Said Özdemir Ağabey

Eklenme Tarihi: 21 Kasım 2013

Siirt Eski Milletvekili Öner ERGENÇ'in Said Özdemir Ağabey Paneli konuşma metnidir

Evliyalar diyarı ilim ve irfan merkezi olan Tillo’nun çok saygıdeğer Kaymakamı, Belediye Başkanı, değerli ağabeyler,
Muhterem kardeşlerim sevgili dostlar hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Ben çok fazla detaylara girmeden Said Ağabeyle yaşadığım bir kaç olayı, birkaç muhabereyi nakletmek ama öncesinde çok sevinçli olduğum bir hususu arz etmek istiyorum.

Milletvekilliğim döneminde adının Tillo olması için kanun teklifi verdiğim ama o günün vesayet rejiminin müsaade etmemesinden dolayı meclisin gündemine bile indiremediğimiz Tillo isminin, tekrar iade edilmesi hususunun dün Komisyondan geçmiş olmasının sevincini ve memnuniyetini burada ifade etmek istiyorum. Geçmişte vesayetçi derin yapıların Üstad zamanından başlayıp kendisine yapılan o kadar zülüm, talebelerine karşı işlenen o kadar rencide edici baskıların çeşitli şekillerde günümüze kadar devam ettiğini hatta bir kısım beldelerin bir kısım anne babanın çocuklarının isimlerine kadar müdahale ettiklerini ve baskıyla müsaade etmediklerini biliyoruz. İşte bugün burada meselelerimizi gayet hür bir biçimde konuşabildiğimiz noktaya gelmiş olmanın da sevincini sizlerle birlikte paylaşmak istiyorum.

Değerli dostlar,

Tillo esas itibariyle manevi esintisini mübarek beldelerden, Mekke’den, Medine’den buralara kadar taşıyan Abbasiler, Halidiler, Ömeriler ve daha başka isimlerini burada ifade edemediğim insanların Anadolu üzerinden Tillo’ya kadar gelerek almıştır. Bu zatların Tillo’yu bir ilim ve irfan merkezi haline getirmelerini kader-i ilahinin programında çok önemli bir kilometre taşı olarak görülmeli diye düşünüyorum.

Bir ilim merkezi olarak hizmet veren medreseleriyle ve burada fazıl alim ve marifet sahibi insanların yetişmesine vesile olabilecek bir zemini oluşturması itibariyle Tillo’yu görmek ve bunun üzerine Nur mekteb-i irfanının kurucusu olan Bediüzzaman Said Nursi’nin daha Risale-i Nurları telife başlamadan, daha o çağlara gelmeden çocukluk yaşlarında buraya gelmiş olmasının, bu ilim ve irfan merkezinin havasını solumuş olması ve burada karınca meselesinde cumhuriyetçiliğinin ileride ifadesini bulacağı bu mekanda geçici bir süre olarak da olsa gelmiş ve yaşamış olmasının arkasında, Tillo’nun bağrından kopan ve gidip Üstada talebelik yapan Tillolu Said Özdemir Ağabey var. Bu tablodaki serencam yan yana getirilip konduğu zaman, bu işlerin tesadüfe bağlanamayacağını, kendi kendine oluşmasının mümkün olmadığını görmek lazım ve burada bir ilahi kader programının hükmünü adım adım icra ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla burada çok mükemmel bir tevafuk söz konusu diye düşünüyorum.

Üstad Hazretlerinin Said Ağabeye bir konudaki talimatıyla alakalı kendisinin bize naklettiği bir hususu arz edeyim. Tabi 1950’li yıllar Siirt’te henüz Risale-i Nuru pek tanıyan yok. İşte bir Osman Kındır ağabeyimiz var. Şu anda biraz hasta, Allah şifa versin. Muhammed Aksu hocamız var. Burada karşımda gördüğüm Kenan Sağlam ağabey var. Onların da henüz Risale-i Nur’u yeni tanıdığı bir dönemde Üstad Said Ağabeyi çağırıyor. “Kardeşim git Siirt’te bir Risale-i Nur medresesi aç” diyor. Said Ağabey düşünüyor, bir yerde bir medrese açmak zor bir iş değil ama onu sahiplenecek, kapısını açacak kapayacak kimse yok. Üstad bunu bir iki defa tekrarlayıp talimatının şiddetini biraz artırınca, kendisine diyor ki: “Üstadım ben gidip açmasına açayım ama içinde kalacak kimse yok.” Bizim de hepimize bir ders olan şöyle bir hususu Üstad cevaben söylüyor: “Kardeşim senin görevin gidip oraya medrese açmaktır. İçinde kalacakları göndermek Allah’ın vazifesidir. Sen git vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma.” Bu genelde çoğunlukla biraz gaflete düştüğümüz noktalardan bir tanesidir. Meseleleri böyle sebeplere bağlayarak sonuca gitmek gibi bir alışkanlığımız var. Ama buradan anlıyoruz ki, biz üzerimize düşen vazifeyi yapmalıyız. Neticeyi Cenab-ı Hak’tan beklemeliyiz ki Üstad bunu Risale-i Nurlarda muhtelif yerlerde beyan etmektedir. Bunun üzerine Said Ağabey vakit kaybetmeden Siir’te geliyor. Çarşıbaşı denen bir mevkide derme çatma bir yer açılıyor. Birkaç ay sonra Çalışkan Ağabey Siirt’e geliyor. Yani “sen git aç içinde kalacakları Cenab-ı Hak gönderir” manası da bu şekilde tahakkuk etmiş oluyor. Daha sonra Fethi Yücedağ geldi, biraz kaldı derken o hizmetler böyle gelişti.

İkincisi, Said Ağabeyle birlikte biz 1970’li yıllarda 1971 muhtırasından sonraki sıkıntılı dönemde Ankara’dan Ege’ye, İzmir’e kadar varan böyle aşağı yukarı bir haftalık bir seyahat yaptık. Allah selamet versin Hacı Muhammed Aksu hocam da bizimle beraberdi. Büyük ilçelere uğradık, bazılarında da gece konakladık. Senirkent’te Demokrat Parti döneminin milletvekillerinden ve Risale-i Nurun basılmasında çok ciddi emekleri olan Tahsin Tola Ağabeyi ziyaret ettik. Orada çok güzel Risale-i Nurun basılması esnasında çekilen sıkıntılar, yapılan hizmetler yad edildi, biz de o hakikatleri duyduk. Ardından -Allah rahmet eylesin- Ali İhsan Tola Ağabeye bir akşam sonra misafir olduk. Orada beraber birtakım güzel hatıralar yaşadık. İzmir’e intikal etmeden Aydın’da Hasan Atıf Ağabeyi ziyaret ettik. Hasta yatağında yatıyordu. Yaşlı hanımı kendisine “işte Tillolu Said Özdemir geldi” diye haber verirken hiç ziyaretçi kabul etmezken hemen toparlanıp bizi kabul ettiler. Girdik. Odasının içerisinde elyazması Risale-i Nurlar, duvarlarda, tavanda, orada burada asılı idi. Evi adeta bir Risale-i Nur laboratuarı gibiydi. Yani matbaadan çıkmış böyle eserlerin teşhir edildiği bir merkez gibi idi. Said Ağabey onları görünce alabildiğine sevindi. Sevincini orada ifade etti. Hasan Ağabey de elle yazdığı büyük Sözler’i çıkardı. “Ağabey ben bunu size hediye ediyorum” dedi. Hatta birkaç tane daha takdim etti. Said Ağabey o gün sanki dünyanın en büyük hazinesini kendisine takdim etmişler, hediye etmişler gibi bir sevinç içerisinde gördüm.

Neticede muhtelif yerlere uğramak suretiyle dönüp geldik. Yine zaman zaman Siirt’teki hizmetleri boş bırakmayıp gelip gidiyor, bize dersler yapıyordu. O sıralar ben daha yeni yeni Risale-i Nurları Kenan Sağlam Ağabey vasıtasıyla tanımıştım. Lise öğrenim yıllarımın son senesiydi. 1960 darbesi ve daha sonra takip eden yıllarda Said Ağabeyin okuduğu bazı derslerin neler ifade ettiğini anlamıştım. Bunlardan bir tanesi de Meyve Risalesi’nin 4. Meselesi’ydi. Orada 24 saatlik zamanımızın çok önemli bir bölümünü boşa geçirdiğimizi, çünkü orada Üstad Hazretlerinin insanın alakadar olduğu daireleri sıralarken kalb dairesinden, mide dairesinden, ceset, hane, mahalle, memleket, küre-i arz dairesine varana kadar insanın alakaları var deniyordu. Neticede en büyük ilginin küçük dairede, kalb dairesinde olması gerektiğini ama biz en büyük ve ehemmiyetli vazifemiz olan ahretimizi, ebedi hayatımızı kurtarmaya yönelik olan asıl vazifemizi ve en ehemmiyetli vazifemizi bir tarafa bırakıyoruz. Büyük dairelerin bizi fazla ilgilendirmeyen cazibedar bir tarafı olduğu için günlük siyasi ve içtimai meselelerin peşine takılmak suretiyle zamanımızın büyük kısmını oraya harcıyoruz, gibi Üstadımızın verdiği mesajın ehemmiyetini Said Ağabeyin yaptığı derslerden anlamıştım.

Böyle çok hatıralar var. Ama burada asıl konuşmayı hocalarımız yapacaklar. Bu paneli tertipleyen Risale Akademi başta olmak üzere Kaymakamımıza, AKAV’a ve tüm ilgililere şükranlarımı sunarken Said Ağabeye Allah’tan sağlıklı uzun ömürler ve daha nice yıllarda hayırlı hizmetler diliyorum. Kendisine buradan saygılarımı sunuyorum. Hepinize tekrar saygılar sunuyorum. Hayırlı günler diliyorum.

popüler cevapdünya atlası