Risale-i Nur’un Şerh ve İzahı

Eklenme Tarihi: 08 Haziran 2014 | Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2017

 

Dursun SİVRİ'nin Risale-i Nur'da İzah Çalıştayı tebliğidir

 

Giriş

Kur’an-ı Kerim Hz. Adem (as)’dan Hz. Muhammed Mustafa (asm)’a gelinceye kadar bütün peygamberlerin vazifesi ve mesajının hülasası, insanlığın kıyamete kadar suallerinin cevabına havi olduğunu biliyoruz.

Keza son peygamber Hz. Muhammed (asm)’ın mesajı ve Sünnet-i Seniyyesi de bütün peygamberlerin vazife ve mesajının hülasasıdır. Kıyamete kadar insanlığı iki cihan saadetine vesile kılacak mucize esaslardır.

Kâinatta cari olan “meylü’l-istikmal”, tekâmül sırrıyla asırlara göre şeriatlar ve ihtiyaçların değişmesi ile Kur’an’ın her ihtiyaca cevap vermesi arasında zahirde bir paradoks var. Her suale cevap varsa, daha sarih olması gerektiği gibi bir düz mantık akla gelebiliyor.

Hakikat ise her asra cevap verecek olan daha cami, daha genel, daha öz, daha şümullu olması icap eder. Bu Kur’an’ın mucize oluşunun beşeri ve âvâmî bakış hikmetidir. Kur’an’ın mucize oluşu da Risale-i Nur’un en geniş bahislerinden biridir.

Kur’an mucize olduğu gibi Risale-i Nur da onun mânevî (asılda tam anlamıyla maddî ve manevî) mucizesidir.

Yüz yılı aşkın bir zaman geçmiş Risale-i Nur eserlerinin telif edilmeye başlamasından bu yana. Yüz yıl önce telif edilen eser, beyan edilen fikirlerin bugünün ihtiyaçlarına cevap vermesi kaçınılmaz olarak şerh ve izaha ihtiyaç hâsıl olmaktadır.

İçinde yaşadığımız ve tesirinde kaldığımız hadisat, şerh ve izahların rengine de tesir etmektedir.

Bir hadiseye, söze, fikre, beyana bakarken kriter;

Kim söylemiş?... Kime söylemiş?... Ne söylemiş?... Ne için söylemiş?... Ne makamda söylemiş?...” eleklerinden geçirilmeden sadece “Kim söylemiş?” noktasına odaklanarak subjektif değerlendirmeler meselenin doğru anlaşılmasından ziyade ayrışmaların sebebi olabiliyor.

Bütün eserler için şerh ve izaha mutlak ihtiyaç olduğu gibi Risale-i Nur’un da müellifin maksadı olan mânâyı doğru anlatabilmek için harici tesirlerden arındırılmış “telahuk-u efkâr” yani ortak aklın üretimi şerh ve izahların yapılmasına ihtiyaç vardır.

Zira günümüz insanı için Risale-i Nur kısmen ağzı kapalı bir mücevher kutusunda bir hazinedir. Kur’an’ın zor şifreleri çözülmüştür. Bizim de biraz gayret ve emek sarf etmemiz gereken yine ikinci şifreli kutuların içinde yer almaktadır.

Risale-i Nur nasıl anlaşıldı? Nasıl istifade edildi?

Kur’an gibi muazzam bir mucizenin insanlığa öncelikle lazım olan mesajını sıradan bir insan duyunca mutlaka bir ders alıyor. Bunu meallerden görebiliyoruz. Meâlde anladığımız zahir mesaj Kur’an’ı ve İslâm’ı anlamak için yetmez. Ancak her tabaka insan kabı ve kabiliyeti nispetinde istifade eder.

Kur’an’daki bu sırrın izdüşümünü aynen Risale-i Nur’da görüyoruz.

Okuma yazma bilmediğini bildiğimiz Adilcevazlı Kürt Bekir Ağa, çerçi olarak atının üzerinde heybesinin aldığı kadar ticaret metaı ile köyden köye gider. Okuma yazma bilmediğini beyan ederek ”Bak hele şunda ne yazıyor?” der ve gittiği her yerde irtibat kurduğu insanların Risale-i Nur’u tanımasına vesile olur.

Risale-i Nur hareketinin birinci şifresi bu tarzdır. El-an da yürürlüktedir.

Böylece hiçbir seviye ve kur farkı olmadan her kitabı herkesin okuması temin edildi.

 

Risale-i Nur’un hedef ve maksadının anlaşılması

Her meseleyi herkes anlamaz” ifadesi, eserlerin müellifine ait. “Hiç kimse de istifadesiz kalmaz” cümlesi de “hemen ön yargı ile kategorize etmeyin” diye anlaşılabilir.

Risale-i Nur’un hedef ve maksadı, müteaddit yerlerde birbirini ikmal eden farklı cümlelerle ifade edilmiştir.

“Risale-i Nur’la biz önce kendi imanımızı, sonra insanların imanlarının kurtulmasına vesile “ olmak gayesinin mikro seviyeden, “İman-Hayat-Şeriat” gibi makro seviyede bir medeniyetin inşası, hedef ve maksat ifadelerini ihtiva etmektedir.

Enfüsî ve afâkî tefekkür metodolojisi içinde, hem ferdin soyut ve somut, maddi ve manevi şahsiyetinin kesiştiği “ene”den başlayıp sınırı tahayyül edilememiş tabiatı/evreni kapsayan geniş bir dairesi veya kâinat kitabı okuması yapılıyor.

Kalp dairesi gibi soyutla somutun başlangıç noktası olan boyutları mikronla dahi ölçülemeyecek daireden ışık yılı ölçü ile de ölçülemeyip havsalanın sınırları dışındaki daireye kadar insana bir vazife tayin eden bir projeksiyon sunuyor.

Nazarları hayal hızıyla mikrodan makroya çevirerek esma tecellilerini okuyan/okutan ve onları arş-ı âzâmı temaşa ettiren bir tefsirin zahirî mânâları yanında, işarî ve satır arkası şifrelerinin keşfedilmesi, izah ve şerhle olacaktır.

 

Keşif, patent, tescil

“Risale-i Nur’un yüzden fazla keşif” olduğu hususundan ilk defa Eskişehir mahkemesi müdafaasında bahsediliyor. Temel eserler olan Sözler, Lem’alar ve Mektubat’ın yanında diğer bütün eseler ve lahikaların içinde bir yüz kadar keşif vardır belki.

Risale-i Nur’un özgün, orijinal keşiflerini keşfetmek dahi başlı başına şerh ve izah cümlesinden çok değerli bir çalışma olacaktır.

Biz bugüne kadar “Risale-i Nur nasıl bir tefsir?” konulu iki sayfalık bir metnin ötesinde sanki sıradan bir tefsirmiş gibi bir sathi nazarla baktığımızı düşünüyorum.

 

Renklerin ve seslerin özgün kullanımı

Bilindiği gibi ilm-i kelamın kendine has bir usulü var ve bu usule göre selef ulema binler cilt eserler vücuda getirmişler. Bu tefsirler Kur’an’ın sure, ayet, kelime dizini ve disiplini içinde maksut mânâyı insanlığın hizmetine aksettirmişler. Allah onlardan ebediyen razı olsun.

Eserden müessire giderken sanatçının eseri nasıl vücuda getirdiği nazara verilir.

Bob Ros diye bir ressamı TRT’den hatırlarsınız. Manzara resmi yapar. Cenab-ı Allah’ın yarattığı manzaraya eserini benzetmesiyle değer kazanmıştır. Yarım saat gibi kısa bir sürede bir tabloyu resmediyor.

Bu ressamın veya aynı sahada her ressamın renkleri nasıl kullandığı işin püf noktasıdır. Hangi temel renkleri birbiri ile hangi oranda karıştırıp nasıl orijinal görüntüyü verebildiğini belki binler denemeler sonrası kazandığı tecrübenin neticesi bir eseri ortaya çıkarabilme kemaline ermiştir.

Aynen öyle de Bediüzzaman Said Nursi altı binden fazla ayeti ressamın renkleri muayyen oranlarda kullandığı gibi her mevzuda bir araya getirerek muazzam bir tablo ortaya çıkarıyor. Mucize olan Kur’an’dan yine mucize bir metin vücuda getiriyor ve öyle bir metin ki, her bir eserde Kur’an’ın dört maksadını her mevzuun içine yerleştiriyor, emdiriyor.

Pozitif bilimler ve akademik disiplinler arasında keskin ayrımlar var. Fen bilimleri, sosyal bilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

Şimdi bir ders kitabı düşünelim, fizik kitabında öne çıkan bir fizik konusu yanında diğer bütün disiplinler de yer alıyor. Her hangi bir sosyal bilim dalında diğer fen bilimlerinin konuları da yer alıyor.

 

Akademik disiplinlere göre Risale-i Nur’un mevzularını kategorize etmek

Bilim dünyasının bilim dalları kategorilerinin kalıplarına Risale-i Nurları sığdırmak mümkün değildir.

Bu akademik disiplinlerle ilişkilerini ortaya çıkarmanın gereksizliği anlamına gelmez. “Muallimleri değil o fenleri dinleyin” tavsiyesi Risale-i Nur mevzuları ile akademik disiplin münasebetine cevaz verilmesidir.

Risale-i Nur Kur’an’ın keşfidir. Bu gün Risale-i Nur’da keşfedilmeyi beklemektedir.

Bediüzzaman nasıl ayetleri her mevzua göre harmanlamış, sentezlemiş, ressamın renkleri platin üzerinde karıştırarak tuvale yansıttığı gibi eserlerine yansıtmıştır.

Bugün itibarıyla Risale metinlerinde yeni sentezler, yeni manzara tabloları üretilmeyi beklemektedir.

Biz bugün Kur’an’ın meâlini okur gibi okuyor zahir mânâsından istifade ediyoruz.

Kur’an’ın meâlinden Kur’an ne kadar anlaşılır? Niye tefsirler yazılmış?

Risale-i Nur şifreleri açılmamış bir sandukçadır. Şifreler için yeni harf ve rakam icad etmeye gerek yok. Şifreler mevcut rakam ve harflerden oluşturulur.

Risale-i Nur’un şifreleri yine kendi orijinal metni içinde kendine has kavram ve kelimeler arasında saklı.

 

Sonuç ve öneriler

Çapraz analiz ve sentez için taramalar yapılmalıdır. İlk dönem Said eserlerinde yer alan bir cümlede; “bir kelime kaç mânâya geldiği ve bir mâna için kaç kelime” tarzında bir yaklaşım ipucu veriyor.

Akademik disiplinlere göre bir tasnif ve tefsir yapılırken Risale metninin içinde, her bütünlüklü metinde, hangi akademik disiplinlerle münasebet kurulabilir taraması yapılmalıdır.

Risalenin her metninde Kur’an’ın dört ana maksadı “tevhid, nübüvvet, haşir ve ibadet” aynen yer almaktadır. Hatta imanın altı hakikati ile İslâmın beş şartı da konuya göre derecesi ustalıklı ayarlanmıştır.

Haşir bahsinde dört maksat en ileri derecede ve tafsilî olarak var. Meselâ Haşir bahsi muazzam bir esma talimidir. İman hakikatlerinin hepsini ihtiva etmektedir.

Ruh bahsinde esma talimi, haşir meselesi, kader meselesi ve diğer iman hakikatleri belirli derecede yer almaktadır.

Bir şeyin her şeyi, her şeyin bir şeyi, her risalede yer almaktadır.

O halde her kavram, her cümleden veya Risale-i Nur konularından harmanlama yapıp yeniden analiz ve sentezler ortaya çıkarmak lazımdır.

Sadece akademik disiplinlere göre kategorize etmek mânâ ve şümulü sınırlandırma gibi bir sakıncayı beraberinde getirebilir.

Mevcut eğitim sisteminin kalıplarına göre düzenlenmiş örnek metin gibi çalışmalar mevcut bilim dalları ile irtibatlandırma ve iletişim kurma aracı olma itibarıyla faydalı olabilir. Ancak maksut mânâ ve mesajın derinliğine, satır arası/satır arkasına geçmeye perde olma riski de taşımaktadır.

 

Heyetler

Risale-i Nur gibi bir tefsir için bir heyetten bahsedilmektedir.

Heyetin yeni bir Kur’an tefsiri değil, Risale-i Nur’u tefsir etmek için heyet teşekkülüne ihtiyaç vardır.

Her bilim dalı Risale-i Nur’un bütününden kendi alanı ile ilgili kıyıda köşede ne varsa çıkarabilir. Bu çıkarımlarda eserler verebilir

“İman hayata hayat olsa” esası her daim dikkate alınacak bir projeksiyorn olmalıdır.

Servet-i Fünun akımı edebiyatçılarının “sanat sanat içindir” veya “sanat toplum içindir” tarzında olan kendilerine has dünyalarındaki gibi kısır döngüde kalmamalıdır. Yapılan çalışmaların, insanların imanlarını kurtarmasına, Risale-i Nur’la tanışmalarına vesile olması birinci öncelikli hedef olmalıdır. Yoksa sadece aydınların meşgalesi gibi seçkinler dünyasına hitap etmemelidir.

Bireyin ve toplumun hayatına değer katan, bireyin kalbinden başlayan en küçük daireden en büyük daireye kadar yeniden bir medeniyet inşa eden bir vizyonu ortaya koymak şerh ve izah bağlamındaki çalışmaların maksadı olmalıdır.

Bunlar âvâmî bir bakış olan değerlendirmelerimdir. Değerli akademisyenler kusuruma bakmasınlar. Muktesebatım ve avamî pencereden subjektif hissiyatımdır.

Böyle bir konuyu gündeme alıp müzakereye açılmasını da çok değerli buluyor vesile olanları tebrik ediyorum.

 

popüler cevapdünya atlası