Sanat,marifet ve ittifak yolunda 100 yıl

Eklenme Tarihi: 28 Aralık 2013 | Güncelleme Tarihi: 05 Ağustos 2017

“Kalkınmanın temeli insan hedefi özgürlüktür”

20. yüzyılın başlarında çökmeye yüz tutmuş bir Osmanlı ve bu çürümüşlüğü gidermeye çalışan ve hayatiyet kazandırmaya çalışan hareketler vardı.

Bu günlerde yüzüncü yılını yaşadığımız o dönemde Balkan Harbi ile başlayan dağılma sürecinde çözüm ve istikbali düşünen odaklar çoğalmıştı. Milliyetçi akımlar boy vermiş, Batıcılık Tanzimat’tan beri hız kesmeden bir eşiği aşmış, İttihat ve Terakki komite ruhu ile hareketini güçlendirmiştir. Savaş enkazı ise imparatorluğu sarsarken padişah odaklı ve dini fanatizmin statükosunun yanı sıra tecdit ruhuna sahip, Batı’dan bilim ve teknoloji ile birlikte yaşayan değerlerimize ve kültürüne sahip çıkan, zamanın ruhuna ve gelecek beklentilerine cevap verecek, yeniliklere ve özgürlüklere açık bir münevver grup daha vardı.

Bu entelektüel zekaların ve irfan havzasının beslendiği yaklaşım iman ve özgürlük merkezliydi.

Namık Kemal'in "Ey didar-ı hürriyet, esir-i aşkın idik gerçi kurtulduk esaretten" dediği ve yankılanan fikirleri Bediüzzaman'ın ifadesiyle “Kemâl’in "Rüyâ"sıyla uyandım” (Münazarat, 123) şeklinde makes buluyordu.

Ali Suavi, Musa Efgani, Mehmet Akif ve diğer arkadaşları aynı perspektiflerle ülkeyi ve geleceği yeniden inşa edecek donanımlarla bakıyorlardı.

Onların sosyal pencerelerinde bütün ülke görülebiliyor ve kimse dışında kalmıyordu.

Modernleşme sürecinin mektebi öne çıkaran tek kanatlı uçma girişimleri ve eğitimde yapılan reformların ancak kuşun diğer kanadı olan medreseler ve değerlerle anlamlanacağı ve sosyal dengenin bütünleştirici zemininin oluşabileceği yönündeydi.
Aklın ilham kaynakları ve öğrenme süreçlerinin mekteple elde edeceği düşünce, kalbin keşif alanlarında anlamlanacak tasavvufi akışın müşahede/gözlem idraki ve vicdanın referansları olan dini tedrisatın aydınlatacağı medreseler üzerinden ittifak bileşenleri ile mümkündü.

Diğer tabirle mektep, medrese ve tekke el ele verecek ve fonksiyonlar bütünlüğü oluşturacaklardı.

Sanat sahibi, kariyer yolcusu ve sosyal girişim alanlarına açık bir iş ve ehliyete sahip olmak için eğitimin marifetle taçlanmış ve irfanla yoğrulmuş kalitesi oluşacak ve sonunda birlik ruhu, birlik vicdanı ve birlik zekası inşa edilmiş olacaktı.
Birlik zekası, aklın saf bir niyetle ders çalışacağı önemli bir parametredir. Birlik zekası, bilgi ve donanımın yanı sıra milli bir gayret olan hamiyet ve fedakarlık ister.

Birlik zekası, toplum hayatının temel dinamikleri olan kendi içinde tutarlı ve birlik sağlamış aklın, kalbin, ruhun ve vicdanın yüksek bilincine bağlı bir kavrayışla mümkündür.

"Lisanı muhabbet, aklı kanun..." (Münazarat, 11) olan bir sonuca götüren doğru girdiler gerekir.

Birlik zekası meslek edinme, eğitim, bilim ve sanayi süreçlerinde endüstriyel topluma geçiş denemeleri veya girişimleri "Hayat-ı içtimaiye-i beşeriye"(Tarihçe-i Hayat, 124) olarak ifade edilen insani ve toplumsal hayatın insanca düşünülmesi ile mümkündür.

İnsanın bin kapılı bir saray olduğu, ona ulaşılacak bir kapı bile açıksa oradan girmenin yollarının aranacağı ve çoklu zeka ile interdisiplinlerin bu konuda bize rehberlik edeceği birlik zekasının inşası için acaba başkaca neye ihtiyacımız var?
İşte Said Nursi ve benzerleri, aydınlanma ve aydının üretme telaşındaki sistemlerin ve teorik doğruların ne kadar insani temelli olduğu, iman ve özgürlüğü bir arada verebildiği açısından bakar.

Birlik niyeti ve zekası, ancak iman ve özgürlükle zeminini bulur. Katılımcılık, paydaşların hukuku, eşitler arasında eşitlik, müzakere ve ortak paydalar ve amaçlar etrafında kenetlenme vb. insani beraberlik süreçleri buna bağlıdır.
Sosyal kalkınma, varlıkların sosyal dilini ve birlik taleplerini ve bir arada tutan dinamiklerin maddi ve manevi dokusunu birlikte inşa edecek sistemler bütünüdür.

Bu nedenle “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.” (Divan-ı Harbi Örfi, 398)

Cehalet, zaruret, ihtilaf karşısında tevhit eksenli bir ittifak/birlik, hikmetle yoğrulmuş bir marifet ve beraberinde tearüf/bilişm ile meslek/sanat ve hüsn-ü münezzehe dayalı bir kainat okuması ile kainattaki sanat harikalarını idrak edecek bir kapsam ve müşahede gereklidir.

Şimdi beşeri sermayenin sosyal sermaye ile birlikte insanlığa ve topluma yararlı hale geleceği ve “Hayat bir yardımlaşmadır” prensibinin belirleyici olacağı medeniyet tasavvurumuz daha anlamlı gelecektir bu çağın zekaları için.

popüler cevapdünya atlası