Said Nursi’nin reçetesi İslam alemindeki anarşiyi çözer

Eklenme Tarihi: 15 Eylül 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2017

ROPÖRTAJ

Risale-i Nur üzerine çalışmalarıyla tanınan ve Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin talebelerinden Hulusi ağabeyin yakınında bulunmuş Araştırmacı Mehmet Polatdemir ile Risale-i Nur ve Nur hizmetinin tarzıyla ilgili konuştuk...

Bediüzzaman Hazretlerinin iman, hayat, şeriat olarak ifade ettiği üç vazifeyi nasıl anlamamız gerekiyor? Risale-i Nur talebelerinin hizmette dikkat etmesi gereken noktalar nelerdir?

Risale-i Nurlar taptaze mesele. Risale-i Nur’u okuyup okuduğu meseleler üzerinde yoğunlaşıp onu hayata geçirmeliler bu bir. İkincisi Risale-i Nur’un esası ve temeli olan ihlas düsturlarına kesinlikle riayet etmek. Üçüncüsü Barla Lahikası, Emirdağ Lahikası, Kastamonu Lahikası gibi lahikalar ki Risale-i Nurun hayata geçmiş meseleleridir.

Bu meselelere dikkat etmek, itikat etmek, istikametimizi bu mektuplara göre yapmamız lazım. Bu mektuplardaki hakikatlere ve prensiplere göre yönümüzü belirlememiz lazım. Bütün mesele Risale-i Nurları okuyup anlama, hayata geçirmek. Bizim Nur talebeleri hayatlarında, ahiret hayatını merkeze alacaklar. Yoksa ahiret hayatı, iman ve Kur’an hizmeti ikinci üçüncü derecede olursa bu hizmet ihlasla yürümüş olmaz. Hayatımızın merkezinde dünya olursa hata yaparız. Bütün gücümüzü Haktan ve ihlastan almalıyız.

Bu hizmet bize ihsan-ı ilahi tarafından verilmiş. Bizler bu geminin sahibi veya kaptanı değiliz, hademesiyiz. Ümmeti Muhammedi sahili selamete çıkaran bir sefinede çalışan hademeleriz. Gemi bizim değil, gemi rabbimizin gemisi. Bu hizmet kutsi bir hizmet, Kur’an’a dayanan bir hizmet. Bu nedenle bizler hizmetkarlık görevimizi yapacağız. Bu gemide makam yok, herkes kardeş, herkes eşit yani. Üstat bir mektubunda diyor ki “siz benim bir cihette talebelerimsiniz, bir cihette ders arkadaşlarımsınız, bir cihette muîn ve müşavirlerimsiniz.”

İSLAM ÂLEMİNDEKİ ANARŞİNİN ÇÖZÜMÜ İÇİN SAİD NURSİ’NİN REÇETESİ

Diğer bir konu iman, hayat ve şeriatla ilgili Üstadın açtığı daire iman ve din dairesidir. Hayat-ı içtimaiye ve şeriat; hukuk-u amme ve devlet-i İslamiye dairelerinin Üstat reçetesini yazmış. Bunlar da ilk dönem eserlerinde yayınlanmış, birçok yerde yine yirmi yedinci mektupta bilhassa Emirdağ Lahikasında birçok pratikleri bize gösterilmiştir.

Bizler birinci daire ile meşgulüz. İman ve din dairesiyle meşgulüz. Ama Üstadın bu hayat-ı içtimaiye hukuk-u amme ve devlet-i İslamiye ile ilgili olan bu ikinci daireye ait görevi de muhakkak başarmak lazım, ehlince heyetlerce açılması lazım, anlatılması lazım. Yoksa İslam alemindeki bu anarşi bitmez.

Peki Hulusi Ağabeyin yakınında bulunmuş biri olarak Sayın Hocam, Hulusi Ağabey en çok İhlas Risalesini okurmuş, özellikle Üstadımızın iman hayat ve şeriat olarak ortaya koyduğu üç vazifeyi yerine getirmek noktasında bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Hulusi Ağabey, iman ve Kur’an hizmetiyle ilgileniyordu, siyaseti hiç önemsemezdi değer de vermezdi, (Risale-i Nurlar 1986’ya kadar serbest değildi, daima baskınlar vs. yapılırdı o nedenle) ama Hulusi Ağabey, Risale-i Nurların serbest olması konusunda çalışmaları vardı. Hulusi Ağabey en çok İhlas Risalesi üzerinde iştirak etmiş. Risale-i Nurda en fazla İhlas Risalesinden istifade ettiğini bana söyledi.

Hulusi Ağabey Üstada çok soru sorarmış. Hulusi Ağabeyin hem Barla Lahikasında hem de Mektubatta soruları var, çok önemli sorular da var, ruhun ezeliyetiyle ilgili vs. O zamanki hocaların, alimlerin işin içinden çıkamadıkları konuları Üstada sormuştur. Hatta Üstat, Mektubatın bu sorular üzerine yazıldığını ifade eder.

RİSALE-İ NURU OKUMAK İLE TEFEKKÜR ETMEK AYNI DEĞİL

Üstat, Risale-i Nuru gazete gibi okumayınız diye uyarıda bulunuyor, Risale-i Nuru nasıl okumalıyız, okurken nelere dikkat etmeliyiz?

On sayfalık bir gazeteyi bazen insanlar on dakikada bitirebilirler, bazen 20 dakikada da bitirebilirler ama Risale-i Nur öyle değil; Risale-i Nuru tefekkür ederek, üzerinde durarak, okumak lazım; anlayarak okumak lazım. Terakki etmek için kalben ve ruhen manasını bilmek, anlamak lazım. Risale-i Nuru okuyan önce anlayacak, anladıktan sonra Risale-i Nur üzerinde yoğunlaşacak, kendisine mâl edecek ve onun üzerinde tefekkür edecek. Mesleğimizin 4 esasından birisi tefekkürdür. Risale-i Nuru anlarsak tefekküre geçebiliriz, yani anlamadan tefekkür yapamazsın. Risale-i Nuru okumak tefekkür değildir. Tefekkür eden kalpte ve ruhta, iman hakikatleri inkişaf eder.

RİSALE-İ NUR, ANLAYAMIYORUM DİYE TERKEDİLMEZ

Üstat, Şualarda bahçe örneği veriyor. “Bu ehemmiyetlirisalenin, herkes her bir mes'elesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil, belki elleri uzun olanların hisseleri de var. ”

Evet, Risale-i Nuru bir kere okuyup da hemen anlamak diye bir şey yok. Risale-i Nur umman, deniz; sen ancak bundan kabiliyetin kadar istifade edebilirsin yani elindeki bardağın kabına göre su alabilirsin ama kap genişlettikçe daha çok su alınabilir. Bu anlatıyor ki Risale-i Nur bir umman gibidir ancak ben Risale-i Nurları anlayamıyorum, istifade edemiyorum diye terkedilmez. Okuyan herkes Risale-i Nurlardan istifade edebilir ancak daha çok istifade etmek için biraz öncede ifade ettiğim gibi tefekkür ederek okumak lazım.

BİZDE MANEVİ CİHAT VAR; MADDİ CİHAT YOK

Bizim elimizde nur var, topuz yoktur. Bizler haksızlığa uğradığımız zaman bile hakkımızı aramak için Üstadımızı rehber edineceğiz. Nur talebeleri asayişi muhafaza etmeye, emniyeti temine çalışan manevi bir zabıtadır. Üstadın müspet hareket düsturunun hizmet-i Nuriyede yeri nedir?

Üstat, bu asırda dindarların önüne mihenk taşı koymuş, hürriyetperver olmak, baskıcı olmamak. Bizim görevimiz imana ve Kur’an’a hizmet etmek, Kur’an’ı anlatmak ve yaşamak. Üstat, bunun cevabını Emirdağ Lahikasında veriyor. Tahribat manevi mi? O zaman nasıl olacak, tahribat nev’inden olacak savaş da. Şimdi bunu Risale-i Nur talebeleri bildiği için Müslümanlar arasında şiddet olmuyor. Bu Üstadın Anadolu’ya ve alem-i İslamiyeye en büyük hizmetidir. Hatta biz dindarların önüne de hürriyetperver dindarlar sıfatını koyar. Neden? Zorla değil, sopayla değil. Bizde manevi cihat var; maddi cihat yok. Kimseyi sopayla Müslüman yapamazsınız ancak sopayla münafık yaparsınız.

popüler cevapdünya atlası