Risale-i Nur’da İnsan semineri

Eklenme Tarihi: 13 Aralık 2013 | Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2016

 

Risale Akademi Cuma Seminerleri’nin bu haftaki konuğuEğitimci Mehmet Evren’di. Evren “Risale-i Nur’da İnsan” konulu seminerinde Risale-i Nur’da geçen insan tanımlarını ortaya koyarak insan kavramını anlattı. İnsan kavramı etrafında insanın mahiyetine de değinen Evren Risale-i Nur’un merkezinde insanın yer aldığına vurgu yaptı. Eğitimci Mehmet Evren’in seminerinden kısa notlar…

 

 Risale-i Nurda İNSAN

 Dünyanın İlk Yaratılışı

 Evet, arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki, mâyi haline gelen bir madde-i seyyâleden taş, ve taştan toprak halk edilmiş. Mâyi kalsaydı, kabil-i süknâ olmazdı. O mâyi taş olduktan sonra demir gibi sert olsaydı, kabil-i istifade olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hâcetlerini gören bir Sâni-i Hakîmin hikmetidir.

 Sonra, tabaka-i türâbiye, dağlar direği üzerine atılmış, tâ içindeki dahilî inkılâplardan gelen zelzeleler, dağlarla teneffüs edip, zemini hareketinden ve vazifesinden şaşırtmasın. Hem denizin istilâsından toprağı kurtarsın. Hem zîhayatların levâzımât-ı hayatiyesine birer hazine olsun. Hem havayı tarasın, gazât-ı muzırradan tasfiye etsin, tâ teneffüse kabil olsun. Hem suları biriktirip iddihar etsin. Hem zîhayata lâzım olan sair madenlere menşe ve medar olsun. (33.Söz 22. Pencere)

 İnsanın Tarifi

 “İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gayet câmi' bir istidad verildiği için; esfel-i safilînden tâ a'lâ-yı illiyyîne, ferşten tâ arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makamata, meratibe, derecata, derekata (En aşağı mertebelere) girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış, nihayetsiz sukut ve suuda giden iki yol onun önünde açılmış bir mu'cize-i kudret ve netice-i hilkat ve acube-i san'at olarak şu dünyaya gönderilmiş Yüce Allah’ın harika bir sanatıdır.” (Sözler 23. Söz, İkinci Mebhas)

 İnsan: “Şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi...

 Kâinat Kuran’ının ayet-i kübrası ve ism-i azamı taşıyan ayet-el kürsisi...

 Kâinat sarayının en mükerrem misafiri ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa memur ve yüzer fenler ve binler sanatlarla techiz edilmiş en gürültülü ve mesuliyetli nazırı...

 Kâinat sultanının ism-i azamına mazhar ve bütün esmasına en cami bir ayinesi...

 Semavat ve arzın çekindikleri emanet-i kübrayı omzuna alan ve önünde iki acip yol açılan, bir yolda zihayatın en bedbahtı, diğerinde en bahtiyarı çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i külli...” (Meyvenin 7. Meselesi)

 İnsanın Mahiyeti

 İnsanda iki cihet var: Maddi- Manevi

 “Birisi, icad ve vücut ve hayır ve müsbet ve fiil cihetidir. Birinci cihet itibarıyla arıdan, serçeden aşağı, sinekten, örümcekten daha zayıfsın.” “İnsan Acz, zaaf, kusur ve nakstan mürekkeb bir varlıktır.”

 “Diğeri, tahrip, adem, şer, nefiy, infial cihetidir. İkinci cihet itibarıyla dağ, yer, göklerden geçersin.

 Onların çekindiği ve izhar-ı acz ettikleri bir yükü kaldırırsın. Onlardan daha geniş, daha büyük bir daire alırsın.

 Çünkü sen iyilik ve icad ettiğin vakit, yalnız vüs'atin nisbetinde, elin ulaşacak derecede, kuvvetin yetişecek mertebede iyilik ve icad edebilirsin. Eğer fenalık ve tahrip etsen, o vakit fenalığın tecavüz ve tahribin intişar eder.

 İnsan, “tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir. Evet, bir haneyi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz.” (2. Mebhas. 1. Nükte)

 İnsanın Mahiyeti

 “İnsan, kâinatın ekser enva'ına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacatı âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış...” (23. Söz, İkinci Mebhas)

 “İnsan öyle bir nüsha-i câmiadır ki, Cenâb-ı Hak, bütün esmâsını, insanın nefsiyle (kendisiyle) insana ihsas ediyor.” Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. (33. Söz Otuz Birinci Pencere)

 İnsanın Mahiyeti

 İnsan, üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye bir aynadır.

 Birinci vecih:

Gecede zulümat nasıl nuru gösterir. Öyle de, insan, zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor, ve hâkezâ, pek çok evsâf-ı İlâhiyeye bu suretle aynadarlık ediyor.

 Hattâ hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a'dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdanı daima Vâcibü'l-Vücuda bakar.

 Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârgâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir. (33. Söz,İnsan Penceresi)

 İkinci vecih aynadarlık ise: İnsana verilen nümuneler nev'inden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyatla, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rububiyetine aynadarlık eder, onları anlar, bildirir. Meselâ, "Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder," ve hâkezâ...

 Üçüncü vecih aynadarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye aynadarlık eder.

 32.Sözün 3. Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini, ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevahiriyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır.

 Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var.

 İnsan Bir Garip Saraydır

 Birinci Remiz:

Ey esbabperest insan! Acaba garib cevherlerden yapılmış bir acib kasrı görsen ki, yapılıyor. Onun binasında sarfedilen cevherlerin bir kısmı yalnız Çin'de bulunuyor. Diğer kısmı Endülüs'te, bir kısmı Yemen'de, bir kısmı Sibirya'dan başka yerde bulunmuyor. Binanın yapılması zamanında aynı günde şark, şimal, garb, cenubdan o cevherli taşlar kolaylıkla celbolup yapıldığını görsen; hiç şübhen kalır mı ki; o kasrı yapan usta, bütün Küre-i Arz'a hükmeden bir hâkim-i mu'cizekârdır. (17.Lem’a 14. Nota)

 İnsan Bir Garip Saraydır

 İşte herbir hayvan, öyle bir kasr-ı İlahîdir. Hususan insan, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acibidir. Ve bu insan denilen sarayın cevherleri; bir kısmı âlem-i ervahtan, bir kısmı âlem-i misalden ve Levh-i Mahfuz'dan ve diğer bir kısmı da hava âleminden, nur âleminden, anasır âleminden geldiği gibi; hacatı ebede uzanmış, emelleri semavat ve arzın aktarında intişar etmiş, rabıtaları, alâkaları dünya ve âhiret edvarında dağılmış bir saray-ı acib ve bir kasr-ı garibdir. (17.Lem’a 14. Nota)

 İnsan Bir Garip Saraydır

 İşte ey kendini insan zanneden insan! Madem mahiyetin böyledir; seni yapan ancak o zât olabilir ki: Dünya ve âhiret birer menzil, arz ve sema birer sahife, ezel ve ebed dün ve yarın hükmünde olarak tasarruf eden bir zât olabilir. Öyle ise insanın mabudu ve melcei ve halaskârı o olabilir ki; arz ve semaya hükmeder, dünya ve ukba dizginlerine mâliktir. (17.Lem’a 14. Nota)

 İnsan Vücudu

 “Zanneder misin ki sen küçük bir varlıksın,

bil ki; sende büyük bir alem dürülmüştür. “ (Hz. Ali r.a.)

İnsan nedir?

 “İnsan şu kitab-ı kebir-i, kâinatın bir misal-i musağğarıdır. Büyük âlem olan kâinatta ne varsa, insan vücudunda mevcuttur.” (R. Nurdan)

 “Acaba âlem insan kadar küçülürse, yıldızları zerrat ve cevahir-i fert hükmüne geçerse, o da bir hayvan-ı zişuur olmayacak mıdır?” (Sünuhat)

İnsan Harika bir saraydır

 “İnsan, içinde Yasin Suresi yazılmış bir Yasin gibidir.''

 Burada insanın kapsamlı, geniş, sınır konulmamış manevî yapısından söz edilmektedir. insanların sınırsız duyguları, ebede uzanan arzuları vardır.

 Büyük harflerle yazılmış “Ya-sin” harflerin içine küçük harflerle Yasin Suresi'nin tamamı yazıldığı gibi, Yüce Allah’ta karmaşık, kompleks ve kapsamlı duygularla donatılmış, “kainatın en büyük nakşı” olan “İNSAN”ın mahiyetine kainat kitabını yazmıştır.

 İnsan Harika bir saraydır

 Koca Yasin Suresi'nde yazılı olan ne varsa, hepsi o Yâsîn Suresi'nin bir cüzü olan "yâ-sîn" kelimesinde de aynen daha küçük harflerle yazıldığı gibi, kainatta da bunu görüyoruz. İnsanda bulunan ne kadar hisler varsa hepsi küçük bir canlı olan ve insanın bir cüzü olan bir hücresinde aynen yazılmıştır. İnsan nasıl işitir, görür, rızkının peşine gider hoşuna gidenleri alır gitmeyenleri almaz. O hücre de kendi hayatına uygun bir şekilde bu hislere mazhardır. O da ihtiyacını görecek şeyleri alır zararlı şeyleri defeder. Başka hücrelerin sesini işitir gibi yardımlaşma yapar vs. Ayrıca DNA sayesinde insanda ne varsa aynen o hücrede de vardır. Sanki bir hücre küçültülmüş bir insandır. Farklı açılardan bakılarak örnekler çoğaltılabilir.

 Ayrıca insanın kendisi de, şu kâinat kitabının küçük bir kelimesidir, bir cüzüdür. Fakat kâinat bütün sanatıyla insanda yazılmıştır.

 İnsana Verilen Önem Ve Değer

 Nasıl ki kâinat sırr-ı kayyûmiyetle kaimdir; öyle de, ism-i Kayyûmun mazhar-ı ekmeli olan insan ile bir cihette kâinat kıyam bulur. Yani, kâinatın ekser hikmetleri, maslahatları, gayeleri insana baktığı için, güya insandaki cilve-i kayyûmiyet, kâinata bir direktir.

 Evet, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Hâlbuki melâikeler onları o zevkle bilemezler.

 Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açtığının ve kâinatı insana musahhar ettiğinden ve kâinatın insan ile mazhar olduğu sırr-ı kayyûmiyetle bir cihette kaim olduğunun hikmeti ise, insanın mühim üç vazifesidir:

 Birincisi: Kâinatta münteşir bütün envâ-ı nimeti insanla tanzim etmek. Ve insanın menfaati ipiyle tesbih taneleri gibi tanzim eder, nimetlerinin iplerinin uçlarını insanın başına bağlar, rahmet hazinelerinin umum çeşitlerine insanı bir liste hükmüne getirir.

 İkinci Vazifesi: Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hitâbâtına, insan, câmiiyeti haysiyetiyle en mükemmel muhatap olmak ve hayretkârâne san'atlarını takdir ve tahsin etmekle en yüksek sesli bir dellâl olmak ve şuurdârâne teşekkürâtın bütün envâıyla, bütün envâ-ı nimetine ve çeşit çeşit hadsiz ihsânâtına şükür ve hamd ü senâ etmektir.

 Üçüncü Vazifesi: Hayatı ile, üç cihetle Zât-ı Hayy-ı Kayyûma ve şuûnâtına ve sıfât-ı muhitasına aynadarlık etmektir.

 Hem insan, hayatında bulunan ve inkişaf etmeyen ve his ve hassasiyet suretinde galeyan eden ve kesretli bir surette olan çok ince hayatî duygular, mânâlar ve hisler vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun şuûnât-ı kudsiyesine aynadarlık eder. Meselâ, o hassasiyet içinde, sevmek, iftihar etmek, memnun olmak, mesrur olmak, müferrah olmak gibi mânâlarla-Zât-ı Akdesin kudsiyetine ve gınâ-yı mutlakına münasip ve lâyık olmak şartıyla-o neviden olan şuûnâtına aynadarlık eder.

 İnsan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır. Meselâ, kâinatta Levh-i Mahfuzun gayet kat'î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hafızadır. Ve âlem-i misalin vücuduna kat'î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir. Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. Ve hâkezâ, insan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir. (Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nüktes, Beşinci şuanın İkinci Meselesi)

 Dipnot

 Evet, nasıl ki insanın anâsırları kâinatın unsurlarından ve kemikleri taş ve kayalarından ve saçları nebat ve eşcârından; ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan ve hafızaları Levh-i Mahfuzdan ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden ve hâkezâ herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar ve onların vücutlarına kat'î şehadet ederler. (Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nüktes, Beşinci şuanın İkinci Meselesi)

 İman Ve Kalb İlişkisi

 Haberiniz olsun ki, kalbler ancak Allah'ın zikriyle huzura kavuşur." (Ra'd Sûresi, 13:28.) İnsanda bir et parçası vardır, o iyi olursa bütün vücut iyi olur. O kötü olursa, bütün vücut kötü olur. İşte o et parçası kalptir! (Cami-i. Sağir, 3:26)

 Hz. Ali (ra): “İnsanoğlu iman edince kalbinde beyaz bir nokta belirir. İman kuvvetlendikçe o beyazlık artar. İman kemale erince de kalp bembeyaz olur. Kalbine nifak girince, kalbinde siyah bir nokta belirir. Nifak arttıkça siyahlık da artar. Nihayet gönlü simsiyah olunca, o tam bir münafık olur.”

 Bütün güzel hasletlerin membaı imandır. (Gazali, Amellerde Mizan, 142)

 

popüler cevapdünya atlası