TARİHİ SÜREKLİLİK VE YAYGIN DİNİ EĞİTİM VESİLESİ OLARAK MEDRESETÜZZEHRA

Eklenme Tarihi: 08 Mart 2017 | Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2017

Selamün aleyküm

İki hususu paylaşmak istiyorum. Şimdi İngiliz parlamento geleneklerine baktığınızda, parlamentonun açılışları yüzyıllara uzanan bir ritüelin tekrarıyla gerçekleştirilir. Meclis başkanı özel bir kıyafetle gelir, arkasında onu uğurlayanlarla birlikte dini bir ritüelden sonra, parlamentonun oturumları, birleşimleri başlar.

Aşağı yukarı parlamentonun adına baktığınız zaman Avam Kamarası adlandırmasını görürsünüz. Avam, demek ki bir de Lordlar Kamarası var. Neyi ifade ediyor bu? Aslında İngiliz parlamento geleneği, elbette modern bir oluşum ama köklerini yüzyıllardan alır. Onlar özel kıyafetler içerisinde bir parlamento başkanı gördüklerinde ya da kendi parlamentolarının Avam Kamarası ki, demokratik anlayışla da çok bağdaşmayan bir adlandırmadır bu. Yadırgamazlar ve bunu ısrarla korurlar. Çünkü toplumlar hafızalarıyla yaşar.

Biz toplum olarak varlığımızı sürdürüyorsak, sürdürmek istiyorsak herhalde yerden bitmedik bizim de bir hafızamızın toplum olarak var olması gerekir. Oysa cumhuriyet maalesef hafızasızlaştırma üzerine kurulmuştur. Osmanlı’nın ötekileşmesiyle birlikte sıfırlanan hafızanın yeniden inşa sürecinin beraberinde getirdiği sonuçları bu gün birlikte yaşıyoruz. Bu açıdan medrese adlandırması önemli. Öyleyse batı müesseselerinin modellediği bir eğitim kurumudur. Yani tarihi olarak baktığımızda üniversiteler medreselerden sonra ortaya çıkan kurumlardır. Dolayısıyla bu süreklilikaçısından değerlendirdiğimizde bizim tahdis-i nimet olarak tarihimize baktığımızda selefiler alınabilir. Öğreneceğimiz bir takım şeyler var. Bu süreklilikleri mutlaka korumak gerekir. Bu da toplum olarak bu da –burada toplumu tabî ki ulus devletin oluşturduğu toplum yada ulus anlamında kullanmayalım– bütün Müslümanların meydana getirdiği, emin olmanın oluşturduğu bir yekvücut olma hali olarak tanımlıyorum. Benimseyebileceğimiz ve kendimizi ifade edebileceğimiz birtakım formlar var.

Bediüzzaman Camiü’l-Ezher üslubunda diyor. Bu da bir tarihi sürekliliğe işaret eder. İstanbul’a gider, Şaluşepik’le gider. Bir medrese aslında icazeti bir medrese hocasıdır ama onu geleneksel kıyafetleri içerisinde görürsünüz. Çünkü bunun ifade ettiği bir temsili anlam vardır. Dolayısıyla Medresetüzzehra aslında bizim tarih içerisinde inançlarımızın tarihle buluşması sonucunda oluşturduğu bir keyfiyetin sürekliliğine işaret eder. O açıdan medrese adının konulması hiç de bize olumsuz şeyler çağrıştırmamalı. Çünkü bu hafızasızlaştırma sürecinde geçmişe dönük olarak hatırladıklarımız sadece olumsuz şeyler. Taha Akyol Bilim ve Yanılgı isimli eserinde medreselerin çöküş sürecinde ortaya çıkan problemlere işaret eder. Doğru ama onun öncesine de uzanmak ve medreselerin hakkını teslim etmek gerekmez mi? Dolayısıyla Medresetüzzehra böyle bir tarihi sürekliliğin bizi yeniden kendi tarih hafızamızla buluşturmanın da önemli bir adımı olacaktır. Ne mektebi reddeden, ne ortaya çıkan yeni bilimleri göz ardı eden ama bütün bunları içererek İslam’ın toplumla buluşmasını yeniden biçimlendiren bir remizdir.

Bu nokta üzerinde de durmak istiyorum. Şimdi Bediüzzaman gördüğü bir rüyayı yorumlarken Kur’an etrafındaki surların artık kırıldığını söyler. Kur’an hiçbir korumaya sahip değildir. Artık tekkeler fonksiyonunu yitirmiştir ama tasavvuf bir hakikattir, varlığını sürdürecektir, sahipsiz kalmıştır. Medreseler ayağa kalkabilecek durumda değildi, çürümeye terk edilmiştir. Peki Kur’an toplumla nasıl buluşacaktır? Şöyle bir yaklaşımda var, haklılık payı içeren. Ayineler her zaman güneşi eksik yansıtır. Aynaya baktığınızda her zaman kusurlar bulacaksınız. Risale-i Nur’un toplumla buluşmasınıncemaatler üzerinden gerçekleşen biçimlerine baktığınızda mutlakaeleştireceğiniz bir sürü şey bulursunuz. Öyleyse biz Nurculuğuyok edelim. Nurculuk üzerinden bir Risale okuması her zaman bizeeksiklikleri ve yanlışlıkları hatırlatacaktır. Kısmi doğruluk payı varama bu bizi nereye götürür? İslam’ın tarihle buluşmasının bütüntezahürlerinin olumsuz olduğu gibi bir sonuca götürür. O zamantarihi yok edelim.

Sonuç, Arabistan’a gittiğinizde Mekke ve Medine’de belki Kabe’yi bulabiliyorsunuz, belki Mescid-i Nebevi. Bu insan fıtratına bir itirazdır ve doğru değildir. Bu şekilde değerlendirildiğinde mevcudu veri olarak değerlendirmek sanırım büyük önem taşıyor. Bu noktadan devam ederek sonuçlandıracağım bunu. Cumhuriyetin bizi hafızasızlaştırması sonucu ortaya çıkan şey ne oldu? Şimdi çok partili dönemi de katarak değerlendirdiğimizde, aslında cumhuriyetin din kurumlarının da Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya nüfuz etmediğini görüyoruz. Buna imam-hatipler dahildir. Medreselerin de fonksiyonsuzlaştığını ya da yeterince fonksiyon ifa edemediğini, göz önüne aldığınızda, karşılaştırmalı olarak burada yaşayan insanların, dindarlık düzeyinin daha yüksek olmasını nasıl açıklayabiliriz? Diyanet kaynaklı bir dindarlık değil bu. Çok medrese kaynaklı bir dindarlık da değil? İşte Medresetüzzehranın örgün ve yaygın eğitim boyutlarında ortaya çıkan iki vechesini eğer ayırt edersek Risale-i Nur bir yaygın eğitime dayalı Medresetüzzehradır. Bu neyi sağlamıştır? Bu çok önemli bir şeyi sağlamıştır. Medreseler 1924’te mezar taşı dikilerek ortadan kaldırılmıştır. İslam’ın toplumla buluşmasını sağlayacak aracılar nerede? Herhalde mektepliler bunu sağlamayacaktır.

Mektebin ortaya çıkardığı kanaat önderi aydındır. Aydının taşıyıcılığını yaptığı kültür seküler kültürdür. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına baktığımızda da Kürtlerin kanaat önderlerinin tasavvuf önderleri ve ulema olmaktan çıkarak aydın çizgisine kaydığı noktada sekülerliğin milliyetçilikle birleşerek ortaya seküler tasavvurun ortaya çıkardığı bir ulus devlet anlayışının hakim kılındığı kanı, çatışmayı ve devleti idolleştiren, ilahlaştıran milliyetçi bir hareketin çıktığını görüyoruz. Kürt milliyetçi hareketine ya da Kürtmeselesine devlet merkezli olarak biz yaklaşamayız. Biz ümmetmerkezli olarak bakarız. Bu yatay bir ilişkidir ve mü’minler birvücudun azaları iseler birinin problemi diğerinin de problemidir.Dolayısıyla Medresetüzzehra yaygın eğitim fonksiyonuyla aslındaburadaki dindarlığın hayat bulmasına vücut veren en önemli kaynaktır.

Şimdi bunun fikri ve ameli düzeyde temsiline ihtiyaç var. Bu eğitim boyutu itibari ile böyle ama örgün eğitim boyutu itibari ile düşündüğümüzde İslam düşünce geleneğinin yeniden hayat bulmasına ihtiyacımız var. Bin yıllık bir birikimi Risale-i Nur bize öz olarak sunuyor ama biz Risale-i Nur’u bu bin yıllık birikim içerisinde değerlendirebilecek bir noktada değiliz. Çünkü biz daha henüz geçmişimize uzanamıyoruz. Bu geçmiş birikimi değerlendirebilecek donanıma da sahip değiliz. Oysa Risale-i Nur ilim içinde tasavvufu da sözlerine yedirerek bu gelenekleri sürdüren, bizi onunla yeniden buluşturan ve o kapıdan buyur eden bir hazinedir. Dolayısıyla o kapıdan Medresetüzzehra yoluyla girmek ve tasavvufu da ilimle birleştiren şahsında topluma İslam’ın nasıl yaşanabileceğine ve İslam’la ilişkiyi sağlıklı bir şekilde kurabilecek kanat önderleri yetiştirme ihtiyacı içerisindeyiz. İlahiyat da bu fonksiyonu ifa edememiştir. Mevcut din adamları da maalesef böyle bir organik ilişki kuramamışlardır. İmamlık meslek değildir. Ücret karşılığında yerine getirilebilecek, icra edilebilecek bir iş de değildir. Bu şekilde algıladığınız zaman toplumla buluşamazsınız. Medreselerin ilk örneklerinin, Ali Bakkal Hocam dünkü sunumunda ifade etmişti, camiler olduğunu hatırlayalım. Endülüs Müslümanları döneminde en azından onuncu yüzyıla kadar medreselerin fonksiyonlarını camiler yerine getirmiştir. Oysa cumhuriyet döneminde camiler fonksiyonsuzlaştırılmıştır.

Bütün bunları bir araya getirerek düşündüğümüzde Risale-i Nur’un yaygın olarak tasavvufu da yeni bilimlerin ortaya çıkardığımeydan okumaları da göz ardı etmeden ve bunlara sağlıklı cevaplarüretecek, bunları da İslam’ın anlaşılması ve yaşanmasında fonksiyonelhale getiren İslami ilimler geleneğini birleştiren bir model ortaya koyduğunu görüyoruz. Yaygın eğitim boyutu itibariyle bu önemli sonuçlar doğurmuştur. Örgün eğitim modeli itibariyle de buna şiddetle ihtiyaç olduğunu hem İslam dünyası ölçeğinde, hem insanlık ölçeğinde açık bir şekilde görüyoruz. Batıda kilisenin hakim olduğu üniversitelerde hiçbir fonksiyonu kalmamıştır. Dinin ya da Hıristiyanlığın kendi başına tesirinin kalmadığını görüyoruz. Seküler üniversitenin insanlığa getirdiği çok da fazla olumlu sonuçlar olmadığını da görüyoruz. Bizde de ilahiyatlar maalesef bu fonksiyonu icra edememiştir. Medresetüzzehra perspektifine örgün boyutta da şiddetle ihtiyaç vardır. Kur’an kendisini her zaman devam ettirecek vesileler bulacaktır. Medresetüzzehra da çağımızda bunun en şeffaf aynası ve vesilesidir.

Teşekkür ederim

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 807-811, Ankara.

 

popüler cevapdünya atlası