Said Nursi ve Mevlana insanlığı ilgilendiren kalıcı hizmetler yapmışlardır

Eklenme Tarihi: 22 Şubat 2014 | Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2017

Değerli katılımcılar hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sempozyumu düzenleyen arkadaşlara teşekkür ediyorum.

“Uluslar Arası Necip Fazıl Kısakürek Sempozyumu”yla meşgul olduğum için bu sempozyumu fazla takip etme imkânım olmadı. Birinci gün Suat hocamızı, Nevzat Tarhan hocamızı ve diğer konuşmacıları memnuniyetle dinledim. İki büyük şahsiyetin universal boyutta gündeme gelmiş olması da bizi mutlu etti.

Benim yüksek lisans tezim Cemil Meriç üzerineydi. Onun ilginç bir değerlendirmesi vardır: “Aydın olmanın bazı vasıfları vardır. Bunların birisi de celadettir. Cumhuriyet döneminde celadetiyeti üstünde taşıyan iki şahsiyet tanırım. Bunlardan birisi Bediüzzaman Said Nursi, diğeri de Necip Fazıl Kısakürek.” Bu anlamda celadet vasfının Bediüzzaman’da olduğu hakikaten Cemil Meriç gibi kendini her kesime kabul ettirmiş bir şahsiyetin beliğ bir ifadesiyle dile getirilmiş oluyor.

Burada hoşgörü diyarı olan Konya’da Mevlana Hazretleriyle Bediüzzaman Hazretlerinin bir arada değerlendirilmiş olması bir ilk inşallah, son olmaz, devamı gelir, temennim budur. Mutlu bir birliktelik diye düşünüyorum. Çünkü ilk günkü konuşmalarda da vardı. Bir çok ortak noktaları olduğunu konuşmacılar da beyan ettiler. Ayrıca dışarıda levhalarda her iki önemli şahsiyetin ortak noktalarını gösteren eserlerinden alıntılarını gördük. Dışarıda siz de okumuşsunuzdur.

En temel ortak noktaları Hazret-i Pirin, “Ben Kuran’ın kölesiyim. Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum.” sözü ile Bediüzzaman’ın eserlerini yazarken yanında Kur’an-ı Kerimden başka bir kaynak bulundurmadığını ve temel kaynak olarak Kur’an-ı Kerimin olduğunu belirtmesidir. Aynı zamanda hem Hz. Peygamberin sünnetiyle ilgili eserlerinin bulunması ve Mucizat-ı Ahmediye gibi çok geniş bir risalesinin bulunması da onunla ortak noktasını gösterdiğini söyleyebiliriz. İki sünneti dışında, birisi sakal, diğeri ise evlenmek meselesi dışında, Bediüzzaman’ın hayatını tamamen sünnet üzerinde geçirdiğini, hayatını okuyanlar takip edenler rahatlıkla bileceklerdir.

Her ikisinin de özgürlüğe son derece önem vermiş olduklarını görüyoruz. Biliyorsunuz Bediüzzaman “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyordu. Mevlana Hazretlerinin dönemindeki belki de fazla mutaassıb ve körü körüne dinin özünü anlamayan şahsiyetleri rahatsız edecek kadar hoşgörülü davranışı da bu anlamda ikisinin ortak noktaları arasında sayılabilir. Önemli olan insanları kaçırmak değil kazanmaktır.

Tebliğlerden birinin ismi dikkatimi çekmişti; “Hz. Pir’de Aşk ve Bediüzzaman’da Şefkat” kayda değer noktalardı. Onu biraz önce dinlemiş olmalısınız. Tabi söz konusu şahsiyetlerin kendi bulundukları dönemlerinde son derece kayda değer eserler bırakmış olmaları ve insanlığı ilgilendiren bilgilendiren kalıcı bir hizmet yapmış olmalarıdır. İkisinin ortak noktalarından biri de budur. Bugün dünya çapında Türkiye kaynaklı birkaç isim sayın denilse, herhalde en önce bu iki ismi saymamız gerekecektir. Eserleri hem dünyanın birçok dillerine çevrilmekte, hem de anlayışları temsil edilmekte ve yaşanılmaktadır. Artık eserleri sempozyumlara, ilmi çalışmalara konu olmakta, bu anlamda da analiz, sentez ve ilmi determinizm çerçevesinde derinlemesine araştırılmakta, haklarında söz söylenilmekte ve takdim edilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında da kalıcı ve insanlığı ilgilendiren eserler bırakma noktasında hakikaten kayda değer şeylerdir bunlar.

Edebi eserleri belirleyen iki temel kıstas vardır. Bunlardan birisi, “ne söylediği” ikincisi de “nasıl söylediği”dir. Edebi eseri kalıcı kılan iki temel espridir, esastır bunlar. Her iki kriter açısından, her iki şahsiyete baktığımızda, insanlığı ilgilendiren meseleleri onların anlayacağı bir dilde çağlarında ve çağlarının ötelerinde anlaşılacak bir şekilde dile getirmiş oldukları, işte burada anılmalarından, değerlendirilmelerinden, dünyanın dört bir yanına seslenmiş olmalarından da anlaşılıyor diye düşünüyorum. Bu bakımdan her ikisinin eserlerinin de detaylı bir şekilde ele alınıp incelenmesi, ilmi bir şekilde değerlendirilmesi, analizlerinin, sentezlerinin yapılması son derece önemlidir.

İşte ben bu anlamda bu sempozyumu düzenleyen arkadaşlarımızın hemen hepsine, Prof. Dr. Mehmet İpçioğlu kardeşimize, Gürbüz Aksoy ağabeyimize ve İsmail Benek arkadaşımıza da şükranlarımızı arz ediyorum ve devamını diliyorum. Katılımcılara da teşekkür ediyorum. Sağ olun. Said Nursi ve Mevlana’ya rahmetler diliyorum. Bizleri de Cenab-ı Hak onların şefaatine nail etsin.

 

popüler cevapdünya atlası