Talim-i Esmâ

Eklenme Tarihi: 10 Ocak 2019

Serdar BİLGİN

Allah, hem âlim hem hakîmdir. Kâinattaki her ilim bir ism-i İlahîyeye dayanır. Tıp ilmi Allah’ın Şâfi (Şifa verici) ismine, Geometri, Mukaddir (Takdir etme, şekillendirme) ismine dayanmaktadır. Kâinattaki hakikatlerin ve varlık biliminin temeli, esası, özü Allah’ın güzel isimleridir. Her bir kemâlin, her bir ilmin, her bir terakkiyâtın, her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemâlât, o san'at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette, nâkıs bir gölgedir.

Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehâsı, Cenâb-ı Hakkın ism-i Adl ve Mukaddir'ine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir. Meselâ, tıp bir fendir, hem bir san'attır. Onun da nihayeti ve hakikati, Hakîm-i Mutlakın Şâfî ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan rû-yi zeminde Rahîmâne cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemâlâtını bulur, hakikat olur. Meselâ, hakikat-i mevcudattan bahseden hikmetü'l-eşya, Cenâb-ı Hakkın (celle celâlühü) ism-i Hakîm'inin tecelliyât-ı kübrâsını müdebbirâne, mürebbiyâne eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet hikmet olabilir. Yoksa, ya hurafâta inkılâb eder ve mâlâyâniyât olur veya felsefe-i tabiiye misillü dalâlete yol açar. (Sözler/Yirminci Söz s:355)

Varlığın mahiyetini ve özünün anlaşılması sürecinde ilk adım “kâinat kitabının iyi bir okuyucusu” olmaktır. Şimdi kafamızı kaldıralım ve etrafımıza bakalım. Semâyı dinleyelim. Nasıl "Yâ Celîl-i Zülcemâl" diyor. Ve arza kulak verelim. Nasıl "Yâ Cemîl-i Zülcelâl"diyor. Ve hayvanlara dikkat edelim. Nasıl "Yâ Rahmân, yâ Rezzâk" diyorlar. Baharı dinleyelim. Bak, nasıl "Yâ Hannân, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Lâtif, yâ Atûf, ya Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin" gibi çok esmâyı işiteceksin. Ve insan olan bir insandan soralım. Bak, nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı; sen de dikkat etsen okuyabilirsin. Güya kâinat azîm bir musika-i zikriyedir. En küçük nağme, en gür nağamâta karışmakla, haşmetli bir letâfet veriyor. Ve hâkezâ, kıyas et. (Sözler/Yirmi Dördüncü Söz s:448) Kâinat kitabının iyi bir okuyucusu olma becerisi, kâinattaki ilahi yasaları ve bu yasaların birer yansıması olan sanatı anlamakla kazanılabilir.

Malumunuz bilimin amacı da açıklamaya çalıştığı varlığın bilgisine ve hakikatine ulaşmaktır. Varlığın anlaşılması için mahiyetin ve özün bilinmesi gerekiyor. Hakikat mahiyet ile özün anlaşılmasından mürekkeptir. Varlığın hakikati esma-i hüsna iken, varlığın maddesi ve kullanımı onun mahiyetidir. Mahiyet hakikatin gölgesidir. O nedenle dış dünyadan aldığımız bilgileri bir nokta-i istinad olarak değil, bir tecelli mercii olarak kullanmalı, tevhidi bir üslupla bütünlemeliyiz. Ancak bu şekilde, dış dünyada gördüğümüz her şeyi asıl merciye nispet ettirerek bilgiyi anlamlı hale getirir ve hakikate ulaşırız. Sosyal Bilimleri öğreten eğitim, Allah’ın kudret mucizelerini ve hikmetlerini göz önüne sermeli ki sosyal bilimler anlam kazansın. Sanat eğitimi, bir anlam kazanmak istiyorsa, kâinatın sanatkârını öğretmelidir. Sanatın kaynağı da yine kâinattaki evrensel anlamların bir nizam içinde bulunmasıdır. İnsanın sanat ya da bilim yoluyla aradığı hakikat bostanı işte bu ilahi güzelliktir. Eğitim, öğrencilere bu hakikat bostanındaki ilahi güzellikleri göstermeli; varlıklara ve olaylara Allah’ın varlığının, birliğinin, isimlerinin ve sanatlarının bir tecellisi olarak baktırmalıdır. Ancak bu şekilde bilgiyi anlamlandırabiliriz.

Eğitimde bilginin anlamlı hale getirilmesi ve sunulması önem arz etmektedir. Bu süreçte; “kâinat kitabının iyi bir okuyucusu yetiştirme” gayesi ile hareket etmeli, öğrencilerde tefekküre, akletmeye, anlamaya, ibret almaya, bakmaya ve görmeye kapı aralayan bir eğitim ortamı oluşturmalıyız. Kâinat kitabının iyi bir okuyucusu olma becerisini kazandırdığımızda varlık-gelişim ilişkisini doğru bir şekilde kurulabilir, insanı insan yapan bilişsel(aklın ve şuurun kullanımı) ve duyusal özellikleri geliştirilebilir, kendi hak ve sorumluluklarını fark eden, kendini ve çevresini anlayan, varlık gayesini bilen öğrenciler yetiştirebiliriz.

Sonraki adımlarımızda genç kuşakların ruhsal, fiziksel, ahlaki, dünyevi becerilere yönelik gelişimleri için esma-i hüsnanın tecelli ettiği en parlak aynalar olan peygamberler ve güzel ahlakın temsilcisi Efendimiz Hz. Muhammed (sav) öğrencilere örnek gösterilmeli, eğitimde peygamberlerin metodolojilerinden yararlanılmalıdır.

 

popüler cevapdünya atlası