Risale-i Nur’un Aktüel Gündemi: Hayatı Allah’a Kul Etmek

Eklenme Tarihi: 25 Haziran 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

 

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal SAMBUR’un Barla Lahikası Sempozyumu tebliğidir

 

Risale-i Nur, kişide özel bir manevi ve zihinsel deneyim kategorisi olarak değerlendirilebilecek özel yaşantı oluşturan bir yapıttır. Barla Lahikası, Risale-i Nur deneyimini ilk dönemde yaşayan kişilerin anlayış ve dünyalarında gelen değişimi anlatan önemli bir belgedir. İlk Risale-i Nur talebeleri, risaleleri sadece yazıp çoğaltmamışlar, aynı zamanda Risalelerin kendileri ve insanlık için ifade ettiği anlamın farkına varmışlardır. Risale-i Nur, hakikati keşif ve anlama yolculuğunun önemli bir kaynağıdır.

İnsan, hayatını tarafgirlikle, fanatizmle ve verimsiz uğraşlarla harcamaya çok eğilimlidir. Risale-i Nur, hayatın merkezi önemdeki konularına yoğunlaşılmasını ve insani faaliyetlerin en önemli şeyler için yapılmasını istemektedir. Nursi, merkezi hayat amacını şöyle demektedir: "Dahilde tarafgirâne adâvet ve münakaşalara vesile olan fürûatı değil, belki bütün nev-i beşerin en ehemmiyetli meselesi olan erkân-ı imaniyeyi ve beşerin medar-ı saadeti ve umum İslâmın esas ve rabıta-i uhuvveti bulunan Kur'ân'ın hakaik-i imaniyesini bulmak ve muhtaçlara buldurmaya hayatımı vakfettim." İnsanlığın dünyevi ve uhrevi kurtuluşu, iman hakikatlerini bulmaya bağlıdır. İnsanlığın iman hakikatlerini bulmasına yardım etmek, Risale-i Nur’un asli aktüel gündemidir. Nursi’ye göre Risale-i Nur, İslam ve Kur’an hakikatlerini insanlığa anlatan bir hizmet faaliyetidir.Risale-i Nur’un hizmet dairesi, tek bir grup ve bölgeyle sınırlı olmayıp, bütün insanları ve dünyayı kapsamaktadır.

Risale-i Nur,iman ve Kur’an hakikatini insanlığa anlatmak amacında olan bir eserdir. Risale-i Nur, Kur’an ve iman hakikatlerinin açıklayıcısı olarak kendisini insanlığa sunmaktadır. Barla Lahikası, Risale-i Nur’un İslam’ın Tevhid hakikatini insanlığa anlattığına şahitlik eden insanların anlatımlarından oluşmaktadır. Hakikate şahitlik, imanın ve İslam’ın temelidir, başıdır, ortasıdır ve sonudur.

Modern dünya, büyük alt üst oluşlara sahne olan bir yerdir. Modern dünyadaki alt üst oluşlar, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına neden olmaktadır. Her şeyin büyük değişim geçirdiği modern dünyada, kişinin sağlıklı bir Kur’an ve iman anlayışına ihtiyacı vardır. Modern dünyanın kaosu içinde kaybolmamak için insanın güçlü bir referansa ve aydınlık bir rehbere ihtiyaç vardır. İnsanlığın ihtiyaç duyduğu aydınlanma rehberi Kur’an’dır. Nursi, insanlığa Kur’an’ı aydınlanma, hidayet ve rahmet rehberi olarak sunma çabasının arka planını oluşturan bir rüyayı şöyle anlatmaktadır: “Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: "Ana, korkma. Cenâb-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakîmdir." Birden, o halette iken, baktım ki, mühim bir zat bana âmirâne diyor ki: "İ'câz-ı Kur'ân'ı beyan et."Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra, Kur'ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'câzın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.” İnfilak eden Ağrı dağı, kafası ve kalbi, ruhu ve bedeni, maneviyatı ve maddiyatı, felsefesi ve aklı, ahlakı ve maneviyatı, bilimi ve inancı olan paramparça olan insanı temsil etmektedir. Her boyutu parçalanmış insanın, yeniden inşasına, parçalanan parçaların biraraya getirilmesine ihtiyaç vardır. Dağılan insanı toparlayacak ve bütün haline getirecek kaynak Kur’an’dır.Temellerin sarsıldığı bir dünyada Risale-Nur, insan hayatını Kur’an çerçevesinde yeniden sahih temellerine oturtma iddiasındadır. Nursi, insanlığın geçirdiği sarsıntılar karşısında insanlığın idrak dünyasını yenileme konusunda kendisini sorumlu görmektedir.Nursi, yaşanan bütün sarsıntıların korkutuculuğuna rağmen, insanın Allah’rahmetine sığınmasını ve Allah’ın en zor zamanlarda dahi insanlığa rahmet edeceğini söylemektedir. Kur’an’ın dağılan insanı toparlayacak hakikat kaynağı olduğunun insanlığa anlatılması, Risale-I Nur’un varoluş gerekçesidir ve değişmeyen gündemidir.

Nursi, insanlığa Kur’an’ı ve iman’ı anlatmak için Sözler isimli eserini yazmıştır. “Madem i'câz-ı Kur'ân'ı bir derece beyan, Sözlerle oldu. Elbette, o i'câzın hesabına geçen ve onun reşehâtı ve berekâtı nev'inden olan hizmetimizdeki inâyâtı izhar etmek, i'câza yardımdır ve izhar etmek gerektir.” Kur’an’ın insanlık için iman ve hidayet rehberi olduğu gerçeğini anlatmak için yazılan Sözler, modern dönemde iman hakikatlerini açıklayan önemli bir çalşmadır. Kur’an’ın net ezeli hakikatlerini insanlığa açıklayan bir deklarasyon olduğunu Nursi, şu şekilde ifade etmektedir: “Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz'andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır.” Risale-i Nur, bir iman deklarasyonudur. Risale-i Nur’un varlık nedeni Kur’an ve iman hakikatlerini insanlığa açıklamaktır.

Risale-i Nur, Kur’an’ı hayatın merkezine koyan bir eserdir. Hayatın merkezinde Kur’an olması gerektiği gibi, Kur’an’ı anlamak için Risale-i Nur’dan istifade edilmelidir. “Madem Kur'ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir… Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir. Ve o risaleler ki, hakaik-i Kur'âniyenin malıdır ve hakikatleridir…”Kur’an’ı ve imanı anlamanın aracı olarak Risale –i Nur’un anlaşılması, Nur risaleleri’nin yazarı dahil hiç kimse tarafından tarafından şahsileştirilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Kur’an, iman ve Risale-i Nur, hiç kimsenin tekelinde değildir. Hulusi bey, asıl kaynağın Kur’an olduğu gerçeğinden hareketle, gerçek bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur’u imanın açıklayıcısı olarak kendilerine ulaşmasının büyük bir fırsat ve nimet olduğunu şu şekilde ifade etmektedir: “Öyleyse, asıl üstad Kur'ân'dır. Üstad-ı muhteremimiz, elyak ve elhak muarrifi, mübelliği ve müderrisidir. Biz muhtaçlar fırsatı ganimet bilmeli, cevherleri almalı, kalbimize, dimağımıza nakşetmek, dâreynde medar-ı saâdetimiz olacak olan bu Nurları alâ kadri't-tâka neşre çalışarak muhafazasını kuvvetleştirmeliyiz.” Risale-i Nur, okuyanlarda Kur’an, iman ve insan hakkında köklü bir farkındalık ve değişim yaratmaktadır.

Nursi, insan olarak faniliğine, ama hakikatin kalıcılığına vurgu yapmaktadır. Ebedi hakikatlerin fani bir şahısla özdeşleştirilmmesi ve onun varlığına dayandırılmaması önemlidir. Nursi, kendisinin geçiciliğini fakat eserinin kalıcılığını şöyle ifade etmektedir: “Madem ben öyle biliyorum. Ve madem ben fâniyim, gideceğim. Elbette bâki olacak birşey ve bir eser, benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı. Ve madem ehl-i dalâlet ve tuğyan, işlerine gelmeyen bir eseri, eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek âdetleridir. Elbette, semâ-yı Kur'ân'ın yıldızlarıyla bağlanan risaleler, benim gibi çok itirazâta ve tenkidâta medar olabilen ve sukut edebilen çürük bir direkle bağlanmamalı…Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” Risale-i Nur, Kur’an’ı açıklamayı temel gündem haline getirerek hakikati insanlığa sunmaya çalışmaktadır. Onu, Nursi dahil hiçbir şahıs veya grupla sınırlamamak lazımdır. Risale-I Nur, Kur’an ışığında anlaşılmalıdır. İman ve İslam hakikatlerinin, şahıslara dayandırılması, hakikatin bizzat kendisine haksızlık yapmaktır. İman ve İslam hakikatlerinin açıklanması, şahısların gelip geçici dünyalarına değil, bizzat Kur’an’a dayandırılmalıdır.

İman ve Kur’an hizmetinin yolu olarak Risale-i Nur’un yazılmasında olduğu gibi, onun insanlığa ulaştırılmasında da Nursi, yalnız değildir. Nursi, her aşamada Allah’ın yardımı sayesinde eserinin insanlığa ulaştığını söylemektedir: “Cenâb-ı Hak, benim gibi kalemsiz, yarım ümmî, diyar-ı gurbette kimsesiz, ihtilâttan men edilmiş bir tarzda; kuvvetli, ciddî, samimî, gayyur, fedakâr ve kalemleri birer elmas kılıç olan kardeşleri bana muavin ihsan etti. Zayıf ve âciz omuzuma çok ağır gelen vazife-i Kur'âniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi, kemâl-i kereminden yükümü hafifleştirdi.” Nursi, omuzlarına yüklenilen ağır yükün, gerçek anlamda kendisine yoldaş olan talebeleri sayesinde hafiflediğini ortaya koymaktadır. Kur’an ve iman hizmetinin, zayıf bir insan tarafından tek başına gerçekleştirilemeyeceğini, Allah’ın bu hizmete katkı sunan herkesin yardımcısı olduğu fikri önemlidir.

Risale-i Nur dairesi, müellifiyle, kitaplarıyla ve talebeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Risale-i Nur talebelerindeki bütünlük düşüncesini ve şuuru Nursi şöyle ifade etmektedir: “O mübarek cemaat ise, Hulûsi'nin tabiriyle telsiz telgrafın âhizeleri hükmünde ve Sabri'nin tabiriyle Nur fabrikasının elektriklerini yetiştiren makineler hükmünde ayrı ayrı meziyetleri ve kıymettar muhtelif hâsiyetleriyle beraber, yine Sabri'nin tabiriyle bir tevafukat-ı gaybiye nev'inden olarak, şevk ve sa'y ü gayret ve ciddiyette birbirine benzer bir surette, esrar-ı Kur'âniyeyi ve envâr-ı imaniyeyi etrafa neşretmeleri ve her yere eriştirmeleri ve şu zamanda (yani hurufat değişmiş, matbaa yok, herkes envâr-ı imaniyeye muhtaç olduğu bir zamanda) ve fütur verecek ve şevki kıracak çok esbab varken, bunların fütursuz, kemâl-i şevk ve gayretle bu hizmetleri, doğrudan doğruya bir keramet-i Kur'âniye ve zâhir bir inâyet-i İlâhiyedir.” Zor şartlar altında, Risale-i Nur talebelerinin sahip olduğu köklü birlik, motivasyon ve azim, Allah’ın yardım ve desteğinin bir tezahürü olarak değerlendirilmektedir.Risale-i Nur, Kur’an ve iman hakikatlarini, bütün insanlığa net, makül ve ikna edici bir şekilde açıklamaktadır. Nursi, Risale-i Nur’un makül ve berrak olan açıklama tarzını şu şekilde ifade etmektedir: “Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeyi, hattâ en muannide karşı dahi parlak bir surette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlâhiyedir.”Risale’de varolan berraklık ve netlik, Allah’ın yardımıyla gerçekleşmektedir. Risale, bir gizemler ve medyumluk kitabı değildir. Risale açık ve net hakikatlerin açıklayıcısıdır.Risale-i Nur, kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı, bilgili ve bilgisiz ayırımı yapmadan bütün insanlara Kur’an hakikatlerini anlatmayı amaçlamaktadır.

Nursi’nin bizzat kendisi büyük manevi ve düşünsel tecrübeler ve krizler yaşamıştır.Nursi, kendi hakikat yolculuğunu ve tecrübesini, varmış olduğu kavrayışı, Risale-i Nur olarak insanlıkla paylaşmıştır. Nursi, Risale’nin gerçek bir insani tecrübeye dayandığını şu şekilde ifade etmektedir: “Hem yazılan eserler, risaleler, ekseriyet-i mutlakası, hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, ruhumdan tevellüt eden bir hâcete binaen, âni ve def'î olarak ihsan edilmiş. Sonra bazı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler: "şu zamanın yaralarına devadır." İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki, tam şu zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.” “Elhasıl, yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur'âniyenin lemeâtındandır. Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur. Dert benimdir, devâ Kur'ân'ındır.” Bir insanın kişisel dünyasındaki varoluşsal dertlerine deva olan Kur’an tecrübesinden süzülen Risale-i Nur, insanlığın manevi dertlerinin iyileştirilmesinde önemli reçeteler sunmaktadır. Barla Lahikası, Risale-i Nur’un, diğer insanların manevi sorunlarının çözümünde etkili bir kaynak olduğunu ifade eden anlatımlarla doludur.

Nursi, Risale-i Nur dairesi içindeki arkadaşlık, kardeşlik ve talebeliği bir bütün olarak ele almaktadır. Nursi, için ideal insani ilişki, bu üçünün birleştiği durumdur. Model insani ilişkide esas olan ilkeleri, Nursi talebelei örneğinde şöyle ifade etmektedir: 1. Risale-i Nur’u kendi eserleri gibi sahiplenme, onu yaşama ve içselleştirme. Risale-i Nur’un sahici anlamda içselleştirilmesi ve tecrübe edilmesi farklı bedenlerde bir ruhsal birlik halinin oluşmasını sağlamaktadır. 2. Kur’an’a hizmetin Risale-i Nur vasıtasıyla olacağına dair derin bir kanaate sahip olma. Fıtratın iman hakikatlerine hizmet etmeyi gerektirdiğinin farkında olma, büyük bir olgunluk durumunu ifade etmektedir. 3. Nursi, Risale-i Nur’u kendisine deva olsun diye yazmaktadır. Talebeleride, Nursi gibi, Risale’ye şifa bulacakları manevi bir ilaç olarak bakmaktadırlar. Nursi talebeleriyle Risale-i Nur düzleminde yaşadığı ortak tecrübeyi şöyle anlatmaktadır: “Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim ve eczahane-i mukaddese-i Kur'âniyeden aldığım ilâçları, onlar da kendi yaralarını hissedip o ilâçları merhem suretinde tecrübe ediyorlar. Aynı hissiyatımla mütehassis oluyorlar. Ve ehl-i imanın imanlarını muhafaza etmek gayreti, en yüksek derecede taşımaları ve ehl-i imanın kalbine gelen şübehat ve evhamdan hasıl olan yaraları tedavi etmek iştiyakı, yüksek bir derece-i şefkatte hissetmeleridir.” Nursi ve ilk dönem Risale-i Nur talebelerinin Risale’ye insanlık için bir ilaç olarak bakmaları, Risale’nin insanlığa ulaştırılması konusunda onları motive etmektedir. Nursi’nin birinci talebesi olarak nitelediği Hulusi’nin, Risale-i Nur’un kendi hayatındaki rolüne ve işlevine dair şu ifadesi önemlidir: “Sıhhat ve âfiyetinizin devamı, şükrümü; bu gibi mesâilin hallini isteyenlerin vücudu, ümidimi; nazarımda ilim sayılacak herşeyi sizden öğrendiğim için, bu vesileyle hakikat sahasındaki malûmâtımı; hasbe'l-beşeriyye fütur hâsıl oluyorsa, şevkimi; hasta bir talebeniz olduğumdan Kur'ân'ın eczahanesinden verdiğiniz bu ilâçlarınızla sıhhatimi, matbaha-i Kur'ân'dan intihap buyurduğunuz bu gıdalarla bütün hasselerimin kuvvetini; hayatın beş derecesini de tâlim, mevtin itibârî bir keyfiyet olduğunu tefhim, idam-ı ebedînin mutasavver olamayacağına kalbimi takvîm buyurduktan sonra, Allah için muhabbetin herhalde bu hayat derecelerinde de devam ederek hayat-ı bâkiyede bâki meyvesini vereceğini işaret buyurmakla müddet-i hayatımı nihayetsiz arttırmaya sebep olmuştur.” İlk Talebeler, Risale-Nur’da yeniden doğuşu ve hayata dönüşü tecrübe ettiklerini ifade etmektedirler.

Nursi’nin tek bir mesajı vardır: “İmanı kurtarmak zamanıdır.” İmanı kurtarmanın birinci öncelik olduğuna Nursi’nin talebeleri’de inanmaktadır. Nursi ve talebeleri, imanın kurtarılması seferberliğinde Risale-i Nur’un temel rehber olduğuna ikna olmuşlardır. Hulusi, Risale-i Nur’un iman hakikatlarini herkese ikna edici bir şekilde anlattığını şu şekilde ifade etmektedir: “İçindeki hakikatler cerh edilmez; içinde lüzumsuz birşey yok, zararlı bir kayıt mutasavver değil. Dikkatle dinleyenler, Allah tevfik verirse, imanını kurtarabilirler. Bu hakaikle Avrupa ehl-i dalâletine de meydan okunur fikrindeyiz. Bu kabil dalalet ve gaflette olanlar ya mübarezeden mağlûp olurlar, ya ulviyeti hissedip tegayyüb ederler, yahut Ebu Cehil gibi hakikati kabul etmemekte inat ederler veya dehşetlerinden kulaklarını kapayıp kaçarlar, fikir ve kanaat ve imanındayız. Sözler'i dinleyenlerin bir sükût-u mestî göstermeleri, izhar-ı hayret eylemeleri, kudretleri derecesinde takdiratta bulunmaları, herhalde düşündüğümüze kuvvet verir bir keyfiyettir; ümit ve tahminimizi tasdik ediyor. “Risale-i Nur, açıklamış olduğu iman hakikatleriyle, insanda büyük bir özgüven ve umut oluşturmaktadır. Allah’ın yardımıyla Risale-i Nur’un açıkladığı iman hakikatlarinin bütün insanlığa ve cihana ulaşacağını Hulusi Bey şöyle ifade etmektedir: “Üstadım, müsterih olunuz, bu Nurlar ayak altında kalamazlar. Onları Dellâl-ı Kur'ân'dan enzâr-ı cihana vaz eden Hâlık (Celle Celâluhu) bizim gibi kimsenin ümit ve tahayyül etmeyeceği âciz insanlarla bile neşir ve muhafaza ettirir. Bu işi ben sa'yimle, kudretimle kazandım diyen huddâm o gün görecekler ki, o mukaddes hizmet, zahiren ehliyetsiz görünen, hakikaten çok değerli diğerlerine devredilmiş olur kanaatindeyim. ”Risale-i Nur’un imanı kurtarma misyonunu, her halükarda gerçekleştirmeyi, bütün ilk dönem Nur talebeler kendilerine amaç edinmişlerdir.

Barla Lahikası’nda Risale-i Nur talebelerinin, sadece Risaleleri çoğaltmakla yetinmediği, Risalelerin insanlar arasındaki etkisini anlamaya çalıştıkları görülmektedir. Hulusi Bey, özellikle, Risale-i Nur’un toplumdaki etkisini anlamaya çalışan Risale-i Nur’un en önemli kamuoyu araştırmacısıdır. Hulusi bey, edindiği kanaatleri şu şekide ifade etmektedir: “Doktordan Mirâcı nasıl bulduğunu sordum. Doktor Kemal der: "Eserin pek büyük kıymetini takdir etmek için İslâm olmaya bile lüzum yok, insan olmak kâfi" cevabını verdi.)”
Başka bir yerde Hulusi bey, daha geniş bir topluluğun tepkisini şu şekilde ifade etmektedir: “Bu defaki mektupları birkaç defa muhtelif küçük cemaatlere okumak nasip oldu. Bunların birinde mühim bir âlim de vardı. Cümlesi hayret ve takdirlerini izhar ettiler. Benim fikrime gelince: Bütün Risaletü'n-Nur ve Mektubâtü'n-Nur, ihtiyac-ı zamana göre her sınıf erbab-ı din ve hattâ, müfrit muannid olmamak şartıyla, dinsizleri bile ilzam ve ikna edecek derecededirler. Fakat-dünya bu-sevk-i menfaat, hırs-ı câh, küfür ve inat, gaflet ve kesel, şirk ve dalâl gibi ilâçsız hastalıklara tutulanlar için, bu Nurlara karşı göz yummak, görse bilse kabul etmemek, gördüğünü inkâr etmek, hak ve hakikati reddetmek gibi divanelikler istib'ad edilemez. Malûm-u fâzılâneleri, Allah'ın şu muvakkat misafirhanesinde insan suretinde hayvanları eksik değildir. Bu Nurlar intişar etseydi, elbette böylelerinin bugün istidlâlen dermeyan edilen divanelik hezeyanları da açık olarak görülürdü. “Risale-i Nur’un insanların manevi ve ahlaki yaralarının tedavisinde etkili bir ilaç olduğuna dair görüşler, sürekli olarak Nursi’ye rapor edilmektedir. Nursi, Risalelerden insanların nasıl etkilendiğini süreki olarak öğrenmeye çalışmaktadır: “Evvelen: Yazdığım bazı şeylere dair fikrinizi soruyordum. Maksadım, "Gördüğüm hakikat acaba hakikat midir?" diye sormuyorum. Belki, "Hakikate açılan yol, acaba umuma yol olabilir mi?" diye soruyorum. Çünkü umumun telâkkisini sizin kadar bilmiyorum.” Nursi, talebelerinden gelen sosyal gözlemler sayesinde Risalelere verilen sosyal ve insani tepkileri anlamaya çalışmaktadır.Nursi, iman hakikatlerinin tek bir yolla değil, birçok yolla insanların ihtiyaçları dikkate alınarak herkese uygun bir şekilde ulaştırılması gerektiğini düşünmektedir.Risale-i Nur’un etkili bir şekilde insanlara ulaştıracak yolların çeşitlendirilmesi, Nursi’nin gündeminde önemini hep koruyan bir konudur.

Risale-i Nur, insana insanlığı öğreten bir rehberdir. Hayatın anlamına dair varoluşsal soruların cevaplarına dair Risale-i Nur anlamlı bir çerçeve sunmaktadır. Risale-i Nur, insanı insanlığa döndürme hareketidir. İlk talebelerden Ali, Risale-i Nur’un insan olma rehberi olduğunu şu şekilde ifade etmektedir: “Sözler öyle hâzık bir doktordur ki, gözsüzlere hidayet-i Hakla göz, ve kalbsizlere inhidam-ı kat'iyeye uğramamış ise, kalb ve şuurunda çatlaklık yoksa tenvirle düşünceye sevk, ve "nereden, nereye, necisin?" suâl-i müşkilin halliyle insanlığın iktiza ettiği insaniyeti bahşediyor. 
Ali” İlk talebeler, Risale-i Nur’u, insanlığı helaktan ve yokoluştan kurtaracak bir hayat kılavuzu olarak bakmaktadırlar. İlk dönem talebeler için Risale-i Nur’un mesajı, insanlık için hayat-memat düzeyinde önem taşımaktadır, çünkü Risale-i Nur, “şu sisli asırda paslı ruhlarımızı tenvir ve tesrir eden" ebedi hayatı kazandıran bir eserdir. İlk talebelerden Sabri bey, Risale-i Nur’u çoğalttığı anlarda yaşadığı coşkuyu şu şekilde ifade etmektedir: “Nurları âlemi tenvir eden, kıt'ası küçük ve kıymeti pek büyük ve ulvî ve azîmü'l-meâl ve bizzat hatt-ı ekremîleriyle muharrer elmas risalelerini istinsah ve Yirmi İkinci Nur deryasına dalıyorum.”İlk talebeler, Risale-I Nur’u insanlık ve iman okyanusuna dalarcasına tecrübe etmektedirler.

Risale-i Nur, bütün insanlığı Allah’a kulluk yapmaya çağırmaktadır.İlk talebelerden Hulusi bey, insana seslenerek Kur’an’ın iman ve kulluk çağrısını şu şekilde ifade etmektdir: "Eyyühe'l insan! İşte bakınız, bu misafirhaneyi açan, âlemleri rahmetiyle yaratan, sizi hikmetiyle halk buyurup bu âleme gönderen Sultan-ı Kâinat, bin üçyüz küsur sene evvel, büyük bir elçisi Habîb-i Ekremi (a.s.m.) vasıtasıyla, size hilkatteki hikmeti, buraya gelmekteki maksadı, ubudiyetin iktiza ettiği hizmeti, ilh, bildirmişti. Bu âli tebligatı, o kudsî ahkâmı sizin anlayacağınız lisanla anlatıyorum, dinleyiniz. Eğer aklınız varsa, gözünüz görüyorsa, insanlığınız varsa hakikati anlar ve imana gelirsiniz" diye beyanatta bulunuyorsunuz.” Nursi, insanlığı imana ve kulluğa çağıran müslüman br mütefekkir olarak talebelerine sahih kulluk ve tevhit bilincini kazandırma konusunda başarılıdır. Talebeleri, Nursi’den öğrenmiş oldukları iman ve kulluk derslerini öğrenmelerinden ve öğrendiklerini yaşamaktan dolayı büyük mutluluk ve huzur duymaktadırlar. Sabri bey, Risaleler’in tevhit, cennetin kazanılması ve kalbi hastalıkların tedavisine dair derslerle dolu olduğunu örnekleriyle anlatmaktadır: “Bilumum Risâlâtü'l-Envâr herbiri ayrı ayrı mevzularda, had ve hesaba gelmeyen müşkülleri halletmeleriyle beraber, bendeniz şöyle tasavvur ediyorum ki: 
Nur deryasından nûş etmek isteyen bir kimse, Birinci ve Yirmi Birinci ve Yirmi İkinci Sözleri alsa, diğerlerine eli yetişmezse dahi maraz-ı kalbîyi def ve ref'e, ruhu tenvir ve tesrire kâfi bulunduğu meşhud ve müsellemdir. Zira Birinci Söz tevhid miftahıdır. Yirmi Birin birinci şıkkı da mirkat-ı Cennettir. İkinci şıkkı da emraz-ı kalbiyenin tedavisi için nazirsiz bir şifahane-i eczadır. İksir ilâçlarıyla, bilâistisna herkeste bulunan vesvese marazını tedavi ve kal' eder. Kalb ve ruhta Kur'ân-ı Hakîmin ebedî ve nâmütenahi füyûzât ve envârından gelen revzat-ı inşirâhiyeyi küşadla saadet-i ebediyeye isal edecek bir râh-ı necat ve selâmettir. Yirmi İki ise, bürhanlarıyla, lem'alarıyla, insan olanın akaid-i diniyesini tahkim ve tarsîne emsalsiz bir rehber bulunduğunu arz ederim efendim.” Nursi’nin talebeleri, Risale-i Nur’u insanlığın modern dönemdeki en büyük kazanımı olarak görüyorlar ve bu kazanımı insanlığa ulaştırmak için ellerinden geleni yapmaya çabalıyorlar. İman risaleleri, insanlara ulaştığında, kişilerin imana dönüşten başka bir seçeneği olmadığına ilk Risale-i Nur talebeleri kesin olarak kanidirler. Risaleyi okuyup insanlığa ve imana dönmeyen kişiler hakkında bir Nur talebesi şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: “O mübarek eserlerinizi mütalâa eden eşhas, insan iseler ve insaniyetle alâkaları varsa imân eder. İnanmadıkları takdirde ya insaniyetten istifa etmeli veyahut "İnsan değiliz" demeli. Bu eserler başlı başına, ayrı ayrı birer fâtihtir. İnşaallah, her cihetle feth ederek fâtih olacaktır. Cenab-ı Mevlâ âhirette cümlemizi sevabına nâil eyleyip şefaatine mazhar buyursun. Âmin. Abdülcelil oğullarından Âdilcevazlı Emrullah oğlu Bekir.” Risale-i Nur, insanı fetih hareketidir. Kişi, imanla insanlığını idrak etmeli veya inkarla insanlığndan istifa etmelidir.

Risalelerdeki hakikatleri keşfettikçe hakikati keşfetmenin verdiği zevkin zamanda gelmiş, geçmiş ve şu an şeklindeki ayırımı kaldırdiğını Hulusi bey şöyle ifade etmektedir: “Mektubat'ın küçüklerinden on üçünü hâvi hususî mektuplar mecmuasını aldım. Bu vesileyle de mâziyi hal yerine koyarak, derin mânâlı, şirin sohbetinizi bir kere daha şevkle dinlemiş oldum. Zaten ben o vakitlerin mâzide kalmasına razı değilim; her vakit hal gibi mütalâa ediyorum. Mâzi, hal, müstakbel-bunlar da itibarî birer taksim değil mi? Ehl-i zevk için bu taksime ihtiyaç kalmıyor.” Risale-i Nur, kişinin kendisini, imanı ve zamanı bir bütün olarak zevkle yaşama imanı vermektedir. Risale-i Nur’un demagoji, boş, yorucu ve ağdalı bir metin olmaması, onun aydınlığın kendisi olmasından dolayı insanın ve zamanın bir bütün olarak tecrübe edilmesine imkan sağladığını Hulusi bey şu şekilde ifade etmektedir: “Evet, bazı ibareler belki edebiyat denilen şeye tam muvafık düşmüyormuş. Bunda da isabet var. Çünkü edebiyat satılmıyor, Kur'ân'dan nurlar gösteriliyor.”Risale-i Nur’un amacı edebi değeri yüksek bir metin olmak değildir. Onun gerçek gündemi iman hakikatlarini açıklayarak insanı aydınlatmaktır.

Risale-i Nur, iman etrafında bir insanlık oluşturmaktadır. İnsanlığın gerçek anlamda bir insanlık toplumuna dönüşmesi ancak iman ile mümkündür. İmanla insanlaşan insanlar, birbirlerine sahih anlamda insan olma konusunda sürekli olarak yardımlaşmaktadırlar. Nursi, Risale-i Nur’un inşa etmek istediği insanlara arası ilişkileri şu şekilde ifade etmektedir:“Şu Risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur'ân'ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur'ân'ın şakirtleri onda herbiri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor. Ve Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyânın hazine-i kudsiyesinin sandukçaları olan Risalelerin satıcı ve dellâllarına muhteşem ve müzeyyen bir dükkân ve bir menzildir. Herbiri aldığı kıymettar mücevheratı birbirine ve müşterilerine orada gösteriyor. Bârekâllah, sen de o menzili çok güzel süslendirmişsin.”Kişiler arası ilişkilerde herkes birbirine örnek olmaya çalışmalıdır. Her ilişki, insanların birbirinden insanlığı öğrendiği bir eğitim sürecinin parçasıdırlar.

İnsanın imanla insanlığını koruması ve geliştirmesi, Risale-i Nur’un temel amacıdır. İnsan ve hayat, Risale-i Nur’un merkezidir. İnsana ve hayata hizmet, Risale-i Nur perspektifi açısından en yüce değerdir. Nursi, hayatın yüceliğini şu şekilde ifade etmektedir: “Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettarı, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılâp etmesi için sa'y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindendir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek, ânî bir şimşeği sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.”Nursi’nin hayat doktrininde temel olan husus, uhrevi ve dünyevi hayatın bir bütün olarak görülmesidir. Uhrevi veya dünyevi hayatı bir diğerine tercih etmek veya üstün olarak algılamak yanlıştır. Dünyevi ve ebedi hayatın birlikte anlamlı ve değerli olduğu konusunda ortaya konan anlayış, insana ve hayata saygı göstermemiz konusunda köklü bir bilinç değişikliği gerçekleştirme ihtiyacını bize hatırlatmaktadır.

Hayata ve insana hizmet etmekte amaç Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah rızasına adanmış bir hayat anlamlıdır ve verimlidir. Hayat, her şeyin ölçüsü olduğu gibi, hayatında ölçüsü Allah rızası olmalıdır. Nursi, Allah merkezli insanı ve hayatı şu şekilde ifade etmektedir: “Rıza-yı İlâhî kâfidir. Eğer o yâr ise, herşey yârdır. Eğer o yâr değilse, bütün dünya alkışlasa beş para değmez. İnsanların takdiri, istihsanı, eğer böyle işte, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli iptal eder. Eğer müreccih ise, o ameldeki ihlâsı kırar. Eğer müşevvik ise saffetine izale eder. Eğer sırf alâmet-i makbuliyet olarak, istemeyerek, Cenab-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesîri namına kabul etmek güzeldir ki, ["Bana, arkamdan hayırla yâd edilmeyi nasip et." Şuarâ Sûresi: 26:84] buna işarettir.” Allah’ın rızası, insanın hayatını verimli kılan tek ab-ı hayattır. Allah, hayatın sahibi ve kaynağıdır. Allah’a yönelen bir hayat, gerçek anlamda hayat olarak nitelenmeyi hak etmektedir. Hayata kul olmak değil, hayatı Allah’a kul etmeyi bilmek lazımdır. Risale-i Nur, hayatı Allah’a kul etmenin rehberidir. Risale-i Nur, insanlığı hayata şu şekilde çağırmaktadır: "Ey nâs! Kim ki ebedî hayat ister, işte âb-ı hayat! Kim ki yolunu şaşırmış; işte vesile-i necat! Kim ki küfür ve inadından dönmez, onu bekliyor şedit azap ve ikab!” “Risaletü'n-Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör. Yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar."

 

popüler cevapdünya atlası