TÜRKİYE’DE CUMHURİYETİNİN KURUCU FELSEFESİ VE İSLAMOFOBYA

Eklenme Tarihi: 24 Ocak 2017 | Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2017

Yrd. Doç. Dr. Adnan KÜÇÜK*

ÖZET

            İslamofobya, İslamiyet’e karşı salt harici menşeli tavır almalardan ibaret değildir; bunun çok esaslı dâhili menşeleri de mevcuttur. Hilafet ve Saltanattan Cumhuriyete geçiş, jakoben[1] temelli bir devrim hareketi şeklinde tezahür etmiştir. Bu, toplumun otoriter şekilde yukarıdan aşağıya dönüştürülmesini amaçlayan bir devrim niteliğini haizdir. Söz konusu devrimin ana umdeleri aynı zamanda İslamofobyayı tetikleyen temel unsurlar olarak işlev görmüştür. 1937 yılında Anayasaya girdirilen ve Atatürk İlke ve İnkılâpları şeklinde de ifade edilen bu umdelerin özü, otoriter temelli laiklik, din yerine beşeri ilimleri ikame eden ve hakikatin ölçütü olarak salt akıl temelli ilimleri esas alan pozitivizm, toplumun jakoben anlayış ile uyumlu olarak yukarıdan aşağıya sekülerleştirilmesi, İslam Dininin bu amaçlar istikametinde devlet eliyle reforme edilmesidir. Burada, hâkim devlet gücünün halka yönelik olarak “sen doğruyu seçemezsin, doğruyu ancak ben bilirim” şeklindeki “halka rağmen halk için” esasını benimseyen jakoben anlayış söz konusudur. Devletin bu operasyonel tutumuna karşı gelenlere yönelik takınılan tavırlar ise çok sert olmuştur. Jakobenizm, anavatanı olan Fransa’da olduğu gibi, Türkiye’de de karşı yönde tepkileri ortaya çıkarmış, bu tepkileri, devletin mukabil katı önlemleri izlemiştir. Benimsenen kati militan laikliğin özünde, merkezi toplum projesi ile çelişen kesimlerin düşman ilan edilerek bu kesimlerin yok edilmesi de mevcuttur. Militan laiklik şeklinde tezahür eden Cumhuriyet yönetimi, düşman ilan ettiği kesimleri yok etmeye yönelik katı politikalar tatbik etmiştir. Bütün bu yok edici politikalar sadece devlet katında kalmamış, bunun toplumun çeşitli katmanlarına yansıyan yönleri olmuş; toplumda, birbirini dinlemeyen, anlamak istemeyen, birbirlerine hasmane muameleler eden katı ayrışmalar ortaya çıkmıştır. Devlet tarafından seküler olmayan dindar kesimlere yönelik olarak tatbik edilen dışlayıcı ve ötekileştirici politikalar, Cumhuriyetçi felsefeyi özümseyen toplumsal kesimler tarafından da özümsenmiş, bunun neticesinde, bu kesimlerde İslam’a karşı hasmane tutumlar inkişaf etmiştir. Bu vesileyle Cumhuriyetin kurucu felsefesinin, Türkiye’de İslamofobyanın intişar etmesinde birinci derecede etkili işlev gördüğü söylenebilir.

 

[1] 1789 Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan “Jakoben” akım, Cumhuriyetin korunması adına siyasî muhalefetin belli bir kesiminin katı önlemlerle susturulmasını amaçlar. Burada Cumhuriyete, hukuki anlamda bir devlet şekli olarak değil, toplumun yukarıdan aşağıya otoriter yöntemlerle dönüştürülmesini amaçlayan siyasi felsefi bir anlam yüklenmektedir. Bu telakkide temel amaç Cumhuriyeti güçlendirmektir. Bunu gerçekleştirmek için de, birer ihanet yuvası olan her türlü muhalefeti susturmak, kötüleri ve kötülükleri, yani Cumhuriyet düşmanlarını yok etmek gerekir. Adnan KÜÇÜK, Siyasi Partilere İlişkin Yasaklamalar, Asil y., Ankara, 2005, s. 120, 152-153; Bayram KODAMAN, “Jakobenizm ve Demokrasi”, Yeni Türkiye, Y. 1, S. 17, Eylül-Ekim 1997, s. 471, 477–478.

Tebliğin devamı için buraya tıklayınız

popüler cevapdünya atlası