Toplumsal barışın yolu Müspet Hareket'in kaynağı Kur'an'dır

Eklenme Tarihi: 23 Ocak 2016 | Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2017

 

Risale Akademi’nin düzenlediği “Toplumsal Barış İçin Müspet Hareket Çalıştayı” Ankara’da yapıldı.

Risale Haber-Haber Merkezi

Açış konuşmasını Ali Irmak yaptı. Bediüzzaman Hazretlerinin, hayatının her safhasında “Müspet Hareket”i uygulayan bir örnek olarak karşımızda durduğunu belirten Irmak, "Onun duruşundan öğreneceğimiz çok şeyler var. Yaşadığı zaman dilimindeki sergilediği tavır takdire şayandır. Sadece hayatıyla bunu göstermemiş eserleriyle de açık olarak ifade etmiştir. Risale Akademi’nin amacı da Bediüzzaman’ın eserlerindeki bu güzellikleri akademik camianın istifadesine sunmaktır. Bunun için birçok akademik çalışmaya imza atmıştır. “Müspet Hareket” siyasetten ekonomiye, eğitimden adalete her alanda ihtiyacımız olan bir davranış biçimidir. Barış içinde yaşayan huzurlu bir toplum arzuluyorsak Müspet Hareket düsturunun ne olduğunun, nasıl uygulanması gerektiğinin, toplumun her kademesi için açık açık ortaya konulması gerekmektedir" dedi.

 

BİLİMSEL ZEMİNDE MÜSBET HAREKET

Prof. Dr. Gürbüz Aksoy'un yönettiği birinci oturuma geçildi.

Dr. Mehmet Akif Yazıcı, "Bilimsel Zeminde Müsbet Hareket: Tekzib-İsbat-İkna sarmalı" başlıklı sunumunda "Müsbet hareket"in Risale-i Nur'daki tanımını paylaştı: Yazıcı, "kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın." Kendi uzmanlık alanında kalmak, bunun dışına çıkmamak veyahut çıktığında sıradan vatandaş konumuna geçtiğini kabullenmek" dedi.

Yazıcı'nın sunumundan notlar şöyle:

"Bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferid bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir." (Muhakemat, Unsuru'l-Hakikat)

Kendi uzmanlık alanında kalmak, bunun dışına çıkmamak veyahut çıktığında sıradan vatandaş konumuna geçtiğini kabullenmek.

"Bir şahıs, çok fenlerde ihtisas sahibi olamaz. İki şahıstan sudur eden bir söz, istidatlarına göre tefavüt eder. Yani birisine göre altın, ötekisine nazaran kömür kıymetinde olur." (İşârâtü'l-İ'câz, 23-24. âyetler, Altıncı Mesele)

Öncelikli olarak üretmek, kendi işi ile uğraşmak ve bilgi/eser ortaya koymak, başkalarının işlerini değerlendirmeyi ön plana almamak Başka insanların ürünleri ile yalnızca hakikate ulaşma sâikiyle ilgilenmek, hata avcılığına çıkmamak. Başkasında yanlış tesbit ettiğinde, düzeltmek maksadıyla, gerekçelerini göstererek, sahibini değil, sadece yanlışı tekzib etmek. Bunu yaparken insaflı olmak, pireyi deve yapmamak, cerbezeden kesinlikle kaçınmak, açık ve sarih olmak, hata göstermekle üstün gelme hissine kapılmamak, başkasının hatasına sevinmemek.

Kendi hatası tesbit edildiğinde, bunu kabullenmek, yanılmaktan üzülmemek, doğruyu gösterene hakikat namına müteşekkir olmak. Kendine yönelen tenkidi kabul etmediğinde izahla yetinmek, polemikten kaçınmak.

 

RİSALE-İ NUR KUR'AN ZEMİNİNE OTURMUŞTUR

Dr. İsmail Benek, "Müsbet İnşa Zemini" başlıklı sunumunda şunları söyledi:

İnşa; yapma, bina etme, kurma anlamına gelmektedir. Ontolojik olarak; Epistomolojik; Aksiyolojik olarak; İnşa etmek; Bir hakikatin, fikrin, bir tasavvurun, bir projeksiyonun hayat bulmasıdır. Hakikatin, “müzehhep ve mühezzep” olmasıdır. Fikrin, “pazarlanabilir bir ürün olarak inovatif değer kazanmasıdır.” Tasavvurun, “gaye-i hayal” olarak zihinde yeşermesi ve amaç yüklü projelendirilebilir olmasıdır.

Hakikatin ruhundan nefes alan her hareket inşa edici vasfını ortaya koymak durumundadır.
İnşa, köklü bir fikrim kadimliğini ifade eder.

İnşa, Zemin ister. İnşa zemini, hakikatin, fikrin mecrası, otağı, iklimi ve esaslarının oturduğu zemindir.

“Müspet iman hizmeti”nde inşa zemini Kur’an’dır. Kur’an üzerine müesses nizam ve Kur’ani sistem üzerine hareketler inşa edilir.

Risale-i Nur Kur'an zeminine oturmuştur. Said Nursi 50'sinden sonra kariyer planlamasına gitmiş. Kendisinden önceki şahsiyetlere talebe olmak istiyor ama bir türlü olamıyor. En sonunda Kur'an’ın talebesi oluyor. Zira "onlar da Kur'an'a talebedir" diyor.

Zihin, düşünce kaynağıdır. Bilgi, zihinde aşamalı oluşmaktadır. Bilgi basamakları, hayal kurmakla başlar. Bilgi basamaklarının en kalıcısı da en üst değer olan "itikat" boyutunda olanıdır. Buna zihni inkişaf diyoruz. Akıl süzgecinden geçen düşüncelerin ulaştıkları bilgi basamakları, Risale-i Nur'da "dimağda meratib-i ilmiye" olarak tanımlanmaktadır. Tanımlamaya göre zihnin bilgi basamakları yedidir: Tahayyül, tasavvur, taakkul, tasdik, iz'ân, iltizam ve itikat. Bu bilgi basamakları, birbirine yakın oldukları için, birbiriyle ilişkilendirme ve karışma, yani "birbiriyle mültebis" olabilmektedirler.

Gelişen düşüncelerin zihinde oluşan bu bilgi basamaklarına paralel, davranışlar da farklılık göstermektedir. Her birinden ayrı bir "ahkâm" çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, hüküm ifade eden bir davranış, bilgi seviyesine göre şekillenmekte ve anlam kazanmaktadır.

Zihin; önce hayal etmekte, sonra bunu tasavvur düzeyine çıkarmaktadır. Tasavvur, hayallerin vizyon kazanmasıdır. "Gaye-i hayal"in tahakkuku, ancak inanmanın telkin ettiği mutlulukla mümkün olmaktadır.

Zihnin anlamaya, algılamaya başladığı ve aklın yoğunlaştığı nokta olan üçüncü düzey; "taakkul"dur. Aklın "hikmet" içinde dengeli olması ve doğru yolu bulması için, fıtrat kanunlarına uyması gerekir. Yani "hakkı hak bilecek" şekilde akıl fenerini kullanmalıdır.

Zihin, aklı çalıştırarak elde ettiği sonuçları, dördüncü aşamada onaylamaktadır, yani doğrulamaya çalışmaktadır.

Sonraki aşamada, onayladığı düşüncelere uyum göstermekte ve kabullenerek bir anlayış ve basiret kazanmaktadır. Daha sonra altıncı basamakta, gerekli bulduğumuz ve taraftarlık gösterdiğimiz bir seviyeye ulaşmaktadır.

Son mertebe, "itikad" düzeyidir. Bu, en üst bilgi basamağıdır.
Allah'ın bize verdiği rahmani hediyeleri bilecek, ölçecek olan "dimağ, kalb ve dil"dir. Buna göre "dimağ" dediğimiz zihin faaliyetleri, düşünce üretip bunu kalbe göndermektedir. Düşüncenin pozitif olması, kalbimizde sevgiyi arttırmakta ve davranışlarımızın duygu zemini kuvvetlenmektedir.

Bediüzzaman, rahmet hazinelerinin depolandığı zihin ve göz sayesinde ulaşılan sonuçların, insanın sahip olduğu diğer fonksiyonlarından aşağı olmadığına vurgu yapar. İnsanda bulunan bütün maddi ve manevi fonksiyonların "tamamı" kadar Allah'ın rahmet hazinesi olan akıl gözü ve marifetle (kalp) gerçekleştiğini görmekteyiz.

Resimler için buraya tıklayınız

 

popüler cevapdünya atlası