SAHİH İNSANİ PARADİGMA OLARAK MÜSPET HAREKET

Eklenme Tarihi: 10 Eylül 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

 

SAHİH İNSANİ PARADİGMA OLARAK MÜSPET HAREKET

-Said Nursi Örneği-

Prof.Dr.Bilal SAMBUR

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Günümüzde modern insan sahip olduğu büyük material imkanlara rağmen, müspet bir insani hayatı nasıl yaşayacağını bilmemektedir. İnsan, büyük bir yıkıcılıkla kendisini yok edişe götürmektedir. İnsana olumlu ve sahih nitelikte yol gösteren bütüncül bir perspektifin yokluğu, günümüzün büyük sorunudur. Müsbet hareket kavramı, insana bütüncül ve sahih nitelikte bir perspektif sunmanın adıdır. Başka bir ifade ile müspet hareket, insanı yıkılışa getiren her türlü tutum, davranış ve düşünceye verilen bir cevaptır.

Müsbet hareket, ilim, irfan, nezaket, iletişim, nasihate, sevgi ve şefkate dayanan insani ilişkiler sistemidir. İnsanı yenileyecek olan müsbet harekettir. Medenilik, incelik, nezaket ve samimiyet müsbet harekette birleşmiştir. Bediüzzaman “İnsanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayat-ı içtimâiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir. Meselâ, bir ekmeği yese, kaç ellere muhtaç ve ona mukabil o elleri mânen öptüğünü ve giydiği libasla kaç fabrikayla alâkadar olduğunu kıyas ediniz. Hayvan gibi bir postla yaşayamadığından, ebnâ-yı cinsiyle fıtraten alâkadar olduğundan ve onlara mânevî bir fiyat vermeye mecbur bulunduğundan, fıtratıyla medeniyetperverdir. Menfaat-i şahsiyesine hasr-ı nazar eden, insanlıktan çıkar, mâsum olmayan câni bir hayvan olur” demektedir. İnsanın bütün dünyaya dağılan ihtiyaçları ve arzuları, onu bütün varlıklarla alâkalı hale getirmiştir. Bu alaka ayrıca hak ve hukuk ilişkini de beraberinde getirmiştir.Müsbet hareket, insanı cahiliyeden, barbarlıktan, egoizmden ve ilkellikten korumayı amaçlamaktadır. Hukuk, ahlak, maneviyat ve fedakarlık müsbet hareket modelinde insanın fıtri medeni tutumu olarak öne çıkmaktadır.Müsbet hareket paradigması, bu dünyanın sınırlarına insan hayatını hapsetmemektedir. Müsbet hareket, Allah rızası için bir hayat sürerek ebedi saadeti kazanmayı insane öğretmektedir. Müsbet hayat, müsbet insan ve müsbet saadet, müsbet hareket modelinin dayandığı üç temeldir.

Modern çağ, zor zamanlardan biridir. Karakış gibi zor ve soğuk bir zamanın insanı olan Said Nursi, önündeki cetin meydan okumaya kararlı ve müsbet bir karşılık vermiştir. O, bu zor zamanda susmamış, konuşmuştur. Said Nursi’nin bu zor zamandaki en büyük müsbet hareketi, fikrini ifade etmesidir. İnsanlık durumu, Nursi’ye kendi görüşünü ifade etmesini zorunlu kılmıştır. İnsanlık, Nursi’ye şu davette bulunmuştur: "Ey helâket ve felaket asrının adamı, senin de bir reyin var. Fikrini beyan et." Nursi, modern zamanın zorluğu karşısında herşeyini seferber etmiştir. O, modern zamanın felaketlerine karşı müsbet hareketin canlı pratiğinin nasıl olması gerektiğini şöyle ifade etmektedir: “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi?” İman’a hizmetten kaçarak insanın kendi köşesine çekilme seçeneği yoktur. İmana hizmet için iman ve insanlık krizinin en yoğun olduğu yerlerde kişi, görev ve sorumluluk üstlenmelidir. Nursi, imana hizmet için ihtiyaç duyulan yerde yaşama gerekliliğini kendi kişisel örneği çerçevesinde ifade etmektedir: “Mekke’de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptelâ olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmaya-Kur’ân’dan aldığım dersle- karar verdim ve vermişiz.” Müsbet hareket, ihtiyaç duyulan yerde ve zamanda imana ve insanlığa hizmeti gerektirmektedir. İnsanın kendisini daha komforlu hissedeceği yerlerde uzlete çekilerek iman hizmetinden kişisel rahatlığı için kaçması, müsbet hareketin özüyle bağdaşmamaktadır.

Müsbet hareket, insanın yaşadığı büyük felaketlerin çetinliği ve korkunçluğu karşısında karşılaşılan küçük engellemelerin ve zorlukların önemsiz olmasını herkese öğretmektedir. Önemli olan insanın kurtarılmasıdır. İnsanı dünyevi ve uhrevi kurtuluşu sözkonusu olduğunda, geriye kalan herşey teferruattır. Sorun, insanın felahının tehlikede olmasıdır. Müsbet hareket, insan ve ebedi kurtuluşu üzerine odaklaşmayı gerektirmektedir.

Said Nursi, insanlık, iman ve İslam mücadelesi vermektedir. Onun mücadelesi, dini doğmaları sadece teolojik spekülasyonlarla anlatmak değildir. Nursi, İman, İslam ve İhsanı birleştirerek müsbet insan modelini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.Müsbet insan, herşeyin mükemmel olduğu bir hayat tasavvuruna dayanmamaktadır. İslam, iman ve ihsanı, insanda pratiğe dökmenin meşakkati, zorluğu ve çetinliği insana sürekli olarak hatırlatılmaktadır.Müsbet hareket, imanı, islamı ve ihsanı insanda pratiğe dökme şeklindeki meydan okumaya verilen derin ve sahih bir cevaptır.

Said Nursi, hayatı boyunca hep kışkırtılmak istenmiş, müsbet hareketin dışına çkarılmaya çalışılmıştır. Said Nursi’nin bütün bireysel hak ve özgürlükleri, müsbet hareket rotasından çıkması için elinden alınmış, ancak o, bütün hak ve özgürlük ihlallerine rağmen bu yoldan sapmamıştır. O, insanlığı İslam’la buluşturmanın ve barıştırmanın tek yolunun mübet hareket olduğuna inanmıştır. Nursi’nin hayatı iman hizmeti uğruna çekilen büyük acılarla doludur: "Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediği eza kalmadı." Bütün yaşadıklarına rağmen Nursi, kendisine zulmedenlere karşı intikam ve öfke duyguları içinde olmamıştır: “Benim ve Risale-i Nur'un mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan ‘şefkat' itibariyle; bir masuma zarar gelmemek için, bana zulmeden canilere, değil ilişmek; belki beddua ile de mukabele edemiyorum." Risale-i Nur, öfke ve intikamı insan ilişkilerinde yasaklayan müsbet hareket doktrinidir. Şefkat ve çalışmak lazımdır. İmana ve insanlığa karşı kendisini düşman olarak konumlandıranlara karşı bile hidayetleri için umitvar olunmalı ve dua edilmelidir.Müsbet hareket için müsbet amacın olması lazımdır. Nursi, müsbet amaç, müsbet araç ve müsbet sonuç olarak müsbet hareketin bütünlüğünü şu şekilde ifade etmektedir: "Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rızayı ilâhiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır; vazife-i ilâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz." Müsbet amaç ortadan kalktığı zaman müfsid hareket ortaya çıkmaktadır. Müsbetten müfside kaymamak için, insanın kendi sınırlarını bilmesi lazımdır. İnsani sınırları ihlal etmemek için insanın kendisinde ilahi bir güç ve büyüklenme vehm etmemelidir. İman hizmetiyle insanlığa kendisini adayanların, mütevazi olmaları, kendilerini kuvvet ve iktidar sahibi görmemeleri gerekmektedir. Güç ve kibir vehmi, insanı tuğyana yöneltmektedir. Müsbet hareket, "acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarikidir." Kibir ve gücün yozlaştırıcılığına karşı insanın mücehhez olması gereken nitelikler tevazu, şefkat ve tezekkürdür. Bunların olmayışı, insanı ubudiyyet çizgisinden çıkarmakta, tuğyan bataklığına sürüklemektedir. Sabır ve tevekkül, insana insani sınırlar içinde kalmayı öğreten erdemlerdir.

Müspet ve müfsid hareket tarzları tamamen birbirinin zıddıdırlar. Müsbet olanda sadece Allah’ın rızası gözetilirken, müfsid tutum ve davranışlarda riya, şov ve bencillik esas alınmaktadır. Allah’ın rızası ve insanlığa hizmet birbirinden kopartılamaz.Nursi, Allah’ın rızasını, iman ve insanlık hizmetini "Rıza-yı ilahiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmak" şeklinde bütüncül bir kavramsallaştırma ile ifade etmektedir. Müsbet hareket için ilahi rıza ve iman hizmetinin birbiriyle uyumlu olması lazımdır. Amaç ve araçların uygunluğu şarttır. İlkesizlik, çıkar, oportunizm ve amaç için her yolu mubah gören müfsid anlayış, müsbet hareketi ortadan kaldırmaktadır.

Müsbet harekette, Allah’a tevekkül ve şükür şarttır. Sabır, şükür ve tevekkül, müsbet hareketin esas ilkeleri iken, azgınlık, isyan ve aşırılık müfsid hareketin karakteristikleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Müsbet hareket, hep umutlu olmayı gerektirmektedir. İman, umutlu olmak demektir. Zor zamanlarda umutsuzluğa düşüp çılgınca hareketlere girmemek, müsbet hareketin gereklerindendir. İnsan, sadece insan olarak üstüne düşeni yapmalı, "Vazife-i ilahiyyeye karışmamalıdır."Allah’ın işine karışarak çılgınca ifsad edici hareketlerle sonuç elde etmeye çalışmak, yozlaşmışlık, patoloji ve anomaly demektir. Allah’ın tek dayanak olduğu unutulmamalı, onun dışındaki hiçbir güçle sahte ittifaklara girişilmemelidir.Müfsid hareket, Allah’ın işine karışılması ve azgınlığın yaşam tarzı haline gelmesi demektir. Nursi, iman hizmetinden insanları saptırmaya yönelik provokasyonlar ve komplolara karşı şükür ve sabırla cevap verilmesini salık vermektedir: "Şayet sizi yanlış anlayarak yahut büsbütün anlamayarak, ihlas ile yaptığınız bu iman hizmetine mukabil sizlere sıkıntı verirlerse sakın menfi hareketlere tevessül etmeyin; sıkıntıları sabırla ve şükürle karşılayın." İman hizmetine karşı yapılacak bütün olumsuz hareketlere verilecek cevap, iman hizmetinde müsbet hareket çerçevesinde ısrardır.

Müsbet hareket, emniyeti, barışı ve huzuru temsil etmektedir. Müsbet hareket, güven doğuran bir emin harekettir. İman hizmeti hem güvenliktir, hem özgürlüktür. Nursi, sabırla maddi güvenliğin manevi güvenlik temelinde inşa edilmesini istemektedir: "Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz."İnsanlar, iman hizmetinden emin olmalıdırlar. Kendisinden emin olunmayan bir hareket, iman hareketi olamaz.İman hizmeti asayişin manevi çerçevesidir. Müfsid hareket, çatışmayı, yıkmayı ve hukuk ihlali anlamına gelir. Müsbet, sahih olan gerçeklik iken, müfsid olan ise sahih olan gerçekliğin yozlaştırılması demektir. Müsbet hareket, imar ve inşadır. Müfsid olan ise yıkım ve bozgunculuktur.Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak insanın görevi müsbet harekettir. Müsbet hareket yeryüzünü imar ve iskandır. İnsanlığın ortaya koyduğuna yeni bir şey katmaktır. İnsanı, insanlığı ve ilahi hakikati ortadan kaldırmak değildir.Müsbet hareket, Allah’ı ve insanı sürekli olarak dinlemektir. Ona kulak kabartmaktır. Kendi dışında her şeye sağır olmak, yozlaşmaktır. Sadece kendisini görmek ve duymak, müfsid bir durumdur.Müsbet hareket, insanın görme, duyma, anlama ve kavrama yetilerinin sınırsız olarak insana ve hayata açılmasıdır.İnsanın özel dünyası genişlemelidir. İnsanın kişisel dünyasının yozlaşması, müsbetten müfsedete doğru bir eksen kayması anlamına gelmektedir.

Müsbet hareketin merkezinde hizmet kavramı vardır. Allah rızası için insanlığa hizmet, müsbet hareket paradigmasının merkezini oluşturmaktadır. Müsbet hareket, insanı, imanı, İslam’ı ve ihsanı birleştirmektedir. Sahte şovlar ve kurumlarla iman ve insanlık hzmeti yapılmaz. İnsanın dünyadaki ve ahiretteki kurtuluşunun esası iman olduğundan dolayı, her şeyin başı, ortası ve sonu İmandır. Nursi, hiç kimseye düşmanlık ve ötekileştirmeyle uğraşmak yerine, insanın asli düşmanı olanı imansızlık eğilimine karşı mücadeleyi müsbet hareket olarak kabul etmektedir. Nursi, Allah rızası için insanlığa hizmet gayesiyle imansızık cereyanına karşı konumunu şöyle ifade etmektedir: “Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var, başka cereyanlarla alakam yok." Müsbet hareket iman hizmeti iken, müfsid hareket ise imansızlıktır. İman hizmetinin dışında insanın kendisini başka cereyanların kölesi haline getirmesi, bozgunculuktur ve ifsattır.Müsbet hareket, imanı merkeze almakla insana hizmeti dar dünya sınırlarının ötesinde ezeliyet aleminin uçsuz bucaksızlığına taşımaktadır.

Müsbet hareket, derin ve coşkulu bir duygu ve maneviyat dünyasını gerektirmektedir. Müsbet hareket, insanın kalp dünyasını eas almaktadır ve onun üzerine titremektedir. Kalp dünyasını mutlu etmek müsbetliğin ta kendisi iken, insan kalbini kırmak ve tahrip etmek ise, en büyük bozgunculuktur.İnsanın öfke, isyan, intikam, hakaret ve gıybet gibi müfsid düşmanlara karşı, şefkat, sabır, affetmek, güzel söz, iltifat ve hüsn-ü zan ile karşılık vermesi gerekmektedir.İnsanın duygu, düşünce ve davranış dünyası müsbet hareketin bütün erdemleriyle donanmış olmalıki, müfsid davranış kalıpları onun dünyasında yer bulmasın. İnsandaki müsbet hareket açığı, müfsid özellikler tarafından çok kolaylıkla doldurulabilir. Modern dünyada en büyük sorun, cari müsbet hareket açığıdır.Müsbet hareket, kişiye sadece üstüne düşeni yap demektedir. Enerjini, hayatını ve kaynaklarını dışarıda olup bitenlerle tüketmek yerine, iç dünyandan hareketle dış dünyayı müsbet bir yer haline getir demektedir. Dış dünyadaki olumsuzluklar, insanın iç dünyasını bozup onu tedirginliğe, endişeye, korkuya ve çılgınlığa yöneltmemelidir. Müsbet hareket, insanın iç dünyasından dış dünyasına doğru bir yönelimi ifade ederken, müfsid hareket ise dış dünyanın iç dünya üzerinde tahakküm kurması demektir. Dış dünyanın iç dünya üzerine tahakküm kurması demek, korkunun umuda, inkarın imana, dedikodunun fikre, ıslahın ifasada, nefretin sevgiye ve müjdeye, zorluğun kolaylığa tahakküm etmesi demektir.

İman hizmeti sırasında, kişinin binbir baskı ve zorlukla karşılaşması mümkündür. Müsbet hareket, yaşanılan zorlukları ve baskıları, yapıcı bir şekilde iman ve insanlık hizmeti için büyük fırsatlar olarak anlama perspektifidir. Nursi, yaşadığı zorlukları derin bir kavrayışla yorumlayışını şöyle ifade etmektedir: “Benim şahsımı çürütmek fikriyle bir kısım resmî memurlar hiç kimsenin inanmayacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları işaaya çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar. Sonra, pek âdi bahanelerle zemherinin en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek, büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta tecrid-i mutlak içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken zâfiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Şimdi, bu vaziyette hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken bir inayet-i İlâhiyye ile bir hakikat kalbimde inkişaf etti. Mânen: «Sen hapse, Medrese-i Yûsufiye namı vermişsin; hem Denizli’de sıkıntınızdan bin derece ziyade, hem ferah, hem mânevî kâr, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı gibi neticeler, size şekva yerinde binler şükrettirdi; her bir saat hapsinizi ve sıkıntınızı, on saat ibadet hükmüne getirdi; o fâni saatleri bâkileştirdi. İnşâallah bu Üçüncü Medrese-i Yûsufiyedeki musîbetzedelerin Nurlardan istifadeleri ve teselli bulmaları, senin bu soğuk ve ağır sıkıntını hararetlendirip, sevinçlere çevirecek ve hiddet ettiğin adamlar, eğer aldanmışlarsa bilmeyerek sana zulmediyorlar. Onlar, hiddete lâyık değiller. Eğer bilerek ve garazla ve dalâlet hesabına seni incitiyorlar ve işkence yapıyorlarsa, onlar pek yakın bir zamanda, ölümün idam-ı ebedîsiyle kabrin haps-i münferidine girip, daimî sıkıntılı azab çekecekler. Sen, onların zulmü yüzünden hem sevab, hem fâni saatlerini bâkileştirmeyi, hem mânevî lezzetleri, hem vazife-i ilmiye ve dinîyeyi ihlâs ile yapmasını kazanıyorsun» diye ruhuma ihtar edildi.” Müsbet hareket, hapishaneleri Medrese-i Yusufiye’ye dönüştürme hareketidir. Müsbet hareket, en sıkıntılı anları gelip geçici görüp bunların ebedi kurtuluş için vasıta olduğunun farkına varmaktır. Müsbet hareketin meyvesi, Medrese-i Yusufiye’dir. Medrese-i Yusufiye gibi müsbet bir sonuç vermeyen hiçbir hareket, müsbet sıfatını almaya layık değildir.

Allah rızası için insan ve iman hizmet uğruna çekilecek her türlü haksızlık ve zorluk, insanı olunlaştıran nimetler ve imtihanlar olarak değerlendirilmelidir. Zorluklar insanı ifad edici yollara yöneltmemelidir. Nursi, iman ve insanlık davası uğruna çekilenlerin büyük nimet düzeyinde olduğunu şu karşılaştırmayı yaparak ifade etmektedir: “Nice insanlar dünyevî, hatta gayr-ı meşru istekler uğrunda her bir sıkıntıya katlanırlarken, ben Allah Resulünün iman dâvâsını, tevhid dâvâsını, ahlâk dâvâsını ilan ve i'la etme uğrunda bir takım eza ve cefalara maruz kalıyorsam, bunu bir lütf-u İlâhî bilip şükretmeliyim." Yaşananlar ne olursa olsun müslümanların kendi içinde şiddet, komplo, tezvirat, karalama ve şantaj gibi yollara başvurmamaları gerekmektedir. Dış düşmana karşı verilen savaş ile içte müsbet bir toplumsal hayat için verilecek gayret ve çabanın birbiriyle karıştırılmaması gerektiği konusunda Nursi şöyle demektedir: "Harici tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahil ise öyle değildir. Dahildeki hareket müsbet birşekilde manevî tahribata karşı, manevî, ihlas sırrı ile hareket etmektir. Hariçdeki cihat başka, dahildeki cihat başkadır." Nursi’ye göre, "Yüzde on zındık dinsizin yüzünden, yüzde doksan masuma zarar gelmemek için, bütün kuvvetiyle dahildeki emniyet ve asayişi muhafaza etmek” herkesin görevidir. Müsbet hareket, insana dokunmamak ve dokundurtmamaktır. Nursi, uğradığı bütün baskı ve şiddete ragmen, hiçbir şekilde şiddete ve intikama yönelinmemesini istemektedir. “Belki hayatta kalamayacağım. Bütün mevcudiyetim vatan, millet, gençlik ve âlem-i İslâm ve beşerin ebedî refah ve saadeti uğrunda feda olsun. Ölürsem dostlarım intikamımı almasınlar.” Nursi’in imana ve insanlığa adanmış hayatında intikama, öfkeye, bedduaya ve nefrete yer yoktur.

İmana ve insanlığa hizmette zorlamaya ve baskıya yer yoktur. Zorlama, baskı ve dayatma müsbet değildir. Nursi, kuvvet kullanmanın sadece güvenliği ve hukuku korumak için meşru olduğunu söylemektedir: “Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir. düsturu ile ki: ‘Bir cani yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mesul olmaz’ İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecavüze karşı istimal edilebilir.” İnsanları aldatmak, farklı yollarla etkilemek, insanların ruhlarını, zihinlerini ve duygularını iğfal etmek, onları tek tercihte bulunmaya zorlamak müsbet olarak değerlendirilemez.Müsbet hareketin dili müsbet bir dil, yani güzel söz ve nasihattir. Nursi, hep güzel söz ve nasihatin esas olduğunu ifade etmektedir: "Risale-i Nur'un mesleği, nezihane, nazikane, kavl-i leyyindir." Kendisini tekfirle suçlayan Hariciler hakkında Hz. Ali, “Onlar, bize isyan eden kardeşlerimizdir” şeklinde ince ve zarif bir tanımlamada bulunmuş, onları asla tekfirle suçlamamıştır.Kaba, sahte, yapmacık ve gizli gündemi olan bir dil, müsbet hareketin dili değildir. Gizli gündemelere hizmet eden gizli mesajlardan oluşan dil, müsbet hareketin söylemi olamaz. Allah rızasının dışında dünyevi beklentilerin ve çıkarların peşinde gitmek, hareketin sadece müsbet niteliğini bozmakla kalmamakta, aynı zamanda müsbet bir harekette olması gereken ihlası da yozlaştırmaktadır.Müsbet hareket, ihlas demektir. İman ve insanlık, bütün bireyleri ve toplumları birleştiren en büyük değerdir.Nursi şöyle demektedir: “Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.”Müsbet hareket, imanı ve insanlığı asıl, geride kalan her şeyi teferruat olarak kabul etmektedir.İman, insanları ilahi hakikatin tekliğinde birleştirirken aynı zamanda maneviyatı ve içtimaiyatı da birleştirmektedir. “Nursi, iman ve insanlık söz konusu olduğunda her şeyin teferruat olduğunu, iman hizmetinin bütün düşmanlık kirlerini temizleyen en büyük temizlik çalışması olduğunu şöyle ifade etmektedir: “Evet, muhabbetin sebepleri, iman, İslâmiyet, cinsiyet ve insaniyet gibi nuranî, kuvvetli zincirler ve mânevî kal’alardır. Adavetin sebepleri, ehl-i imana karşı küçük taşlar gibi bir kısım hususî sebeplerdir. Öyle ise, bir Müslümana hakikî adavet eden, o dağ gibi muhabbet esbablarını istihfaf etmek hükmünde büyük bir hatâdır. Elhasıl: Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır. Ehl-i adavet, mizacı bozulmuş bir çocuğa benziyor ki, ağlamak ister; birşey arıyor ki onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz birşey, ağlamasına bahane olur. Hem insafsız, bedbîn bir adama benzer ki, sû-i zan mümkün oldukça hüsn-ü zan etmez. Bir seyyie ile on haseneyi örter. Bu ise, seciye-i İslâmiye olan insaf ve hüsn-ü zan bunu reddeder.” Müsbet hareket, düşmanlığa karşı insanlığı tedavi eden ve iyileştiren bir sevgi ve inşa terapisidir. İnsanların birbirlerine muhabbet etmesini gerektiren sayısız sebep bulunurken, düşmanlık için ileri sürülen nedenlerin bir hiç mesabesinde olduğunu Nursi çarpıcı şekilde şöyle dile getirmektedir: “Bazan insanın gururu ve nefisperestliği, şuursuz olarak, ehl-i imana karşı haksız olarak adavet eder; kendini haklı zanneder. Hâlbuki, bu husûmet ve adavetle, ehl-i imana karşı muhabbete vesile olan iman, İslâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbabı istihfaf etmektir, kıymetlerini tenzil etmektir. Adavetin ehemmiyetsiz esbablarını, muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divâneliktir.” Müsbet hareket, insanı çılgınlığa değil, sağduyuya, makul olana ve muhabbete davet etmektedir.

İnsanlar, benimsedikleri bir görüşe, fikre ve inanca büyük bir bağlılık duyabilirler. Ancak, bu onların farklı fikir ve görüş sahiplerine düşmanlık yaparak enerjilerini sarfetmelerini gerektirmemektedir. Nursi şöyle demektedir: “Medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşîler gibi icbar ile değildir.” Müsbet hareket, farklı fikir ve düşünceleri benimsemiş insanlara düşmanlık etmek yerine onlarla kardeşlik bağları çerçevesinde ilişki ve işbirliği içinde olmayı gerektirmektedir. Kişinin, sadece kendi görüşünü mutlak doğru ve diğerlerini yanlış görmesi sağlıklı bir tutum değildir. Nursi, insanların kendi görüşlerine hak demeye hakları olduğunu, ama sadece benimki hak ve güzeldir demeye hakları olmadığını veciz bir şekilde ifade etmektedir: “Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, ‘mesleğim haktır' yahut ‘daha güzeldir' diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini îma eden ‘hak yalnız benim mesleğimdir,' veyahut ‘güzel benim meşrebimdir' diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek."Hakikat tekelciliği ve bencilliği sapkınlığına karşı Nursi, insanların farklılıklarına saygı duymayı ve onların görüşlerinde de olumlu yönleri farketmeyi müsbet davranış olarak değerlendirmektedir.Müsbet hareket, bireysel ve toplumsal hayatın zor zamanlarında uygulanması gereken erdemli hareket biçimidir.İnsan ne kendisine, ne de başkasına zarar vermemelidir. Bunun ötesinde müsbet hareket, kendisine zarar verene yarar sağlamayı iyilik ve şefkatte bulunmayı gerektirmektedir.Başkalarına zarar veren, baskı altına alan ve zulmeden hiçbir kişi, grup ve yapı müsbet olarak nitelenemez. Allah rızası için yapılan iman ve insanlık hizmeti, insanları birbirlerine zulmetmekten alıkoyan en büyük güçtür. Nursi şöyle demektedir: “İman, tahakküm ve istibdat ile başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek ve zâlimlere tezellül etmemeyi iktiza eder. Allah’a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz. Allah’ı tanımayan, her şeye, herkese nispetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına musallat eder.” Allah rızasını kazanmak için insanlığın iman ve ahiret felahı için çalışmak, her türlü köleliğe karşı verilebilecek en büyük savunma durumundadır.

Nursi, düşmanlık ve çatışmanın, insanlığa yıkım ve felaket getirmekten başka bir şey getirmediğinin çok iyi farkındadır. Nursi, düşmanlık ve savaşın yıkıcılıktan başka bir meyve vermediğini insanlığa hatırlatmakta, insanlığı muhabbete ve barışa çağırmaktadır: “Husûmet ve adavetin vakti bitti. İki harb-i umumî adavetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezahür etti. Öyleyse, düşmanlarımızın seyyiatı—tecavüz olmamak şartıyla—adavetinizi celb etmesin. Cehennem ve azab-ı İlâhî kâfidir onlara...Muhabbete en lâyık şey muhabbettir; ve husûmete en lâyık sıfat husûmettir. Yani, hayat-ı içtimâiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr-ü zeber eden düşmanlık ve adavet, her şeyden ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır.”Nursi, güce karşı hep hakkın yanında yer almış, hakkın bizzat kendisinin kuvvet olduğunu düşünmüştür. Nursi hakkın kuvvetini şöyle ifade etmektedir: “Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlûp olduğunuz zaman kuvvete müracaat edersiniz. Kuvvet hakta olduğu, hak kuvvette olmadığı sırrıyla, dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir!” Nursi, müsbet hareket alanı olarak hizmet-i imaniyeyi belirlemekte ve bu hizmette tek amacın Rıza-yı İlahi olduğunu net olarak deklare etmektedir.İlahi rızayı kazanmak için yapılan iman hizmeti, hiçbir şekilde kavgaya, çatışmaya ve yıkıcılığa izin vermemekte, sadece ve sadece barışa, hukuka, inşa etmeye ve olgunlaşmaya değer vermektedir.İnsanın kişisel nitelikteki siyasi, dünyevi ve sosyal çıkarlar peşinde koşması, ilahı rıza yerine egosunu tatmin etmeye çalışması yozlaştırıcı bir tutum olarak önplana çıkmaktadır.Nursi, dünyevi çıkarlar için siyasete müdahale etmediği gibi, siyasetten de kendilerine müdahale edilmemesini istemektedir: “Hem dahildeki cihad-ı manevî, manevî tahribata karşı çalışmaktır ki manevî hizmetler lâzımdır.. Onun için ehl-i siyasete karışmadığımız gibi ehl-i siyasetin de bizimle meşgul olmaya hakları yoktur!..” Egoist çıkar ve gayelerin Allah’ın rızasını kazanmanın üstüne ve önüne çıkarılmasının her türlü kötülüğe kaynaklık ettiğini düşünen Nursi, bütün insanlığı, sadece ve sadece Allah rızası için imana ve insanlığa hizmet eden müsbet bir harekete davet etmektedir.

 

popüler cevapdünya atlası