NUR TALEBESİ MEHMET KIRKINCI HOCA

Eklenme Tarihi: 03 Mart 2018

Kadir AYTAR

1928 yılında Erzurum’un Güllüce köyünde dünyaya gelmiştir. Babası koyun tüccarıdır. 1940 yılında Erzurum’a taşınırlar. Gerek babasının telkinleriyle gerekse evlerinin karşısında bulunan caminin imamının tesirli vaazları sayesinde ilim aşkı uyanır.

10-12 yaşlarında Mustafa ve Hacı Faruk efendilerden ders alır. Bir gün Mustafa Efendi, Elmalılı Hamdi Efendi’nin tefsir sahasında çok dirayetli bir âlim olduğundan söz eder ve onun Üstad Bediüzzaman Said Nursi hakkındaki; “Bediüzzaman berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zat idi. İstanbul’un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir.” sözlerini nakleder.

Daha sonra Mustafa Efendi “Bediüzzaman’ın İşaratü’l-İ’caz ismindeki eserini getirerek gösterir ve Kur’an’a ait bu tefsirin I. Cihan harbinde Pasinler’in dağlarında yazıldığını söyler: “Bundaki hakikatler, nükteler, meziyetler ne Keşşaf’ta, ne Beyzavî’de ne de başka bir tefsirde yok. Siz tefsir ilmini tahsile başladığınızda bunu size okutacağım.” Der.

Böyle bir tefsirin harp esnasında dağ ve bayırlarda, kar ve kışta yazılmış olması Mehmed’i hayretler içinde bırakır. Bu tefsiri yazan Bediüzzaman Hazretlerine muhabbet duymaya başlar, Bediüzzaman’ı görmek, elini ve duasını almak ister. Hocasın’a Bediüzzaman’ın nerede olduğunu sorar. O da; “1925’de Burdur’a nefyettiler. Şimdi Isparta’da. Görmek isteyenleri takip ediyorlar, tutukluyorlar. Gidecek olursanız başınız belâya girer.” diye cevap verir.

Mehmet, sürekli Bediüzzaman’ı düşünür, rüyalarında görmeyi arzular. Görür de…

1947 yılında Üstada bir mektup yazar ve kitaplarından ister. Hüsrev Ağabey elle yazılmış risalelerden gönderir. Risaleleri böylece okumaya başlar.

Mehmet’in ruhunda derin izler bırakan iki maneviyat sultanı da Hacı Salih Efendi ile Muhammed Lütfü Efendi (Alvarlı Efe)’dir.

1955 yılında 27 yaşında iken Zekeriya Efendi ile birlikte Üstadı ziyaret için yola çıkar. Samsun’da yedek subay olan Sungur Ağabeyle camide karşılaşır ve tanışır. Ondan aldıkları Ankara’daki adrese vardıklarında Risaleleri yeni harflerle baskıya hazırlayan Said Özdemir, Atıf Ural ve Mustafa Türkmenoğlı ile tanışır.

Isparta’ya gitmek üzere ayrılırlarken Atıf Ural; “Sözler’in yeni çıkan şu formasını Üstad’ımıza verin. Zira, her yeni forma Üstad’ın tashihinden geçiyor. Ayrıca bunu götürmekle hem bir hizmet etmiş olursunuz, hem de Üstad sizi memnuniyetle kabul eder.” der forma ile birlikte, Isparta’dan Rüştü Çakın Ağabey’in adresini de verir.  Isparta’ya varırlar. Camide namaz kılarken yanlarına gelen iki kişiden kendilerinin Rüştü Ağabeyin dükkanına götürmelerini isterler. Onlar da götürür. İkindi namazından sonra Üstadı ziyarete giderler. Tahir ağabey karşılar. Ona formayı ve konuşamama endişesiyle yolda gelirken yazdığı ve Risale-i Nur’u anlama ve son nefesine kadar ona ihlas ve sadakatle hizmet etme hususunda dua istirhamında bulunduğu mektubu verir.

Üstad onlarla görüşmeyi kabul eder. Heyecanla beklerler. Kapı aralanıp Üstad içeri girince Kırkıncı Hacanın gönlünün semasına “mavera-i ufuktan bir bedr-i Münir” doğar. Elini öper. Mektubu okunur. Üstad dua eder. Sonra gelen Risale formasını sayfa sayfa çevirir, sürur ve memnuniyetle;  “Risale-i Nur, çok yakın bir zamanda başlara taç olacaktır. Öyle zaman gelecek ki, satırı altınla satılacaktır. Radyo lisaniyle, bütün dünyaya neşrolunacaktır.” der. Ardından “Uzaklardan buraya kadar gelmenize hiç lüzum yok. Risale-i Nur’u okuyan benimle görüşmüş ve benden ders almış gibidir. Sizler buraya gelince ben minnet altında kalıyorum, lâzım geliyor ki, sizlerin hiç olmazsa yol paralarınızı vereyim.” der.

Zübeyir ağabey formayı okur. Bitince Üstad: “Risale-i Nur burada okundukça Cenab-ı Hak Anadolu’ya gelen belâları kaldırıyor.” Buyrur. Kırkıncı hoca “Biz ne kadar Risale-i Nur okuyoruz ki, Anadolu’dan belâların kalkmasına vesile oluyoruz?” diye düşünürken Üstad celalli bir şekilde “Burada Risale-i Nur okundukça Rusya’da küfr-ü mutlak dağlar gibi yıkılıyor.” Der. Risale-i Nur’un tamir vazifesi ile ilgili bir de ders okunur.

Üstaddan sonra Barla’yı ve oradaki ağabeyleri ziyaret ederler. Sohbetlerini dinlerler. Oradan da Erzurum’a dönerler.

Mehmet Kırkıncı, Erzurum’a döndükten sonra Risaleleri okumaya ve başkalarına okutmaya çalışır.Bediüzzaman Said Nursi'den öğrendiklerini, gördüklerini kendi öğrencilerine aktarmak için seferber olur. Çevre illere hizmet için koşar. Bütün ömrü İslâm'ın hizmetinde geçer.

Kırkıncı Hoca, medrese eğitimi almış iyi bir müderris ve aynı zamanda büyük bir âlimdir. İlm-i kelamda, mantıkta ve usul ilminde zirve isimdir. Aynı zamanda insan mühendisidir. Herkesi büyük bir şefkatle bağrına basar. En kıymetli eserleri, yetiştirdiği talebeleridir. Sohbetlerinin temelini İslâm birliği, müminler arasındaki muhabbet ve kardeşlik oluşturur. Ayet ve hadislerle süslediği sözlerini, latif bir üslupla talebelerine aktarır.

Hayatının son zamanlarında akciğerlerinde su birikmesi, kalp kapakçıklarındaki problem nedeniyle Erzurum ve İstanbul'daki çeşitli hastanelerde yatarak tedavi görür. 24 Şubat 2016 günü 88 yaşında hayata gözlerini yumar. 26.02.2016 günü Narmanlı Camiinde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra defnedilir.

Mehmed Kırkıncı Hoca, ardında birçok eser bırakmıştır. Dünya hayatı bitmiş olsa bile onun bedeline hizmetleri devam etmektedir.


Eserleri:
Cihad Sahasında Bediüzzaman
İrşad Sahasında Bediüzzaman
Nasıl Bir Maarif
Kader Nedir?
Ruh Nedir?
Gönül Damlaları
İslam’da Birlik
Hayatım Hatıralarım
Nükteler
Hikmet Pırıltıları
İnsan, Millet ve Devlet
Bediüzzaman ve Tasavvuf
Bediüzzamanı Nasıl Tanıdım?
Alevilik nedir?
Darü’l-Harb Nedir?

Mehmet Kırkıncı Hoca Efendinin şu güzel tesbiti ile sözlerimi tamamlamak istiyorum:

“En güzel keramet; hayâ, edep, iffet, istikamet, vakar, sabır ve ihlâs gibi ulvi hasletlerle bezenip; takva gerdanlığını takmak, ubudiyet tacını giymek, iffet ve hayâ libasına bürünmektir.”

http://www.mehmedkirkinci.com

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası