Risale-i Nur’dan eğitim okumalarının ikincisinden notlar:

Eklenme Tarihi: 23 Ekim 2017 | Güncelleme Tarihi: 23 Ekim 2017

Risale-i Nur’dan eğitim okumalarının ikincisinden notlar:

Afife ARTIK

Eğitimin konusu nedir? Sorusunun cevabı hiç şüphesiz eğitim ne için var ise, o olmalıdır. Yani eğitimin konusu eğitimin varlık sebebinin kendisidir. Ve eğitim haricindeki alanlar için de bu böyledir. Bir alanın varlık sebebi ne için ortaya çıktığı, hangi ihtiyaca cevap verdiği sorusunun cevabı o alanın konusunun ne olduğunun da cevabıdır.

Eğitim insanla dolaylı olarak değil, doğrudan ilgilenmektedir bu nedenle de insanı ilgilendiren her konu eğitimin konuları içindedir.

“Kat'iyyen bil ki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.” (20. Mektub)

Bir eğitimci gözlüğü ile bu cümleye baktığımızda eğitimin hedefinin iman-ı billah olduğunu söyleyebiliriz.

Eğitim bize “Neden varım?” “Vazifem nedir?” sorularının cevabını vermelidir.

İman-ı billah; Allah’a güvenli bağlanmaktır diyebiliriz. Psikolojide tarif edilen “güvenli bağlanma”nın Allah’a karşı tahakkuku, Allah’a iman etmenin neticesidir.

“Çünki Fâtır-ı Hakîm, kemal-i kudret ve hikmetini göstermek için, az bir şeyden çok mahsulât aldırır ve bir sahifede çok kitabları yazdırır ve birşey ile çok vazifeleri yaptırdığı gibi, beşer nev'i ile de binler nev'in vazifelerini gördürür.

“İşte o sırr-ı azîmdendir ki: Cenab-ı Hak, insan nev'ini binler nevileri sünbül verecek ve hayvanatın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır. Sair hayvanat gibi kuvalarına, latifelerine, duygularına hadd konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidad verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kâinatın neticesi ve zîhayatın sultanı hükmüne geçmiştir. İşte nev'-i insanın tenevvüünün en mühim mayesi ve zenbereği; müsabaka ile, hakikî imanlı fazilettir.” (Risale-i Nur - Lem'alar, s. 171)

Bu cümlede eğitimle ilgili pek çok husus var. İnsan pek çok nevilerin vazifelerini bir tek fert olarak yaptığından anlıyoruz ki, inkişafa müstaid pek çok istidatları var ve bunların inkişafı eğitimi gerekli kılar. Yine kuvvalarına had konulmamış olması, sınırlarını bilmek için de bir eğitime muhtaç olduğunu gösterir ve nihayet müsabaka da eğitimli olmayı iktiza eder. Eğitimle ilgili daha pek çok kritere bu cümleden ulaşmamız mümkündür.

İnsanın ulvî mahiyet ve kıymeti anlaşıldıktan sonra bunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki; insan kendinden menkul her hangi bir ideoloji için kullanılacak bir nesne değildir ve olamaz. Mesela anayasa ile bir ideolojiyi merkeze koyarak o ideolojiye göre insanları şekillendirilecek nesneler gibi göremezsiniz. Bu insanın mahiyetine ve kıymetine bir hakarettir. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği istidatları inkişaf ettirecek şekilde çalışmakla hem kendisi rahat eder ve huzurlu olur, çünkü yaradılış gayesi böylelikle tahakkuk eder, hem de bulunduğu topluma ve insanlığa faydalı olur. Yoksa bir ideolojinin kabul görmesi uğrunda çabalamak, hele ki tepeden dayatılan bir sistemle bunu yapmak insani bir gelişim sebebi değildir. Ne fertler, ne de toplum için olamaz.

İmanın insanda yaptığı fevkalade değişimi anlamak için Asr-ı Saadete gitmeli ve o muhteşem icraata temaşacı olmalıyız. Değişim, dönüşüm ve insanî kemâlat ne imiş anlamalıyız.

"Sizi taife taife, millet millet, kabîle kabîle yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabîle kabîle yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir!" Şu âyet-i kerimenin işaret ettiği "tearüf ve teavün düsturu"nun beyanı için deriz ki: Nasılki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir. Tâ ki; her neferin muhtelif ve müteaddid münasebatı ve o münasebata göre vazifeleri tanınsın, bilinsin.. tâ, o ordunun efradları, düstur-u teavün altında, hakikî bir vazife-i umumiye görsün ve hayat-ı içtimaiyeleri, a'danın hücumundan masun kalsın. Yoksa tefrik ve inkısam; bir bölük bir bölüğe karşı rekabet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhasamet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir.” (Risale-i Nur, Mektubat, s. 321-322)

Bu parça çok kültürlü eğitime işaret etmektedir. Bir araya gelmek ve tanışmak, bilişmek ve yardımlaşmak ile umuma taalluk eden vazifeler deruhte edilebilir. Farklılıklar kavga değil, paylaşım ve alış-veriş sebebidir.

Gelişimin, inkişafın en önemli şartlarından birisi güvenliktir. İnsan ancak kendini güvende hissederse gelişime, öğrenmeye açık olabilir. Güven ortamının tesisi eğitimin inkişafa hizmet etmesi için olmazsa olmaz şartlardandır.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası