturulması ve başarının ölçülmesi açısından doğru olmadığı kanaatindeyiz. Her şeyden önce her ders için bir standart metin oluşturulmalı ve her dersin hocasının kendi metnini hazırlaması teşvik edilmelidir. Ancak öğrenci merkezli eğitimin bir gereği olarak öğrenciyi araştırmaya teşvik edici çalışmalar yapılmalı ve bu alandaki başarılar objektif bir şekilde ölçülerek öğrencinin başarı ortalamasına yansıtılmalıdır. Ders kitaplarıyla ilgili çalışmada günümüz teknolojik imkânları da göz ardı edilmemelidir.

 

  1. Geleneksel Eğitimle Entegrasyon

İlahiyat fakültelerindeki programın Yükseköğretimin bir parçası olduğu ve İlahiyat alanının çok genişliği düşünülürse, öğrencinin eksiğini geleneksel eğitimin imkânlarından yararlanarak gidermenin pratik bir yol olduğu söylenebilir. Öte yandan geleneksel eğitimin modern eğitime entegre edilmesinin de tartışılması gereken bir konu olduğu ifade edilmelidir.

 

  1. İstihdam Sorunu

Halen İlahiyat fakültelerinden mezun olanların istihdam sorunu yoksa da bu kadar fakültenin açıldığı ve İLİTAM’ın binlerce mezun verdiği bu süreçte önümüzdeki birkaç yıl içinde ciddi istihdam sorunlarıyla karşı karşıya kalınacağı kuvvetle muhtemeldir. İstihdam sorununun nasıl aşılacağı ile ilgili bir çalışma yoktur.

 

  1. İlahiyat Fakültelerinin Kontenjanları

Halen YÖK, belirli sayıda öğretim üyesi olmayan fakültelere öğrenci alma izni vermemektedir. Bu kısıtlama, isabetlidir. Zira birçok fakültenin hoca altyapısı oldukça zayıftır. Aynı kısıtlamanın kontenjan sayısı ve ikinci öğretim ile ilgili olarak da yapılması gerekir. Bir başka ifade ile söylemek gerekirse İlahiyat fakültelerinin öğretim üyesi sayısı ile öğrenci sayısı arasında gelişmiş ülkelerdeki oranlara yakın oranlar hedeflenmeli, öğrenci alması uygun görülmeyen fakültelerin akademik kadrosunun hazırlanmasına öncelik verilmelidir.

 

Sonuç

Buraya kadar anlattıklarımızdan İlahiyat fakültelerinde, program ve müfredat sorunu olduğu ve bu konu üzerinde epeyce kafa yorulması gerektiği, İlahiyat fakültelerindeki farklı programların ihtiyaca göre açılmadığı, çoğunun açılmasında dönemin siyasî iradesinin etkili olduğu, mevcut programların bilimsel bilginin mihmandarlığında elden geçirilmesinin elzem olduğu, İLİTAM programının kapatılması gerektiği, İlahiyat Önlisans programından İlahiyat fakültesine geçişlerin DGS ile yapılması, dikey geçişin örgün öğretim öğrencilerine haksızlık yapılmayacak şekilde gerçekleştirilmesi, öğretim yöntemlerinin ihtiyaca ve çağa uygun hale getirilmesi, ders kitapları ile ilgili çağdaş eğitim sistemine uygun çalışmalar yapılması, öğretim üyelerinin imajının sorun oluşturduğu ve yanlış anlamalara sebep olduğu, eğitimin genel bir sorunu olarak öğrencilerin orta öğretimde yükseköğretime yeterince hazırlanmadıkları, öğrencilere dersi ve mesleği sevdirecek bir yöntem izlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan pedagojik formasyonun İlahiyat öğrencilerinin tamamına verilmemesi, Diyanet teşkilatında çalışacaklar açısından büyük bir eksikliktir. Esasen Diyanet’in verdiği hizmet de yaygın din eğitimi olduğu için burada istihdam edilecekler için de pedagojik formasyon eğitimine ihtiyaç vardır.


[1] YÖK’ün konuyla ilgili açıklaması şöyledir: “İlahiyat camiasından ve kamuoyundan gelen görüşler ve öneriler üzerine Genel Kurulumuz, 15.08.2013 tarihli toplantısında alınan İlahiyat fakülteleri ile ilgili kararların yeniden görüşülmesini gündemine alarak, İlahiyat fakültelerinin isimlerine ve müfredatına ilişkin Genel Kurul kararlarının yürürlükten kaldırılmasına karar vermiştir. Bundan sonraki çalışmalar 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuata göre, yükseköğretim yeterlilikler çerçevesi de dikkate alınarak, yetkili kurum ve kurullar marifetiyle yürütülecektir. Kamuoyuna duyurulur.” http://www.yok.gov.tr/web/guest/anasayfa/-/asset_publisher/64ZMbZPZlSI4/content/id/2400150 (ulaşım zamanı: 20.09.2013, 21:06)

[2] Tebliğ sunulduktan sonra YÖK, eğitim formasyonunun lisans eğitimi sırasında verilmesine dair bir karar almıştır. Ancak uygulamanın nasıl olacağı henüz netleşmemiştir.

[3] İstanbul Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nin İlahiyat Önlisans programı önerisi YÖK’te onay beklemektedir.

[4] Bazı Fakültelere uygulanan muafiyet sınavı, çoğunlukla şeklî olup İlahiyat’ı yeni kazanmış öğrencilere uygulanan sınav düzeyinde olmamaktadır.

 

popüler cevapdünya atlası