Sosyal Kalkınmada Anayasal Dinamikler

Eklenme Tarihi: 04 Mart 2014 | Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2017

 

Yrd. Doç. Dr. Murat TUMAY'ın Sanat, Marifet ve İttifak İçin Sosyal Kalkınma Sempozyumu konuşmasıdır

Hukuk Fakültesinde Anayasa dersleri veriyorum. Derse başlarken ilk olarak tanım yapıyoruz. Anayasa nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır? Anayasacılık nasıl ortaya çıktı? Vs. Anayasacılık olarak bildiğimiz kavram şöyle ortaya çıkmıştır. Daha önce iktidar bir tek kralın elinde idi. O sınırsız bir yetkiye sahipti. Toplumun, insanların onun karşısında herhangi bir söz söyleme yetkisi ve imkânı yoktur. Dolayısıyla anayasacılık toplumu ve insanı ve güçlendirmenin bir yoludur. Devletin elindeki yetkilerini kötüye kullanmasına karşı ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Devletin sınırsız gücünü sınırlandırarak toplumu devlet karşısında hukukun vermiş olduğu güç ile güçlendirmek, zapt u rapt altına almak için ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla anayasa diğer tüm kurallara geçerlilik de kazandıran hiyerarşik olarak tepede olan kurallardır. Bu kurallar aslında toplumun üzerinde uzlaşmış olduğu temel bazı değerleri içeren ve bina edilen, devleti tanımlayan, devlet organizasyonunun nasıl olması gerektiğini ortaya koyan kurallardır. Bu kurallara herkes uymak zorundadır. Bu kurallar sadece milletin, vatandaşların, bireylerin uyacağı kurallar değil, aynı zamanda çok fazla güce sahip olan devletin kurumlarının da uyması gereken kurallardır. Dolayısıyla hukukun üstünlüğü dediğimiz ve toplumu güçlendiren kavram da bu noktada önem kazanıyor. Bu üstün olan hukukun da anayasanın da adalet, hukuk, insan hakları, hak üzerine bina edilmesi gerekir.

Yine derslerinizde şöyle deriz. Anayasanın iki temel görevi vardır. İki tane temel alanı düzenler. Bir tanesi, devlet nasıl organize olacak? Yasama, yürütme ve yargı organları nasıl işleyecek? Bunların arasındaki ilişkiler nasıl kurulacak? Bunlardan da önemli olan vatandaşların devlet karşısındaki temel hak ve özgürlükleri neler olacak?

Şimdi temel hak ve özgürlüklerin tarih içerisindeki seyrine bakınca, hem siyasi/politik haklardan, hem de kadınların o toplumdaki siyasal mekanizmaya katılmasından ve o siyasal mekanizmayı kendi talepleri doğrultusunda hareket ettirmesini sağlayan haklardan oluşmuştur. Ama sadece bu haklar yoktur. Çünkü insan hakları dediğimiz kavram, temelde aslında insan onuru üzerine bina edilmiş bir kavramdır. Yani insan sadece fiziki bir yapıya sahip değildir. Aynı zamanda psikolojik ruhi ve manevi ihtiyaçları olan bir varlıktır. Aslında anayasada temel hak ve hürriyetler düzenlenirken insanın bu her iki boyutu da göz önüne alınmalıdır.

Kalkınma dendiği zaman da sadece fiziki kalkınmayı anlamamalıyız. Aynı zamanda insanın ruhi, psikolojik ve sosyal kalkınmasını da temele almamız lazımdır. Zaten bunun temelinde de insan onuru vardır. İnsanların kendi onurlarını garanti altına alacak haklara sahip olmaları gerekir ve bunun yolu da tabi ki anayasalardır. Anayasaların üzerine bina edileceği dinamikler, değerler ve prensipler bu anlamda çok önemlidir. Peki bu temel prensipler neler olmalıdır? Geleneksel olarak insan hakları literatürüne baktığımızda beş tane temel prensip olduğunu görüyoruz:

Katılımcılık devleti organize ediyor ama devletin buyuran olmaması gerekir. Kendi başına her şeyi yöneten halktan hiçbir şey almadan, katılım almadan, kendi inisiyatifi ile yöneten olmaması, toplumun taleplerine ve değerlerine duyarlı olması gerekiyor. Dolayısıyla toplumun, milletin, bireylerin ve devletin yönetimindeki bazı araçlara katılması gerekiyor. Devletin tabi ki şeffaf olması çok önemlidir. İngilizler şöyle derler: “Kral vergi toplarken vergi topluyorsunuz ama bizim de temsil edilmemiz lazım. Eğer biz mecliste temsil ediliyorsak bizden vergi toplayamazsınız.”

Şimdi devlet sadece tekel olarak insanlardan vergi alma hakkına sahip olduğuna göre, insanlara bir temsil hakkı vermesi lazımdır. O toplanan vergilerin nerede kullanılacağına, nasıl kullanılacağına, insanların ve toplumun da katılması gerekir. Bu da ancak devletin hesap verebilme ve şeffaf olabilme ilkesi ile gerçekleştirilebilir. Devleti çok fazla kutsamamak ve bu toplumu çok farklı renklendirmemek gerekiyor. Çünkü devleti oluşturan toplumdur ve devlet, toplum için, insanlar için, bireyler için ve onlara hizmet etmesi için vardır. Bu toplum çok farklı renklerde, farklı düşüncelerde ve farklı inançlarda olabilir. Dolayısıyla devletin de o gücünü ya da hizmet etme yetkisini kullanırken ayrımcı davranmaması, toplum içerisinde yaşayan herkese eşit mesafede durması, herkesin kendi düşüncesini, kendi kültürünü, kendi dinini, hür bir şekilde yaşayabilme imkânına sahip olması gerekir. Dolayısıyla ayrımcılığın olmaması prensibiyle anayasaların bina edilmesi gerekir.

Bir diğer prensip, devlet gücü kendinde toplamamalı, bu gücü bireylere dağıtmalıdır. Bireyleri güçlendirilmesi gerekmektedir.

Anayasaların evrensel insan hakları üzerine bina edilmesi gerekir. Dolayısıyla anayasalar temelde bu prensipler üzerine bina edilirse, yalnızca fiziki kalkınmanın bir aracı olmaktan öte, insanların kendini ve yeteneklerini geliştirebileceği özgürlük ortamını sağlayan, dolayısıyla insanların hem kültürleri ve yine Üstad Bediüzzaman’ın söylemiş olduğu sanat, marifet ve ittifak kavramlarını gerçekleştirebileceği imkânı devletin sunması lazımdır. Bu anlamda anayasalar toplumun temel değerleri üzerine bina edilmiştir. Bediüzzaman'ın Sunuhat, Mektubat ve Sözler’de çok çarpıcı bir değerlendirmesi vardır. Batı medeniyeti ile İslâm medeniyetinin unsurlarını karşılaştırması vardır. Belki bu karşılaştırma bize anayasaların üzerine bina edilmesi gereken değerlerin neler olması gerektiğini, bu değerlerle sosyal kalkınmanın nasıl gerçekleşeceğini belirten önemli bazı ipuçları vermektedir. Bunun üzerinde kısaca durmakta fayda var. Yalnız burada ben şöyle düşünüyorum. Bediüzzaman Batı medeniyetinin bina edildiği esaslar üzerine fikir beyan ediyor. Bu batı kelimesini veya batıyı yalnızca coğrafi olarak anlamamamız gerekiyor. Sanki zihinsel bir arka plan olarak anlamak lazımdır. Hani biz kendimizi Müslüman toplumlar olarak değerlendiriyoruz. Bu değerler bizde neşv ü nema bulmuşsa ve Batı medeniyetine ait bazı unsurlar bizim kültürümüzde yer almışsa, demek ki biz İslam medeniyetinin değil, Batı medeniyetinin bazı esaslarını almışız demektir. O şekilde değerlendirmek gerekiyor. Üstad Bediüzzaman diyor ki: “Batı medeniyeti beş tane menfi esas üzerine kurulmuştur.” Bunlara baktığımızda:

1-Nokta-i istinadı kuvvettir. Yani “Kim güçlüyse, o haklıdır” anlayışı var. Bunun sonucu ise, güçlü insanlar, güçsüz insanlara tecavüz edecektir ve haklarını gasp edecektir.

2-Batı medeniyetinin tek ulaşmak istediği gayesi ise menfaattir. Yani menfaat üzerine oluşmuş bir medeniyettir. Onun şe’ni ise tezahümdür çarpışmadır. Yani insanlar sadece şahsî menfaatlerini ön plana alıp toplumun menfaatlerini ön plana çıkarmazlarsa bir çarpışma, bir kavga, bir savaş ortaya çıkacaktır.

3-Hayat düsturu ise çatışmadır, cidaldir. Onun şe’ni ise tenazudur, kavga, gürültü ve savaştır.

4-Onları birbirine bağlayan rabıta, kendisi dışındakileri yutmakla beslenen unsuriyet ve menfi milliyettir. Onun şe’ni ise, müthiş bir tesadümdür, karışıklıktır, çatışmadır.

5-Onların cazibedar hizmeti ise, heva ve hevesi teşci eden, yayan, arzularını tatmin ve metalibini teshildir. Yani nefsin isteklerini karşılamaktır ve ona hizmet etmektir.

Bugün Avrupa medeniyetine baktığımızda, insanlar o sınırsız olan isteklerini karşılamak ve onları yerine getirmek için yaşamaktadırlar. O hevanın şe’ni ise, insanı derece-i medeniyetten derece-i kelbiyeye yani köpeklik derecesine götürebilecek şeylerdir. Dolayısıyla insanın manevi boyutunun örtülmesine, yok olmasına sebep olmaktadır.

Şimdi ekonomi bilimi açıklanırken üniversite yıllarımızda şöyle denirdi: “Ekonomi, sınırsız ihtiyaçların sınırlı kaynaklarla tatmin edilmesi için tercih yapmalıdır.” Burada işte Batı medeniyetinin sakat bir anlayışı var. İhtiyaçların sınırsız bir şey olması söz konusu olamaz. Buna Üstad, “İnsanların zaruri ihtiyaçları vardır” der. Batı medeniyeti gayr-i zaruri ihtiyaçları da heva ve hevesinin ihtiyaçlarını da zaruri olarak görür. Bu İslam medeniyetinde sınırlıdır.

Şimdi kısaca Üstadın bahsettiği İslâm medeniyetinin sahip olduğu bazı temel şeyler üzerinde durmak istiyorum. Nedir? “Şeriat-ı Ahmediye’nin tazammun ettiği medeniyet ise, bu medeniyet-i hazıranın çöküşünden inkişaf edecektir.” Buradan şunu anlayalım. Batı medeniyetinin bu esasları, bizim içimizde de neşv ü nema bulmuş olabilir. Dolayısıyla İslam medeniyeti bizim içimizde neşv ü nema bulan değerlerin çöküşünden ve bunun üzerine İslam medeniyetinin temel unsurlarını yerleştirmemiz üzerine ortaya çıkacaktır. Peki Batı medeniyetinin tam tersine, İslâm medeniyetinin nokta-i istinadı nedir? Kuvvete bedel haktır. Yani kuvvetli olanın haklı olduğu değil, haklı olanın kuvvetli olduğu bir medeniyettir. Bunun şe’ni ise, eğer hak oluyorsa temelde dayanak noktası olarak adalet ve denge olacaktır. Hedefi menfaat yerine fazilettir. Bunun da şe’ni ise, muhabbet ve tecazübdür.

Toplum içerisindeki cihetü’l-vahdet yolunda da unsuriyet, milliyet yerine dini, vatani ve sınıfı değerlendir, rabıtalardır. Bunun şe’ni de samimi uhuvvet/kardeşlik ve selamet olacaktır. Haricin tecavüzüne karşı savunma olacaktır. Hayattaki düsturu Batı medeniyetinin aksine savaşmak değil, teavün yani yardımlaşma olacaktır. Temel değer, insanların birbirleriyle yardımlaşmasıdır. Hizmette ise, Batı medeniyetinin aksine olarak bu aslında bizim de dünyevileşme, sekülerleşme ile beraber olarak yerleşen kendi heva ve hevesi için çalışmak yerine, Hüda için çalışma prensibi gelişecektir. Bu da insanlığın ruhen ve manen terakki etmesine ve mükemmelleşmesine sebep olacaktır.

İslâm medeniyeti hevayı, nefsanî arzularını sınırlandırır. Nefsin hevesat-ı süfliyesini teshiline bedel, ruhun hissiyat-ı ulviyesini tatmin etme yolunu seçer. Dolayısıyla her iki medeniyetin temel değerlerini karşılaştırarak anayasamızın İslam medeniyetinin gerektirmiş olduğu esaslar üzerine bina edilmesini sağlayabilirsek, bu insanların ruhen ve sosyal bakımdan kalkınmasına, kendi yeteneklerini ortaya çıkarmasına ve toplumun dayanışma içerisinde, adalet üzerine, bina edilen bir kurum olmasına vesile olacaktır.

Teşekkür ederim.

 

popüler cevapdünya atlası