NİFAK

Eklenme Tarihi: 12 Şubat 2018 | Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2018

Mehmet ŞAHİN’in sunumudur

Sözlükte nifak, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök mânasından hareketle dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nfķ” md.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “nfķ” md.; Lisânü’l-‘Arab, “nfķ” md. TDV)

İslam dinine göre bir küfür çeşidi olan nifak, dışarıdan mümin ve Müslüman görünmekle beraber, kalben Allah'ı, İslam peygamberlerini ve imanın diğer esaslarını kabullenmemek, inanmamak mânâsına gelir.

Nifak, içi başka, dışı başka olmaktır. Dinî manasıyla dışarıdan Müslüman göründüğü halde içinden küfür içinde olmaktır.

Tîbî, “Arkadaşına, içinde gizlediğin şeyin hilâfını izhar etmendir” diye daha genel bir tarif sunmuştur. Bazı âlimler; “Amelde nifak, çok yalan söylemek, emanete hıyanet etmek, sözünden dönmek, biriyle davaya düşünce, karşı tarafın hukukunu çiğnemeye çalışmaktır.” diye tarif etmişlerdir.

Nifak, akidenin (inancın) zıddına imanda iki yüzlülüktür. İman ile küfür arasında bocalamadır. İnanmadığı halde “inanıyorum” diye insanlara yalan söylemektir. Bu da anlaşıldığı gibi korkaklığın, ikiyüzlülüğün, kandırmanın, zayıflığın göstergesidir.

Nifak hali, aslında bir hastalık halidir. Kalpteki hastalık, sahibini farklı yüzlerle görünmeye zorlar. İnanmadığı halde çeşitli sebepler veya çıkarlar yüzünden inandığını ifade eder.

Nifak’tan müştak münafık ise, kalben inanmadığı halde mümin görünen mümin bilinen kimsedir. Bu tarife binaen Allahu Teâlâ münafıklar hakkında; “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İman ettik’ derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise: ‘Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.’” [3] dediklerini beyan etmektedir. Başka bir ayette de; “(Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında ‘İman ettik’ derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: ‘Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz?’ derler.” [Bakara sûresi, 2/76.] buyrulmaktadır.

Nifak kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de kök halinde üç, çekimli fiil olarak iki ve münafık şeklinde yirmi yedi âyette geçmekte olup beş yerde münafık erkeklerin yanında münafık kadınlar da zikredilmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Mu’cem, “nfķ” md.). Ayrıca Kur’an, diğer birçok âyette müminler ve kâfirlerden başka üç temel inanç grubundan biri olarak münafıklardan da bahsetmektedir. Münâfikūn adlı müstakil bir sûre de mevcuttur. Bu âyetlerde münafıkların itikadî durumları, psikolojik yapıları ve ahlâkî bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı tutumları, âhiretteki konumları ayrıntılı biçimde anlatılır.

Ebû Hüreyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle dua ederdi: “Allah’ım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.”

İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar." (Buhâri, İman 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Dâvud, sünnet 16, (4688); Tirmizi, İman 14, (2634); Nesâi, İman 20, (8, 116).

Münafıklar hakkındaki bu ayırım göz önünde bulundurulduğu takdirde nifak hareketinin Medine’de başladığı yolundaki yaygın kanaatin halis münafık tipiyle sınırlandırılmasının gerektiği anlaşılır. Zira “şüphe içinde bocalama” mânasındaki nifakın Mekke döneminde de bulunduğu söylenebilir. Bu durumda Mekkî âyetlerde münafıklardan bahsedilmesinin sebebi açıklığa kavuşmuş olur (meselâ bk. el-Ankebût 29/10-11; el-Müddessir 74/31).

Ancak sistemli bir hareket olarak nifak, güçlü ve hızlı kültür değişimlerinin gerçekleştiği toplumlarda görüldüğü gibi yeni bir yapılanmaya gidildiği Medine devrinde yeni oluşuma tam uyum sağlayamayan insanlar arasında ortaya çıkmıştır. Bazı âyetlerde belirtildiği üzere münafıklar başlangıçta İslâm’ı benimsemişlerse de sonradan tekrar küfre dönmüşlerdir (meselâ bk. et-Tevbe 9/66, 74); bu sebeple iradeleri doğrultusunda kalpleri mühürlenmiştir (et-Tevbe 9/87; el-Münâfikūn 63/3).

RİSALELERDE NİFAK

Birincisi: Kur'ân'ın, münafıkların şahıslarını tayin etmeyerek umumî bir sıfatla onlara işaret etmesi, Resulü Ekremin (a.s.m.) siyasetine daha münasiptir. Zira münafıkların şahıslarının tayiniyle kabahatleri yüzlerine vurulsaydı, mü'minler nefsin desisesiyle vesveseye düşerlerdi. Halbuki vesvese havfe, havf riyaya, riyanifaka müncer olur.

“Ve keza, nâs gibi umûmî bir sıfatın nifaka münafi olması, hususî sıfatların daha ziyade münafi olmasına delâlet eder. Zira, insan mükerremdir. Bu gibi rezaleti işlemek insaniyetin şânından değildir.

“Ve keza, nâs tabiri, nifakın bir taife veya bir tabakaya mahsus olmayıp, hangi taife olursa olsun, insan nev'inde bulunmasıdır.

“Ve keza, nâs tabiri, nifak bütün insanların haysiyet ve şereflerini ihlâl eden bir rezalet olduğundan, enzâr-ı âmmeyi nifakın aleyhine çevirtmekle izale ve adem-i intişarına çalışmaları lüzumuna işarettir.

﴾ يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ اِلاَّۤ اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ 1 ﴿

“Bu âyet, bütün cümleleriyle nifaka hücum ederek, münafıkları tevbih, takbih, tehdit, tâyib etmekle, evvelce اٰمَنَّا 2dedikleri kavli, ne maksada ve ne illete binaen söylediklerini ve nifakın en birinci cinayeti olan hud'a ve hilelerini beyan etmektedir.3

“Evvelen, nifakın birinci cinayeti olan hud'aya ait يُخَادِعُونَ 4 'den يَكْذِبُونَ 5' ye kadar yedi cümleye terettüp eden müteselsil neticeleri nazara almak lâzımdır

“Birincisi: Allah'ı kandırmak gibi muhal bir şeyin talebinde bulundukları için tahmik edilmişlerdir (ahmak sayılmışlardır).

“İkincisi: Menfaat niyetiyle kendilerine zarar dokundurdukları için tesfih edilmiştir (sefih sayılmışlardır).

“Üçüncüsü: Menfaati mazarrattan (zararlardan) tefrik edemedikleri (ayıramadıkları) için techil edilmişlerdir (cahil sayılmışlardır).

“Dördüncüsü: Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat menbaları ölmüş, vesaire gibi rezaletleriyle terzil edilmişlerdir (rezil edilmişlerdir).

“Beşincisi: Şifanın talebiyle marazlarını (hastalıklarını) ziyade ettikleri için tezlil edilmişlerdir (alçak sayılmışlardır).

“Altıncısı: Elemden maada (başka) bir şeyi intaç etmeyen (netice vermeyen) kavî bir azapla tehdit edilmişlerdir.

***

“Yedincisi: İnsanlarca alâmetlerin en çirkini olan kizb (yalan) ile teşhir edilmişlerdir.

“Kezalik, Cenâb-ı Hak, münafıkları nifaktan zecr ve men için kötü hallerini şöylece nakletmekle yüzlerine vuruyor:

“Kezâlik, imanın zıddı olan nifakın da üç hassası vardır.

“Birincisi: Zillettir.

“İkincisi: İfsadata meyletmektir.

“Üçüncüsü: Başkalarını tahkir etmekle gururlanıp zevk almaktır.

“Binaenaleyh, iman, izzet-i nefsi intaç ettiği gibi, nifak da onun aksine zilleti intaç eder. Zilleti olan, herkese karşı kendisini zelil gösterir. Bu ise riyadır. Riya ise müdahenedir. Müdahene dahi kizbdir. Kur'ân-ı Kerim, şu silsileli kizbe

وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُۤوا اٰمَنَّا... 1 ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, ‘Mü'minlere rast geldikleri zaman, biz de imana geldik' diyorlar."

“Sonra nifak, imanın hilâfına, kalbleri ifsad eder. Kalbin fesadı ise, yetimliği intaç eder. Yani, bozuk olan bir kalb kendisini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu hâletten korku neş'et eder. O korku onu kaçıp gizlenmeye icbar eder. Kur'ân şu hallerine وَاِذَا خَلَوْا ile işaret etmiştir. Yani, "Kaçıp halvetlere gittikleri zaman..."

“Sonra nifak, imanın aksine, akraba ve saireler arasında sıla-i rahmi kat' eder, keser. Bu ise şefkati izale eder. Şefkatin zevâli ise ifsadata sebep olur. İfsaddan fitne çıkar. Fitneden hıyanet doğar. Hıyanet dahi zafiyeti mûciptir. Zafiyet de himaye edecek bir zahîre, bir arkaya iltica etmeye icbar eder. Kur'ân-ı Kerim buna اِلٰى شَيَاطِينِهِمْileişaret etmiştir. Yani, “Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himayelerine giriyorlar.’”

İŞÂRÂTU’L-İ’CÂZ

“Âhirzamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:

“Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âli Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âli Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır." (15. Mektup)

Sonuç olarak;

Nifak, Hazret-i Âdem’in oğulları olan Habil ile Kabil’den bu yana insanlığı sıkıntıya sokarak çatışma, savaş ve ayrılıklara neden olagelmiş ve kıyamete kadar da sürecek olan bir marazdır. Bize düşen nifak hastalığına duçar olmamaya çalışmaktır.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası