Müfredat, bilginin kaynağını esma-i hüsna ile eşleştirmeli

Eklenme Tarihi: 31 Ocak 2017 | Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2017

Risale Akademi'nin müfredata katkı çağrısı bağlamındaki açıklamaları devam ediyor. Bu çerçevede, Risale Akademi, müfredat ve ders kitaplarında, insan bilgilenmesinin bir meyvesi olarak ilmin, bu ilmin bir sonucu olan mükemmelliğin, terakkiyatın, fennin birer yüksek hakikati olduğunu; bu hakikatlerin ise İlahi bir isme (Esma-i Hüsna) dayandığı metaforunun müfredat veya ders kitaplarında işlenmesi gerektiğini vurguladı.

Okullarda okutulan derslerin, özellikle Fen Bilimlerinin sunduğu ham bilginin, esma-i Hüsna ile ilişkilendirilmesi; onların yeryüzünde yansıyan birer isim tecellisi olduğunu bilmenin ve anlamanın, aslında, bilginin hikmete dönüşmesi anlamına geldiğini fark etmek gerektiği vurgulanan açıklamada birkaç örneğe dikkat çekildi:

-Kâinattaki her hakikatin göründüğü şekiller dünyasını beş duyu organımızla algılamamıza isim olarak verilen Geometri bilimi, Allah’ın Adl (Dengeli ve adaletli olarak yaratan) ve Mukaddir (mükemmel ölçülerle yaratan) isimlerinin somutlaşmış (mücessem) aynasıdır.

-Tıp ilmi hem bir fen bilimi ve hem de bir sanattır. Bu bilim Allah’ın Şâfi ve Hakîm isimlerinin en yaygın yansımaları olup, bu kâinatı her türlü şifanın kaynağı olan büyük bir eczane suretine çevirmiştir.

-Medeniyetlerin kurulmasında faydalanılan ve amaçları, varoluş nedenleri ortaya çıkarılan eşyanın hikmetini konu edinen Fizik, Kimya, Biyoloji, Zooloji, Botanik, Astronomi vb. ilimler Allah’ın “Hakîm” isminin en geniş anlamda yansımalarının somutlaşmış şekilleridir. Bu görünür yansımalara aynalık görevi yapan varlıklarda görünen mükemmel yönetim ve terbiye İlahi isimlerin tecellilerinden kaynaklanmaktadır.

Risale Akademi açıklamasında, “Fen Bilimleri, Allah’ın güzel isimlerinden bir veya bir kaçının yansımaları ve uygulamaları olduğunu görmek gerekir. Bu tarz dışındaki edinilen bilgilenmenin insanı, kendi varlığını, tabiatı, dünyayı ve kainatı, kısacası varoluşumuzu anlamlandırmada zorluk çıkaracağını; yorumsuz bilginin ya hurafe, malayani bilgiler veya dalalet ve sapkınlıklara götüren felsefi argümanlar olmaktan öteye gidemez” denildi.

Said Nursi’den yapılan bir alıntıda, bu konuya şöyle dikkat çekildi:

“Sâni-i Zülcelâlin âlem-i ekberdeki san'atı o derece mânidardır ki, o san'at bir kitap suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütüphanesini ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatle bağlı ve hakikatten medet alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübînin bir nüshası olan Kur'ân-ı Hakîm şeklinde ilân edildi.” (Mektubat)

SİZ DE MÜFREDATA KATKI VERMEK İSTİYORSANIZ TIKLAYINIZ

 

popüler cevapdünya atlası