Milliyetçiliğe Rağmen İslam Birliği

Eklenme Tarihi: 09 Mart 2014 | Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2019

Gazeteci-Yazar Daniel ABDULFETTAH'ın1. Uluslar Arası Hutbe-i Şamiye İslam Dünyası ve Küresel Barış Sempozyumu sunumudur


Selamun aleyküm.


Milliyetçiliğe rağmen biz birlikte olduk zaten. Bizi de birleştiren Said Nursi oldu. Burada hepimiz Said Nursi’nin Risalesini okuduk. O Risaleyle terbiye bulduk ve hepimiz benimsedik. Birçok ülkeden, birçok dilde, birçok insanı birleştiren bir anlayış, bir yorumdur bu. Kur’an-ı Kerimin modern yorumudur. Hepimizin hoşuna gittiği nokta, milliyetçiliğimizi yok ederek, kendi dilimizi uzak tutarak, bu Risaleye bağlı kalmak. Tabi ki milliyetçilik aslında büyük bir problemdir ve dinimizin en çok bizden uzak durmamızı istediği bir kavramdır. Milliyetçilik konusunda ben bir Arap olduğum için şunları ifade etmek istiyorum.Biz Arap olduğumuz için sürekli kendimizi övdük, sürekli biz Kur’an-ı Kerimi daha iyi anlayabileceğimizi, çok daha iyi anladığımızı iddia ettik. Bu büyük bir yanılgıydı. Bunu da Risale bize güzel gösterdi.Burada Arapça bilmeyen insanların Kur’an-ı Kerimi bizden daha iyi anladığını gördüm. Böylece biz aslında milliyetçiliğimizden dolayı kötü bir milliyetçi olduk. Bu kötü milliyetçiliğimizle hareket ettiğimiz için, aslında milliyetçiliğin ötesine de geçtik. Adeta birer Nazi olduk. Şimdi ben buradaki insanları ve Türkiye'deki Kürt olsun, Türk olsun, bu kadar Risaleyi bilen hiç üniversite okumamış, ilkokul mezunu bile olmayan insanlar gördüm ve bu insanları gördüğümde de nasıl bir tebliğ vereceğimi düşünmeye başladım. Bu insanların karşısına nasıl çıkıp iki laf edebileceğim? Hakikaten çok zor bir durum. Kendimizi işte bu Risaleye karşı ne kadar küçük, ne kadar düşük ve ne kadar aciz olduğumu gördüm. Aslında nihayetinde bir insanı yetiştirenin ve büyütenin ilim olduğunu gördüm. İlmin, mevki, diploma, her ismin önüne konulan bir takım sıfatlar olmadığını, akademik sıfatlar olmadığını gördüm, hakikaten Risale bize bunu göstermiş oldu. Şimdi ben çok rahatım. Konuşabilirim. Çünkü o Üstadın talebesi olan zâtlar, şimdi salonda olsalardı hakikaten sıkıntı yaşayacaktım.Aslında Arapça bir sunum yapacaktım ama Arap olmama rağmen aslında Arapçayı da bilmediğimi burada, bu toplumda, bu insanlarla, bu yüce insanlarla anladım. Çünkü o kadar mütevazı insanlar ki, yani herhalde Said Nursi böyle eğitmiş, böyle öğretmiş, böyle anlatmış. Mütevazılıkle o kadar büyüdüklerini ben burada farkettim.

Milliyetçiliğe rağmen bizi kim, nasıl birleştirebilir? Bu zat ne yaptı? Hangi milliyetçilikten söz ediyor? O zaman kendisinin milliyetçilikten söz etmediğini anlamaya çalıştığımızda, orada bir noktaya varıyoruz. Zaten önemli olan da şu noktaya varılmış olunmasıdır. Hakikaten milliyetçilik dine karşıdır, dinin insanlara, insanlığa ulaşmasını engelleyen çok önemli bir unsurdur. Zaten Peygamberimizin yaşadıklarından da bunu gördük. Medine’nin kuzeyinde Hayber'deki Yahudiler, güneyinde ise Mekke’deki müşrikler, her zaman milliyetçilik kavramıyla ona karşı çıkmadılar mı? Milliyetçiliği yıkmak için zaten Peygamberimiz küflüdür, kokuşmuştur demiyor mu?

Ben Türkiye’de okumak için resmi başvuru yapmıştım. Türkçem yok. Ankara’yı da bilmiyordum. Türkiye’ye geldiğimde benim karşıma ilk çıkan Nur Talebeleri oldu. hâlâ ben onların ne olduklarını bilmiyorum. Türk mü, Kürt mü, Zaza mı? O insanlar, insan olmaktan kaynaklanan bir muamele yaptılar. O sıralarda ben de onlarla tartışıyorum. “Hazret-i İbrahim Arap’tır, Hazret-i Muhammed Arap’tır ve ben bir Arap’ım, sizden üstünüm” diyen bir havadaydım. Şimdi itiraf ediyorum.

Kaldığım yerde Şanlıurfa Viranşehirli bir Veysel isminde arkadaş vardı. Ben ona “Siz ne anlarsınız? Daha Arapça bilmiyorsunuz. Arapça bilmeyen Kur’an-ı Kerimi anlayamaz. Kur’an-ı Kerimi anlamayan Müslüman bile olamaz. Müslüman olsa da nakıs bir Müslüman olur” diyordum. Ama beni eğiten, bana bunları öğreten benim dinim değildi, benim milliyetçiliğimdi. Milliyetçilik damarından dolayı ben o şekilde konuşuyordum ama Veysel hiçbir zaman bana aynı şekilde cevap vermedi. Bana, “Bizim evde bir kitabımız var. Gel kitaba bir bakalım” derdi. Ben onun yanına gittim. 28 yıl önceydi. Baktım ki, bu insanlar çorba ve sonra çay ikram ettiler. Çayın yanında da ucuz bisküviler falan sundular. Bunlar çok hoş. Hakikaten bir öğrenci için bulunmaz bir şeydi ve ben oraya yerleştim. Bana o dershanenin de en güzel bir ranzasını tahsis edince, “Tamam” dedim. Hakikaten öğrenci yurdundan çok daha güzel bir mekândı. Şimdi bu insanların milliyetlerine baktım. Nasıl bir milliyetçilik var bu insanlar da?Bunları önce Türk diye düşündüm. Baktım ki Türklükle alakaları yok. Sonra dedim ki bunlar Kemalist olabilir. Baktım ki öyle bir düşünceleri de yok. Sonra dedim ki bunlar Viranşehirli Zaza veya Kürt olabilir. Bunu da görmeyince hemen şunu düşünmeye başladım: “Bunlar ne zaman benden birşey istemeye başlayacaklar acaba? Ne diyecekler ve onların taleplerine olacak?” Baktım ki karşılıksız fakat karşılıksız dediysem sabah namazına kalkacaksın, 20 dakika ders dinleyeceksin, akşam da sohbete gideceksin, sohbet anında ağabeylerle beraber sohbet edeceksin. Baktım ki sıkıntı yok. İki yıl boyunca doğrusu ben bu insanlara güvenmedim. “Yok” dedim. “Bu işin içinde bir iş var. Yani bu işin altında mutlaka ve mutlaka bir şey var.” Bu nereye kadar ve benden ne isteyecekler? Ben bunun için kendimi hazırladım dedim ki; “Benden şunu isterlerse şunu diyeceğim. Bunu isterlerse bunu diyeceğim. Ben Arab’ım diyeceğim bu işin içinden çıkacağım” ve 28 yıl sonra hâlâ benden ne isteyeceklerini merak ediyorum.


Aslında bizi birleştiren bu kitap, Risale.


Yeni üniversiteye kayıt yapacağım zaman Türkçem hiç yok. Bir arkadaş geldi. Elimden kalemi aldı. Dosyalarımı doldurdu. Pasaportla ilgili bir sıkıntı vardı, onu da hallettiler. Bakın bu, bizi birleştiren bir konuydu. O sırada ben bir Suriyeli, bir Mısırlı, bir Lübnanlı Arapça ve Türkçe bilen birini arıyordum. Ama şu anda bu tebliği sunarken diyorum ki, “Milliyetçiliğim benim ne işime yaradı? Beni hangi konuda kurtardı? Tam tersi arkadaşlarımın bana öğrettikleri şuydu: “Sen Araplığınla bir yere varamayacaksın. Bizi birleştiren bu Kur’an-ı Kerimdir. Bu Risale de Kur’an-ı Kerimin modern anlatımıdır.”

Bu insanlık birleşimidir. Beraber olma şansını yakalamaktır. Beraber olduğumuzda ve birlikte hareket ettiğimizde ne kadar büyük işler yapabileceğimizi ve nerelere varabileceğimizi bana güzel öğrettiler. Bu konuları siz benden daha iyi bilirsiniz ama Risalenin İslam birliğine ve insanlığa katkısını anlatmak mümkün değil.Fakat yaşadıklarımın ve bilinçliliğin bana verdiği sıkıntıyı ifade etmek istedim. Şimdiye kadar da kendimi bu sıkıntıdan kurtarabilmiş değilim. İçimiz de olan bu milliyetçilik duygusunu ancak Risale ile aşabiliriz. Bu sayede biz birleştik ve insan birliğine vardık. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

popüler cevapdünya atlası