RAMAZAN RİSALESİ

Eklenme Tarihi: 08 Mayıs 2019 | Güncelleme Tarihi: 08 Mayıs 2019

RAMAZAN RİSALESİ
-ORUCU ANLAMAK-

BİRİNCİ NÜKTE
 -Şeair-i İslamiye, Rububiyet, Rahmaniyet ve Rahimiyet hakikatleri-

1.Ramazan orucu İslam’ın beş şartından biridir ve ilk sırada yer alır.

2.Ramazan-ı Şerifteki orucun Hikmetleri:

  • Cenâb-ı Hakkın rububiyetini aşikâre gösterir.
  • Toplumsal hayatı düzenler.
  • Kişinin şahsi hayatını disipline eder. 
  • Kişilerin nefsini terbiye eder.
  • İlahi nimetlere bakan bir şükür ettirir.

3.Cenâb-ı Hakkın Rububiyetine karşı, oruç ubudiyeti ile karşılık verilmelidir.

4.Bir nimet sofrası olarak sunulan zemin yüzündeki nimetler, Rabbimizin mükemmel Rububiyetini, Rahmâniyetini ve Rahîmiyetini ifade etmektedir.

5.İnsan cahil ve gafil bir varlıktır. Cenab-ı Hakkın Rububiyetini, Rahmaniyetini ve Rahimiyetini gafleti nedeniyle görememektedir. Ancak bunları Ramazan orucuyla fark edebilir.

6.Ramazanda toplum hayatında büyük bir disiplin gözlemlenir. Emir demiri keser. Mü’minler, böylece o şefkatli, haşmetli ve külliyetli Rahmâniyete karşı; vüs'atli, azametli ve intizamlı bir ubûdiyetle karşılık vermektedirler.

7.İşte böylesine ulvî bir ubûdiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar, acaba insan ismine lâyık mıdırlar?

İKİNCİ NÜKTE
-şükrü anlamak-

1.Nimeti görüp nimeti vereni görmemek çok ahmakça bir tutumdur. Nimeti vereni fark etmek, O’nu manen görmek ve O’na yakınlaşmak için anahtar şükürdür.

2.Ramazan-ı Şerifteki oruç, bakış açımızı değiştiriyor: Varlık içindeki insanların, yokluk içindeki insanlara karşı acımasızlığını, oruçtaki açlık vesilesiyle empati yaptırarak kırıyor. Aslında böyle bir empati de kapsamlı bir şükrün anahtarıdır. 

3.Oruç ibadeti insandaki “sahip olma” arzusunu törpüleyip, sadece “olmak” nimetini öne çıkarıyor. Bunu yeme ve içme engeliyle anlıyoruz. "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların yeme ve içmesinde hür değilim. Demek başkasının malıdır ve in'âmıdır; O’nun emrini bekliyorum" diye, nimeti nimet bilir, bir şükr-i mânevî eder.

4.Özet olarak; insanların, çok cihetlerle asıl vazifesi şükürdür. Ramazanın orucu da bu vazifeyi yerine getirebilmeninanahtarıdır.

ÜÇÜNCÜ NÜKTE
-sosyal hayatı anlamak-

1.İnsanlar gelir gruplarına göre farklı farklı sınıflandırılmışlardır.

2.Sosyal sınıflaşmanın sebebi, sosyal yardımlaşmayı; yani zenginlerin, fakirlerin yardımlarına koşmalarını sağlamaktır.

3.Oysa, zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla ancak hissedebilirler.

4.Eğer oruç olmazsa, nefis-perest çok zenginler, açlık ve fakirliğin ne kadar elîm ve şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihetten insaniyetteki hemcinsine karşı şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır.

5.Ayrıca, herkesin kendisinden yukarıda olanlara değil de aşağıda olanlara bakması gerekir. Bu nedenle hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir ve ona karşı şefkate mükelleftir.

6.Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete/yardıma mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü, hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmez.

DÖRDÜNCÜ NÜKTE
-nefsi ve terbiyesini anlamak-

1.İnsanın imtihanı nefis üzerinden, nefsin imtihanı ise onun özgürlük alanı üzerinden gerçekleşmektedir.

2.Nefsin özgürlük talebi, tevazu yerine kibirlenmeye yönelik olduğundan kendine bir rububiyet verir. Böylece, keyfince davranıp yaşamak ister.

3.Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemeyen, dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmişse, bütün bütün gasıbâne, hırsızcasına, nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutan nefse, haddini bildirmek ve yola getirmek için bir ders lazım değil midir?

4.Evet, Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil, memlûktür; hür değil, abddir. Emrolunmazsa, en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti kırılır, ubûdiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.

BEŞİNCİ NÜKTE

-nefis ve tezhib-i ahlak-

PROBLEM DURUMU

1-Nefis gafildir: Kendini unutur.

2-Sınırsız aczi ve sonsuz fakrı olduğu halde kusurlarını görmez ve görmek de istemez.

3-Zaafını, zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu görmez ve görmek istemez.

4-Çabuk dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. 

5-Polattan bir vücudu var zanneder.

6-Kendini ölümsüz ve ebedi tahayyül eder.

7-Dünyaya saldırır. Şedid bir hırs ve tama’ ile şiddetli bir alaka ve muhabbet ile dünyaya atılır.

8-Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır.

9-Kemal-i Şefkat sahibi Hâlıkını unutur.

10-Netice-i Hayatını ve hayat-ı uhrevisyesini düşünmez.

11-Ahlak-ı seyyieye meyillidir.

NEFSİN TEHZİB-İ AHLAKI İÇİN ÖNERİLER

Çözüm: Ramazan-ı Şerif orucunu tutmaktır! Ne kadar gafil ve mütemerrid de olsa, Ramazan Orucu, insana;

1- Zaafını hissettiriyor.

2- Aczini hissettiriyor.

3- Fakrını hissettiriyor.

4- Midesinin ihtiyacını anlatıyor.

5- Zayıf vücudunun ne derece çürük olduğunu hatırlatıyor.

6- Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu ders veriyor.

7- Nefsi firavunluktan (Kendini putlaştırmaktan) istifa ettiriyor.

8- Kemal-i acz ve fakr ile Dergah-ı İlahiyeye iltica etmeye bir arzu hissettiriyor.

9- Şükr-ü manevi eliyle Rahmet kapısını çaldırıyor.

10- Kalbindeki gaflet perdesini yırtıyor.

ALTINCI NÜKTE - KUR’AN AYI: RAMAZAN

-Oruç ve Kur’an-

Kur’an-ı Hakim, şehr-i ramazanda nüzul etmiştir. Oruçla, dünyevi yeme içme haletlerinden soyutlanıp melekiyet vaziyetine benzeyerek… Kur’an yeni nazil oluyor gibi onu beklemek, onu dinlemeye, okumaya hazırlanmak…

KUR’AN’I OKUMA VEYA DİNLEME PSİKOLOJİSİ:

1- Yeni nazil oluyor gibi okumak ve dinlemek

2- Resul-ü Ekrem’den (sav) işitiyor gibi dinlemek

3- Hazret-i Cebrail’den dinliyor gibi kudsi halete girmek

4- Mütekellim-i Ezeliden dinliyor gibi bir kudsi halete mazhar olmak

5- Kur’an’a tercümanlık edip başkasına dinlettirmek; yani Kur’an’ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.

ORUÇ VE ALEM-İ İSLAM

1-Ramazan-ı Şerif’te Âlem-i İslam bir mescid hükmüne geçiyor.

2-Bu büyük mescidin köşelerinde milyonlarla hafızlar Kur’an’ı, o semavi hitabı arzlılara dünyalılara işittiriyorlar.

3-“O Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirilmiştir” ayetini parlak bir şekilde gösteriyorlar.

ORUÇLU MÜ’MİNLER

1-Alem-i İslam’da müminler bir cemaat-i uzmânın fertleridir.

2-Bazıları huşu ile hafızları dinlerler.

3-Diğerleri kendi kendilerine okurlar.

ORUÇSUZLAR

1-Bu kudsi mescidde, alem-i İslam’da, süfli nefsine gem vuramayıp, Müslümanların ortasında yemek yemekle o nurani vaziyetten çıkmak ne kadar çirkindir!

2-Böyleleri âlem-i İslam mescidindeki cemaatin manevi nefretine hedef olurlar.

3-Ehl-i sıyama (oruçlulara) muhalefet edenler, umum o âlem-i İslam’ın manevi nefretine ve tahkirine hedef olurlar.

YEDİNCİ NÜKTE

-Ramazan ayında manevi hasat ve ticarete koşun!-

1-Ramazan-ı Şerif manevi ticaret ve hasat ayıdır; amellerin sevabı bu ayda bire bindir.

2-Ramazan ayı dışındaki normal zamanlarda yapılan Kur’an okumalarında, okunan her bir harfin on sevabı var, on hasene sayılır ve on Cennet meyvesi verirken…  Ramazan-ı Şerifte her bir harfin on değil, bin ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin her bir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir.

Bitmedi;

3-Kadir gecesinde bu rakam otuz bin haseneye çıkar. Evet, her bir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur'ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî tûbâ ağacı hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü'minlere kazandırır.

Bu Ticarette Batak Olanlar:

Bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki, Kur’an harflerinin kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir zararda olduklarını anla!

4-Ramazan-ı Şerif âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır.

5-Uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir.

6-Bir tohum gibi, amellerin neşvüneması için Nisan (Ramazan) yağmuruyla sulanmaktadır. 

7-İlahi Rububiyete karşı insan türünün kulluğunu gösterdiği ve bir resmigeçit yaptığı en parlak, kudsî bir bayramdır.

8-Yemek ve içmek insanın hayvanî ihtiyaçlarını temsil eder. Oysa meleki yönden mâlâyâni ve hevâperestâne işlerden kaçınması lazım. Bu nedenle oruç insanı hayvani ihtiyaçlarından kurtarıp meleki bir tatmine yönlendirir. Geçici olarak hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine dönüştürür.

9-Ya da âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî ihtiyaçlarını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve cesed giymiş bir ruh vaziyetine girerek, orucu ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir.

MÜKEMMEL ORUÇ NASIL OLMALIDIR?

Mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani, muharremattan, mâlâyâniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubûdiyete sevk etmektir.

Meselâ,

  • Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak
  • Lisanı, tilâvet-i Kur'ân ve zikir ve tesbih ve salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek
  • Gözünü nâmahreme bakmaktan sakındırmak
  • Kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'ân dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmak

Mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruçla ona tatil-i eşgal ettirilse, başka küçük destgâhlar kolayca ona ittibâ ettirilebilir.

SEKİZİNCİ NÜKTE

-Ramazan ayı ve kişisel bakım-

Perhiz yapmak:

  • Oruç insana en mühim bir ilâç nev'inden maddî ve mânevî bir perhizdir. Ramazan Diyeti: Tıbben de bir perhizdir. 
  • İnsanın nefsi yemek, içmek hususunda rasgele hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta mânevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o insana biner.

İnsan, Sabır ve Tahammül:

  • İnsanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa müptelâ olur.
  • Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır.
  • Ramazan-ı Şerifteki oruç, on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır.
  • Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı de oruçtur.

Mide fabrikasına Bağlı Entegre Tesislerin Bakımı: 

  • Mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var.
  • Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında tatil-i eşgal etmezse, o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır.
  • O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o mânevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celb eder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur.
  • Ondandır ki, eskiden beri çok ehl-i velâyet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeye kendilerini alıştırmışlar.

Entegre Tesislerin Fonksiyonları:

  • Mide ve ona bağlı vücuttaki organlar dışındaki kalb, ruh, akıl ve sır gibi manevi organlarımız vardır.
  • Bunlar Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerle telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler.
  • Onun içindir ki, Ramazan-ı Şerifte mü'minler derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevî sürurlara mazhar oluyorlar.
  • Midenin açlıktan ağlasa da, kalb, ruh, akıl ve sır mâsumâne gülüyorlar.

DOKUZUNCU NÜKTE

-mevhumdan gerçeğe yöneliş-

1-Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin mevhum rububiyetini kırar ve insana aczini göstermekle ubûdiyet vazifesini ihtar eder. 

2-Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır.

3-Açlıkla o damarı kırılır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar.

4-İnsanın nefsine aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.

Hadisin rivayetlerinde vardır ki:

Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?"

Nefis demiş: "Ben benim, Sen sensin."

Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş.

Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene? Ve mâ ente?"

Nefis demiş: اَنْتَ رَبِّى الرَِّيمُ وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجْزُ

Yani, "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim.

 

RAMAZAN AYINIZ VE LEYLE-İ KADRİNİZ MÜBAREK OLSUN.

 

popüler cevapdünya atlası