Risale-i Nur’da aile kavramı

Eklenme Tarihi: 07 Şubat 2018

Serdar BİLGİN

Selamlama

Allah’ın selamı üzerinize olsun. Konunun genişliği malumunuz. Daha çok kavrama dönük, sığ bir çalışma üzerinden konuyu müzakere edeceğiz. Müzakere sürecinde  “refika, refike, refika-i ebediye, daimî arkadaşlık” gibi diğer kavramları da anahtar kelimeler olarak kullanacağız.

Risale-i Nur deryasından kovama doldurabildiğim “beş damla suyu”, yüreklerinize serpmeye çalışacağız inşallah.

Hazırlık Yapma

Sözlüklerde, aile hakkında yapılmış tanımlar incelendiğinde genellikle, aile sosyal yaşamın temel birimlerinden biri olarak kabul edilmekte, birimin niteliği ise sosyal bir grup, birlik, örgüt, topluluk, sosyal bir kurum ve yapı gibi biraz farklı şekillerde ifade edildiği görülmektedir. Biraz daha kapsamlı olarak Aile, “aynı çatı altında yaşayan, gelirlerini paylaşan, evlilik ve kan bağlarıyla birbirine bağlı, çeşitli rollerle birbirlerini etkileyen bireylerin oluşturduğu, yasal, toplumsal ve ekonomik bir kurum” şeklinde tanımlanmaktadır. Ailede, karı-koca yasal evlenme yoluyla, ana-baba ve çocuklar ise kan bağı ile birbirine bağlıdırlar. Aile üyeleri birlikte, aynı çatı altında yaşarlar, sorumluluklarını iş bölümü halinde yerine getirirler ve gelirlerini paylaşırlar; duygusal bağlarla birbirine bağlıdırlar. (Aileye Yönelik Hukuki Düzenlemeler”, Türkiye Aile Yıllığı, s.81) Buraya kadar ailenin “aynı çatı altında yaşama, sorumluluğun paylaşımı, ekonomik ve duygusal bağlar” üzerine temellendirildiğini söyleyebiliriz.

Deryaya Açılma

Risale-i Nur, aile kavramına maddi münasebetlerden çok manevi unsurların hâkim olduğu bir müessese olarak bakar; hakikî hürmet ve samimî merhamet, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetler, (Sözler s:146-Şuâlar s:244-Asâ-yı Mûsâ s:274) şefkat, sadakat ve hüsn-ü siret (Sözler s:872) üzerine aile kavramını temellendirir. Toplumun tekâmül ve gelişme seyrini de bu temel üzerinden ölçeklendirir. Millet-i İslâma bir dehşetli darbenin o cihetten geldiğinin (Lem'alar s:326) altını çizer, aile bağlarının güçlendirilmesi noktasında hazırlık dersinde de okuyacağımız üzere (Lem'alar/Yirmi Dördüncü Lem'a/Bir Muhavere/İkinci Nükte) tavsiyelerde ve telkinlerde bulunur.

Hazırlık Dersi

Lem'alar/Yirmi Dördüncü Lem'a/Bir Muhavere/İkinci Nükte

Bu sene inzivâda iken ve hayat-ı içtimaiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. "Eyvah!" dedim. "İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?" dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de, biçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâtlarıma kat'iyen beyan ediyorum ki:

Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya'da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz. Risale-i Nur'un bir parçasında denilmiş ki:

Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli—tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

Hem Risale-i Nur'un bir cüz'ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.

İşte, Risale-i Nur'un bu mealdeki cümlelerinin mânâsı budur ki: Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîrüzeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın. Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalarına göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin on sekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından, ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ittihamı altına girer, zaafiyetiyle beraber; hukukunu muhafaza edemez.

Elhasıl: Nasıl ki kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, o mâsum hanımlar dahi, sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. Onun için, fıtratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nâmahremlerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmaya kendilerini mecbur bilirler. Çünkü, erkek sekiz dakika zevk ve lezzet için sefahete girse, ancak sekiz lira kadar bir şey zarar eder. Fakat kadın sekiz dakika sefahetteki zevkin cezası olarak, dünyada dahi sekiz ay ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz sene de o hâmisiz çocuğun terbiyesinin meşakkatine girdiği için, sefahette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker.

Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki, mübarek taife-i nisâiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi, fısk ve sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes'ut bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlûkturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin. Âmin.

Hemşirelerim, mahremce bu sözümü size söylüyorum: Maişet derdi için, serseri, ahlâksız, frenkmeşrep bir kocanın tahakkümü altına girmektense, fıtratınızdaki iktisat ve kanaatle, köylü mâsum kadınların nafakalarını kendileri çıkarmak için çalışmaları nev'inden kendinizi idareye çalışınız, satmaya çalışmayınız. Şayet size münasip olmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz. İnşaallah, rızanız ve kanaatinizle o da ıslah olur. Yoksa, şimdiki işittiğim gibi, mahkemelere boşanmak için müracaat edeceksiniz. Bu da, haysiyet-i İslâmiye ve şeref-i milliyemize yakışmaz.

Beş Damla Su

Birinci Damla

İnsan, bir refikaya veya bir refike muhtaçtır.  (İşârâtü'l-İ'câz s:276)

Esmâ-i İlâhiyenin en cemiyetli âyinesi cismâniyettedir. Yüzer küllî hakikatler, cismaniyette temerküz eder. Hâlık-ı Hakîm, zemin yüzünde cismaniyeti çoğaltmak ve mezkûr hakikatlere mazhar eylemek için, mevcudata vücut giydirir. (Şuâlar s:300-Asâ-yı Mûsâ s:63) Aile de bir vücuttur ve san'at-ı Rabbâniyenin intizamına, nizamına ve insicamına delildir.  Erkek ya da kadın; bu vücudun birer parçaları, bir elmanın iki yarısı, san'at-ı Rabbâniyenin intizamının, nizamının ve insicamının birer ispatı hükmündedir. O nedenle insan, bir refikaya veya bir refike muhtaçtır. (İşârâtü'l-İ'câz s:276)

İkinci Damla

Dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur.

(İşârâtü'l-İ'câz s:277)

İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcud bulunmasıdır. (İşârâtü'l-İ'câz s:273) Erkek ve kadının hayatlarına lazım olan şeyleri muavenet suretiyle yapabilmeleri; rahmetten neş’et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif edebilmeleri; gamlı, kederli zamanlarını, ferah ve sürura tebdil edebilmeleri için (İşârâtü'l-İ'câz s:277) aile, ihtiyaç-ı fıtrîdir; muhabbet-i meşruadır. O nedenle dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur. (İşârâtü'l-İ'câz s:277) “İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen kavim için dersler vardır.”(Rum Suresi-21)

Üçüncü Damla

Aile, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberliktir.

(Şuâlar s:244-Asâ-yı Mûsâ s:274-Sözler s:146)

Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.(İman ve Küfür Muvazeneleri s:188-Lem'alar s:319) Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akîdesiyle olabilir. (Şuâlar s:244-Asâ-yı Mûsâ s:274-Sözler s:146) O nedenle refik veya refika, enîs, lâtif, ebedî bir arkadaştır. Refika-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. (Sözler s:883)

Dördüncü Damla

Aile, fıtrata dayalı bir iş birliğidir.

Aile, fıtrata dayalı bir iş birliğidir. Fıtrata dayalı bir iş birliğinde kadın ve erkek birbirini teyid eder, birbirini tekmil eder, birbirine ittihad eder, birbirine kuvvet verir; kadını ve erkeği gereksiz yüklerden ve sorumlulardan kurtarır; kadın ve erkekteki noksaniyetler tekmil edilir. Bu yönüyle aile; terbiye edendir, hayra sevk edendir, mezkûr hakikatlere mazhar olmaya vesile edendir, tesirli bir muallimdir, fıtrî bir hizmettir.

Tenasülün devamı için, hikmet-i İlâhiyece o fıtrî hizmete bir ücret olarak bir fıtrî meyil ve şevk vermiş. (Emirdağ Lahikası s:417) Kadının ve erkeğin fıtratı farklıdır. Dolayısı ile aile hayatında vazifesi de farklıdır. Kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, o mâsum hanımlar dahi, sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. Onun için, fıtratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nâmahremlerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmaya kendilerini mecbur bilirler. (Lem'alar s:327)

Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor.(İman ve Küfür Muvazeneleri s:186-Lem'alar s:317) Fıtraten kadın, zaafı için maişet noktasında bir yardımcıya muhtaçtır. Kadınlar hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için kadınların fıtrî bir meyli, çocuk okşamak ve sevmek meyelânı var. (Emirdağ Lahikası s:417- İman ve Küfür Muvazeneleri s:186-Lem'alar s:317) Kadın, aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve her şeyine muhafaza memurudur, o nedenle kadının en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. (İman ve Küfür Muvazeneleri s:190-Lem'alar s:321) Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. (Lem'alar s:326) İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. (Lem'alar s:324) Kadın ve erkek, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniye üzerine ailesini bina etmelidir.

Beşinci Damla

Aile, küçük ama geniş bir şahs-ı manevidir.

Aile, maddî ve manevî lezzetlere medar bir mekândır. Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir (İman ve Küfür Muvazeneleri s:223-Şuâlar s:298-Asâ-yı Mûsâ s:61) ve Cennetin yetmiş ayrı ayrı envâ-ı ziynet ve letâfetinin numuneleri olan küçük birer Cennet hükmündedir. (Sözler s:883) Refika-i hayat, hediye-i rahmettir. (Sözler s:878) Karısı Cennette dahi en güzel bir refika-i hayatıdır. (Şuâlar s:296-Asâ-yı Mûsâ s:59)

Aile, dağdağalı, kararsız hayat-ı dünyeviyede kadını ve erkeği günahlardan koruyan imanlarını muhafaza edip geliştiren bir melce bir tahassungâhtır.  (İman ve Küfür Muvazeneleri s:224-Şuâlar s:299-Asâ-yı Mûsâ s:62) Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak. Ortalarındaki münasebet ve şefkat ve karâbet ve muhabbet, kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette, saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir. Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa. (İman ve Küfür Muvazeneleri s:224-Şuâlar s:299-Asâ-yı Mûsâ s:62) O nedenle aile, samimî hürmeti, sevgiyi, şefkati, sadakati aralayan küçük ama geniş bir şahs-ı manevidir. Netice ve vazife itibarıyla aile en cemiyetli merkezdir, hayat-ı şehriyedir.

Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Hem her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.

Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyâsız ihsan ve fazilet ve enâniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar. (İman ve Küfür Muvazeneleri s:224-Şuâlar s:299-Asâ-yı Mûsâ s:62)

Vedalaşma

- Erkek ya da kadın; vücudun birer parçaları, bir elmanın iki yarısı, san'at-ı Rabbâniyenin intizamının, nizamının ve insicamının birer ispatı hükmündedir. O nedenle insan, bir refikaya veya bir refike muhtaçtır.

- Erkek ve kadının hayatlarına lazım olan şeyleri muavenet suretiyle yapabilmeleri; rahmetten neş’et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif edebilmeleri; gamlı, kederli zamanlarını, ferah ve sürura tebdil edebilmeleri için aile, ihtiyaç-ı fıtrîdir; muhabbet-i meşruadır.

- Aile, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberliktir.

- Aile, fıtrata dayalı bir iş birliğidir. Fıtrata dayalı bir iş birliğinde kadın ve erkek birbirini teyid eder, birbirini tekmil eder, birbirine ittihad eder, birbirine kuvvet verir; kadını ve erkeği gereksiz yüklerden ve sorumlulardan kurtarır; kadın ve erkekteki noksaniyetler tekmil edilir. Bu yönüyle aile; terbiye edendir, hayra sevk edendir, mezkûr hakikatlere mazhar olmaya vesile edendir, tesirli bir muallimdir, fıtrî bir hizmettir.

- Aile, maddî ve manevî lezzetlere medar bir mekândır. dağdağalı, kararsız hayat-ı dünyeviyede kadını ve erkeği günahlardan koruyan imanlarını muhafaza edip geliştiren bir melce bir tahassungâhtır. Bu yönüyle aile, samimî hürmeti, sevgiyi, şefkati, sadakati aralayan küçük ama geniş bir şahs-ı manevidir.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası