Müsbet hareket pasiflik midir?

Eklenme Tarihi: 24 Mart 2016 | Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2017

 

Mehmet EVREN'in Müsbet Hareket Çalıştayı-3 sunumudur

Günümüz insanı birçok maddi ve manevi problemlerle içiçe yaşamaktadır. Çok çeşitli çabalar gösterilmesine rağmen insanlığın huzuru için henüz kalıcı bir çözüm bulunmuş değildir. O halde nasıl bir yaklaşım ve bakış açısıyla bu problemler çözülebilir veya azaltılabilir? Sorusu akla geliyor. Bu sorunun çözümü, yıkmadan düzeltmek ve tahrip etmeden inşa etmekle mümkün olabilir. Bu yaklaşım tarzına insanlık her zamankinden daha çok muhtaçtır. Bu yaklaşım tarzını müsbet hareket kavramıyla ifade etmek mümkündür.

O halde, müsbet hareket nedir hangi anlama gelmektedir? Müsbet hareket; Kur’an’ın öngördüğü peygamberi bir metoddur. Müsbet hareket; fitnenin ve bozgunculuğun yaygınlaştığı ve bir takım şiddet olaylara maruz kalındığı durumlarda yapıcı ve pozitif bir tavır sergilemek, asayişi ve güveni muhafazaya çalışmak, olumsuz tepki ve davranışlardan kaçınmak ve dâhilde şiddete şiddetle karşılık vermekten sakınmaktır. Başka bir ifadeyle yara açmadan tedavi etmek veya zarar vermeden problem çözme metodudur.

Birçoğumuz zaman zaman müsbet hareket ile pasifliği bir birine karıştırır veya aynı kavramlarmış gibi düşünebiliyoruz. Fakat İslamın öngördüğü ölçülerle bakıldığında aralarında büyük farkların olduğunu görürüz. Mesela cimrilik, kalbî bir hastalık iken, iktisat övülmüş İlahi ve peygamberi bir ahlâktır. Cömertlikileisraf,iktisat ile cimrilik,tevazu ile zillet, vakar ile kibir görünüşte biri birine benzer, fakat gerçekte aralarında çok büyük farklar olduğu gibi; müsbet hareket ile pasiflik arasında da öyle büyük farklılıklar vardır.

Günümüzde Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatı ve eserlerini incelediğimizde bu soru ve sorunlara cevap bulmaya çalışan önemli bir kaynak olarak karşımıza çıktığını görürüz. Çünkü, bireysel, toplumsal ve küresel problemlerin çözümü insanın kâinata bakışı ile doğrudan alakalıdır. Nursi, insana ve kâinata bakış ve davranış şeklini orijinal bir kavram olan “müsbet hareket” ile ifade etmiştir. Müsbet Hareketin, uygulamalarına Asr-ı Saadette çokça rastlanan bir hayat tarzıdır. Bu kavramı, hayatın her alanına yayarak bireysel ve toplumsal sorunlara kalıcı çözümler getirilebilir.

Müsbet hareket, öncelikli olarak nefislerde başlanması gereken bir terbiye şeklidir. Peygamberi bir ahlak, davranış ve metodudur. Peygamber efendimizin (asm) her sözü, her davranış ve hareketi ve yerine göre susmasıdır müsbet hareket. Bazen kötülüklere iyilikle karşılık vermiş. Taif seferindeki tutumu bunun en güzel bir örneğidir. Taiflilerin ona karşı gösterdikleri haşin ve kaba tavırlarına karşılık, Yüce Allah’tan isteseydi taifi, taiflilerin başına yıkardı. Fakat o “âlemlere rahmet olarak gönderildiği” için hiç bir zaman şiddete başvurmadı. Mekke’de kendisine ve Müslümanlara yapılan eziyet ve işkencelere rağmen o hep itidal-ı demi yani soğukkanlılığı ve mutedil olmayı tercih etti. O örnek insan, bunun farklı bir örneğini de Uhud’da sahabelerine karşı göstermiştir. Cenab-ı Hak Kâinatın Efendisi hazreti Muhammed’e (asm) “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile”[1]meyi tavsiye etmiştir.

Yüce Allah, müminlerde bulunması gereken özellikleri yani müsbet hareketi, "Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler."[2]buyuruyor. Başka bir ayette, "Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir."[3] başka bir ayette ise, “İyilikle kötülük asla bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde iyilikle ortadan kaldır. O zaman göreceksin ki, seninle arasında husumet bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”[4]şeklinde özetlemektedir. Peygamber Efendimiz (a.s.m) ise, “İnsanlar iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparsa biz de kötülük yaparız.’ diyen sıradan kimseler gibi olmayınız. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilikle karşılık vermeyi, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi alışkanlık hâline getiriniz.”[5] hadis-i şerifi ile bize müsbet hareketi tavsiye etmektedir.

Böyle bir durumda, çok kötü tepkilerle karşılaşmak mümkündür. İnsan kendisine zarar veren kimseden daha güçlü olduğu ve isterse intikamını rahatlıkla alabilecek durumda olduğu halde intikam almaktan vazgeçmekle, büyük bir sabır göstermiş olur. Kendisini inciten kimseye karşı gönlünde oluşan kini atabilmek, ancak büyük insanların yapabileceği bir olgunluktur. Bu olgunluğun karşılığı ise, mükâfatların en büyüğü olan Allah rızasını ve sevgisini kazanmaktır.

Bediüzzaman hazretleri, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’den (asm) aldığı ölçüler çerçevesinde; “Eğerhasmınımağlûpetmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğerfenalıkla mukabele edersen,husumettezayüdeder.Zâhirenmağlûp bile olsa, kalben kin bağlar,adâvetiidameeder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmeteder, sana dost olur.”[6] ifadeleriyle müsbet hareketin nasıl olacağına dair bir açıklama getirir.

Risale-i Nur hizmetinin en önemli bir özelliği müsbet harekettir. Bediüzzaman’ın vefatından önce yazmış olduğu en son mektubu ve manifestosu bunun en açık bir örneğidir. Bu mektubunda: “Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhî’ye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır; vazife-i İlahiye’ye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müspet iman hizmeti içinde: her bir sıkıntıya sabırla, şükürle mükellefiz.”[7] ifadeleriyle bir Nur talebesinin özelliklerini nazara verir.

Bu mektubunda; manevî cihadın en önemli şartının hizmet ve İlahi vazifeye karışmamak olduğu mesajını verir.

Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakitte onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. Asayişi muhafazaya müspet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatlar itibariyle, bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.”[8] Burada da şiddete karşı şiddetle karşı konmaması gerektiğini belirtir.

Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir.Çünki düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müspet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak asayişi muhafaza için müspet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hariçteki cihad-ı manevîyedeki fark, pek azîmdir.” [9]Burada da Nur Talebelerinin manevi cihadla mükellef olduklarını söyler.

Evet mesleğimizde kuvvet var.Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir.“Hiç bir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.”[10] düsturu ile ki:"Bir cani yüzünden: onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes'ul olamaz."İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecavüze karşı istimal edilebilir.”[11] ifadelerinde, Nur Talebelerinin görevi,Rıza-i İlâhîye’ye göre sırf iman hizmetini yapmak” olduğu ve İki elimiz var, yüz elimiz de olsa ancak Nur’a kafi gelir.[12] sözleriyle suçun şahsiliğini ve en büyük müspet hareketin iman hizmeti olduğunu vurgulamıştır.

Yeri gelmişken Rahmetli Mehmet Kırkıncı hocamın bir hatırasını nakletmek istiyorum:

Anarşi ve terörün başını alıp gittiği 1970’li yıllarda Trabzonlular, Kırkıncı hocayı denize nazır bir evde misafir ediyorlar. Akşam misafir olduğu eve kalabalık bir cemaat geliyor. Hoca efendi onlara Risale-i Nur’dan bir ders yapıyor.

Gelenlerden biri çay faslında parmak kaldırarak hocam:“Biz Risale-i Nur’u daha önce duymuştuk, ama dinlemek bu güne nasip oldu. Doğrusu Risale-i Nur’da fevkalade bir kuvvet ve ikna gücü olduğunu gördük. Fakat Risale-i Nur’daki bu hakikatler ile Nur Talebeleri arasında bir tezat var. Risale-i Nur’daki bu hakikatlere rağmen, Nur Talebeleri neden böyle pasifler?” der.

Hoca o Ülkücü gence: “Ne demek istediğinizi tam olarak anlayamadım. Pasif olduğumuza bir misal vere bilir misin?”der.

Bir müddet sustuktan sonra şunları anlatır; “Biz üniversitede Marksistlerle sürekli kavga ediyoruz. İki gün önce yine kavga ettik. İşte şu kafası sargılı olan arkadaşımızın kafasını kırdılar. Şu anda burada bulunan Nur Talebeleri arkadaşlarımız bizi gördükleri hâlde olaya karışmadan bizi solcularla baş başa bırakıp, çekip gittiler. Bu pasiflik değil de nedir?”der.

Bu soru üzerine hoca efendi, “Bizim pasif olmadığımızı daha iyi anladım.Eğer pasif olsaydık, bu kadar insan buraya toplanabilir miydi? Demek ki, bizde bir gayret ve hareket var ki, bu kadar insanı bir araya getiriyor. Yalnız!.. Bizdeki hareketle sizdeki hareket arasında büyük bir fark var.”der.

O günler mevsim, baharın ilk günlerine tekabül ettiği için denizde sürekli bir fırtına oluyor. Denizdeki bu fırtınadan dolayı büyük gürültüler oluyor ve orada bulunanları rahatsız ediyor.

Hoca efendi yanındakilere sorar:

“Bizi rahatsız eden bu gürültü, bu ses, nereden geliyor?”

“Kıyıdaki kayalıklara çarpan denizin dalgaların gürültüsüdür.”diyorlar.

Hoca efendi de latife ile; “Ben bu Karadeniz’i akıllı bir şey zannederdim. Acaba bu deniz, dalgalarını kaldırıp taşlara vurmakla kendi başını kırmaktan başka ne kazanıyor ki? Siz Trabzonlusunuz daha iyi bilirsiniz.”diyor.

Hoca efendinin bu latifesi oradakilerin çok hoşlarına gidiyor. Çok gülüyorlar. Hoca devam eder:

“Trabzonlular, size bir şey daha soracağım. Sabahları buralara güneş doğuyor mu?”

Tebessüm ederek,Elbettediyorlar.

“Peki o gelirken böyle gürültü ve patırtı ile sizi rahatsız ediyor mu? Camlarınızı kırıp, ağaçlarınızı söküyor mu? Bağlarınızı, bahçelerinizi tahrip ediyor mu?”der.

Hayırdiyorlar.

“O halde güneş sizleri ısıtıyor. Bağ ve bahçelerinize feyiz ve bereket getiriyor. Gecenin karanlığından kurtarıp yollarınızı aydınlatıyor. Doğru mu?”

Doğrudiyorlar.

Sonra soruyu soran gence dönerek; “İşte sizinle bizim aramızdaki fark, fırtına ile güneş arasındaki fark gibidir. Şimdi güneşe pasif diyebilir miyiz? İşte Risale-i Nur hareketi güneşin hareketi gibidir. Akıllara Nur, kalplere feyiz ve irfan saçıyor. Gönüllere muhabbet ve sevgi yerleştiriyor.”Dedikten sonra,İşte arkadaşlar, Risale-i Nur hizmeti, güneşin faaliyeti gibidir.O incitmez, ancak ışığıyla okşar. Hayat ve bereket getirir. Karanlıkları izale eder. Nur getirir. Buzları eritir, yeryüzünü çiçeklerle güldürür. Menfî hareket ise,fırtına gibidir. Yıkıcıdır, tahrip edicidir.Nur hizmeti asayişin, güven ve huzurun manevî sigortası gibidir. Bu hakikat dün olduğu gibi bugün de yarın da geçerliliğini muhafaza edecektir.”[13] der.

Fitne ve anarşiye düşen hiçbir milletin payidar olduğu görülmemiştir. Tarih, nev-i beşerin yükselme devirlerinin daima asayişin kemalde olduğu dönemlere rastladığını gösterir. İslâmiyet’in en parlak devirleri asayişle tahakkuk etmiştir. Anarşi ve terörün hâkim olduğu cemiyetlerde, ilmî ve fikrî faaliyetler inkıtaa uğrar.

“Fikirlerin inkişafı asayişin teminiyle tahakkuk eder. Binaenaleyh millet ve memleketini seven, saâdet ve selametini düşünen herkes asayişi muhafaza etmeye mecburdur.”[14]

Bediüzzaman; gerek kendisi ve gerekse talebeleri çeşitli işkence ve cefalara maruz bırakıldığı dehşetli dönemde bile, talebelerini şiddete başvurmaktan katiyyen men etmiş ve kendilerine bu şiddeti reva görenlere karşı talebelerinin intikam hissi beslememelerini tavsiye etmiştir.

Bazı insafsız ve gaddar zalimlerin kusurları yüzünden, devletin şahs-ı manevîsine karşı çıkılmasını katiyen tasvip etmemiştir. Bu menfî muameleleri gizli zındıka komitelerine vermiş ve bu memleketin bir İslâm diyarı olduğunu her vesile ile ortaya koymuştur.

Nur Talebeleri, Bediüzzaman’ın müspet hareketle ilgili tavsiyelerine riayet ederek Risale-i Nur’un ihtiva ettiği gerek imana, gerek ibadete, gerek ahlâk ve adaba ait hakikatleri hiçbir menfî harekete tevessül etmeden kalp ve vicdanlara, akıl ve idraklere yerleştirmeye gayret etmişlerdir. Bütün bu ifadelerden Nur Talebeleri ve Nur Hizmetinin pasif olmadığını bilakis, çok temkinli hareket eden müsbet bir hareket ve hizmet tarzı olduğunu göstermektedir.

 


[1] Âl-i İmran sûresi, 3/159.

[2] Furkan Sûresi, 25:72.

[3] Teğabün Sûresi, 64:14.

[4] Fussilet, 41/34.

[5] Tirmizî, Birr, 63.

[6] Mektubat, Sayfa 377, Söz Basım ve Yayım

[7] Emirdağ Lahikası II, s. 24

[8] Emirdağ Lahikası II, s. 243

[9] Emirdağ Lahikası II, s. 242

[10] En’âm, 6/164

[11] Emirdağ Lahikası II, s. 241

[12] Lemalar, s. 104

[13] Bediüzzaman'ın Cihadında Değişmez Prensip: Müspet Hareket, M. Kırkıncı, 05-7-2010

[14] Adı geçen eser

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası