RİSALE-İ NUR’UN EVRENSEL MUHATAPLARI

Eklenme Tarihi: 30 Ocak 2017

Münazarat Sempozyumu Milliyet Fikri ve Kürt Meselesi

Dr. İsmail BENEK

 

Sayın Bakanlar, Milletvekilleri,

Sayın Valim, Sayın Rektörlerim,

Sayın Belediye Başkanım;

Kıymetli Hocalarım,

Sivil toplum kuruluşlarımızın güzide temsilcileri,

Saygıdeğer katılımcılar,

Değerli basın mensupları ve Münazarat’ı inşa eden eşsiz ruhun, mümtaz talebeleri olan saff-ı evvel ağabeylerim,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Münazarat Sempozyumu’na hoş geldiniz,

Bediüzzaman Said Nursi’nin Münazarat adlı eseri yazılalı, tam 102 yıl oldu. Ama sanki bugün yazılmış, bugünler için yazılmış gibi, hala onun eksenindeyiz. Bir asır önceki seslenişin, soruların ve cevapların ihtiyacındayız. Olmazsa olmazlarımızın, tuğlaları ve çimentolarıyla örülmüş bir yapının önündeyiz hep birlikte.

Bilindiği gibi, 1910’da Said Nursi tarafından ifade edilen, teşhisi ve tedavisi önerilen toplumsal yaralarımız vardı. Bu yaralar, ardından gelen savaşlarla beraber Osmanlıyı her anlamda etkisizleştirdiği ve çökerttiği gibi, yeni dönemin parantezinde kronikleşip, bu günlere kadar geldi.

Yakın siyasi tarihimizdeki millet-devlet ilişkisi, bireyin temel hak ve vatandaş sorumluluğu, din-devlet ilişkisi, vatandaşlık hakları, azınlıkların/gayr-i Müslimlerin hak ve sorumlulukları, ülkenin birliği etrafında farklılıkları bir araya getirecek öneriler paketi olarak Münazarat hala tazeliğini koruyor.

Kamu yöneticileri, hala Münazaratsız dönemlerin sancısını yaşamaktadır. Bunun farkına varamayan ya da göz ardı eden cari sistem, Münazarat’sız düşünmenin ve bu önerileri dikkate almamanın bedelini topluma ödetmektedir. O günün medreselerinde, bir ıslah ve yenilik projesi olan Medresetüzzehra’yı hayata geçiremediği için beklenen statü ve fonksiyonunu yerine getirememiştir.

Irkçılık illeti ve etnik siyasetin sonucu olan kaos ve anarşi ile beslenen nifak ve husumet tohumları yarayı daha da derinleştirmiştir. Eğer Münazarat dinlenseydi ve anlaşılsaydı, uluslararası boyutta bir Ermeni meselesi bu denli gündemi meşgul eder ve küresel planda hasımlarımızın elinde bir koz olur muydu? Eğer Münazarat anlaşılsaydı ve uygulansaydı, bugün Arapça bilen kuşaklar olacak ve kardeşliğin ortak değerleri ile birbirimizi daha yakından tanıyacaktık. Yıllar yılı sınırlarımızda çatışacağımız ve birbirimizi görmezlikten geleceğimiz bir coğrafyada yaşamayacaktık. Eğer Münazarat mümince okunup idrak edilseydi, bugün Kürt meselesi diye bir problem ve Kürtçe diye bir tartışma olmayacak ve terörü besleyen inançsızlık akımları boy vermeyecekti. Eğer anlayabilseydik…

Öyle ki, Türkiye bakiyesi olduğu imparatorluğu meydana getiren unsurları bir arada tutacak medeniyet tasavvurunun temel felsefesini Münazarat çerçevesinde ele alabilseydi, Avrupa Birliği üzerinden devşirilen birçok temel hak ve hürriyetleri kapsayan mevzuat ve müzakere zeminini, o günlerde tesis etmiş olacaktı.

Said Nursi bu toplumun sosyal arkeolojisini çok iyi tespit etmiş ve çözümler önermiştir. Dolasıyla Türkiye’de, İslam dünyasında ve dünyada ne ki bir problem varsa orada Kur’ani bir bakış açısı ve tefekkür açısından Said Nursi ve Risale Nur’a ihtiyaç olacaktır.

Akademik özgürlüğün ve zihni bariyerleri açmak için, toplumun vicdanına terennüm edecek zemini oluşturmak çok önemlidir. Münazarat’ı okuyanların da Münazarat gibi özgürce düşünmeye ihtiyaçları var. İnsani zemini, tefekkür ve tevhit eksenli yürütmek açısından Münazarat’ı başkası için değil önce kendi özgürlüğümüz için okumak zorundayız.

Peki, nedir Münazarat?

Münazarat, bir insanın, toplum içinde ve devlet karşısında geliştireceği tutum, davranış ve yaklaşımları ifade eden temel haklarının manifestosudur. Münazarat, problemi yerinde tespit etmiş ve yerinde çözümler sunmuştur. Çekilen acıların, can ve canan yakan ızdırapların bundan sonra yaşanmaması için yüzyıl önceden yazılan bir reçetedir.

Münazarat, sosyal ve siyasi bir durum tespitidir ve bu çözümlere bağlı çözümler paketidir. Çözüm adı altında siyasi, ideolojik ve güvenlik konseptine yığınak yapan günümüz yaklaşımlarında farklı bir dil, üslupla makul olanda buluşma zeminidir Münazarat. Anadolu’dan, Ortadoğu’ya, Orta Asya’ya, İran’a ve Pakistan’a ve diğer toplumlara uzanan birlik ruhunun inşa felsefesidir.

Bireyin vicdanı ve hakları karşısında devletin gücünü sınırlayan özgün bir insan ve İslam yorumu ile toplumu ekonomik ve sosyal olarak kalkındıracak bütün kesimlere eğitim perspektifini veren bir yol haritasıdır.

Said Nursi bu toplumun sosyal arkeolojisini çok iyi tespit etmiş ve çözümler önermiştir. Dolasıyla Türkiye’de, İslam dünyasında ve dünyada ne ki bir problem varsa orada Kur’ani bir bakış açısı ve tefekkür açısından Said Nursi ve Risale Nur’a ihtiyaç olacaktır.

Akademik özgürlüğün ve zihni bariyerleri açmak için, toplumun vicdanına terennüm edecek zemini oluşturmak çok önemlidir. Münazarat’ı okuyanların da Münazarat gibi özgürce düşünmeye ihtiyaçları var. İnsani zemini, tefekkür ve tevhit eksenli yürütmek açısından Münazarat’ı başkası için değil önce kendi özgürlüğümüz için okumak zorundayız.

***

Bu bağlamda,

Üniversitelerimizi, akademik camiayı, sivil toplum kuruluşlarını, devlet erkanını, siyaset dünyasını, din adamlarını ve kanaat önderlerini, mensubiyet ve tercihleri ne olursa olsun, bütün kesimleri Risale-i Nur’u araştırmaya, ilk dönem eserleri üzerinde kafa yormaya ve akademik düzlemde müzakereye davet ediyoruz. Çünkü Münazarat hala anlaşılmayı bekliyor.

İslam Birliği, din-siyaset ilişkisi, devlet-millet kaynaşması, Avrupa, İslam ve demokrasi, endüstriyel bilgi toplumu inşası konusunda, medeniyetimizin katmanları ve kodları, birlik ve üretkenlik, girişimcilik içinde saklı olan birlik ruhu üretime geçecek ve anlam kazanacaktır. Böylece bireyin inisiyatif alma becerisi ve bu beceriyi toplumsallaştırma iradesi güçlenir.

Demokratik refleksler ile baskıcı/totaliter sistem ve dayatmalara karşı meşru hürriyetin müspet adımları ile ortaya konabilecek inisiyatiflere kadar birçok konuda bize ümit ve rehberlik veren Risale-i Nur ve özelinde Münazarat hala anlaşılmayı bekliyor.

Evrensel ölçekte Türkiye’nin şemsiye markası Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur, İslam dünyası ile ortak dil, batı ile ortak alan ve insanlık ailemi ile nihai sözleşme zemini bulacağımız değerler sistemidir. Acaba entelektüel kapasitemizi evrensel boyutta taçlandıran Risale-i Nur ve Said Nursi konusunda neden hala bir araştırma merkezi, bir enstitü ya da bir üniversite kurulamamıştır?

***

Hedefimiz uluslararası standartta ilmin imanla bütünleştiği, çağımız insanının karmaşık ve hızlı beklentilerine şefkatle sarılmış bir tefekkür iklimi oluşturmaktır. Peşinde koştuğumuz bu mutlu vizyonda, Risale-i Nur’u bilim adamları için akademik müzakereye açmak, objektif ve farklı görüşlerin oluşturacağı yeni anlam katmanlarını oluşturmak istiyoruz.

Duygu, değişim ve dijital çağının değerlerle buluşması için Risale-i Nur bize rehberlik ediyor.

Değerler silsilesi, değerler sistematiği ile insanlık vadisini inşa edersek, silikon vadisi bir anlam kazanır.

***

Said Nursi’ye göre;

Medeni olmak istiyoruz, çünkü medeniyetimiz var. Asya ve Rumeli tarlasında medfun olsa da onun dirilişi genç ve dinamik kuşakla yeniden olacaktır. Mutlu olmak istiyoruz. Çünkü bu medeniyetin üzerine inşa edeceğimiz insan sarayına yüz farklı kapıdan girileceği gibi iletişim araçları da çok seçeneklidir. Bu medeniyetin mutluluk sarayında yaşamamızı sağlayacak üç temel hedef ve tasavvuru var Said Nursi’nin.

Birincisi, hürriyet fikri.

İkincisi, bireyin teşebbüs/girişim hakkı.

Üçüncüsü ise, icat/yenilik sağlayacak tecdittir.

Günümüzün deyimiyle “özgürlük, girişim ve inovasyon/yenilik” çağına bizi davet eden Bediüzzaman, medeniyetimizin mutluluk sarayını bu şekilde temellendirir.

Özgürlüğü, imanın bir parçası, teşebbüsü gayret ve uzmanlığın gereği olarak görür. Yeniliği ise, yeniçağın, yeni insanın ve yeni ihtiyaçların kaçınılmaz ilacı olarak takdim eder.

***

Evet, Yaralar aynı…

Buyurun hep birlikte, 100 yıl önceki seslenişe kulak verelim.

Zira teşhis ve tedavi de aynı.

 

RİSALE-İ NUR’UN EVRENSEL MUHATAPLARI

Kısaca, “Risale-i Nur’un muhatabı kimlerdir?” sorusuna en kestirmeden vereceğimiz cevap, “Bütün kâinattır.” Çünkü Risale-i Nur, Kur’an penceresinden bakarak kâinat kitabınıokuyor. Bu okumalarına muhatap arıyor. Kâinatın kendisine hazırlandığı insan, bu farkın anlamını ve kıymetini bilmek için meraklarının peşine düşüyor. Öğreniyor ve gelişiyor.

Risale-i Nur, bu süreçte yeniçağın hedef kitlelerine ulaşıyor. Değişken, hızlı ve beklentileri çok farklı insanlar için doğru örneklemelerle vaka analizi yapıyor. Asrın reçetesi böyle yazılmış. Bir hekim hassasiyetinde önce teşhis, sonra tedavi yolları aranmış. Reçetenin evrenselliği, evrensel ölçekte insanı mayalandırmaktadır. Hakikatle buluşturan mesajlar, kıtalar üstü bir orijinallikte insanlık arayışı kuvvetli olan ruhları/kalpleri/akılları cezp ediyor.

Hakikatin makul ve müspet zeminini doğru keşfeden Risale-i Nur, meşru metotlarla/araçlarla sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Böylece istikrarlı biristikamet, kalıcı bir şuur ve ikaz edici bir yol arkadaşlığı oluşmaktadır.

Aklımıza şöyle bir soru gelebilir: “Risale-i Nur’un muhatapları kimlerden oluşuyor ve nasıl seçiyor?”

Muhataplarını, müspet insan sınıfları içinden seçiyor. Onları teşvik ediyor, destekliyor. Menfiler için onları ıslah edecek yaklaşımlar geliştirerek hedef kitlesini belirliyor ve ona göre mesajın içeriğini seçiyor.

Yeryüzündeki toplulukların kendine has özelliklerini dikkate alarak pozitif teşviklerini yapıyor. Tercihlerinde seçici davranıyor. 19. yüzyıl sonlarında boy vermeye başlayan ve insanlığı yeni arayışında öne çıkan hürriyet, iştirak, terakki, meşruiyet, eğitim, cumhuriyet, insaniyetkavramlarının etrafında yoğunlaşan Bediüzzaman, bu kavramların içini imanla doldurarak yüzyıl insanlarına rahat bir nefes alma fırsatı sundu.

Risale-i Nur’un anlaşılması yüzyıl sonraya tekabül etse de, “zamanın ve zeminin merhametsizliğinden” toprakta gizlenmiş hakikatler olsalar da, bugün için önümüzdeki yüzyılı kuşatacak bir akıl feneri ile önümüzü aydınlatmanınhazzı var. Bu hazzın evrenselliğini sağlayan hakikatler, her coğrafyada veülkede ayrı elbiseler/formalar giyse de taşıdığı ruh aynı manaya hizmet eder.Farklı bedenler, farklı elbiselerde ve farklı şartlarda insanlığın ortak paydasındabuluşarak birlik içinde çeşitliliği yaşatıyorlar.

Risale-i Nur’un evrensel muhatapları, yeryüzünün farklı noktalarında yer alan değişik topluluklardır. İnsan milletini inşa etmeye çalışan bu hakikat yolcuları, Risale-i Nur ile istikbali ümitle karşılama huzurunu buldular.

Bunlar kimlerdir?

İntibaha gelmiş bir Arap’tır.

Necip geçmişine layık olmaya çalışan bir Türk’tür.

Teslimiyet ve safiyeti ile bir Kürt’tür.

İngiliz siyasalından mezun olup, ülkesinin işgal zincirini kıran “İslam’ın

zeki bir mahdumu” Mısır’dır.

İstidatları/yetenekleri ile İslam’ın evladı olan Hintli/Pakistanlı’dır.

Rus harbiyesinden mezun Kafkas’tır.

Küresel fesat şebekelerine karşı İslam’a yakın Hristiyanların dindar ruhanileri ve Müslüman İsevi’lerdir.

Gerektiğinde kalkınan Avrupa figürlerinden bahtiyar Alman’dır.

Muharrir-i hakikat muhatap olarak Japon’dur.

Cevşen’i dua ve niyaz hayatımıza yerleştirmesiyle bir Acem’dir.

Merak ve rekabeti sanat ve teknoloji ile başaran yönüyle bir Avrupa’dır.

Savaşta olan çocuklarına şefkat edilen bir Rus’tur.

Siyasi ve idari model olarak İslam ülkeleri için cumhuriyetler birliği anlamında

Amerika’dır.

Yukarıdaki muhataplara diğer insanları ve sınıfları da katabilirsiniz.

Konuları, konseptleri, yaklaşım ve üslupları zamanın, zeminin, kıtanın, ülkenin ve toplumun yeteneklerine uygun bir sistemde sunmamız halinde, Risale-iNur’un evrenselliği farklı mecralarda nurun aşıklarıyla buluşacaktır. Evrensel muhataplarımızla evrensel bir sofrada ilim ziyafeti ile buluşmaya ne dersiniz? Bu müjdeli sorunun cevabı inşallah yakın bir gelecekte bizi hüsnünü/ iklimini/ruhunu gösterecektir.

Bu seslenişe kulak vermek için burada bulunan tüm katılımcılara tekrar hoş geldiniz diyor, emeği geçen ve geçecek olan herkese, güzelliklere sebep olacağı inancıyla, teşekkür ediyorum.

 

popüler cevapdünya atlası