Risale-i Nur perspektifinde: İman ve ispat

Eklenme Tarihi: 15 Haziran 2014 | Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2017

Risale-i Nur'da İspat çalıştayı tebliğidir 

Caner KUTLU

Risale-i Nur perspektifinde: İman ve ispat

 

" [Kıyamet ve mevt-i dünya ve hayat-ı âhiret hakkındadır.] ...

Nasılki bir saray veya bir şehir hakkında biri dava etse: "Şu saray veya şehir, tahrib edilip yeniden muhkem bir surette bina ve tamir edilecektir."

Elbette, onun davasına karşı altı sual terettüb eder:

Birincisi: "Niçin tahrib edilecek? Sebeb ve muktezi var mıdır?"

Eğer "Evet var" diye isbat etti, ikincisi şöyle bir sual gelir ki: "Bunu tahrib edip, tamir edecek usta muktedir midir? Yapabilir mi?"

Eğer "Evet yapabilir" diye isbat etti, üçüncüsü şöyle bir sual gelir ki: "Tahribi mümkün müdür? Hem, sonra tahrib edilecek midir?"

Eğer "Evet" diye imkân-ı tahribi, hem vukuunu isbat etse; iki sual daha ona vârid olur ki: "Acaba şu acib saray veya şehrin yeniden tamiri mümkün müdür? Mümkün olsa, acaba tamir edilecek midir?"

Eğer "Evet" diye bunları da isbat etse; o vakit bu mes'elenin hiçbir cihette hiçbir köşesinde bir delik, bir menfez kalmaz ki, şek ve şübhe ve vesvese girebilsin.

İşte şu temsil gibi; dünya sarayının, şu kâinat şehrinin tahrib ve tamiri için muktezi var. Fâil ve ustası muktedir. Tahribi mümkün ve vaki' olacak. Tamiri mümkün ve vaki' olacaktır. İşte şu mes'eleler, birinci esastan sonra isbat edilecektir..."

Sözler 

 

İSPAT VE SÜREÇ

 

İmansürecini başlatan buradaki ispattır. Yani evrensel bir sabiteden tecrübeye doğru realize edilmesidir. İzahtan ispata gitmek ise sınırlı ve sorunludur. Meşhur körlerin fili tanımlamalarıhikayesinde olduğu gibi...

İspat, merkezini bulmak, sabitlemek, arındırmak, aksi şartlardan temizlemektir. Bu yüzden, birşeyi ispat etmek için etrafını gittikçe daraltacak şekilde çember içine almak böylece gittikçe yaklaşarak gerçekliğini yükseltmek, sonunda aksi mümkün olmayan ve yeri ve tanımı kesin sonuca bırakmaktır. Varsayılan gerçeği merkeze konumladıktan sonra,buna göre etrafı ile birlikte yeri ve tanımı geliştirilir. Bediüzzaman bunu "herşeyin menbaını bulmak" olarak tanımlıyor.

İspatın çıkış noktası insan aklı ile evrenin işleyişinin karşılıklılığı kabulünü içerir. Evrenin birlik ve bütünlüğünü kabul eder. Dolayısıyla insan aklındaki süreçlerin evrende de tekrarını varsayarak bunu gerçekleyebilir.

Aklın ve evrenin birlikte çalışması demek, hikmet denilen ve süreçlerin belli kanunlar ile tanımlanması anlamına gelir. Demekki insan aklının sınırları ile evrenin sınırlarının ya da insan aklının işleyişi ile evrenin işleyişini ortak olduğunu kabul etmeden, ikisini de birleştiren bir 'üst akıl' kabul etmeden, ispatı bulmak imkansızdır.

İspatın varlığı ile ikisinin de sonlu olmayan süreçlerini de kabul etmiş oluyoruz. Yani sürekli birbirini gerektiren bir sonlu olmayan süreçler tamamlanmamak üzere devam edecektir.

Burada, sürecin kesilmesiya da şekil değiştirmesi müdahaleyi gerektirir, ki bu aklın ve uzayın sınırları dışında olabilecek bir şeydir.

Bu nedenle, ispat aslında, sınırlı ve sonlu olarak bir gerçekliği saptamak olarak da düşünülecektir. Yani, tabiat fikri ispatın kesinliğini gerektirirken, ispat fikri, neticede tabiatın sonlu ve kesin gerçekliğini de sorgulayan bir akıl işi olarak görülebilir.

Bu nedenle, ispatında itiraz kabul edilmez bir yetkinliği olmakla birlikte, neticesinde reddedilmez bir ilerisi fikrini de inşa ettiğini görmek gerekir.

Bir mü'min için kesin doğru, hakikat ancak ve ancak Allah'ın varlığı ve O'nun bildirdikleridir. Herşeyin sabit noktası ve kaynağı O'nun bildirmesiyle bildiklerimizdir. Bundan sonra ispatın insan düzlemine düşmesiyle tenezzülİlahi'nin tecellileri zemininde yeniden üretilmesidir.

 

İSPATIN MALZEMELERİ

"... hattâ vehim ve hayal ve sır gibi duygular hüşyar ve müteyakkız bir surette o zikir, o tesbihlerdeki müteaddid manaları kendi zevklerine göre alır, emer."

Sözler

Bediüzzamann sahabelerin faziletlerini anlattığı bu bahis gerçeğin ortaya konmasında, aklın gereğini yerine getirmede vehim, hayal ve sırrın işlevlerini de içine girmesinin önemi ve değerini ortaya çıkarıyor.

Buradaki üç alet, ispatın üç aşamasını da ifade ediyor. İmam-ı Gazali bunlara 'aklın casusları' der. Vehim varsayımı üretiyor, farazi ortamı başlatıyor; hayal sınırını çiziyor ve içini her bir noktasına kadar dolduruyor, bir bütün olarak gerçekleştiriyor; sır ise bütünün gerçekle derindeki ilişkisini ortaya çıkarıp evrenselleştiriyor.

İmam Gazali sır için de şu mealde bir ifade kullanır: (Şeytanın ve nefsin istibdandan kurtulmuş olan) hür insanların kalpleri sırların kabirleridir.

İspatın peşindeki zihnin gerçeği inşasının, böylece sahabeler arasındaki bir anlık patlamasını bu üç duygunun mükemmel dizilişi ile gerçekleştiği görünüyor ki, bu medeniyetin de asli unsuru olarak bir günlük bir ders-i nebevi ile ispat okyanusunu açmış oluyor. Sonrasında, ellerindeki aletlerini de verip medeniyet çarşısına göndermiş oluyor.

 

Günümüzde ise:

"Âdeta sathîlik havasıyla kuruyor gibi, az bir yaşlık kalıyor ki; kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla, ancak evvelki hali iade edilebilir."

Sözler

(Gazali'ye göre burada ifade edilen 'tefekkür

popüler cevapdünya atlası