Risale-i Nurda İzah Çalışmaları-Skolastik Yaklaşımı Aşmak

Eklenme Tarihi: 06 Haziran 2014 | Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2017

 

Mustafa AKCA’nın Cuma semineri metnidir

 

1.1 Kavram olarak Skolastik

“Okulda öğretilen” manasına gelen bu kelime; ‘doğrunun zaten mevcut olduğu’ ve tekrar üretilmesine ve sorgulanmasına gerek olmadığı düşüncesine dayanan bir yaklaşımı ifade eder.

Ortaçağ Felsefesi denilince genel itibariyle Skolastik Felsefe akla gelir.

Skolastik Felsefe’nin en özlü yaklaşımı Aziz Augustinus'un "Anlamak için inanıyorum" sözü ile ifade edilir.

İnanç ve bilgiyi Kiliseyle, özellikle Aristoteles'in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışmak üzerine kurulu biçimci ve gelenekçi eğitim.

Aklî düşüncenin mutlak hâkimiyeti zamanında her türlü tenkid duygusunun yokluğu şeklinde ifade edilen Ortaçağ medreselerinde var olan düşünce tarzıdır.


1.2 Tarihte Skolastik

Bir okul felsefesi olarak skolastik, ilk olarak Teoloji öğretmenleri tarafından, hem sistematikleştirilmiş teolojinin öğretilmesini, hem de antikçağ okullarında öğretilen Yedi Özgür Sanat'ın (Septem artes liberales) öğretilmesini ifade eder.

Yedi Özgür Sanat:

İlk olarak Trivium denilen Üçlü Grup’tan yani;
Gramer, Mantık, Retorik.

İkinci olarak da Quadrium denilen Dörtlü Grup’tan
Aritmetik, Geometri, Müzik ve Gökbilim'den meydana gelmektedir

Skolastik Felsefenin dönemleri olarak
Erken Dönem Skolastik (800-1200'lü yıllar)
Yükseliş Döneminde Skolastik (1200-1300'lü yıllar)
Geç Dönem Skolastik (1300-1500'lü yıllar)

Skolastik felsefe yeni bir şeyler bulmak ya da düşünceler üretmek arayışında değildir; aksine zaten mevcut olanlar içerisinde uygun olanları temellendirmek ve uygun olmayanları çürütmek çabasında olmuştur. Bu çabasında Aristotales'ten ve Euklid geometrisinden ilham almıştır.

Hıristiyan düşünce tarihinde örneği çok görülen ve Hıristiyan dogmalarının Akıl karşısında savunulmasını konu edinen "Apologia" (Müdafaanâme) türünden eserlerin doğması skolastik anlayışın kodlarını verir. Ortaçağ Hıristiyanlık tarihi, aynı zamanda dogmaların (akılla sorgulanamaz kabul edilen dinî nassların) yaratmış olduğu sıkıntıların, akıl ile îman esaslarını imtizâc etmeye ve/veya aklı reddetmeye çalışmanın, akla karşı verilen mücadelelerin tarihi olarak da okunmalıdır.

Kilise doktrininin dogmatizm ilkesine göre, Hakîkat 'verilmiş' (hasbî) bir şeydir; kezâ, Hakîkat, yanılmaz otoriteleri tâkip ederek, "skola"larda, üstadların ve "babaların" eserlerine bağlı kalarak elde edinilebilir; bunlar da konunun otoriteryenizm ve skolastisizm ilkeleri ve bunlara dayanan kitâbîlik ve tâkimiyecilik metodlarıdır.

Ortaçağ'da Düşünce'nin objesi bu-dünya değil öte-dünya, fizik-dünya değil metafizik-dünya'dır. Dünya, İlk Günah yüzünden Âdem evlâtlarının sürgüne gönderilmiş olduğu, makbuh ve mel'un, aşağı türden bir yer, Şeytan'ın hükümranlık alanıdır (Civitate Diabolis; Şeytan Devleti).

Batı Ortaçağı'nın sonlarına doğru ortaya çıkan ve Ortaçağ'ın sonunun başlangıcının hem hazırlayıcısı ve hem de habercisi sayılabilecek olan Rönesans ve akabinde Din (Kilise) ile Akıl arasındaki uyumsuzluk ve uygunsuzluklar, ilk defa çok ciddî olarak Copernicus tarafından "göklerde yapılan inkılap" ile sarsıldı. Akıl ile Îmân arasındaki münâsebetleri çözülemez bir kördüğüme, "Akıl ile Îmân arasındaki problem"e dönüştüren Kilise'nin katı dogmatizmi, tecrübî bilimde en radikal bir şekilde Galilei tarafından sarsıldı, Newton ile zirveye ulaştı; felsefî olarak Bacon ve Descartes ile en yetkin şekline vardı; Aydınlanma gelişti, bilhassa Fransız Aydınlanması ile entellektüel-politik bir zemîne çekildi ve en radikal politik sonuçlarına vâsıl oldu.

Batı literatüründe, hassaten Aydınlanma'nın en radikal sonuçlarına ulaşmış olduğu Fransa'da "Hür Düşünce" (Libre Pensée) teriminin aynı zamanda "Dine Karşı Düşünce" anlamına gelmesinin sebebini de bunda aramak gerektir: Hür düşünce, ancak, Din (Kilise) dışında ve O'na karşı verilen mücâdele ile te'mîn edilebilmiştir. "Fédération Nationale de la Libre Pensée" isimli bir Fransız sitesindeki "What is Free Thought?" (Hür Düşünce Nedir?) başlıklı kısa bir yazıda, Eski Yunan'dan Ortaçağlara, Rönesans'tan Aydınlanma'ya, Amerikan ve Fransız İhtilâlleri'ne varıncaya dek, Hür Düşünce'nin, vahy ile verilen doğruları, dogmaları, obskürantizmi ve zulüm ve baskıları reddeden bütün yurttaşların ortak işi olduğu belirtilmektedir.

İmdi, hâlis bir din Akıl ile kurulmaz; Vahy ile kurulur. Yâni hakikî ve kâmil bir din bir "akıl dini" değil, bir "vahy dini"dir; fakat Akıl'a muhâlif de değildir. Vahy 'aklî' (rational) değil 'lâ-aklî'(irrational)'dir; ancak 'gayri aklî' (anti-rational), yâni, 'akıla muhâlif' de değildir; olamaz, olmamalıdır. Hâlbuki Teslis (Trinity, Trinité, Üçleme) Akıl ile gayri kaabil-i te'lif bir uzlaşmazlık içerisindedir. Hıristiyanlığa pagan dinlerden bulaşmış olduğu âşikâr olan bu en büyük temel sıkıntı kaynağı, Akıl ile Îmân'ı tam mânâsıyla karşı-karşıya koyan Tertullianus (160-220) tarafından Îmân'ın Akıl'a muhâlif olduğu için kabûl edilmesi gerektiği şeklinde bir formüle dönüştürülmüştür; O'nun "akla aykırı olduğu için inanıyorum" şeklinde formüle ettiği bu katı dogma, Eski Yunan felsefesi ile uzlaşmaya çalışan Clemens (150-216) tarafından, "anlamak için inanıyorum" şekline tahvîl edilmiş ve Dogma'nın Akıl'a uygunluğu fetvâsı verilmiştir.

1.3 Risale-i Nur’da Skolastik anlayış eleştirileri

Bediüzzaman’ın Eşref Edip’le yaptığı bir konuşmada söylediği “Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hatta bu hususta da bazı eserler telif eyledim. Fakat ben öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem.” sözleri, Tarihçe-i Hayat adlı eserde yer almaktadır.

“…şeriat-ı garrânın galebe-i mutlak ve istilâ-i tâmmına sed ve mâni olan sekiz emir, üç hakikatle zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar. O mâniler ise, ecnebilerde taklit ve cehalet ve taassup ve kıssîslerin riyaseti” Kilise dogmatizmi ve dogmatizmi yaygınlaştıran skolastik eğitim tarzı (Muhakemat – Mukaddime).

“Eğer sual edersen: Senin bu telâşın ve ulûm-u mütearife hükmüne geçen şeylere burhan getirmeye ne lüzum vardır? Zira telâhuk-u efkâr ve tecârübün keşfiyatıyla meydan-ı bedahete gelen mesaile burhan getirmek, malûmu ilâm demektir.

Cevaben derim: Maatteessüf, benimle şu zamanın kıt’asında iştirak eden cümlesi, eğer çendan sureten on üçüncü asrın evlâdıdırlar, fakat fikir ve terakki cihetiyle kurun-u vustânın yadigârlarıdırlar. Güya muasırlarımız üçüncü asrın nihayetinden on üçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmûzeci veyahut melez bir kavimdirler. Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır.” (Muhakemat Mukaddime)

Risale-i Nur, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin nuranî meşrebini ve Sahabe-i Kirâmın âlî seciyesini beyan eden bir nur ve feyiz hazinesidir. İşte bu mezkûr vaziyet, bugünkü dünyaya tap taze, nuranî bir hayat ve yepyeni bir veçhe vererek şu hakikati gösteriyor ki: Çoktandır birbirine muarız zannedilen ehl-i mekteple ehl-i medreseyi ve ehl-i tekkeyi, Risale-i Nur tevhid ve telif ediyor. Hem de, muaraza halinde olan şarkla garbı barıştırıyor.

Tarihçeyi Hayat – Konuşan Yalnız Hakikattir.

2.1 Neden izah?

Cemil Meriç Bediüzzaman’la ilgili sözlerinde izaha olan ihtiyacın bir yönüne işaret ediyor: "Üstâd şimşek pırıltıları ile aydınlanan bu karanlık bölgelerde büyük bir güvenle dolaşıyor. Üslûb kesîf ve izahlar inandırıcı. Asırları kucaklayan bir tefekkürün çağdaş idrâke seslenişi, yaralanan bir idrâke, yabancılaşmış bir idrâke. İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirleri ne kadar anlayabiliyoruz? Heyhat; ne meselenin kendisine âşinâyız, ne mefhumlara."

2.2 İzahtan ne anlıyoruz

Risale-i Nur’un izahı meselesinden iki şey anlaşılması lazımdır:

1- Bizzat Risale-i Nur’un metinlerinin izah edilmesi. Buna Risale metinlerinin çözümlenmesi de denilebilir.

2- Risale-i Nur’un meselelerinin tüm dünyaya tanıtılması, beşer tabakalarına ve ilim dünyasına takdiminin yapılması.

Bu bakımdan Risale-i Nur’un izahıyla ilgili olarak özellikle

*1. tür izahın çoğunlukla Risale-i Nur’un yine kendisine atıfla izah edilmesi ekseninde yapılabilecek didaktik/öğretici bir izah çalışması olduğu;

*2. Tür izahın ise iman-hayat-şeriat meselesine baktığı cihetle, özellikle konusunda yetkin Risale-i Nur hadimlerinin Sanat, Felsefe, Siyaset, Yönetim, İlahiyat, Fen ve Teknoloji gibi alanlarda yapacağı, Risale-i Nur perspektifinin atıf, öneri, karşılaştırma, çözümleme, eleştiri vesaire tarzında disiplinler düzeyinde ortaya konulması ile gerçekleştirilebilecek normatif/prensip üreten izah çalışması olduğu

söylenebilir.

2.3 İzah kavramı perspektifinde Risale-i Nur’la ilgili 15 Vazife’nin aşamaları

Risale-i Nurla ilgili olarak tüm vazifelerin ifa edilmesinde genel olarak aşağıda sayılan aşamalardan geçmek durumundayız:

 

Toplumun ve Cemaatin Risale-i Nurla olan ilişkisi

Dönemin özellikleri

Dönemin, Hristiyan Âleminin geçirdiği dönemler ile olan ilişkisi

Mehdiyyetin vazifeleriyle olan ilişki

1. Aşama

Hiç yorumsuz, neredeyse izahsız okuma

Risale-i Nurların toplumla tanışması ve neşir faaliyetleri

Patristik Dönem

İman

 

Pasif Dönem

2. Aşama

Tetkiki okuma,

Risale-i Nur-u, ona atıfta bulunarak, kendisiyle izah ederek, zaman zaman izahlara girişerek okuma –

Erken Skolastik Dönem

İman

 

Pasif Dönem

3. Aşama

Bilim odaklı okuma

Risale-i Nurları çağdaş bilimlerin paradigmaları kullanılarak okuma

Geç Skolastik Dönem

İman ve Hayat

 

Pasif Dönem

4. Aşama

Eleştirel okuma

Risale-i Nurlar üzerine akademik düzeyde çalışmaların yapılması (Diyanet ve Siyaset âlemiyle ve dindar İsevi Cemaatinin fertleriyle tanışma; ehl-i mektep, ehl-i medrese ve ehl-i tekkenin buluşma sürecinin başlaması)

Modern Dönem

İman ve Hayat

 

Erken aktif dönem

 

 

5. Aşama

Entelektüel okuma

Küresel düzlemde Risale-i Nur Ekolünün anlatılması – Bilim, Felsefe ve Sanat ekolleri ile münazara dönemi

Modern ve Postmodern dönem

İman, Hayat, Erken dönem Şeriat

 

Aktif dönem

6. Aşama

Paradigmik dönem

İslam Hakikatlerinin büyük coğrafyalarda ve insan kitlelerinde kabul görmesi; kural ve ilkelerinin pratikte uygulanması

Fütürist Dönem

İman, Hayat, Şeriat

 

Aktif dönem

 

 

popüler cevapdünya atlası