Münazarat neyi anlatıyor?

Eklenme Tarihi: 13 Nisan 2020

Levent BİLGİ

Münazarat’ın önsözü mahiyetinde olan ifade-i meram özellikle milliyet fikri, Kürtlük, meşrutiyet, Said Nursi’nin dili, üslup, Nursi’nin fıtri özellikleri, saykal-i İslamiyet, Ekrat reçetesi, hakka hizmet gibi üzerinde çalışılması gereken birçok konu içermektedir.

Münazarat müzakerelerine başlarken ben öncelikle İfade-i Meram’da geçen; “…üssülesas-ı mesleğim elmas misal olan İslamiyet” ve “Saykal-ı İslamiyet” cümlelerinden yola çıkarak Münazarat’ın usulü, üslubu, metodu, yöntemini müzakereye açmak istiyorum. Öncelikli olarak Said Nursi’nin Münazarat’taki usulünü tespit ederek bir okuma gerçekleştiremezsek okuduklarımız havada kalır.

Bu usül çalışmasında Münazarat nedir, neden Münazarat okuyoruz, benzer kitaplardan farkı nedir sorusuna temel bir cevap aramak istiyorum. Öncelikle Münazarat klasik bir tarih, sosyoloji, siyaset, ahlak vs. kitabı değildir. Peki nedir Münazarat? Münazarat’ın en temel, olmazsa olmaz özelliği, üsulü nedir?

İman eğitimi üç aşamadan geçer.

1-Yaratıldığımızın farkına varmak. Bir yaratıcımız olduğunu anlamak ve O’nu kabul etmek.

2-O yaratıcıyı isimleri, sıfatları, şe’nleri ile tanımaya, anlama çalışmak. Yani marifetullah çalışması yapmak.

3-Said Nursi’nin ifadesiyle “Yaratıcının rububiyetine mukabil ubudiyetle karşılık vermek.”

Münazarat;

1-Halikı isimleri, sıfatları, şe’nleri ile tanımaya, anlama çalışmak. Yani sosyal anlamda, pratiklerimiz üzerinden bir marifetullah çalışması yapmaktır.

2-Münazarat yaratıcının rububiyetine karşı ferdi, sosyal, siyasal hayatta, insanlarla ilişkilerimde “ubudiyetle nasıl mukabele edebilirim” sorusuna verilen cevaptır. Bir olan Rabbi tanımadan, O’nun yaratıcılığının ve rububiyetinin farkına varmadan, O’na ubudiyetle mukabele edemeyiz. Namaz kılarken, dua ederken imanı yaşarım, ubudiyet halindeyim, ama hak, hukuk, adalet, istibdat, eşitlik, insan hakları konularında ben kafama göre hareket ederim demek, bu konularda imandan hissemiz olmadığının ifadesidir.

Münazarat, iman eğitim kitabıdır. Yaratıcının hayatımdaki, insan ilişkilerindeki sıfatlarını, fiillerini tanımak ve o rububiyete nasıl ubudiyetle mukabele edebilirim sorusuna verilen cevaptır. Bir Allah’ı kabul etmek, inanmak; O’nun isim ve sıfatlarını tanımak demek değildir. Hele hele O’nun rububiyetine ubudiyetle mukabele etmiş olmak hiç değildir. Münazarat hem bir marifetullah, hem bir yaratıcının rububiyetine ubudiyetle mukabele etmemizin eğitim kitabıdır.

Dün ve bugün Müslümanların, hatta insanlığın problemi bir yaratıcıya inanmamak değil. Müşrikler de bir yaratıcıya inanıyorlardı. Bizim problemimiz O yaratıcının esmasını tanımamak ve rububiyetinin eğitimi altına girmemektir. Yani Allah’ı Rab olarak tanımamaktır. Münazarat Allah’ı Rab olarak tanıma eğitim kitabıdır. Kur’an’da ve tefsiri olan Risale-i Nur’da daha çok Allah’ı Rab olarak tanıma eğitimi yapılır. Münazarat insan ilişkilerimizde Rab adına mı, O’nun rububiyetinin farkına vararak mı; nefis, dünyevilik, felsefe vs. adına mı hareket ediyoruz veya etmeliyiz sorusunun cevabıdır.

Yani sosyal, siyasal meselelerde, insanlarla olan yönetim ile veya ferdi ilişkilerimde benim ölçülerim nelerdir?

Milli eğitimin yüz yıldır bana empoze ettiği tabular mı, devletin olmazsa olmazları mı, ırki ve milli hassasiyetlerim mi? Bin yıldır kutsanan putlarım mı? Evrensel hümanist düşünceler mi? Yoksa esma ve rububiyetin kavli ve fiili konuşması olan vahiy mi? Ben tercihlerimde hür müyüm ve tercihlerimi seküler ölçülerle mi, yoksa vahiy ile mi yapacağım?

Münazarat nazar kökünden gelir. Yani bakmak, beraber bakmak. Beraber yaratıcımızın insan ilişkilerinde, sosyal, siyasi hayattaki rububiyetine bakmak, beraber aramaktır. Bütün insan ilişkilerinde Rabbimizin isim, sıfat ve fiillerini görerek, bunu bir marifetullah eğitimi halinde algılamak ve bu rububiyete ubudiyetle mukabele etmektir.

İnsanlığın problemi, yaratılan, başımıza gelen her şeyde, ferdi, sosyal, siyasal vs. de bir imtihan halinde olduğumuzun farkına varamamaktır. Münazarat rububiyetin her türlü imtihanına karşı imanla, ibadetle mukabele etme eğitim kitabıdır. Halıkı Rab olarak tanıma ve özellikle tevhid eğitimidir.

Münazarat; “bu hadiselerle, bu zalim veya hikmetli şahıslarla, başıma gelen bu zulüm ve güzelliklerle, Rabbim beni nasıl eğitiyor, bana neler anlatıyor, ben şimdi bu eğitime nasıl cevap verecek, böyle musibetler karşısında şimdi ben kulluğumu nasıl yaşayacağım, nasıl bir tavır alırsam ubudiyetimi gerçekleştirmiş olurum” sorularına verilen cevap arayışlarıdır.

Said Nursi Münazarat’ta hayat ve insan ilişkileri için imani kavramlaştırmalarda bulunur. O hadiselerde Rabbimizin terbiye ediciliğine karşı ubudiyetle mukabele etmemizin fikri ve duygusal eğitimini yapar.

Kur’an insanları bir yaratıcıya inandırmak için gelmedi. Kur’an hem bir yaratıcıya inanan, ama bunun yanında kainattaki hadiselere, sebeplere tesir veren, onlar kendi kendisine oluyormuş gibi düşünen ve böyle yaşayan insanların dünyasında bir inkılap yapmak için geldi. İnsanlara bütün hadise ve sebepleri Allah’ın yarattığının, O’nun iman eğitim vasıtaları olduğunun mesajını vermek için geldi.

Namaz kılmak Alah’ın halıkiyetine ve diğer birçok ismine karşı ubudiyettir; haksızlık karşısında susmamak, hakkı, hukuku, doğruyu savunmak Allah’ın Hak ismine karşı ubudiyettir. Her ikisi de rububiyet karşısında takındığımız imani tavrın ifadesidir. Said Nursi, İfade-i Meram’da, “Size beğendirmek için değil, belki hakka hizmet için yazdım” diyerek aslında Münazarat’ın Hak isminin tecellilerini göstermek için yazıldığını vurgular. (Burada Müslümanlara, insanlara, yönetime, Kürtlere, Türklere vs. hizmet için yazdım dememesi önemli bir vurgudur.)

Münazarat insan ilişkilerine, hadiselere ve sebeplere Allah adına bakma, O’nun bu hadiselerdeki terbiye ediciliğine ubudiyetle mukabele etmek için yazıldı. Risale okuyucuları varlıkta, kainatta esma okuması yapmaya alışıktırlar. Ancak insan ilişkilerinde, sosyal, siyasal hadiselerde esma ve rububiyet okuması yapma konusu genelde bütün Müslümanlar, özelde de Risale okuyucuları için problemlidir.

Bugün bütün Müslümanların, Risale okuyucularının en büyük problemi; hak, hukuk, adalet, eşitlik, vatan, millet, devlet, yönetim, Müslüman ve gayri Müslümlerle ilişkiler gibi konulara ne için, ne adına, nasıl bakmamız ve nasıl bir tavır almamız alanlarında problemidir. Ferdi hatalarımız bizi Allah’a karşı sorumlu tutar, ancak insan ilişkileri ve toplumsal konulardaki hatalarımız hem kul hakkıdır, hem Allah hakkıdır. Bu bakımdan şahsi hatalarımızda yüz dikkat ediyorsak, sosyal ve siyasal hadiselerde imani bir tavır almaya bin dikkat etmeliyiz.

Bütün bunlarda esmanın, rububiyetin tecellilerini görüp, okuyup, beraber müzakere edip Allah adına mı bakıyoruz; yoksa aldığımız seküler eğitimlerin, seküler devletin ve yüzyıllardır bize empoze edilen seküler düşüncelerin, tabuların ardından mı bakıyoruz? Ubudiyet, yaratıcının Rububiyetine karşı imani fiillerimizle mukabele etmektir.

Bu anlamda Münazarat yüz yıl öncesinden hayatlarımızdaki putları, tabuları, olmazsa olmaz dediklerimizi sorgulayan; esmanın, rububiyetin tecellilerini gösteren, kaynağı Kur’an olan bir iman eğitim ve inkılap kitabıdır.

Hürriyeti olmayanın imanı olmaz denilir. Oysa benim Münazarat’tan anladığım imanı olmayanın hürriyeti olmaz. Münazarat var oluşumuzun, varlığımızın neye ve kimlere, nasıl değdiğinin imani sorgulamasıdır.

Said Nursi yıllar öncesinden “ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” demişti. Sanırım bunu söylerken aslında “ekmeksiz yaşarım, imansız yaşayamam” demek istemişti.

popüler cevapdünya atlası