PUT KIRAN İBRAHİM

Eklenme Tarihi: 17 Temmuz 2017 | Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2017

Bu başlığın kaynağı, XVI. yüzyıl divân şairlerinden Figânî (ö.938/1532)’nin Farsça kaleme aldığı         

            Dü İbrâhîm âmed be-deyr-i cihân

            Yekî put-şiken yekî put-nişân

beytidir. Bu beytin hikâyesi de şöyledir: Pargalı Sadrazam İbrahim Paşa (ö. 1536), Mohaç Meydan Muharebesi’nden sonra Budin’den getirdiği mitolojik heykelleri İstanbul Atmeydanı’ndaki sarayının önüne diktirir. “Cihan tapınağına iki İbrahim geldi. Biri put kıran biri de put diken” anlamına gelen ve Sadrazam İbrahim Paşa’yı da ima eden Figânî’nin bu beyiti çok kısa sürede halk arasında yaygınlaşır. Figânî, önce İstanbul subaşısı tarafından yakalanarak dövülür, eşeğe bindirilip teşhir edilir ve sonunda da İskelebaşı’nda asılarak idam edilir.[1]

            Hz. İbrahim vahiy yoluyla suhûf gönderilen peygamberlerdendir. Kur’an-ı Kerim’de ululazm(Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. İbrahim ve Hz. Nûh) olarak bildirilen beş büyük peygamberden biridir. Aynı zamanda Hanif (birlik, vahdaniyet) dininin de tebliğcisidir.

            Hz. İbrahim, halîm (yumuşak huylu), evvâh (çok dua eden, imanı sağlam, dini bilgisi geniş olan), münîb (azğınlığı bırakıp Allah’a yönelen), hanîf (tevhid dinine sıkı bağlı olan kimse), kânit (itaatli, dindar) ve şâkir (şükreden) gibi sıfatlarla anılır. Fakat en tanınmış sıfatı Halîlullâh’tır. Bu sıfatla tavsif edilmesinin en önemli sebeplerinden biri Allâh’ın rızasını ve sevgisini celbeden ibadetlerde bulunmuş olmasıdır.

            Malum olduğu üzere Hz. Muhammed’un soyu Hz. İbrahim’e dayanmaktadır.

            Yine namazlarda okunan salavat-ı şerifede Hz. İbrahim’in ismi Hz. Muhammed’le birlikte anılmaktadır. Allâh’ın övgüsüne ve Hz. Muhammed’in sevgisine mazhar olan Hz. İbrahim’in sosyal hayatta ve dolayısıyla edebiyatta etkisi hayli fazladır. Bugün gerek dinî gerekse sosyal hayatta uyguladığımız birçok davranışın temeli Hz. İbrahim’e dayandırılmaktadır: Sünnet etme, abdest alırken ağza ve burna su verme, bıyık kesme, misvak kullanma, saç ve sakal tarama, kurban etme, mancınığın icadı, Çingene milletinin soyu, katırın lanetlenmesi, Kâbe’nin yeniden inşâsı, hacıların Safâ-Merve arasında gidip gelme, şeytan taşlama, zemzem suyunun ortaya çıkması, makâm-ı İbrahim, misafirperverlik, nimetin bereketlenmesi vs.

            Peygamberler hakkında anlatılan hikâyelerin çoğunun kaynağı Tevrat, İncil ve Kur’ân-ı Kerim gibi semavî kitaplar ile menkıbelerdir. Tevrat ve İncil’de anlatılan bu hikâyeler daha sonra müslüman olmuş kissisler ve müfessirler tarafından anlatılmış, zamanla da kaynağından uzaklaşmış, rivayetler ve ananelerle zenginleşmiştir. Yıllarca dilden dile dolaşan bu hikâyelere birçok israiliyat bilgileri bulaşmış ve “Peygamberler Tarihi” diye bilinen bir tür ortaya çıkmıştır. Böylece edebiyat için de çok önemli bir kaynak teşkil etmiştir.

            Türk edebiyatında Hz. Muhammed’in hayatının her dönemi ayrı bir türün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Doğumu, mevlid türünü; miracı, miraciye türünü, güzel ahlakı ve fizikî yapısı siyer, hilye ve şemâyil türünü, Mekeke’den Medine’ye hicreti, hicret-nâme türünü ortaya çıkarmıştır.

            Yine Kur’an-ı Kerim’de ahsenü’l-kasas olarak geçen Hz. Yusuf’un hikâyesi de İslamî edebiyatlarda Yusuf u Züleyha mesnevilerinin yazılmasına sebep olmuştur.

            Hazret-i İbrahim hakkındaki en öz, en sağlam bilgiler de şüphesiz Kur’ân-ı Kerim’de yer almaktadır. İbrahim suresi başta olmak üzere Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Enâm, Tevbe, Hûd, Yûsuf, Hicr, Nahl, Meryem, Enbiyâ, Hacc, Şuarâ, Ankebut, Ahzâb, Sâffât, Sâd, Şûrâ, Zuhruf, Zâriyât, Necm, Hadîd, Mümtehine ve A’lâ sûreleri Hz. İbrahim’den bahseden surelerdir.[2]

            Edebiyatımızda Hz. İbrahim’in hayatından bazı kesitlerin anlatıldığı eserler olmakla birlikte Hz. İbrahim’in baştan sona kadar hayatını anlatan tek eser Abdülvâsî Çelebî (ö. 1414’den sonra?) tarafından yazılan Halîl-nâme isimli mesnevidir.[3]

            Bu mesnevide Hz. İbrahim’in hayatı ile ilgili anlatılanlar peygamberler tarihinde anlatılan bilgilerden pek farklı değildir.[4]

            Ancak Divân edebiyatının temsilcileri olan şairlerin divânlarında Hz. İbrahim’le ilgili binlerce beyte rastlamak mümkündür. Bu bildirimizde Hz. İbrahim’in en önemli sıfatı olan “Halîlullâh/Allâh’a dost oluşu” ile alâkalı beyitler tespit edilip değerlendirilmeye çalışılacak; sonunda Said Nursî’nin eserlerindeki “hıllet mesleği” üzerinde durulacaktır.

            Sözlüklerde “samimi dost” anlamına gelen “halîl” kelimesinin Kamus Tercümesi’ndeki karşılığı şöyledir: “Emîr vezninde bedeni nahîf ve muhtelü’l-cism olan adama denir; bir adamın yâr ve dostuna denir. Cem’i ahillâ ve hullân, sâdık dosta denir, yahud muhabbeti şâibe-i halelden ârî râst ve dürüst ve sâfî olan dosta denir. Müennesi haliledir… İbrahim Halîl (‘alâ nebiyyinâ ve ‘aleyhi ve salavati’l-celîl) hazretlerinin beldeleri ismidir ki Kudüs-i şerîf kurbundadır. Nisbetinde haliliyye denir.”[5]

            Malumunuz olduğu üzere Allah’ın dostu anlamına gelen “Halîlullâh” Hz. İbrahim’in en meşhur sıfatıdır. Hz. İbrahim’in bu sıfatla anılmasına birçok sebep anlatılır. İlki şöyledir: Bir gün bütün Babil haklı kurban kesmek için şehri terk edince Hz. İbrahim puthaneye gidip bir balta ile bütün putları kırmış ve baltayı da büyük putun boynuna asmıştı. Halk şehre geri dönünce onu sorguya çekmiş, o da bu işi en büyük putun yaptığını, baltanın da onun boynunda asılı olduğunu söyler. Halk hareket etmeyen ve konuşmayan putun bu işi yapamayacağını söyleyince Hz. İbrahim “Hareket etmeyen, konuşamayan ve size zarar veya faydası dokunmayan putlara neden tapıyorsunuz deyince Nemrud Hz. İbrahim’i cezalandırmak ve öldürmek için büyük bir ateş yaktırır. Bir mancınık vasıtasıyla İbrahim’i ateşe attırır. Allah’ın emri ile Hz. Cebrail onu havada tutar ve isteğini sorar. Hz. İbrahim Cebrail’e şu cevabı verir: Ben Allah’ın kuluyum, dileğim O’nadır, sana değildir, Allah ne dilerse yapsın cevabını verir.”

Bütün sebeplerin ortadan kalktığı bir anda Hz. Cebrail’e bile “Ben Allah’ın kuluyum, dileğim O’nadır, sana değildir, Allah ne dilerse yapsın” cevabını veren Hz. İbrahim’in bu teslimiyeti onun Allâh’a olan imanının bir tezahürü ve “Halilullah” oluşunun en mükemmel delilidir.

            Bir başka rivayet de şöyledir: “Hz. İbrahim memleketinde kıtlık olduğu bir yılda civardaki bir dostundan zahire istemek için adamlarını yollar. Ancak onların “Bizde de kıtlık var, misafirlerimize bile verecek zahiremiz yok” diyerek özür beyan etmeleri üzerine Hz. İbrahim’in adamları şehirlerine boş dönmemek için çuvalları kum ile doldurup sadece Hz. İbrahim’e söylerler. Hz. İbrahim çok üzülür ve bu üzüntü ile uyur. İşin aslını bilmeyen eşi Sara çuvallardan birini açar ve çuvaldaki undan ekmek pişirir. Hz. İbrahim sıcak ekmek kokusuyla uyanır. Eşi Sara “Dostu tarafından gönderilen undan ekmek pişirdiğini” söylemesiyle Hz. İbrahim bunun “Hakkın bir lütfu” olduğunu söyler ve Allah’a şükreder.”[6]

            Bu hadise Halil-nâme adlı mesnevisinde biraz farklı anlatılır…..

            Bazı kaynaklarda da bu olay şöyle anlatılır: Malum olduğu üzere Hz. İbrahim misafiri hem çok sever ve hem de çok hürmet ederdi. Hz. İbrahim’in yaşlandığı yıllarda on beş gün boyunca kendisine misafir gelmemiş, O ise hasretle misafir bekliyordu. Bu arada hem Lut kavmini uyarmak hem de Sâre’den doğacak olan İshak’ı müjdelemek için Cebrâil, Mikâil ve İsrafil üç genç şeklinde çıka gelirler. Hz. İbrahim üç genci güzelce karşıladıktan sonra önceden pişirilmiş kebap ikram eder. Fakat misafirler sofraya yanaşmazlar. Hz. İbrahim’in ısrarına rağmen melekler yemeği yemez ve İbrahim şüphelenmeye başlar. Durumu fark eden melekler Hz. İbrahim’e “Biz parasız yemek yemeyiz, bedelini veririz.” Hz. İbrahim de “Bu yemeğin bedeldi evvelinde “Bismillah” sonunda da “Elhamdulillâh demektir.” diye cavap verir. Bu cevap üzerine Cebrail (as.) Hz. Mikâil’e “Bu zat Allâh’ın onu kendine halîl edinmesine layıktır.” der.[7] 

            Şairlerin divânlarında, Hz. İbrahim ve onun etrafında meydana gelen hadiseleri telmih eden beyitler sayısı hayli fazladır. Hz. İbrahim’in hanif dinine mensup olması, Nemrud’un zulmünden dolayı mağarada dünyaya gelmesi, putları kırması ve bu yüzden ateşe atılması, ateşin gül bahçesine dönüşmesi, Kabe’yi inşa etmesi, cömertliği ve sofrasının bereketi, oğlu İsmail’i kurban etmesi, Halîlullâh olması ve kısacası değişik mucizeleriyle beyitlerde yer almaktadır. Biz sadece tespit ettiğimiz, “Halîl veya Halîlullâh” ibarelerinin geçtiği beyitler üzerinde durmaya çalışacağız:

Her İbrahim izzet Ka’besinde

Halîlüllah yâhud Edhem olmaz[8]                    Necâtî

(İzzet, ikrâm Kabe’sinde bulunan her İbrahim, Hz. İbrahim peygamber veya İbrahim Etdem olmaz.)

Halîlüm sûz-ı aşkı âteş-i aşka düşenden sor

Bir oddan pîrehendür anı başından geçenden sor[9] Azmî Pîr M

(Ey dostum! Aşkın yakıcılığını aşk ateşine düşenden sor. Çünkü o, ateşten bir gömlektir, başından geçen kimseye sor onu.)

Ey Halîlim âteş-i sûzâna pertâb etseler

Hazret-i Cibrilden aşk ehli feryâd istemez[10]

                                   Ahmed Paşa Divânı 116. Gazel

(Ey dostum! Aşk ehlini, yakıcı ateşe atsalar (Nemrud’un ateşi) Hz. Cebrail’den bile yardım istemezler.)

Ahmedî ‘ışk odına sabr kıl Eyyûb-sıfat                     (441/7)

Kim Halîl oldı oda sabr idüben İbrâhîm[11]

                                                                                  Ahmedî Divânı

(Ey Ahmedî! Hz. Eyyüp gibi aşk ateşine sabr et. Hz. İbrahim, o ateşe sabr ettiği için halil /dost oldu.)

Çün ezelden bana aşk oldu delîl

Yanar isem yanayım ey Halîl[12]                      Süleyman Çelebi

(Ezel meclisinden beri aşk bana rehber oldu. Ey dost! Bu aşk ateşiyle yanarsam yanayım.)

            Halîl-i çeşm-i cânânım beni fark eylemez bir dem

Gözün nûru cigerpâren durur hakkâ habîbindir[13] 20/4 Handî Ömer Özkan

(Sevgilimin gözbebeği, bir an olsun beni fark eylemiyor. Gözünün nuru, ciğerparendir, gerçekten de senin dostundur.)

Halîlüm gülşen oldı nâr-ı ‘ışkun

Ruhun şem‘ine çün pervâne oldum[14] 326/5 Hayreti, M Çavuşoğlu, M A Tanyeri

(Ey dostum! Senin aşk ateşin gül bahçesi oldu. Çünkü muma benzeyen yanağına pervane (kelebek) oldum.)

Nâr-ı ‘ışkı ihtiyâr iden Halîlu’llâh gibi

Cân sakınmaz hırkasın elbette âteşden geyer[15] G. Ali, 109/3

(Hz. İbrahim gibi aşk ateşini ihtiyar eden/seçen kimse, canını sakınmaz, [çünkü o] muhakkak ateşten gömlek giyer.)

Halîl-vâr olur-ısan tarîk-ı hulletde                 (LXIV/28)

Yakîn bu kim ola âteş sana gül ü reyhân[16] Ahmedî Divânı

(Kardeşlik yolunda Hz. Halîl (İbrahim) gibi olursan, kesin inancım budur ki ateş sana gül ve

 reyhân olur.)

Hâ’in olan olur encâmı zelîl

Sâdıkın sıdkı çeküp ider halîl [17]

                        1261. Beyit Ahmed-i Mürşid Yusuf u Züleyhâ İ Kadıoğlu

(İhanet eden kimsenin sonu zillettir (alçaklıktır). Sadık kimsenin sadakati (doğruluğu) onu zelil olmaktan çekip Halil (dost) mertebesine çıkartır.) Buradaki haini, bugün anladığımız kısır anlamıyla değil, elest meclisinde Allah’a verdiği sözü tutmayan kimse olarak anlamak daha doğru olur kanaatindeyim.

Suçı ki var hemîn bu-durur ki oldı Ahmedî   (405/7)

Sinün muhabbetne Birâhîm-veş Halîl[18]

                                                                       Ahmedî Divânı

 (Ahmedî, senin sevgine, senin muhabbetine Hz. İbrahim gibi halil (dost) olduğu için bütün suçu budur.)

İrdi cedd-i Halîl’e hüsn-i nidâ

“Yâ nâru kûnî berden ve selâmen”[19] Bâlî Divânı, Betül Sinan

(Halil’in ceddine (atasına) güzel nida ulaştı. “Ey ateş, (İbrahim’e) serin ve selamet ol!” (Enbiya, 21/69)

               Nesîm-i gülşen-i lutfı Halîl’e berd ü selâm

               Tayanmaz âteş-i kahr u celâline Nemrûd[20] Hâlet Ef. Kaside1/13

(İyilik, ihsan gülbahçesinin tatlı esen rüzgarı, Halil/dost için serin ve selametlidir. Nemrûd bile Allah’ın celal ve kahır ateşine dayanmaz.)

Yahud kim bir yaşıl tonlı melekdür bâl ü per açmış

Halîl-i sâye-i zıllullahuŋ  oldı makrûnı[21] Fasîhî  ¾ Haluk Gökalp YL

(Veyahut kanat açmış yeşil elbiseli bir melektir. Allah’ın yeryüzündeki gölgesinin halilinin arkadaşı oldu.)

            Yandım belâ-yı hicr ile Nemrûd nârında yeter

Gel ey Halîlüm bir kadem tâze gülistan et beni[22]      Ahmed Paşa

(Ayrılık belâsı ile Nemrûd ateşinde yandığım yeter. Gel ey Halîlüm (dostum) bir adım taze gül bahçesi et beni.)

Verdi Halîle âteş-i Nemrûddan rehâ

Gösterdi cây-ı hurremi nûr-ı Muhammedî[23] Erz Zihnî 4/6 M Macit

(Hz. Muhammed’in nuru, Halil’e (Hz. İbrahim) Nemrud’un ateşinden kurtardı ve gönül açan bir yer gösterdi.)

Visâlün ‘îdine kurbân ‘aceb mi eylesem cânı

Halîlüm Ka‘be-i vaslun deger bin câna kurbânı[24] Helâkî, 157/

(Sevgiliye kavuşma bayramı için canımı kurban etsem yadırgamayın. Ey sevgilim! Senin kavuşma Ka’ben, binlerce canın kurban edilmesine değerdir.)

Halîlu’llâh gibi seyr-i gülistân istedi göñlüm

Murâdum nûrı açdı goncalar nâr-ı celâlüñden[25] G. Ali 35/2

(Gönlüm, Allah’ın dostu Hz. İbrahim gibi gül bahçesini gezmek ister. Celâl isminin ateşinden goncalar, muradımın nurunu açtı.)

Acep mi şâh-i cihâna desem Halîlullâh

Ki oldu cümle ganî vü fakîr mihmânı[26]                     Yahya Bey

(Dünya padişahına Halîlullâh (Allah’ın dostu) desem hayret edilir mi? Çünkü zengin fakir herkes onun misafiri oldu.)

Hz. İbrahim’in Halil ve dost oluşu ile ilgili olarak şöyle bir anektod da anlatılır: Hz. İbrahim, Hz. Azrail ile karşılaştığında “Rabbim beni niçin Halil ve dost edindi? diye sorar. Azrail: “Sen insanlara ihsanda/ikramda bulunursun da kimseden bir şey istemezsin.” şeklinde cevap verir.

            Hz. İbrahim’in bu özelliği yani kimseden bir şey istememesi -hatta hediye dahi kabul etmemesi- çok az âlimde görüldüğü halde bütünüyle Bediüzaman Said Nursî’de görülmesi üzerinde durulması gereken bir benzerliktir. Bediüzzaman bir eserinde bu benzerliği şöyle ifade eder:

“…..diyen ve Kur’ân’ın takdirine mazhar olan Hazret-i İbrahim’in (a.s.) ittibâına mükellef olduğumuza işaret eden  - (Bâtıl dinlerden uzak, İbrahim’in İslâm dini)- sırrına mazhar olduğumuzu bilmeliyiz.”[27]

Yine Bediüzzaman, Risale-i Nur’un mayası ve meşrebinin Hz. İbrahim’in mesleği olan tefekkür ve şefkat olduğunu şu cümle ile ifade ediyor: “Evet, Risale-i Nur’un mayası ve meşrebi tefekkür ve şefkat olduğu cihetle, Hazret-i İbrahim’in (a.s.) hususî meşrebi olan tefekkür ve şefkat noktasında tam tevafuk etmek sırrıyla şu sûrede daha ziyade Risale-i Nur’u kucağına alıyor.”[28]

Hz. İbrahim’in hayatının anlatıldığı Halîl-nâme mesnevisinde hiç değinilmedi halde Said Nursî, Urfa’nın Hz. İbrahim’in bir menzili olduğunu yani gelip bu topraklarda kaldığını ve Risale-i Nur mesleğinin de Hz. İbrahim’in en mümeyyiz sıfatı olan Halil/hıllet olduğunu belirttikten sonra bir dua ve müjde ile veciz bir şekilde ifade ediyor:

“Hem madem Risale-i Nur’un mesleği hıllettir. Ve Urfa ise, İbrahim Halilullah’ın bir menzilidir. İnşaallah hıllet-i İbrahimiye parlayacaktır.”[29]

Hz. İbrahim kıssasının her bir anektodundan onlarca hayat dersi çıkarmak mümkündür. Şükürler olsun ki şirk putuna hiç birimiz sahip değiliz. Biz yeter ki içimizdeki insanlık dışı olan kin, nefret, düşmanlık, çekememezlik, riya, ucb, kibir, cehalet, tahammülsüzlük vs. putlarını kıralım. O zaman Hz. İbrahim’in hıllet mesleğiyle hem Allah’a hem de Allah’ın tüm yarattıklarına dost ve arkadaş oluruz.

Beni sabırlı dinlediğiniz için teşekkür eder, hepimizin put diken İbrahim değil, put kıran İbrahim’in mesleği olan tefekkür, şefkat ve hıllet sıfatlarıyla sıfatlanmamızı temenni ediyor, saygılarımı sunuyorum.


[1] A Atillâ Şentürk-Ahmet Kartal, Üniversiteler İçin Eski Türk edebiyatı Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2004, s. 290.

[2] Hz. İbrahim’in hayatı hakkında daha fazla bilgi için bk. Bünyamin Ateş, Peygamberler Tarihi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2002, s.126-170.

[3] Bu konuda daha fazla bilgi için bk. Ayhan Güldaş, Abdulvâsî Çelebi Halîlnâme, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1996.

[4] Mesnevi’de anlatılan Hz. İbrahim’in hayatı özetle şöyledir: Nuh peygamberden sonra Acem mülkünde Kenan’ın oğlu Nemrud adında cahil bir bey ortaya çıkar. Babil şehrinde oturan Nemrud’un yıldızları gözeten pek çok falcısı vardı. Şeytan onu Tanrı olduğuna inandırmıştır.

                Bir gün falcılar, Nemrud’a yeni doğacak bir çocuğun kendisine çok zararı dokunacağını bildirirler. Bunun üzerine Nemrud kadınların hamile kalmalarını yasaklar.  Bu yasağa rağmen Nemrud’un dostu Azer’in eşi hamile kalır. Doğan çocukların öldürüldüğünü duyan Azer’in eşi korkusundan dağa kaçarak çocuğunu bir mağarada doğurur. Kundaklayıp emzirdikten sonra kocasının ısrarı üzerine üç gün mağaraya uğramaz. Bu arada bir geyik çocuğu emzirir, ejderha da bekçilik eder.

Çocuk bir günde bir aylık gibi olur, bir ayda beş yaş büyür. Beş yaşına gelince annesine babasını görmek istediğini söyler. Azer önce istemezse de sonunda razı olur. Bu arada çocuk yıldızları, ayı ve güneşi Tanrı sanır fakat kayboldukları için Tanrı olamayacaklarını anlar ve inanmaz.

Azer, korkudan oğlunu kardeşiymiş gibi gösterir ve adını da İbrahim koyar. İbrahim babasının yaptığı tahta putlardan dolayı uyarır ve yapmamasını söyler. Halkın Allah’a inanması için dua eder.

İbrahim şehir halkının pikniğe gittiği bir günde puthaneye giderek büyük putun dışındaki bütün putları kırar ve baltayı da büyük putun boynuna asar. Halk bu olayı duyunca İbrahim’den şüphelenir. Nemrud  İbrahim’i soruya çeker. İbrahim büyük putun putları kırdığını söyler. Konuşmayan, hareket etmeyen putun bu işi nasıl yapacağını söyleyen halka İbrahim de konuşmayan, hareket etmeyen faydasız şeylere tapmamalarını söyler. Bu olaydan sonra Nemrud, İbrahim’i mancınık ile yüksek bir yerden ateşe atmaları için halka emir verir. Günlerce hazırlık yapılır. İbrahim mancınık ile yakılan ateşe atılır, Allah’ın emri ile ateş gül bahçesine döner. Nemrud şaşkına döner, halkına taşlatır. Fakat taşlar bulut olup yağmur olarak yağmaya başlar.

                İbrahim’e kötülük yapmaya çalışan Nemrud’un veziri Hazin ve evi yanarak kül olur.

                Nemrud’un bir kızı vardır. İbrahim ile konuşan kız iman eder. Nemrud kızını astırmaya karar verir. Ancak Allâh’ın emriyle kız Kaf dağına çıkarılır. Kız burada ibadetle uğraşan bir velî haline gelir.

                Bir gece Cebrail Hz. İbrahim’e Şam’a gitmesini söyler. İbrahim şehri terk ederek birkaç gün zarfında Hazayin şehrine varır. Bu şehrin padişahının Sâra isimli terbiyeli kızıyla evlenir. Şah ve şehir halkı da iman ederler.

                İbrahim Sâra ile birlikte Filistin’e doğru yola koyulurlar. Sıkıntılı yolculuktan sonra bir şehrin beyi Sâra’ya kötülük yapmak ister. Ali ve ayağı anında kuruyunca İbrahim ve Sâra’yı servest bırakır ve Hacer adında bir cariyeyi de hizmetçi olarak verir.

                Filistin’e varınca her tarafta sular akmaya ve yemişler bitmeye başlar. Cebrail’in cennetten getirdiği taşı kıble nişanı olarak kullanır ve onun üzerine bina yapıp adına Beytü’l-Mukaddes adını derler.

                Kısa süren bir kıtlık devresinden sonra Hz. İbrahim tekrar Nemrud’u imana davet eder. Nemrud inanmaz, güya İbrahim’in büyüsünü bozmak için evini eşyasını yakar; yağmur yağdırmaya teşebbüs eder fakat halkının yanında komik durumlara düşer. Özel bir sandık yaptırarak dört aç akbaba yardımıyla gökyüzüne yükselip güya Allah’la savaşmak ister. Ayrıca diriyi öldürüp ölüyü dirilteceğini iddia ederek iki suçludan birini öldürür birini de serbest bırakır. İbrahim de dört kuşu boğazlayıp kil haline getirdikten sonra onları tekrar Allah’ın yardımı ile canlandırıp uçurur.

                Nemrus İbrahim’in büyücü veya cadı olduğunu söyler. İbrahim de ümidini keserek NemrUd’un helâk olması için dua eder. Allah sivrisineklere emir verir. Sinekler Nemrud’un ordusunu perişan ederler. Bu arada emir alan aksak bir sivrisinek Nemrud’un burnundan girerek beynini yemeğe başlar. Çok acı çeken Nemrud çomaklarla başını döver ve dövdürür. Çok yavaş vuran hizmetçileri cezalandırı çok hızlı vuranlara ise azad eder.  Biri de Azâd olmak için başına kuvvetlice vurunca Nemrud, başı parçalanarak ölür.

                Babil halkı İbrahim’i sultanlığa getirir. Halh iman eder. Vahiy gelince İbrahim Şam, Hama, Humus gibi şehirlere giderek peygamberlik vazifesini devam ettirir. Şam ülkesini fethettikten sonra İbrahim beş-on yıl sonra Sâra’nınyanına döner. Sara Hacer’i İbrahim’e bağışlar. Halkın yardımıyla Beytü’l-mukaddes bir iki yıl içinde tamamlanır. Zamanla Hacer’in ay yüzlü bir oğlu dünyaya gelir. İbrahim adını İsmail koyar. Sâra’nın kıskançlığı ve kimi gittikçe artar, Hacer’in uzaklaştırılmasını ister. İlahi emir gelince İbrahim, Hacer ve çocuğunu deveye bindirip beş on gün mesafedeki ıssız ve susuz bir çöle bırakır ve döner.

Hacer ve İsmail çölde aç ve susuz kalır, sağa sola koşarak su aramaya başlar. Hacer, Safa ile Merve tepeleri gidip gelip Allah’a dua eder. Beşiğinden çıkan çocuk ayağıyla tepindiği yerde bir pınar ortaya çıkar ve susuzluğunu giderirler. Oradan geçen bir kervan suyu görür, insanlar Hacer’in çevresine yerleşir. Böylece Mekke şehrinin temeli atılmış olur.

                Dört yıl sonra İsmail büyür. İbrahim onları görmeye gelir. Sara razı olunca düğün yapılır ve İbarhim ile Hacer evlenirler. Bir müddet sonra İbrahim üç gece üst üste rüyasında kurban kesme emrini alır. İki defa uüzer deve keserse de üçüncü gece rüyada oğlunu kurban edilmesi emredilir. İbrahim, Hcer’e İsmail’i düğüne götüreceği için güzelce giydirilmesini söyler. Şeytan önce Hacer’e sonra İsmail’e vesvese verirse de bunun Allah’ın emri olduğu söylenince razı olurlar.

                İbrahim, İsmail’i Minâ dağına kurban etmek için götürür. Fakat bıçak kesmez. İsmail babasına yüzüne bakmasını söyler. Bıçak yine kesmez. Sinirlenen İbrahim bıçağı taşa vurunca taşı iki parça eder. Bu sırada Allahu ekber sesleri arasında Cebrail bir koç getirir. İbrahim, İsmail’in yerine Allahu ekber diyerek koçu kurban eder. İsmail Arap sultanı olur, İbarahim de Şam’a döner. Cebrail İbrahim’e Allah’ın evinin inşa edilmesini söyler. O da bir bulut ve bir ejderhanın yol göstermesiyle İsmail’in bulunduğu bölgede binayı yapar. İsmail de babasına yardım eder. Böylece halk Allah’ın evini ziyarete çağrılır.

İbrahim tekrar Şam’a döner. Artık ihtiyarlamış, doksan yaşına gelmiştir. Misafirsiz yemek yemez. Bir gün evine on konuk gelir. Bunlar kılık değiştirenCebrail, İsrafil, Mikail ve diğer meleklerdir. Yemekten sonra Allah’ın emriyle Lut peygamberin yanına gideceklerini söylerler. İbrahim de onlara katılır ve yola çıkarlar. İbarahim’i bir dağda bırakan melekler Lut’un evine giderler. Lut’un üç kızı ve bir de kafir bir karısı vardır. Halkı ise çok ahlaksızdır. İnsan şeklindeki meleklerin Lut’un evine geldiğini öğrenen halk üşüşerek melekleri ister. Cebrail hapsini yere çalarak Lut ve üç kızına dağdaki İbrahim’in yanına gitmelerini söyler. Onlar uzaklaşınca Allah’ın cezası olarak Lut kavminin dört şehri havaya kaldırılıp cehenneme bırakılır.

İbrahim tekrar Şam’a gelir. Sâra yaşlı olmasına rağmen bir erkek çocuğu olur. İshak adını koyarlar. Sonra Sâra’nın Medyen ve Medayin adında iki erkek çocuğu olur. Üç oğlu da üç ayrı yerde sultan olur. İbrahim yüz otuz yaşına gelir. Oğullarını çağırıp vasiyet eder. Bir iki yıl sonra da vefat eder. İbrahim’in ölümü büyük üzüntüye sebep olur. Cebrail yetişerek İsmail’e ahirzaman şahının kebdi soyundan, İshak’a da dört bin beygamberin soyundan geleceğini haber verir ve ikisini de sevindirir. 

[5] Mütercim Âsım, Kâmûs Tercümesi, Matbaa-i Osmaniyye, 1305, C. 3, s. 198.

[6] Nişancızâde Mehmed b. Ahmed’ten naklen Semra Tunç, “Divân Şiirinde Hz. İbrâhîm ve ‘Ades (Mercimek) Kıssasına Dâir”, Selçuk Üni. Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s. 126-127.

[7] Ateş, s. 158-159.

[8] Necâtî Divânı, s….

[9] Azmî Pîr Mehmed Divânı,

[10] Ahmed Paşa Divânı,

[11] Ahmedî Divânı,

[12] Vesiletü’n-Necât, s

[13] Handî Divânı,

[14] Hayretî Divânı,

[15] Gelibolulu Âlî Divânı,

[16] Ahmedî Divânı,

[17] Pend-nâme-i Ahmed-i Mürşîd,

[18] Ahmedî Divânı

[19] Bâlî Divânı,

[20] Hâlet Efendi Divânı,

[21] Fasîhî Divânı,

[22] Ahmed Paşa Divânı,

[23] Erzurumlu Zihnî Divânı,

[24] Helâkî Divânı, s.

[25] Gelibolulu Âlî Divânı,

[26] Yahyâ Bey Divânı,

[27] B. Said Nursî, Barla Lahikası, s. 160.

[28] B. Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 97.

[29] B. Said Nursî, Emirdağ Lahikası, s. 407.

1. Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 11, s. 165-176, 22-24 Mart 2013 

popüler cevapdünya atlası