Ölüm Allah’ın Bekasına Bir Delildir

Eklenme Tarihi: 21 Kasım 2016 | Güncelleme Tarihi: 11 Mart 2017

Mesnevi-i Nuriye’de On İkinci Lem’a:Ölüm Allah’ın Bekasına Bir Delildir

Hayat tek başına şu âlemde tezahür eden isim ve sıfatları kendinde gösterir. Ölüm de Allah’ın devam ve bekasına bir delildir.

“Arkadaş! Hayat, Hâlıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir. Evet, nasıl akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin kabarcıkları ve yeryüzünde bulunan sair şeffaflar, şemsin ziyâ ve timsallerini göstermekle şemsin vücuduna şehadet ettikleri gibi, o kabarcık gibi şeffaflar ölüp söndükten sonra yerlerine müteselsilen gelip geçen emsalleri, yine şemsin ziyâ ve timsallerini gösterdiklerinden, şemsin devam ve bekasınave bütün o şuâat, celevat ve timsallerin bir şems-i vâhidin eseri olduklarına şahadet ediyorlar.”

Akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin üzerinde oluşan kabarcıklara hiç dikkat ettiniz mi? Ya da yeryüzünde bulunan sair şeffaf şeylere? Sorunuzun cevabı ne olursa olsun bundan sonra denizdeki kabarcıklara veya şeffaf şeylere bakışınızın değişeceğine eminim. Üstad, ortaya koyduğu eserlerde bu farkındalığı her zaman okuyucularına kazandırır. İşte denizin üzerindeki o kabarcıklar güneşin ışığını ve timsalini göstermekle güneşin varlığına şahitlik ederler. Bu şahitlik sadece varlığıyla sınırlı değildir. O kabarcıklar belli bir süre sonra bir dalganın gelmesiyle sönüp giderler ve yerlerine başka kabarcıklar gelir. Yeni gelenler de aynı şekilde güneşin ışığını ve timsalini gösterirler. Bu devamlı yenilenen hareket, güneşin devam ve bekasına bir şems-i vahidin eseri olduklarına şehadet ederler.

Aslında kabarcıklar lisan-ı halleriyle “Bize bakın, bizdeki ışığa, renklere bakın” derler. “Bu ışıklar, üzerimizde bulunan gökkuşağı renkleri bizdeki dükkanda bulunmaz. Bak şimdi biz gidiyoruz. Yerimize kardeşlerimiz gelecek. Onlar da aynı şekilde bize bakın derler. Kardeşlerimiz öldü. Ancak onlarda gözüken o vasıflar, timsaller bizde de mevcut. Biz her zaman ölüp, sönüp gitsek de güneş ölmüyor.” Aslında o kabarcıklar daha sözlerini bitirmeden, tamamlayamadan bir dalga gelir onları da alır götürür, ölürler. Bu durum her dalganın gelişiyle yenilenir. Her kabarcık gitmeden tefekkür gözüyle kendisine bakanlara bu şahitliği yaparak dikkatleri güneşin bekasına çeker. Özetle; “İşte o şeffaflar, vücutlarıyla şemsin vücuduna ve ademleri ve ölümleriyle de şemsin devam ve bekasına delâlet ediyorlar. Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vâcibü'l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle yerlerine gelen emsali, Sâniin ezelî ve ebedî vâhidiyetine şehadet ediyorlar.”

Bediüzzaman’ın bu örneklendirmeleri yapmasının sebebi, anlamayı kolaylaştırmak, uzak olanı yakınlaştırmak, soyutu somutlaştırmaktır. Bu şekilde basit örneklendirmelerle bizlere yeni tefekkür pencereleri açar. Günlük hayatın karmaşıklığı içinde herkesin her zaman karşılaşabileceği bu olaylarla Saniin ezeli ve ebedi vahidiyetine şehadet etme imkânı sunar. Çevremizdeki her kelebek, her arı, her çiçek vb. her şey bizimle konuşuyor aslında. “Bize bakın, bizdeki düzeni, intizamı görün” diyorlar lisan-ı halleriyle. “Bizi böyle işlettiren, süsleyen Rabbimiz var. Biz şimdi gidiyoruz. Bizim yerimize başkaları gelecek. Biz ne söylüyorsak onlarda aynı şeyleri söyleyecekler/söylüyorlar.” Her bahar bu konuşmalar, şahitlikler tekrar ediliyor okuyana, duyana. Tüm bunlar aslında Allah’ın isimlerini okutuyorlar bizlere. Her bir mevcut, bu isimleri, yaptıkları işlere göre okutuyorlar. Bu okutmalar kesintisiz olarak devam ediyor. Hepsi de Allah’ın Vücub-u Vücuduna şahadet ediyorlar. Mevcudat, vücuduyla Cenab-ı Hakkın varlığının zaruriyetine işaret ettiği gibi ölümüyle-zevaliyle, yerine devamlı yenilerinin gelmesiyle de ölümsüzlüğüne, vahidiyetine şehadet eder.

“Evet, leyl ve neharın ihtilâfı, fusul-i erbaanın tahavvülü ve unsurların tebeddülü hengâmlarındameydana çıkan şu güzel mevcudat ve bu lâtif masnuatta devam ile cereyan eden mübadele ve devr ü teslim muamelesi kat'î bir şehadetle, sermedî, âlî, dâimüttecellî bir Sahib-i Cemâlin vücuduna ve bekasına ve vahdetine şehadet eden kat'î bir burhandır.”

Bediüzzaman bu güzel örneklendirmelerle hakikate kapı açar.

Örneklendirmelerde;

Güneş-Şems-i Ezel ve Ebed Rabbimiz

Deniz: Kâinat, Yeryüzü

Su Damlacıkları-Şeffaf Eşya: Her Bir Mahlûk- Mevcut

Güneşin Ziyası: Mevcudatlarda Görünen Esmaü’l-Hüsna-Sıfat-ı Mukaddes

Bir de temsillerde geçen dalgalanmalar/dalgalar var.

Bu; Dalgalardan Maksat İse:

  1. Gece ve Gündüz Dalgası- Bu dalgada milyonlarca ölüm gerçekleşmektedir. Gündüz ise yenileri doğar. Her gece ölümler, gündüz ise dirilmeler olmaktadır.
  2. Füsul-u Erbaa-Mevsimlerin Dalgası: Bu dalga gece-gündüz dalgasından daha etkili. Ölümler ve dirilmeler daha fazladır.
  3. Unsurların Tebeddülü Hengâmında (Büyük Dalga): Bir meyveyi yiyen insanın, meyvedeki elementleri vücuduna alması, bunların kullanılması-Bunun kesintisiz devam etmesi.

Her gelen dalga ile ölümler, sönmeler olmakta, yeni bir dalga ile yenileri gelmekte, ölenlerin, sönenlerin yerini almaktadırlar. Devamlı bir tecelli var. Bunların hepsi Cenab-ı Hakk’ın ölümsüzlüğüne, birliğine şehadet etmektedirler.

 

Özetle tüm bu devir teslimler;

  1. Allah’ın Vücubuna-Varlığının lüzumuna
  2. Allah’ın ebedi oluşuna
  3. Vahdetine, birliğine şehadet ediyorlar.

On İkinci Lem’a; “Ve keza, senevî inkılâplarda, müsebbebatla esbabın birlikte ölüm ve zevali ve sonradan ikisinin yine birlikte iâdeleri, esbabın da müsebbebat gibi âciz masnu ve mahlûklardan olduğuna delâlet ettiği gibi, bu masnuat ve mevcudatın, bir Zât-ı Vâhidin müteceddid bir san'atı olduğuna da şehadet eder” cümleleriyle son bulur.

Kış geldi ağaç da öldü, çiçekte öldü. Bahar geldi her ikisi de birlikte iade edildiler. Biz bunun farkında olmasak da çiçek kendi diliyle bunu bize açıkça dile getirir. Biz sadece onu dinlesek yeter. Çiçek, bunu “Ben öldüm sebebim olan ağaç da öldü” der. “Kendini ölümden kurtaramayan ağaç bana nasıl sahip olabilir. Beni kim dirilttiyse beni Yaratan odur. Ben de olan benden sonra gelen kardeşlerimde de aynıyla var. Ben gittim ama kardeşim aynı özelliklerle geldi” şeklinde ifade eder sanki. Tüm bu söylenenlere toprak da lisan-ı haliyle çiçeğin dirilmesine şahitlik eder. “Üzerimde çiçeği kim yaratmışsa, beni de Yaratan O’dur.” der. Buna şahitlik eder.

 

On Üçüncü Lem'a;

“Arkadaş! Zerrelerden tut, seyyarelere kadar ve nakışlardan şemslere varıncaya kadar her şey, zâtında, hakikatinde sabit olan acz ve fakrın lisan-ı haliyle Sâniin vücub-u vücudunu ilân eder.”

İnsan aciz ve fakirdir. Ama bu iki kavram sadece insana mahsus değildir. Bütün mahlukatı kuşatmaktadır. Aciz ve fakir olan mahlukat, icada güç yetiremez. Bu iki kavram Allah’ın varlığını ve birliğini ispat eden iki kuşatıcı hakikat olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesela, güneşin dükkânında sineğin vücuduna lazım çok maddeler bulunmaz. Öyle ise güneş, sineği icat etmekten aciz ve fakirdir. Toprak, hava, su gibi külli unsurları da buna kıyas edebiliriz.

Acizlik ve fakirlik maddenin en küçük yapı taşı olan zerreden tut ta güneş ve yıldızlara kadar her şeyi sarmalayıp kuşatmıştır. Bir sineği icat etmek ancak sonsuz kudret ve gına ile mümkündür.

“Ve keza, acziyle beraber, nizam-ı umumînin bozulmaması için, hâmil bulunduğu acip ve mühim vazifeler cihetiyle Sâniin vahdetine delâlet eder. Binaenaleyh, Sâniin vâcip ve vâhid olduğuna her şeyde iki şahit olduğu gibi, Hâlıkın ehad ve samed olduğuna da her bir zîhayatta iki âyet vardır.” 1

İki şahit ve delil, acizlik ve fakirliktir. Evet, mahlukatın nihayetsiz aciz ve fakir olmaları Allah’ın tek ve vacip olduğuna işaret ettiği gibi, aynı şekilde, Halık'ın bir ve Samed olduğuna da şahit ve delildirler.

Her şey Allah’a muhtaç olması Samet ismine delil ve şahit iken, aynı anda Vacip ve Ehad olduğuna da delil ve şahittir. Burada delil ve şahitler değil, Allah’ın isim ve sıfatları değişiyor. İki delil ve şahit, acizlik ve fakirliktir, lakin bu iki delilin ispat ettiği isim ve sıfatlar farklı farklıdırlar.

 

Dipnot-1

İhtar: Kâinatın eczasından her bir cüz'ün elli beş lisanla Vâhid-i Ehad ve Vâcibü'l-Vücudu ilân etmekte olduğunu, Kur'ân'ın feyzinden fehmedip, icmâlen "Katre" namındaki eserimde beyan etmişimdir. Arzu eden oraya müracaat etsin.

 

popüler cevapdünya atlası