Mustafa Cahid Türkmenoğlu Ağabey

Eklenme Tarihi: 14 Temmuz 2021 | Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2021

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهٖ سُبَْانَهُ

Ahir zaman iman-Kur'an davasının yazılmamış destan sahiplerinden biri de rahmetli Mustafa Türkmenoğlu ağabeydir. (Vefatı: 12 Temmuz 2007 Konya)

Risale-i Nurların Ankara'daki ilk basım sürecinde en uzun istihdam edilen, bu süreçte en ayrıntılı bilgileri veren kişi Mustafa Türkmenoğlu Ağabeydir.

1977 yazında Ankara Barla Apartmanında bir tepsi etrafında Türkmenoğlu abiyle kahvaltı yaparken bu bilgilere sahip değildim. Hele iman-Kur'an davası için 54 ay hapis yattığını söyleyseydi, muhtemelen gıpta ve coşkuyla ellerini öpüp büyük bir iftiharla kucaklardım.

Türkmenoğlu ağabeyle ilgili bu bilgileri aziz İbrahim Kaygusuz'un "Davaya Adanan Bir Ömür Mustafa Türkmenoğlu" adlı eseri ve kendi hatıralarından hülasa ediyoruz.

1954/55 yılında, Ankara Hukukta sınıf arkadaşı rahmetli Atıf Ural'la bir ev tutup haftada 2 gün dışa açık ders yapıyor ve sürekli okuyorlardı. Bu dersaneden sonra Ankara'da dersaneler kesintisiz sürmüştür.

Tarihçe-i Hayat'ta bu hizmetleri şöyle anlatılır:

"Ankara'da üniversiteli talebeler ve muhterem hamiyetperver zatlar, Risale-i Nur mecmualarını matbaalarda tab ile her tarafa neşrine, bilhassa yeni harfle istifadeye muntazır kitlenin ellerine ulaşmasına çalıştılar. Risale-i Nur'un külli neşriyatını genç mekteplilerin deruhte etmeleri, bu hususta büyük fedakarlıkları, bu millet için büyük bir saadet oldu. Bir senede Ankara gibi bir yerde bu hizmetiniz 10 senede ancak yapılacak bir hizmettir. Çünkü hiçbir şahsi menfaat talep etmeden, yalnız rızayı ilahi için hareket etmeleri onların, bu asil milletin hakiki evlatları olduğunu gösterdi."

İşte bu cümleler; Atıf ve Kemal Ural, Mustafa Cahit Türkmenoğlu ve Said Özdemir'in ilk neşir kahramanlıklarını nazara veriyordu.

Rahmetli Said Özdemir ise 23.Sözün basımından itibaren yazla birlikte devreye giriyor. Çünkü 1956 ilkbaharı üç aylarda Diyanet çeşitli şehirlerde vaazla görevlendirmiştir.

1956'da Sözler'i Diyanet'in basamayacağı anlaşılınca Üstad; "bu azim sevap onlara nasip olmayacak siz basacaksınız" diye emreder. Bu talimat üzerine rahmetli Tahsin Tola, Sözler'in kağıdını temin eder.

1956 yılı ilkbahar havasıyla beraber Atıf Ural, ağabeyi Kemal Ural ve Mustafa Türkmenoğlu harekete geçerler. Fakat Osmanlıca'nın Latinceye çevrilmesi ciddi bir sorundur. Yepyeni bir imla ve yazım şekli gerekmektedir. Bu iş için Türkmenoğlu, M.Nihat Özön'ün İmla Kılavuzu eserini alıp imla kurallarını bu esere göre yaparlar.

Bu noktada rahmetli Atıf Ural, çok dikkatli ve çok beceriklidir. Bir açıdan takımın lideridir. Tek bir kelimeyi bile değiştirme hakları yoktu fakat imla kurallarında muhtardılar.

Üstad imla konusunda "çok üzerinde durmayın, aşırı gitmeyin" demektedir.

İşlerin en yoğun anında Üstad rahmetli Tahir ve Ceylan abileri yardım etmeleri için 3 ay Ankara'ya gönderiyor. Rahmetli Said Özdemir ise memuriyet ve aile işlerinden artan zamanlarda yardımcı oluyordu.

Sözler 16 sayfadan oluşan formalar şeklinde basılıp belli sayıya ulaşınca, Üstada tashih için ulaştırılıyordu. Tashihden gelen formalar gözden geçirilip son baskı için matbaaya veriliyordu. Basılan formalar tedbir gereği saklanıyordu.

Atıf Ural Sözler'i okuyor, Türkmenoğlu Osmanlıca aslından takip ediyor, binbaşılıktan ayrılan Hayri Bey ise daktiloda yazıyordu. Üstad basım için acele edince; Sözler, 23. Söze kadar Yıldız matbaasında, 33. Söze kadar da Doğuş matbaasında 2 cilt olarak basılıp Üstada ulaştırıldı.

Sözler, kırmızı ciltli şekilde Üstada ulaştırılınca sevinçten uçarcasına; "bugün Risale-i Nur'un bayramıdır" diyordu.

Sonra Mektubat, Lemalar, Şualar basıldıkça her eserde Üstad; "bu da basılsın ben ahirete gideceğim" diyordu.

Rahmetli Zübeyir abinin anlatımıyla kırlara gittiklerinde aniden kalkar, "bizi bekleyenler var" dermiş. Eve geldiklerinde Ankara'dan ellerinde formalarla bekleyenleri bulurlarmış.

Tashih edilen risaleler tekrar Ankara'ya ulaşınca rahatlamaya başlıyormuş.

Nurların yeni harfle basımı ile birlikte rahmetli Hüsrev Abi büyük bir kırılma yaşıyor, fakat Üstad şefkatini esirgemeyip onu ziyaret etmeye devam ediyor.

1958 Ankara Davası!

Risale-i Nurlar basılıp neşredildiği bir zamanda Nazilli'de Nur talebeleri cemaat şeklinde ders yaparken basılıp gazeteler, "Nurcular ayin yaparken yakalandı" şeklinde yaygara yaparlar. Üstadın şah ve padişah gibi yaşadığı, peygamberlik ve tarikat şeyhliği yaptığı gibi iftiralar günlerce sürer. Üstad çok üzülür ve "bunlara bir cevap yazın" der.

"Zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır" başlıklı bir mektup yazıp, Ankara'da matbaada çoğaltılıp Üstadın emri üzere her tarafa dağıtılır, apartman kapılarından içeri bırakılır.

Bu mektubun görülmesi sonucu; mektubu yazan Tahiri, Zübeyr, Ceylan, Bayram, Rüştü Çakın, Sungur, İstanbul'da bulunan Mustafa Cahid Türkmenoğlu, M. Emin Birinci, mektupların yarısını Isparta'ya götüren Cemaleddin Günel ve Ahmed Kalgay Ural olmak üzere toplam 10 kahraman Ankara'da tutuklanıp Ulucanlar Hapisanesine atılır.

Tutuklandıktan 45 gün sonra ilk duruşmada rahmetli Rüştü Çakın, Cemaleddin Günel, Ahmed Kalgay Ural, Atıf Ural ve M. Emin Birinci tahliye edilir.

Türkmenoğlu rahmetli Bekir Berk'in, "Arkadaşlar sizi mi tahliye ettireyim, davanızı mı savunayım" dediğinde hepsinin koro şeklinde hep bir ağızdan; "Sen davamızı müdafaa et biz hapiste kalmaya razıyız Bekir Bey" dediklerini anlatmaktadır. 65 gün sonra ise diğerleri beraat ve tahliye edilir.

1958'de Tarihçe-i Hayat basılıyor!

Üstad Tarihçe-i Hayat'ın da basılmasını istedikten sonra, Türkmenoğlu bir kaç formayı Üstada Isparta'ya ulaştırır. Üstad memnuniyetini; "Bu mecmuanın 20 risale kadar ehemmiyeti var" diyerek belirtir.

Üstad doğrudan şahsına ait yazılanları çıkartıp, yerine şahsı üzerinden hizmete ait kısımları eklettirir. Yine Tarihçe'ye eski Said fotoğraflarının da konmasını ister. Bunlar portre şeklinde konacaktır.

Bu sırada rahmetli Abdülkadir Badıllı'dan Said Özdemir'e Üstada ait diye iki fotoğraf gelir. Bu resimler pos bıyıklı ve tombiş yüzlüydü. İlk Tarihçe-i Hayat'a ikisi de Üstad diye konulup basılıyor. Üstad bu resimleri görünce; önce Sofya ateşeliğinden verilen pasaporttaki resme sonra Tarihçe'deki resme bakıp; "Bu Said değil kardaşım bu ben değilim" diyor, resminin olduğu 2 sayfayı yırtıyor ve yerine kalpaklı resmi basıyorlar. Fakat bu arada 30'a yakın yanlış resimli Tarihçe dağıtılıdığından engel olamıyorlar.

Üstad; Tarihçe-i Hayat'ta eski lahika mektuplarını ya çıkartıp veya tashih ederek koyduruyordu. İşaret koyup; "şu parağraf şuraya kadar çıkartılacak" diyor ve orası çıkartılıyordu. Ayrıca hariçten gelen dost mektupları da hakikat ve hizmete uygun hale getirip öyle basıyorlardı.

Basılan ilk ciltli Sözler ve ilk basılanların tamamına yakını bugün Üstadın Isparta'daki evinde sergilenmektedir. İlk eserlerde naşirler kısmına; Türkmenoğlu abi adını özellikle yazdırmamıştır. Kendisi bunu çok çekingen olduğundan ve ilerde gelebileceği makamlara engel olabileceğinden istememiştir.

1958'de Atıf Ural evlenince Türkmenoğlu matbaada yalnız kalmıştır. 24 saat matbaada kalmaktadır.

Bu arada Türkiye'nin dört yanından birkaç günlüğüne yardımcılar gelmektedir. Ceylan abi 3 ay yardıma geldiğinde Ulucanlar'daki tek odalı evde kalmışlardı. Bu odada çorba pişer, banyo yapılır, eserler teksir edilir, yatılır, kitap satılır ve misafir ağırlanırdı.

İşte bu günlerde; "herkes gitti ben de gideyim, gelince devam ederiz" diye düşünür Türkmenoğlu abi. İstanbul'a gitmek için Ankara garına gitmeye ne kadar niyetlense de adımları onu tekrar evine getirmektedir. Evde ve Doğuş Matbaasında Risale-i Nurları tashih ederken; bir yandan da kendi kendine konuşmaktadır:

"Yahu benim hürriyetim yok mu? Yahu benim hürriyetim yok mu?"

Zaman bu şekilde geçerken yaz gelince; Said Özdemir vaaz programından dönüyor, başkaları da gelince; annesine gitmeden Üstadı Isparta'da ziyaret ediyor.

Yattığı odada elini öpmek için eğildiğinde Üstad iki kere yüksek sesle; "Ne hürriyeti! Ne hürriyeti!" diye bağırıyor.

Üzülüp sesini çıkartmıyor. Kimin haber verebileceğini düşünüyor. Yine de Üstad elini öptürüyor ve diyor ki;

"Kardeşim! Öyle kimseler gelmiş ki; Kur'an'ın bir harfinin hakikatına kendilerini feda etmişler. Bize ne oluyor ki Kur'an'ın tümüne taarruz varken biz niye kendimizi feda etmiyoruz" diye izah ediyor.

Mustafa Cahid abinin aklına sonradan İmam Azam ve İmam Hanbel'in yaptıkları gelmiştir. Üstadın evinde bir şeyler yedikten sonra tekrar Ankara'ya döner, yine validesini ziyaret edemez.

1957'deki ikiinci ziyaretiyle beraber 10'a yakın Üstadı ziyaret eder, birinde Üstadın evinde Zübeyr abiyle aynı odada yatar.

Emirdağ'daki bir ziyaretinde kendisine 2500 lira cilt parası verip; bunun sevabı ana babana olsun manasında "bu parayı ebeveynine ver" demiştir.

Ankara'ya trenle dönmek için Eskişehir'e gelince Ankara'dan tanıştığı nur talebesi bir arkadaşını görür ve ısrarıyla o gece misafir kalır.

Ertesi gün Üstad arabasıyla Eskişehir'e gelince ziyaretine gider ve Üstadın kendisini tanımazlıktan geldiğini görür yine de elini öpmek için eğildiğinde ensesine bir tokat iner. Sonra, "benim 4 Mustafam var" diye iltifat edip gönlünü alır ve Ankara' ya gönderir.

Üstad şahsına yapılan kusurları görmez ama iman hizmetindeki kusurları görüp ihtar ve ikazda bulunurdu.

Bir ziyaretinde Hz. Bediüzzaman 1922'de tifo aşısı bahanesiyle verdikleri zehrin hala aktığını söyleyince içinden bir şüphe geçer. Üstad bu yarayı göstermek için elbisesini sıyırmaya başlayınca korku içinde "tamam, peki üstadım" der ve Üstad vazgeçer.

Üstadın evinde yattığında Zübeyr abiyle sohbet edip uyuduklarında, bir saat sonra zil sesiyle Zübeyr abinin uyanıp Üstadın odasına koşup abdestini aldırdığını ve Üstadın yanında kalmanın zorluğunu görür. Üstadın odasının iki kilidi iki anahtarı olup gece vakti Üstad içerden Zübeyr abi de dışardan kitlerlermiş.

Yine bir ziyaretinde Üstadın hastalıktan titrediğini görür ve çok üzülüp acırken birden Üstadın farklılaştığını farkeder. Bir anda vücudunun azametli ve heybetli olduğunu görür. Aynı anda sesi de odanın içinde çınlar gibi gelmektedir. Bu haldeyken Üstad; "bak kardeşim sen geldin Cenab-ı Hak şifa verdi" deyip çeşitli meseleleri izah etmeye başlıyor. Böylece Mustafa abi de rahatlıyor.

Ayrıca dersleri; genellikle talebelerine okutup kendinin izah ettiğini belirtmektedir. Bağdaş kurup oturmasına ve bıyıksız oluşuyla hiç ilgilenmediğini söylemiştir.

Hücumat-ı Sitte'yi el yazısıyla yazıp Üstada götürünce elleriyle şu duayı yazıyor: "Ya Rahman ya Rahim! Kur'an hürmetine... Bu risaleyi yazan Mustafa'yı Cennetül Firdevste saadeti ebediyeye mazhar eyle.. ila ahir" yazıyor.

Üstadın vefatından sonra Hacı Bayram 27 numaralı dersanede Zübeyr Abiyle bir yıldan fazla beraber kalıyorlar. Zübeyr Abi Türkmenoğlu'na, "biz taş gibiyiz. Üstad nereye fırlatırsa gideriz" diyerek davaya sadakatını ortaya koyuyordu. Biz dediği ise aslında ben, yani kendisi oluyordu.

Kamyonetle adliyeden Risale-i Nur kaçırma hadisesi

1960'tan sonra Türkmenoğlu ağabey, bugün Adalet Bakanlığı Merkez binası olan Ankara Adliyesi'nde 6 ay hakimlik stajı yaparken muhteşem bir olay cereyan eder.

Ankara Çukurambar'da, Said Özdemir abinin emanet ettiği Risalelerin bulunduğu eve baskın yapılıp, çeşitli ve pek çoğu ciltli risalelere el konup, Ankara adliye deposuna getirilir. Büyük risaleler ise koliler halinde bulunmaktadır. Bunların tamamına yakını imha edilip pek azı ise iade edilecektir.

Adliyeden dost olup, ilgi ve ikram ettiği ambar memuru bu imha kararını Türkmenoğlu'na bildirir. Bu dost ambar memuruna "şu küçük ve azları iade edelim, diğerlerini de araba tutup götürelim ve imha etmiş gibi tutanak tutalım" der ve bunu kabul ettirir.

O akşam 27 numaralı dersaneden 4 kişi ayarlayıp sabah mesai ile birlikte depoya gidip risaleleri yüklemek üzere sözleşirler. Başlarında Zübeyr abi bulunmaktadır. Sabah mesai ile beraber Zübeyr abi kamyoneti, adliyenin sağındaki deponun arka kapısına dayıyor. Bu deponun yolunda ilerde adliye karakolu bulunuyordu.

Kahraman Türkmenoğlu, 3-4 koli risaleyi yüklenip yüzlerce metre ilerde merdiven başında bekleyen 3 kişi birer koli şeklinde alıyorlardı. Bu arada düşen risaleleri yoldan geçen pek çok insanın görmemesi de ayrı bir harika durumdu. Tamamına yakını büyük ciltli binlerce Nur risalesi bu şekilde kamyonete yüklenip tutanak tutulup adliye dışına çıkartılıyor.

Rahmetli Türkmenoğlu 3 koliyi birden nasıl taşıdığını, üzerindeki elbisenin sırılsıklam olduğunu hayretle anlatmıştır.

Zübeyr abi bu Risaleleri İstanbul'a götüreceğini söylüyor, şoför ve oradakiler de bunu duyuyor.

İşte 1960 ihtilalinde, mesai saatlerindeki bu kitap tahliye işlemi, yazılmayan nur destanları arasında seçkin yerini almıştır. Türkmenoğlu depocuya o anda verdiği, takım elbise alma sözünü tutuyor. 6 ay sonra ise risale yüklü kamyonetin Eskişehir'e gittiğini Zübeyr abi kendisine gülerek anlatıyor.

Böylece Gündüzalp; Nur hizmetinin düsturu olan azami sıdk, azami ihlas, azami fedakarlık, azami dikkat ve azami tedbirde birinci olduğunu ispatlıyordu.

Rahmetli Türkmenoğlu nurcular içinde, en uzun süre hapis yatan Nur talebesi; 54 ay yani 4,5 sene hapis yatmıştır. İlk defa 1958 Ankara Ulucanlar Hapisanesinde 65 gün yatıp sonra beraat ediyorlar.

1960’ta Üstattan izin alıp Erzurum’a askere gider. 27 Mayıs İhtilali olunca asteğmen olarak tam beş ay askeri cezaevinde yatar. Burda merhum Osman Demirci, Vahdet Karaçorlu vd. nurcular da vardır.

Birgün mahkemeye giderken farkında olmadan kelepçelerini öpmesi Osman Demirci'de şok etkisi yapar. Erzurum askeri hapisanede Cevşen okurken, askeri cezaevi komutanı denetime gelince herkes hazıroldayken o istifini bozmadan okumaya devam ediyor. Bu arada mahkum subayların "bu kafayı yemiş" dediklerini kulaklarıyla duyuyor.

Askeri hapisanede akşam koğuşlar kitlenince tuvalete gitmek yasaktır ve küçük tuvaletlerini bir tenekeye yapıyorlardı. Bir gece büyük tuvaleti gelip sıkışınca, bağırdığı halde kimse gelmiyor ve sabaha kadar acılar içinde kıvranıyor. Bu olayı sonradan şahit olan Osman Demirci hoca anlatıyor.

***

1966'da evlenmek niyetiyle istişare için İstanbul'a M. Emin Birinci'nin yanına gider. Birinci için, "Allah razı olsun çok sevdiğim kardeşlerimdendir" demektedir. Evlenmek için yardımcı olmasını söyleyince Birinci, "Neee, ne dediiin?" diye sertçe sorar. İsteğini tekrarlayınca çekmeceden tabancasını çıkarır, ağzına mermi sürüp kendine çevirir ve "sen ne istiyorsun şimdi, sen ne istiyorsun onu söyle" der. Cidden korkmuş olarak, "hiçbir şey istemiyorum" cevabını verir.

"Evlenmek mi istiyorsun" deyince Türkmenoğlu, "vazgeçtim" der ve söz verir. O sözü 1975'e kadar tutar.

Bu tip bir olay rahmetli Mehmet Fırıncı abi evlenmek isteyince de olur ve merhum Birinci ona çok kızar ve bir zaman küs kalırlar.

1967’de tekrar Ankara'da tutuklanıp Mersin’de Rahmetli Mustafa Sungur, Said Özdemir, Şerafeddin Kartal, Vahdet Hızıroğlu ve İsmail Ambarlı ile 7-8 ay hapis yatarlar.


1967 yılında Mersin'de Rahmetli Sungur ve Türkmenoğlu beraber kelepçeli olarak mahkemeden çıkarken.

Sonra Manisa Salihli ve İzmir'de yatıp tahliye olur. Toplam cezaevi hayatı 54 ay, yani 4,5 seneyi bulur

12 Mart darbesinde Dikimevi dersanesinde namaz tesbihatında; "yarabbessemavati velaradin, yazelcelali velikram!" derken silahlı askerlerce basılır. Türkmenoğlu abi imamlık yapmaktadır. Dikimevi baskınından sonra rahmetli Türkmenoğlu abi bilfiil 3 sene 18 gün hapis yatar. Rahmetli Bayram abinin talimatıyla tüm suçu üzerine alan Ömer Tuncay ise fiilen 3,5 sene hapis yatar. Allah sıhhatini artırsın. İkisi de 1974 genel affıyla hapisten tahliye olurlar.

Dikimevi dersane aramasında, askerler Cevşen'e bakıp yere atarlar. Yalnız rahmetli Bekir Berk'in yazdığı "İslami Hareket ve Türkeş" broşürünü bulurlar. Bu broşür, ilgili şahsın konuşmalarından ibaret olduğu halde; bir çok nur talebesine en ağır cezayı verip pekçok işkence ve eziyet ederler. Mahkemenin 3 hakimi de ırkçı, Türkçü olup en aşırıları; Süha ve Tahsin adlı hakimlerdi. Bu broşürün hıncını en kötü şekilde nurcu mahkumlardan çıkarıyorlar.

Türkmenoğlu abi ölümünden önce, bunlara hakkını kesinlikle helal etmeyeceğini vurgulamıştır.

Risale-i Nurların matbuat lisanıyla yeryüzüne çıkmasında istihdam edilen kilit isim, adsız kahraman, yazılmayı bekleyen destanlar sahibi Mustafa Türkmenoğlu abiye ve tüm sevdiği insanlara Firdevs Cenneti diliyorum.

 

- Reklam -

popüler cevapdünya atlası