Rüyada Bir Hitabe ve Ahirzaman Tecdidi - Bir sosyolojik okuma denemesi

Eklenme Tarihi: 15 Şubat 2015 | Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2017

 

Risale Akademi Cuma Seminerlerinin bu haftaki konuşmacısı yazar Yusuf Çağlayan'dı.

Risale Akademi Cuma Seminerlerinin bu haftaki konuşmacısı yazar Yusuf Çağlayan'dı. "Rüyada Bir Hitabe ve Ahirzaman Tecdidi - Birsosyolojik okuma denemesi" başlığıyla sunumunu yapan Yusuf Çağlayan, İslam Medeniyeti, Osmanlı pratiğinin çöktüğü ve devlet boyutundaki temsilini yitirdiği; batı medeniyetinin ise, yükselişe geçip, Avrupa’dan başlayıp bütün dünyaya yayılarak küresel boyutta bir temsile ulaştığı bir yol ayrımı için verilebilecek en uygun tarihin 1919 yılı olduğunu ve Rüyada Bir hitabe'nin bu tarihte vaki olduğunun altını çizerek, bu olayın bir yol haritası çizdiğini söyledi.

Ahirzaman Tecdidi

Çağlayan, Bediüzzaman'ın yaptığı küresel boyutta yaşanan toplumsal, ekonomik ve akademik değişimlerin analizinin ve getirdiği çözüm önerilerinin Ahirzaman tecdidi'nin bir yol haritası olarak kullanılabileceğini ifade etti.

Bilim adamlarının konuya yaklaşımını da ele alan Çağlayan, Ontoloji-Epistemoloji İlişkisi üzerineProf. Dr. Ahmet Davutoğlu'nunbir konuşmasında verdiği terazi örneğine dikkat çekerek şunları söyledi: " Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun bir söyleşide verdiği terazi örneği, insanın failleşmesinde ontoloji-epistemoloji ilişkisini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor:

“Altarnative Paradigms’ın üzerinde çalışırken beni çok etkileyen bir risaleye rastlamıştım. El-Hazini’nin Kitabu Mizanü’l-Hakk adlı risalesi. Risale bütünüyle bir teraziyi(tartı mekanizmasını) anlatıyor.

Beni etkileyen o risalenin giriş kısmıydı. Risalenin girişinde önce Allah’ın Adil isminden başlayarak bir yaratıcı tasavvuru ortaya konuyor.

Sonra Adil isminin kâinata nasıl yansıdığı anlatılıyor. Sonra adalet kavramı üzerine uzun bir adalet felsefesi yapılıyor. Bu zihni arka plan verildikten sonra terazi anlatılıyor.

Sıradan bir okuyucuda şu kanaat hâsıl oluyor: Eğer senin zihninde bir varlık tasavvuru (ontoloji) ve buna dayalı bir bilgi tasavvuru (epistemoloji) ve buna bağlı bir adalet felsefesi yoksa tuttuğun terazinin fazla bir anlamı yoktur.”

Yani, tartı mekanizmasının düzgün tartma özelliğine sahip olması yetmiyor. Terazi adalet değerini taşıyan bir özne ile anlam kazanıyor. Eğer bu değere sahip bir özne yoksa terazinin ve terazi kullanmanın bir anlamı kalmıyor.

Özne, teraziyi hangi zihni arka plana göre elinde tutuyorsa, terazi o yönde tartıyor. Yani, insan hangi “ben ve varlık algısı”na sahip ise, o doğrultuda failleşiyor…

İnsandan kastımız, bireydir, toplumdur, milletlerdir ve medeniyetlerdir. İnsan varoluşunu nasıl anlamlandırıyorsa, birey olarak veya bireylerin içinde yer aldığı sosyal ve siyasal yapılar olarak failleşmesi, bu anlam çerçevesinde gerçekleşiyor.

Çağlayan'ın konuşmasının sonuç kısmı ise şöyle:

Bediüzzaman’ın Rüyada Bir Hitabeye muhatap olduğu 1919 Yılından günümüze, küresel boyutlar kazanmış olan Batı medeniyeti, yeni bir ontolojik kriz ile karşı karşıyadır.

Batı’da 1960’lı yıllardan itibaren materyalist ben ve varlık algısından bir epistemolojik kopuş süreci halen devam etmektedir.

Batı medeniyetinin iklimi altında bulunan insanlık da, Batı bilgi modelinden kopuşu, yani yeni bir epistemolojik kopuşu gerekli kılan yeni krizlerle karşı karşıya gelmiş ve bu epistemolojik kopuş küresel boyutta cereyan etmektedir.

Yeni bir hakikat arayışının neticesi olan bu kopuşu müteakiben bir hakikat boşluğu ortaya çıkmış ve Batı ile birlikte bütün insanlık bir hakikat krizi yaşamaktadır.

Krizin küreselliği, küresel boyutta etki gösterecek yeni bir ontolojik ve epistemolojik değişime yol açacaktır.

Batı medeniyetinin bilimsel bilgi metodu, insanlığı değer üretemeyen bir bilgi anlayışına mahkûm etmiştir.

Batı bilimi, varlıklardaki ilmi ve hikmeti görmekte, ancak bu ilim ve hikmetin arkasındaki irade ve kudreti, rububiyeti görememektedir. Bu sebeple değer üretememektedir.

Tıpkı Ortaçağ Avrupa’sının büyük değişimine yol açan bilgi-değer sistemi değişimi gibi, günümüzde de yaşanacak küresel boyuttaki bir büyük değişimin altında yeni bir bilgi ve bilim anlayış yer alacaktır.

Batı, tam da bu noktada artık İslam dünyasına karşı bir meydan okuma kapasitesinin bittiğinin ve sahip olduğu pozitivist ve materyalist anlayışla, insanlığa yeni bir hakikat anlayışı sunamayacağının farkındadır. Bilakis, insanlığın muhtaç olduğu bu yeni hakikat anlayışını sunmada İslam’ın en güçlü ve yegâne aday olduğu gittikçe netlik kazanmaktadır.

Bilim giderek İslam Medeniyeti’nin ontolojik anlayışını destekleyen veriler üretmeye başlamıştır. İslam, bu anlamdaRisale-i Nur vasıtasıile müspet bir meydan okumayı temsil etmektedir. İntibah-ı beşer,“Lailahe”noktasına gelmiştir.“İlallah”hükmü ile buluşması İslam dünyasının İslam hakikatlerini sağlıklı bir biçimde temsiline muallak hale gelmiştir.

Küreselleşme olgusu, İslam’ın da; örneğin bilim ve bilgi anlayışının küreselleşmesi gibi bir imkânı beraberinde getirmiştir.

Çünkü İslam bilgi metodu, varlığı mana-yı harfi ile talim ettiği için, varlığın arkasında aynı zamanda bir irade, kudret ve rububiyet hakikatinin de bulunduğunu tespit etmekle, Batı düşüncesinin tüm insanlığa arız ettiği değer krizine çok net bir çözüm sunmaktadır.

İslam’ın yeni bir epistemolojik kopuşu temsili, mana-yı harfi bilgi ve bilim metodunun, akademik bir odaklanma ile tedvin (codifie) edilmesine bağlı bulunmaktadır.

Bu bilgi ve bilim metodunu küreselleştirmek bizim mesuliyetimiz altındadır ve bu çok büyük bir mesuliyettir. Bu büyük vazifeyi temsil eden şahs-ı manevi,günübirlik siyasi cereyanların küçücük davalarına tabi olamaz.

Seminer Metninin Tamamı için buraya tıklayınız

 

 

popüler cevapdünya atlası