Risale-i Nur'da Matematiksel İsbat Metodu

Eklenme Tarihi: 15 Haziran 2014 | Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2017

 

Hasan KİRAZ’ın 15 Vazife İçin Muhakeme ve İsbat Çalıştayı tebliğidir

Matematik, sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adıdır. Mantık üzerine kurulu olmasından dolayı herhangi bir olay üzerindeki bütün sebepleri ve buna dayalı sonuçları hesaplayabilme yetisine sahiptir. Matematik menşeli olan matematiksel düşünce ise olayların doğru anlatılması, algılanması ve yorumlanmasını sağlayan sistematik düşünce yapısıdır. Matematiksel düşünce günlük olaylara sistematik, doğru ve çabuk yaklaşımla bakabilmeyi sağlar. Yazının başındaki tanımda matematiğin sayı ve ölçü temeline dayandığını söyledim. Buradaki ölçü anlamı nereden gelir? Herhangi bir mümkün varlıkta ölçü olabilmesi için o varlığın alakadar olduğu diğer tüm varlıklarla olan ilişki seviyesinin hesaplanabilmesi icap eder. Bu ise mümkinat çerçevesi içindeki varlıkların kudretine nazaran imkansızdır. Onun için bu ölçünün yaratılıştan gelmesi lazım gelir. Dolayısıyla matematik yaratılış temellidir ve ancak matematiksel düşünce melekesine sahip olan insan yaratılıştaki hikmet ve gayeleri hakkıyla kavrayıp fehmedebilir. Bu özelliğiyle matematiksel düşünce sadece bir alettir. Yaratılıştaki ahenk ve düzen çekildiğinde matematiksel düşünce de kalmaz.

Ölçü temelli olması hasebiyle matematiksel düşünce, kainattaki sistematik ilişkilere göre hareket etmek olan fıtri hareketin elzem bir aracıdır. Bu zaviyeden bakınca aslında Allah (C.C.) biz kullarından bir ölçüde matematiksel düşünce bekliyor diyebiliriz. Matematiksel düşünce sebeplerle sonuçlar arasında köprü görmesi nedeniyle ise, yüce Kur’an’ın malı olan Risale-i Nur’un müellifi Bediüzzaman tarafından sıklıkla kullanılmıştır. Çünkü pozitivist asrın müellifi olan Bediüzzaman’a göre matematiksel düşüncenin aleti olan ispat tekniklerini kullanarak, kainattaki ahenk ve ölçüyü müsbet bir çerçevede tek yaratıcı olan yüce Allah’ın varlığına ve birliğine delil olarak göstermek belki de başvurulacak birinci metottur. Çünkü görüyoruz ki ispatı olmayan bir varlığın, olgunun veya düşüncenin kabul edilip rağbet görmesinin neredeyse imkansız olduğu bir devirdeyiz. Bundan belki 500 sene önce yazılan tefsir eserlerin ekseri muhataplarının ekseriyet kesbeden soruları “ Acaba yüce Allah’ın rızasını daha çok kazanabilmek ve rahmetine daha fazla mazhar olabilmek için hangi yolu izlemeliyim? ” veya “Cennetin dördüncü katına girebilmek için neler yapmalıyım?” iken, pozitivist asrın tefsir eseri olan Risale-i Nur’un muhataplarının soruları arasında maalesef “-Tövbe haşa ve kella!- Acaba Allah var mıdır?, Cennetin varlığı nasıl ispatlanabilir ki?” gibi aklı meşgul eden soruların olması, bu asrın tefsirinin ispat tekniğine azami önem vermesini icap ettirir. Bediüzzaman Hazretleri tefsir eseri Risale-i Nur’larda matematiksel ispat tekniklerini hakkıyla kullanarak, hakikatlerin sadece akılda kalmayıp; kalp, ruh, nefs ve daha birçok şube tarafından sindirilmesine vesile olmuştur. Şimdi bu teknikleri sırasıyla tanımlayıp anlamaya çalışalım:

 

  1. Doğrudan İspat Yöntemi

Verilen bir önermede, hipotezin doğru olduğu kabul edilerek, hükmün de doğru olduğu gösterilirse, bu ispat yöntemine, doğrudan ispat yöntemi denir. En temel ve basit ispat şeklidir. Doğru olduğu gösterilmek istenen ifade, direkt olarak, doğruluğu kanıtlanmış başka ifadelerle veya aksiyomlarla türetilir. O halde p=>q koşullu önermede, p’nin doğru olduğu kabul edilerek q’nun doğru olduğu gösterilir.

 

2. Ters Durum İspat Yöntemi

Bu ispat yöntemi genellikle p ise q'yu göstermek yerine, q değil ise p'nin de olamayacağının gösterilmesiyle yapılır. Yani bu ifadeyi sözle açıklamak istersek, kabullerimizden hareketle sonucumuza ulaşmak yerine, sonucumuzun tersini kabul ederek baştaki kabulümüzün tersine ulaşma yöntemidir.

 

  1. Olmayana Ergi Yöntemi

Bir koşullu önermede, (p=>q)(p´=>q´)denkliği sağlanır. Burada p ise q denkliği yerine,

p’ ise q’ ispatlanırsa ispat eşdeğer bir şekilde tamamlanmış olur. Bu yönteme olmayana ergi ile

ispatlama yöntemi denir.

 

4. Aksine Örnek Verme Yöntemi

Verilen bir önermenin doğru olduğu ispatlanamıyorsa, aksine örnek verilerek veya çelişki olduğu gösterilerek yanlış olduğu ispatlanır. Bu yöntem genellikle p=>q şeklindeki bir önermenin yanlış olduğunu göstermek için kullanılır. O halde verilen önermenin doğru olmadığını gösteren en az bir değer varsa, bu önermenin yanlış olduğu ispatlanmış olur

 

5. Tümevarım Yöntemi

Tümevarım yöntemi, özel kurallardan hareket ederek genel kurallara ulaşma yöntemidir. O halde, bu yöntemle yapılan ispat, parçalardan giderek bütünün doğruluğunu bulmaktır.

 

6. Tümdengelim Yöntemi

Tümdengelim genel kurallardan özel kurallara ulaşma yöntemidir. O halde bütünün doğruluğundan hareketle özelin doğruluğuna ulaşmak bu yöntemin amacıdır.

 

Sınamak ve sorgulamak her düşünen Müslüman’ın başvuru aleti olmalıdır. Zira Bediüzzaman hazretleri Münazarat eserinde, söylenenlerin söyleyenlere mahkum edilerek, söyleyenlere beslenen hüsn-ü zannın söylenenlerin mahiyeti ve anlamına sed çekmemesi gerektiğini beyan etmiştir. Buradan hareketle hüsn-ü zannın insanın muhakeme yeteneğine engel teşkil edecek seviyeye çıkmaması ve insanları, insanlardan oluşan toplulukları ateşe atmaması için muhakeme yetisinin temel aracı olan matematiksel ispat yöntemlerinin hayata yedirilmesi zaruridir. O halde şimdi bu yöntemlere kısaca örnekler vererek tutarlılıklarını sınayalım:

 

1. Doğrudan İspat Yöntemine Örnek

*Her insan ölümlüdür.

*X bir insandır.

**O halde, X ölümlüdür.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta önermelerimizin her ikisinin de doğru olmasıdır. Mesela şu örneğe bakalım:

*Her hayvan iki ayaklıdır.

*Fil bir hayvandır.

**O halde, fil iki ayaklıdır.

Bu sonuç ispat tekniği açısından tutarlı olmasına rağmen doğru bir sonuç değildir. Çünkü birinci önerme yanlıştır. Buradan hareketle, mantıksal ispat yöntemlerinin sadece doğru olan önermelerle doğru sonuç vereceğini görmemiz gerekir. Yani bu yöntemler yerinde kullanılması gereken aletler hükmündedir.

 

2. Ters Durum İspat Yöntemine Örnek

* Eğer bana değer veriyorsan , bu dediklerimi dikkate al.

** Bu dediklerimi dikkate almıyorsan bana değer vermiyorsun demektir.

3. Olmayana Ergi Yöntemine Örnek

* Eğer bu arsanın mali bir değeri varsa, bir gün mutlaka satılacaktır.

**Eğer bu arsanın mali bir değeri yoksa, hiçbir zaman satılamayacaktır.

 

4.Aksine Örnek Verme Yöntemine Örnek

* Bu devirde insanın akıl, kalp, ruh, nefs dörtlüsünü aynı anda hissedar edecek bir eser yoktur.

** Böyle bir eser vardır. Adı Risale-i Nur'dur.

 

5.Tümevarım Yöntemine Örnek

* Ahmet düşünebilen ziruh bir canlıdır.

* Düşünebilen tek ziruh canlı insandır.

** O halde Ahmet bir insandır.

 

6.Tümdengelim yöntemine örnek

*Bütün hayvanlar hayata mazhardır.

* Kedi bir hayvandır.

** O halde kedi hayata mazhardır.

 

Bediüzzaman Risale-i Nur’larda bu ispat tekniklerini ekseriyetle kullanmıştır. Bilhassa olmayana ergi yöntemi ve tümevarım, tümdengelim ispatlarını güzel bir ahenk içinde kullanıp aklı iknaya mecbur etmiştir. Ekseriyetle direkt ispatının yapılması için kainat kadar bir akıl ve yine kainat kadar bir göz bulunması lazım gelen ‘Herşeyi yaratan Allah’tır.’ doğru önermesini ispatlarken, olmayana ergi yöntemi ile diğer olasılıkların imkansızlığını gösterip ihtimal gibi gözüken kalan tek önermenin aslında hakikat olduğunu ispatlamıştır. Yine umuma bakıp geçmiş ve geleceği de ilgilendiren iman ile ilgili konuların yokluğunun ispatını yapmanın imkansız olduğunu çok güzel bir şekilde aksine örnek verme yöntemiyle ispatlamıştır. İmani bir hakikatın yokluğunu iddia eden bir zatın bu yokluğu ispatlamak için bütün geçmiş ve gelecekte dolaşmasının, şimdinin altından girip üstünden çıkarak her ihtimali didik didik etmesinin gerektiğini söyleyen Bediüzzaman, varlığının ispatı için de bir kişinin göstermesinin yeterli olduğunu söylemiş ve bu kişilerin bir değil binler, belki milyonlar olduğunu da göstererek varlık argümanının katiyetini bedihi bir şekilde ispatlamıştır. Tümdengelim yöntemini kullanarak Allah (C.C.)‘ın güzel isimlerinin gereği olarak yaratılanların da ya direkt ya da neticeleri itibariyle güzel olacağını söylemiş, tümevarım yöntemini kullanarak yaratılanlardaki düzen ve ahengin Yaratıcı’daki güzel isimleri işaret etmesiyle akla kapı açtığını çok açık bir şekilde kuvvetli ispata tatbik etmiştir. Genellikle insanla ilgili meselelerde insanda bulunan özelliklerin direkt işaret ettiği hakikatları göstererek doğrudan ispat yöntemine başvurmuştur. Burada birkaç örnek üzerinden ispat yöntemlerinin nasıl kullanıldığını tatbik etmek istiyorum:

 

“ Evet, madem mevcudat var ve inkar edilmez. Hem, her mevcut sanatlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem, madem kadim değil yeniden oluyor. Herhalde ey mülhid! Bu mevcudu, mesela bu hayvanı, ya diyeceksin ki, esbab-ı alem onu icad ediyor; yani, esbabın içtimaında o mevcut buluyor.. veyahut, o kendi kendine teşekkül ediyor.. veyahut, tabiat muktezası olarak, tabiatın te’siriyle vücuda geliyor.. veyahut, bir Kadir-i Zülcelalin kudretiyle icad edilir…..”

Bu paragrafta doğrudan ispat yöntemi kullanılarak (p ise q) sebeplerin iktiza ettiği bütün sonuçlar sıralanmıştır. Tabiat risalesinden alınan bu paragrafta doğru olmaya aday dört sonuç önermesinin birbiriyle tezat teşkil ettikleri için hepsinin birden aynı anda doğru olmayacağı açıktır. Onun için doğru önermenin bir tane olması icap eder. Buradan sonra olmayana ergi yöntemi ile (yani p ise yerine p değilse) “bir Kadir-i Zülcelalin kudretiyle icad edilir.” doğru önermesi p ise değeri olarak alınıp, p değilse değeri olan diğer üç ihtimal geçici olarak doğru kabul edilmiştir. Bu ihtimaller sırasıyla doğru kabul edildiklerinde sonuca çıkardıkları çelişkili durumlarla birer birer elenmişler ve sonuçta geriye başlangıçtaki önerme olan “bir Kadir-i Zülcelalin kudretiyle icad edilir.”önermesi kalmıştır. Sonuç olarak bu önermenin doğruluğu dolaylı yoldan( olmayana ergi yöntemi ile) ispat edilmiştir. Risalelerde daha bunlar gibi birçok ispat yöntemi tatbik edilip gözlenebilir.

 

ONUNCU SÖZ ( ÜÇÜNCÜ HAKİKAT)

“Hiç mümkün müdür ki: Zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam, adalet ve mizanla Rububiyyetin saltanatını gösteren Zat-ı Zülcelal, Rububiyyetin cenah-ı himayesine iltica eden ve hikmet ve adalete iman ve ubudiyetle tevfık-i hareket eden mü’minleri taltif etmesin? Ve o hikmet ve adalete küfür ve tuğyan ile isyan eden edepsizleri te’dip etmesin? Halbuki, bu muvakkat dünyada o hikmet, o adalete layık binden biri, insanda icra edilmiyor, te’hir ediliyor. Ehl-i dalaletin çoğu ceza almadan; ehl-i hidayetin de çoğu mükafat görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir Mahkeme-i Kübraya, bir saadet-i uzmaya bırakılıyor.”

Bu paragraftaki p önermesi “Zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam, adalet ve mizanla Rububiyyetin saltanatını gösteren Zat-ı Zülcelal” önermesidir. Ve q önermesi “Rububiyyetin cenah-ı himayesine iltica eden ve hikmet ve adalete iman ve ubudiyetle tevfık-i hareket eden mü’minleri taltif etmek ve o hikmet ve adalete küfür ve tuğyan ile isyan eden edepsizleri te’dip etmek” önermesidir. Burada p’ nin doğruluğu sonucu q’ nun da doğru olacağı direkt bir şekilde görünüyor. Bediüzzaman’ın bu önermeleri kullanarak matematiksel düşünceyi hayata tatbik ederek yaşanır ve uygulanır hale getirmesi aslında bu önermelere ek olarak günlük yaşamdaki insan portreleri ile p önermesi arasındaki zıtlıkları akla havale ederek iki ihtimali insan zihninde çarpıştırmasıdır. Bunlar (1) p önermesinin yanlışlığı (2) aklı ikna eden başka bir sonuç. P önermesinin yanlışlığının olanaksızlığı tabiat risalesinde çok tatmin edici bir şekilde ispatlandığı için, zihinde çarpışan bu iki ihtimalden ‘aklı ikna eden ve mevcut durumun eksikliklerini tamamlayan yeni bir sonuç ‘ ihtimali galip çıkıyor. Yani tümdengelim yönteminin uygulanması sonucu doğru kabul edilen Allah’ın isimleri, sıfatları ve icraatlarındaki tutarlılık ve mükemmellik Batılı anlayışın aciz kalıp a priori, yani ispatın yapılabilmesi için doğru kabul edilen aksiyom, kabulünün dışına çıkarılıp, ispatın ve matematiksel sorgulamanın mihengine vuruluyor ve bu sorgudan galip çıkıp çağdaş ispatlama yönteminin üzerine çıkan bir anlayışı insanlığın hizmetine sunuyor. Bu durumda Üstad, İbn-i Sina gibi dahi İslam filozoflarının neden o dahilik derecesinde acaba “akıl bu yolda gidemez.” deyip boğulduklarının, aslında a priori kabul edilen yüce Allah’ın sıfat, isim ve icraatlarını ispat mihengine vurmakta duydukları korku ve yetersizlik olduğunu bizlere açık bir şekilde gösteriyor.

 

“Risale-i Nur’ları okuyanların zekası gelişir.” önermesi doğru mudur? Nasıl ispatlanır?

Madem merhameti ve hikmeti zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi kuşatan bir Hakim-i Zülcelal var, madem merhametinin cilvesini göstermek için akıllardaki meşgul edici soruları en ince ayrıntısına kadar cevaplayan asrın kitabını murad edip yazdırmış. Madem müellifini Rahim ve Hakim ismine mazhar etmiş. Hem müellifine kendi ağzından defalarca aracı olduğunu söyletmiş. O zaman o Rahimiyet ve Hakimiyet direkt olarak Risale-i Nurlar’a aittir. O kitapla muhatap olan her insan istidatı derecesinde müellifin mazhar olduğu isimlere bir derece mazhar olacaklardır ve okudukça hem zekaları gelişecek hem de merhametleri artacaktır.

 

popüler cevapdünya atlası