Mevlana Halid'den Günümüze

Eklenme Tarihi: 13 Şubat 2014 | Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2017

 

Molla Nezir AKDOĞAN’ın Said Nursi ve Mevlana Halid Paneli konuşmasıdır

 

البسملة….

المدلة….

الصلوة…..

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a olsun. Salatu selam ulemayı kendi varisi kılan Hz. Peygamber’imiz Muhammed Mustafa’ya olsun.

 

Çok kıymetli misafirler,

Bugün burada, din eğitimi ve öğretimi adına, sevindirici ve gelecek için umut verici olmasını dilediğimiz bir program icra edilmektedir. Ele alınacak konuların önemine değer verdiniz, yakından, uzaklardan izlemeye, anlamaya, anlatmaya geldiniz; hepinize çok teşekkür ederim.

İnşallah biz bu gün burada iki büyük evliyadan, iki büyük peygamber varisinden, iki büyük müceddidden ve onların yolundan bahsedeceğiz. Mevlana Halid Bağdadi ve Bediuzzaman Said-i Nursi Hazretleri.

 

Çok kıymetli misafirler,

Allahu Subhanehu ve Teâlâ insanı imtihan için bu dünyaya göndermiştir. İnsan ne olduğunu, nereden gelip nereye gideceğini bilmesi ile mükelleftir ve insan başıboş yaratılmamıştır. İnsan ruh ve ceset olmak üzere iki şeyden yaratılmıştır. Ruh latiftir. Zat-ı Rabbu’l-alemine taallûk eden, O’nu bilen, O’na aşık olan, Allah’ın ilmine göre cesedin yaratılışından 2000 sene önce yaratılmıştır. Ruh maşukunu yani Rabbu’l-aleminden başka hiç kimseyi tanımazdı. Fakat Allahu Teala bu ruhu imtihan etmek istedi ve cesedi yarattı. Ruhu cesetle bağladı. Ruhtan eski görev ve aşkını devam ettirmesini istedi.

İşte bir imtihan için Rabbu’l-alemin bu ruhu cesedimize verdi. Bize verilen ruh, bir taraftan cesedin ihtiyaçlarıyla meşgul olurken, diğer taraftan Rabbu’l-alemine karşı sorumluklarını yerine getirmektir. Bu durumda insanoğlu dört kısma ayrıldı. Bir kısmı; cesedin ihtiyaçlarıyla fazla meşgul oldu. Rabbini (maşukunu) unuttu, sonra onu inkar etti. Onlar kafir oldu. İkinci kısım da aynen kendi ihtiyaçlarıyla meşgul oldu. Fakat kalbi Rabbinden gafil oldu. Onlar inancını kaybetmiyor, fakat O’nun (c.c.) emrini de bazen yerine getirmiyorlar. Onlar da her ne kadar inançlı olsalar da günahkar ve fasıktırlar. Üçüncü kısım, görevini yaklaşık olarak tamamlıyorlar ama hakkıyla yerine getirmiyorlar, onlar da normal müslümanlardır. Dördüncü kısım ise, hakkıyla ruhunu Rabbu’l-alemine döndürmek, eski haline getirmek için çalışıyorlar. İşte bunlar peygamberlerdir, peygamberlerin varisleri ve büyük evliyalardır.

Müslümanların Cibril hadisinde geçen üç ilimle amel etmesi gerekmektedir. Tarikatlar bu hadisteki “ihsan içinde” zikredilir. İhsan öyle bir haldir ki, Allah’ı görür gibi hale geleceksin ve O’na o şekilde ibadet edeceksin veyahut bu mertebeye ulaşmasan da O (cc), her yerde, her zamanda, her mekanda seni görüyor düşüncesine sahip olacaksın. İhsanın bundan daha aşağı mertebesi yoktur. Fakat bunu yaparken de kişiye örnek olacak zatlar lazımdır. O zaman peygamberler örnektir. Peygamberlerin dışında peygamberlerin yolundan giden büyük alimler, büyük zâtlar, büyük evliyalar da örnektir. Her müslümanın zahiri ilimleri bitirdikten sonra kendini böyle bir zata bağlaması icap eder. Bu zatlara bağlanılmasındaki amaç müslümanın hatalarını düzeltmesi, onları Allahu Teala’ya ulaşmalarına yardımcı olmalarıdır.

Allahu Teala bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Bilesiniz ki! Allah'in dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.”

Ebu Davud, Hakim’den rivayet edilen bir hadiste Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki, Allah her yüz yılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."

Her yüz yılda Allah Tela bir müceddid gönderir ve bu mücedid müslümanların dinini yeniler. Peygamberin zamanındaki gibi bu dini insanlar arasında yaymaya çalışır. İşte müslümanların bunlara tabi olmaları farzdır. Çünkü Allah Teala; “Allah’a, Resulüne ve sizden emr sahibi kişilere itaat edin” buyuruyor. Bu ayetteki “amirler, emr sahibi kişiler” demek, şeriatın emrinde olan kişilerdir. Aslında emir sahibi kişiler alimlerdir. Diğer bir ayette; “Kim peygambere karşı mücadele ederse ve müslümanların yolunu takip etmezse, ki burada zikredilen müslümanlar hakiki müslümanlardır, evliya olanların yoludur yani bu hakiki müslümanların yolundan başka bir yolda giderse, onun yolunu ona sevdirir ve onu cehenneme atarız.” buyuruluyor. Bu ayet ve hadislerde bahsedilen zatlar gibi zatlar bizim memleketlerde de yetişmiştir.

 

Değerli Misafirler

Birisinin başka bir kimseyi tanıyabilmesi için ya onun kadar ilmi olması ve onun gibi olması veya onun yanında ve yakınında olması lazımdır. İşte bu umman gibi olan bu irfan sahibi zatları tanımak, tanıtmak elbette bizim için çok zordur.

Mevlana Halid (k.s.) H. 1193’te dünyaya gelmiştir. Enteresandır ki tam yüzyıl sonra H.1293’te Bediüzzaman (k.s.) dünyaya gelmiştir. Buradan anlaşılıyor ki her ikisi; Mevlana Halid 13. Asrın, Bediuzzaman 14. asrın müceddididir. Yine Mevlana Hazretleri, idarecilerin tahkikatı üzerine 1238’de (1823) Bağdat’tan ayrılıp Şam’a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra 1338’de (1923) Ankara’dan ayrılıp Van’da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid’in 1224’te (1809) Hindistan’a gidişi ile Bediüzzaman’ın 1324’te (1907) İstanbul’a gidişinde tarihi tevafuk vardır.

Mevlana Halid çok küçük yaşlarda ilim tahsil etmek için, farklı bölgelere gitmiş, devrin meşhur alimlerinden birçok faydalı ilim öğrenip vatanına geri dönmüş, orada da Şeyh Seyyid Abdulkerim, Molla Muhammed Salih ve bunlar dışında birçok meşhur alimden ders almıştır. Maddi ve diğer bütün ilimleri bitirince, 1213 senesinde kendi üstadlarının medresesine müderris olarak tayin edildi.

Daha sonra 1220 senesinde Şam yolundan hac yolculuğuna çıktı. Bu yolculuğunda Şeyh Mustafa’nın yanında kadirî tarikatına intisap etmiş, Şeyh Muhammed’den hadis rivayetinin silsilesini almış, daha sonra Ravza-yı Mutahharaya gitmiş ve orada bir müddet beklemiştir.

Bir gün Hintli bir derviş Süleymaniye’ye geldi. Bu derviş kendi mürşidi olan Delhli Şeyh Abdullah’ı anlattı. Bir müddet sonra dervişle beraber 1223 senesinde Hindistana gitti. Bir sene sonra Şeyh Abdullah'ın oturduğu Cihanabad'a vardı. Daha o, şeyhinden kırk merhale uzaktayken manevi feyizler almaya başlamıştı. Orada Şeyh Abdullah-ı Dehlevi’den tarikat aldı. Orada birçok hizmette bulundu. Nefsini birçok zor işle tezkiye etti. Beş ay sonra artık huzur ve mukaşefe ehlinden olmuştu. Bir yıl geçmemişti ki, artık bir ferd-i kamil olmuştu.

Şeyhi, arkadaşlarının yanında ve ona gönderdiği mektuplarda, onun büyük makamlara ulaştığını, evliyanın yanında bilinen fena ve beka makamlarına erdiğini, sulukûnu bitirip temkin sahibi olduğuna şahit oldu.

Bir müddet sonra şeyhi ona irşad konusunda icaze verip; Nakşibendi, Kadiri, Suhreverdi, Kubrevi, Çeşti tarikati olmak üzere beş tarikattan hilafet aldı. Ayrıca ona hadis, tefsir, tasavvuf gibi bütün ilim dallarından icaze verdi.

Şeyh Abdullah-ı Dehlevi, onu bir sene sonra irşad için kendisi uğurlar. 1226 senesinde Süleymaniye’ye geldi. Gavsu’l-Azam Şeyh Abdulkadir’in zaviyesine girdi. Orada beş ay irşad etti. Zahir ve batın ilimlerinde kamil bir mürşid olarak vatanına döndü.

Mevlana Halid-i Bağdadi ile oturan, zahiri ve batini adaba riayet eden kimse, onun nazarlarının nur ve esrarından faydalanırdı. Mevlana Halid ile oturan kişi, onun te’sirini o anda hissediyordu. Onların kalplerini dünya sevgisinden, mal ve makam sevdasından uzaklaştırıyordu.

Mevlana Halid’in Mektubat’ını toplayan fazilet sahibi Muhammed Esad şöyle der: “Ehl-i Sünnetin icmaına göre Hazret’in zamanında yaşayan veya ondan sonra gelenler arasında ta ki bugüne kadar Hicri 13. asrın en hayırlı müceddidi Mevlana Halid kabul edilmiştir. Onun irşadı doğu ve batıya yayılmıştır. Kainatın Efendisi olan Hz. Peygamberin (s.a.v.) bağlılarının yolu olan şeriatın ve Nakşibendilik bayrağının taşıyıcısı O’dur.”

Daha sonra Mevlana Halid ilim ve tarikatın yayılması için Şam’a gider. Dar-ı bekaya irtihali yaklaşınca mübarek kabrinin kazılmasını emreder. Kabrinin yerini de, Şam’ın dışında Salihîye’de Kırk Şehitler denilen mezarlığın karşısında Kaysun dağının eteğinde kendisi tayin eder. Kabrin kazılması bir iki gün sonra tamamlanınca Hicri 1242 yılında Zilka’de ayının on birinde bir hastalığa tutulur. Ayın on dördü cuma gecesinde taun (veba) hastalığından vefat eder. Allahu Teala veba ile cuma günü, gurbette ve ilim yolunda vefat etme gibi birçok şehadeti ona nasip etmiştir. Sultan Abdulmecid onun kabrine güzel bir kubbe ve müridlerin ihtiyacı olan birçok köşk inşa eder.

Şimdi de Muhammed Es’ad’ın toparladığı, dünyanın dört bir tarafına yayılan Mevlana Halid-i Bağdadi’nin Mektubat’ından bazı alıntıları sizlere aktaracağız.

Mevlana Halid’in Mektubat’ı 106 mektubdan müteşekkildir ama bunun yanında birçok yere gönderdiği pekçok mektubu vardır. Amca oğlu Es’ad tarfından anlatıldığına göre bir mektubunda şöyle anlatılıyor: “İslam alemi o zaman 400 milyondan oluşuyordu ki, bu İslam aleminin yükü onun omuzlarındaydı. Bu konuda Resulullah’a bir mektup göndermiştir. Ve şöyle demiştir: ‘…Ey Allah’ın Resulu ben yüzüstü sana gelirim, bu yüküm çok ağırdır bana yardım et…’” İşte bu mektup İslam aleminin yükü, onun yükü olduğunu bize apaçık anlatıyor.

Abdullah Paşa’ya gönderdiği yedinci mektubunda ise, “Kaderin, kazanın mubrem ve muallak olmak üzere iki kisim olduğunu beyan edip, mubrem kaderin değil, evliyanın himmetleriyle enbiyanın himmetleriyle dahi değişmeyeceğini söyler. Çünkü bu durum üç muhal/imkansız şeyi kapsar. Haşa Allahu Teala’nın acziyeti, ‘kelam-ı nefsi’de yalan durumu veya Allahu Teala’nın bilmeme durumudur. Ancak muallak olan kadere gelince, o da iki kisimdir ki ya ilim veya Levh-i Mahfuz’da muallaktır veya ilimde muallak, Levh-i Mahfuz’da mubremdir. Bu kader çeşidinin kaldırılması veya değiştirilmesi için dua ve himmet istemek caizdir.” der.

Medine halifesi Seyyid İsmail’e gönderdiği beşinci mektubunda da; “Nakşibendilik en önemli edebinin tam bir sabırla ve büyük bir gayretle şeriat-i ğarra’ya yapışmak, sünneti ihya etmek, bid’atlardan sakınmak, Allahu Teala’ya devamlı surette tazarruda bulunmak, havatır-ı kalpten atıp kalbi huzur yeri yapmak” olduğunu anlatır.

……

Mevlâna Halid Hindistan'a gitmeden evvel hep ilmî eserler yazmıştı. Ondan sonra ise, tasavvuf ve tarikata dair eserler yazmıştır. Dokuz adet ilmî eseri bulunmaktadır. Altı tane de Farsça tasavvufi eseri vardır.

Dua ile…

 

popüler cevapdünya atlası