MESNEVİ-İ NURİYE’DE NAMAZ

Eklenme Tarihi: 21 Mart 2017 | Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2017

Namaz Huzura kabuldür. Yaradan ile kul arasında bir bağdır. Kul her daim Yaradana muhtaçtır. Kul ibadet ile insaniyet makamına çıkar. Kalbini, ruhunu ve latifelerini temiz ve parlak tuttukça derecesi artar, manevi nurlara ve feyizlere mazhariyet kazanır, kâinatın üzerinde bir saltanat sahibi olur.

Mesnevi-i Nuriye Katrenin Zeyli 1. Remiz’de bu mazhariyetin yolları, yüksek şuura sahip, kaliteli ve halis bir namazın gereklerine işaret edilmektedir. Bunlar;

1-vaktin evvelinde kılmak,

2-hayalen Kabeyi nazara almak,

3-Beytin etrafındaki ve Alem-i İslamı ihata eden safları hayalen görerek o cemaat-ı uzmâya (büyük cemaate) dahil olmak,

4-söylediği her dâvâya ve her bir sözüne bir hüccet ve bir burhan (güçlü ve sarsılmaz delil) yapmak,

şeklinde sıralanır. Böyle yapıldığında:

1-Namaz kılan اَلَْمْدُ لِلّٰهِ dediği zaman, sanki o cemâat-i uzmâyı teşkil eden bütün mü'minler "Evet, doğru söyledin" diye onun o sözünü tasdik etmiş olmaktadırlar.

2-Bu tasdikler, hücum eden evham ve vesveselere karşı mânevî bir kalkan vazifesini görmektedir.

3-Aynı zamanda, bütün hasseleri, lâtifeleri ve duyguları o namazdan zevk ve hisselerini almaktadırlar.

Burada bir de ikaz da bulunulmaktadır: “Namaz kılanın Kâbe'ye olan şu hayalî nazarı, kasdî değil, tebeî bir şuurdan ibaret bulunmalıdır.” Yani Kâbe’yi sürekli nazara almakla Allah’ın huzurunda olduğunu ikinci sıraya atmamak gerekmektedir.

Görüldüğü üzere insan, başta hayal olmak üzere bütün kalbi, ruhu ve duyguları ile namaza dâhil edilerek, şehadet ve gayb âlemleri, geçmiş, hal ve gelecek zamanları da içine alan çok geniş ve çok boyutlu bir âlem ile bütünleştirilmektedir. Akla uzak görünen ve gaybi âlem ile ilgili olan hakikatler, şehadet âleminden misaller verilerek, adeta bir senaryo eşliğinde akla yaklaştırılmakta, bütün bunlar tek sahnede buluşturularak yeryüzünü âdetâ bir mescid haline getirilmektedir.

Namaz imandan sonra ikinci sırada yer alan en yüksek bir hakikattir. Bu nedenle bu yüksek hakikate karşı çok hassas davranılmalı, namazlar vaktin evvelinde kılınmalı, tenbellik saikasıyla nefis ve şeytanın insafına ve aldatmacalarına bırakılmamalıdır.

Risale-i Nur Külliyatının birçok yerinde namaz ile ilgili özel bahislerde namazın önemi üzerinde durulmuş, niçin namaz kılınması gerektiği anlatılmış, namaza mani olan nefsî ve şeytanî vesveseler, ikna edici deliller ile isbat edilmiştir:

Dördüncü Söz’de bir günlük ömür sermayesi 24 altına benzetilmekte, her gün 23 altınını dünyayı kazanmak için harcadığı halde, onu da bir türlü elde edemeyen insanın; altın değerindeki 1 saatini beş vakit namaza sarf etmesi halinde hem dünyasını, hem de ebedî saadetini elde edebileceği müjdelenmektedir.

Nefsin Tembellik kulağı

Yirmi Birinci Söz’ün Birinci Makamında; yaş ve rütbece büyük bir adamın; "Namaz iyidir. Fakat her gün, her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor." demesi üzerine beş ikazda bulunulmaktadır.

Bediüzzaman bu soruyu soran o adamı suçlamaz, empati yapar, bir de kendi nefsini dinler. Nefsinden de aynı sözleri işitince, nefsinin tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi aldığını fark eder. O zatın o sözünü, bütün insanların nefs-i emmareleri namına söylenmiş veya söylettirilmiş bir söz olarak kabullenir ve nefsine hitaben, aynı zamanda cevaplarını da çağrıştıran beş soruyu sorar:

1-Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?

2-Ey şikemperver (midesine düşkün) nefsim! Acaba, her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?

3-Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini, namazın meşakkatini ve musibet zahmetini bugün düşünüp muzdarip olmak; hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini, namaz hizmetini ve musibet elemini bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır?

4-Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır; ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?

5-Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun (tenbelliğin) ve namazdaki kusurun meşâgıl-i dünyeviyenin kesretinden (yoğunluğundan) midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

Bu sorulardaki bedbahtlık, şikemperverlik, sabırsızlık, sersemlik ve dünyaperestlik gibi nefse yapılan hitaplar, aynı zamanda insanı namazdan alıkoyan ve tembelliğe sevk eden sebepler olduğu görülmektedir.

Namazda Hücum Eden Evham ve Vesveseler

Yirmi Birinci Söz’ün İkinci Makam’ı Dördüncü Vecih, Birinci Merhem’de mühim bir vesveseden bahsedilmektedir:

Namazda, münacatta, Kâbe karşısında, huzur-u İlâhîde ve âyetleri tefekkür ederken istemeden en uzak, en lüzumsuz ve en rezil şeyler hayale geldiğinde, Sakın telâş etme. Belki fark ettiğin anda dön. ‘Aman, ne kusur ettim!’ deyip tetkikle meşgul olup durma ki, tâ o zayıf münasebet, senin dikkatinle kuvvet peyda etmesin, melekeye dönmesin, hayalî bir maraza dönüşmesin, şeytana bu nevi vesvesenin madenini işlettirmesine fırsat vermesin” ikazında bulunulmaktadır. Yani “Korkma, bu kalbî bir maraz değil, böyle uygunsuz fikir çağrışımları galiben ihtiyarsızdır; onda mes'uliyet yoktur” tesellisi verilmekte, hemen terk edilmesi halinde namaza bir zararının olmayacağı belirtilmektedir.

Namazın Beş Vakte Tahsisinin Hikmetleri

Dokuzuncu Söz’de namazın beş vakte tahsisinin hikmetleri beş nükteyle anlatılmaktadır. Her bir namaz vaktinin, mühim birer inkılâp başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin âyinesi ve o tasarruf içinde ihsânât-ı külliye-i İlâhiyenin birer mâkesi (yansıması) olduğu, Kadîr-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyade tesbih, tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namazın emredilmiş olduğu ifade edilmektedir.

“Yeryüzü bir mescittir ve bu mescidin satırları andıran o güzel manzarası âlem-i misal sahifesinde kalem-i kaderle, İlâhî bir fotoğrafla tersim ve terkîm edilmekte (resmedilmekte ve yazılmakta) olduğu, ihtimâl ve imkândan hâli (hariç) olmadığı” ifade edilmektedir.

Bu hususta 1 Onuncu Söz (Haşir Risalesi) Yedinci Suret’te her şeyin muhasebe için kayıt altına alındığı şöyle anlatılmaktadır:

“İşte, bak: Her yerde, her köşede müteaddit fotoğraflar kurulmuş, suret alıyorlar. Bak, her yerde müteaddit kâtipler oturmuşlar, bir şeyler yazıyorlar, her şeyi kaydediyorlar. En ehemmiyetsiz bir hizmeti, en âdi bir vukuatı zapt ediyorlar. Ha, şu yüksek dağda padişaha mahsus bir büyük fotoğraf kurulmuş ki, bütün bu yerlerde ne cereyan eder, suretini alıyorlar. Demek, o zât emretmiş ki, mülkünde cereyan eden bütün muamele ve işler zapt edilsin. Demek oluyor ki, o zât-ı muazzam bütün hadisâtı kaydettirir, suretini alır. İşte, şu dikkatli hıfz ve muhafaza, elbette bir muhasebe içindir. Şimdi, en âdi raiyetin, en âdi muamelelerini ihmal etmeyen bir hâkim-i hafîz, hiç mümkün müdür ki, raiyetin en büyüklerinden en büyük amellerini muhafaza etmesin, muhasebe etmesin, mükâfat ve mücazat vermesin?”

Risale-i Nur’larda ferdi ubudiyetten ziyade, külli bir ubudiyet öncelenmektedir. Çünkü bu kısacık ömürde ebedi saadete vesile olacak olan külli ibadettir. Başta bütün müminlerin ibadet, dua ve zikirlerine manevi bir bağ ile iştirak etmek; kainattaki bütün varlıkların hal dilleri ile yaptıkları tesbihlere ve hamdlere dellallık etmek ferdi ubudiyetin çok çok üstündedir. Bu nedenle akıl, kalb, ruh ve sair duyguların iştirakiyle yapılan bu ubudiyet, hamd ve şükürlerin feyzinden bereketinden özellikle inkılap başlarında, herkesin istifade etmesi hedeflenmektedir.

Altıncı Şua İkinci Sual’de; “Teşehhüdde ‘ettahiyyatü’ dediğim zaman birden kâinat canlandı; hayattar, nuranî bir şekil aldı, dirildi. Hayy-ı Kayyûmun parlak bir âyinesi oldu. Bütün hayattar eczasıyla beraber, hayatlarının tahiyyelerini ve hedâyâ-yı hayatiyelerini daimî bir sûrette Zât-ı Hayy-ı Kayyûma takdim ettiklerini ilmelyakîn, belki hakkalyakîn ile bildim ve gördüm.” ifadeleriyle yeryüzüne halifesi olarak memur edilen insanın, namaz kılarak teşehhüdde bütün bu hamd ve şükürleri muzaffer bir kumandanın ganimetleri padişaha takdim etmesi gibi, Cenab-ı Hakka takdim etme şerefine nail olması arzu edilmektedir.

“Evet namaz ruha hayat verir. İnsan kainata fihristedir. Namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir.” (İşaratü’l-İcaz/Bakara Sûresi 3. âyetin tefsiri)

Vesveseden uzak, huşu ve huzu içerisinde, Rabbine boynunu bükerek, kainata ve hasenata fihriste olmak gibi yüksek hakikatlerin şuuru ile bol feyizli ve bir ömür boyu namaz kılmak ve rıza-yı İlâhîyi kazanmak her müminin birinci hedefi olmalıdır.

popüler cevapdünya atlası