Namazın Hukukunu Korumak

Eklenme Tarihi: 22 Haziran 2014 | Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2017

 

Av. Erdoğan Çelebi'nin cuma semineri sunumudur


Namazın hukuku, namazın tadiline, erkânına ve keyfiyetine ve huşû'suna bakar.

Hukuk, hak kelimesinden türetilmiş bir kavram olup çok özetle BİRŞEYE HAKKINI VERMEKTİR.

Namazın hukuku ise, namazın hakkını vererek onu korumaktır.O da namazın hayatiyetini, ehemmiyetini idrak etmekle olur. Bunun içinde önce İslam dininde namazın statüsünü kısaca tesbit ve teşhis etmek gerekir. Şöyle ki;

Namazın fıkhen hükmü farz olup Allah'ın kılınmasını ayetle bildirdiği bir emridir.

Biz namazı Allah emrettiği için kılarız ki, bu ihlâstır.

Biz namazı Hz. Peygamber'in (a.s.v) kıldığı şekilde kılarız ki, bu sünnettir, hayatımız devam ettiği müddetçe namazımıza da devam ederiz ki, bu da sadakattir.

Namaz dinin direğidir. (Ayet)

Dinin direği olan bir ibadet kulluğun da direğidir. Dinimizi korumak, dinin direğini tahkim etmekle güçlendirmekle olur. Bu da namazın itidaline ve keyfiyetine bakar. Nasıl adalet mülkün temeli ise (Hz. Ömer), namaz da dinin direğidir.

Namaz imandan sonra en yüksek hakikattir. (Risale-i Nur) Yani, iman edenin imandan sonra yapacağı en önemli salih amel, eda edeceği farz namazı olmalıdır.

Namaz bütün ibadetleri içinde bulunduran cami’ bir ibadettir. Bütün ibadetlerin özüdür.

Namazın da özü ve çekirdeği tesbih: Sübhanallah; tahmid: Elhamdülillah, tekbir: Ellahuekber ve tehlil; Lailahe illallah'tır. Bunlar aynı zamanda bütün ibadetlerin de çekirdeği hükmündedir.

Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur. (Bediüzzaman) Zira, Allah'a ihanet eden mahlukata da ihanet eder. Böyle kimsenin ise, sözü dinlenilmez.

İbadeti terk eden adam kâinatın ibadetini ve zikrini de görmez, göremez, mahlûkatı tahkir eder, hatta kâinatın zikrini de inkâr eder, kıymetini tenzil eder.

Öyleyse namazın hukukunu korumak, kâinatın hukukunu korumaktır. Aksi takdirde bütün mahlûkat kendisinden şikâyetçi ve davacı olacaktır.

Her kulun ferden ferda kılmış olduğu namaz, hukuk-u ibaddır, kulluk hukukudur.Ancak, komutanların, devlet idarecilerinin namaz kılması ise, sadece ibadullah değil aynı zamanda hukukullahtır. Allah'ın hukuku hükmüne geçer. Zira, halk onları dindarlıklarına ve ibadetlerine bakarak ya takdir ve taklit eder veya tahkir eder.

Namazın hakkını vermek, ONU İKAME ETMEKLE OLUR, kılmakla değildir.

Namazı kılmakta namaza şekil vermek gibi anlamlar çıkar. Oysa biz namaza değil, namaz bize şekil vermelidir. Eğer namazı ikame edersek, o da bizi ihya ve idame eder. Bizde devamlı bir tebeddülat ve tahavvülat yapar.

Senai Demirci’nin şiirinde dediği gibi "Kıl beni ey namaz!" diyebilmeliyiz. Namazdan önce ve namazdan sonra diye ifade edebileceğimiz bir gelişme yaşamalıyız, kemalat noktasında farkındalığımızı bir şekilde gözlemleyebilmeliyiz.

Namazı ikame etmekten âcizane şunları anlamak mümkündür. Öncelikle tabii ki, namazı Allah emrettiği için kılacağız, dünyevi bir amaç gütmeyeceğiz. Bilahere,

1-Namazı vaktinde yani vaktin başlangıcında eda etmek,

2-Namazı cemaatle eda etmek,

3-Tadili erkânla ikame etmek,
Yani, namazın rükünlerine dikkat ve riayet ederek ikame etmek,

4-Külli bir niyet ve külli bir ubudiyet nazarıyla ikame etmek.
Yani, bütün yeryüzü bir mescid, Kâbe bir mihrab, Medine bir minber, Hz. Peygamber (s.a.v.) bütün ümmetine İmam şuuru ve haleti ruhiyesi ile ikame etmek. Bizde Kâbe’yi ve bütün yeryüzünü ihata eden, dairesel olarak kuşatan, o cemaati uzmanın bulunduğumuz yere ve zamana isabet eden safında el bağlamış bir şekilde kemerbeste-i ubudiyet içinde ve Kâbe’ye tebei olarak yönelmiş bir abd-i aziz olarak namazı ikame etmektir. Burada zaman ve mekan mefhumunu da kaldırarak, Hz. Adem (a.s)’dan kıyamete kadar bütün müminlerin, Peygamberlerin, asfiyanın, arifinin, müctehid ve mücedditlerin, salih kulların aynı namazda saf bağladığı bir SALATI-I KÜBRA'YI VE CEMAATI UZMA'YI HAYALEN DÜŞÜNEBİLİRİZ.

5-Namazı ihsan şuuruyla eda etmek,
Yani, namazda Zat-ı Ehadiyet'in huzurunda olduğumuzun idrakinde olmaktır. Zira, biz Allah'ı görmesek dahi O Mabud-u Hakiki bizi görüyor.

6-Namazı "müminin miracıdır" şuuru ile ihya ve ikame etmek. Özellikle,
-"İyyake na‘büdü ve iyyake nestaîn" de Zat-ı Ehadiyet'yle muhatab olduğunu idrak etmek,
- "Tahıyyatta Ahmed'i Mahmud (a.s)'ın miracını, arşı azamı, kab-ı kavseyni ve burada Halik-ı Kainatla kelamına ve rü’yetine, cemaline ve sohbetine mazhar olmasını düşünmek ve bütün masnuatın zikirlerini, tesbihlerini, hamdlerini, tehlillerini tahiyyat olarak Rabb-i Rahime sunmaktır.

7-Rükudan doğrulunca "Rabbena ve lekel hamd" ve devamında "hamden, tayyiben, kesiran, mübareken fîh" dedikten sonra secdeye gitmek,

8-Secdede ise, iki secde arasında "Sübhanallah" diyecek kadar beklemek ya da daha güzeli "rabbiğfirli, verhamni, verzukni ve âfini" duasını yaparak, Rabbimizden af, mağfiret ve gına dilemektir.

İslam tarihinden nakledilen ibretli ve anlamlı bir hikâye ile meramımızı özetleyelim:

Halife Ömer bin Abdülaziz'e (r.a) sormuşlar; "Asr-ı Saadetten sonra ilk kez senin döneminde adeta yeni bir saadet dönemi yaşandı. Bu devleti nasıl düzelttin" demişler.

O Mübarek Halife; "Biz devletten önce, Allah ile aramızı düzelttik, Allah’ta her şeyi düzeltti." diye cevap vermiş.
Bizler de, Halik-ı Kainat'la, Mabud-u Hakiki ile aramızı düzeltelim, inşaallah.

Bunun yolu da sanırım ÖNCE NAMAZIMIZI DÜZELTMEKTEN/HUKUKUNU KORUMAKTAN GEÇİYOR.

 

 

popüler cevapdünya atlası