MEÂNÎ İLMİ

Eklenme Tarihi: 22 Ocak 2018 | Güncelleme Tarihi: 22 Ocak 2018

Kadir AYTAR

1-GİRİŞ

“Meânî: معاني” kelimesi, sözlükte “kastedilen şey” anlamına gelen “معنى: mâna”nın çoğuludur.

Bir belâgat terimi olarak meâni: “Arapça lafızların muktezâ-yı hâle uygunluğunu bildiren durumlarını inceleyen ilim” olarak tarif edilir.

Başka bir ifade ile meânî; sözün yerinde, konuşanın ve muhatabın durumuna uygun olarak ifade edilmesini sağlayan ve cümlenin dil kuralları çerçevesinde uğradığı değişikliklerden bahseden bir ilimdir.

Arapçada meani konusuna değinen ve günümüze kadar ulaşan ilk eseri Sibeveyhi'nin El-Kitab'ıdır. Sibeveyhi meani ilmininkurucusu sayılmaktadır.

Manaların değerinin, durum ve konuma uygun düşmesinden ileri gelmesi ve dinleyicilerin kültür seviyelerine göre ayarlanmazarureti, meani ilmininnüvesini oluşturmuştur.

Günümüzde sosyoloji ve psikoloji disiplinlerininverileri ışığında meani ilmine psikososyal yaklaşımlarla bazı filolojik (dilbilim) ve stilistik (üslupçu) yorumlargetiren eserleri verilmeye çalışılmıştır.

 

2-MEÂNÎ İLMİNİN KONULARI

Cümlelerin kuruluşları, müsned (yüklem) - müsnedün ileyh (özne), lafızların zikr – hazf (çıkarma/zikretmeme), takdîm (sunma) - te’hîr (geri bırakma) gibi durumları, îcâz (kısa, öz ve çok manalı) - itnâb (sözü uzatma) gibi edebî sanatların uygulanış biçimlerini, zamir (ismin yerini tutan kelime) yerine zâhir (açık isim), zâhir yerine zamir koymak gibi kelime değişikliklerinin muktezâ-yı hâle mutabık olarak değişik mânalara delâlet etmeleri, fiil sîgalarının (fiil çekiminin/kipin) belâğat incelikleri gibi hususları, bir nükteden ötürü nazmın zâhirin hilâfına gelmesinin incelikleri, bir cümlenin ne zaman haber (doğru ya da yanlışlanabilir gerçeğe uygun cümleler) ne zaman inşâ (Doğrulanması ve yanlışlanması yapılamayan cümleler) yapılacağı, kasr (sınırlandırmak/kısa kesmek), fasl (ayırma) ve vaslın (birleştirmenin) ne zaman gerekli olduğu ve benzeri konuların hepsini bu ilim dalı ele alıp inceler.

Özetle belâgat, dil felsefesi ile ilgili konularını ele alır. “Muktezâ-i hâle mutabık” olan sözün hallerinden bahseder.

Bu konuların bilinmesi Kur’ân-ı Kerîm’in i’cazının anlaşılmasına büyük katkılar sağlamakta, okuyucusunu fesâhat ve belâgatının sırlarına vâkıf etmekte olduğu inkar edilemez bir gerçektir.

 

3-OSMANLI EDEBİYATINDAMEANİ

XVI. yüzyıldan itibaren Miftâhu’l-ulûm, Telhisü’l-Miftâh, el-Mutavvel, Muhtasaru’l-Meâni gibi Arapça kitaplar Türkçeye tercüme edilmeye başlamıştır.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Muslihuddin Sururi'nin Bahrü'l-maarif'i ile Altıparmak MehmedEfendi'nin Terceme-iTelhisü'l-Miftah'ı ilk Türkçe balagat kitapları arasında yerini almıştır.

Türk edebiyatında başlangıçta meani adı, belagat ilmindeki yeri, tarifi, tasnifi ve muhtevasında yer alan konular, tamamen Arap belagatından aktarılmıştır. Bu klasikmuhteva, belagat konularının tamamına yer verenilk Türkçe kitaplar olan Ahmed Hamdi'nin Belagat-ı Lisan-ı Osmani'siyle (İstanbul1293) Ahmed Cevdet Paşa'nın Belagat-ı Osmaniyye'sinde ( 1298) açıkça görülmektedir. 

Heriki müellif, ilm-i meaniyi genel özellikleriitibariyle Arap belagatındaki bilgileri Türkçeleştirip tasnif ederek tekrarlamış ve Türkçe örnekler üzerinde açıklayıp zenginleştirmişlerdir. Daha sonraki yıllarda da Mecamiu’l-edeb (1308) yazarı Manastırlı Mehmed Rifat gibi bazı âlimler meanidâhil belagat bahislerinin tamamını Türkçe, Arapça ve Farsça örnekler vererek açıklamaya devam etmişlerdir.

Tanzimat'tansonra belagat konusunda kaleme alınan eserler eskibelagat anlayışını takip edenler, bir de eski anlayışı göz ardı etmeden Batı retoriğine dayalı olarak konuları işleyenler olmak üzere iki farklı muhtevada gelişmiştir. Bunlardan AhmedCevdet Paşa birinci grubun, Recaizade Mahmud Ekrem deikinci grubun en müessirtemsilcileri olmuşlardır.

Tanzimat'ın ardından Batı retoriğinden alınan bazı yeni unsurlarla biraz daha gelişen Türkçe belagatın vardığı noktayı dikkatealarak Türk edebiyatında meani; "Bir maksadı hüküm bildiren kelimeler kümesi anlamında en uygun cümle veya ibareile (kelam) dinleyen için bir hüküm ve anlamifade eden, onun zihninde söylenenianlama konusunda bir soruya yer bırakmadanbelirleyen, ayrıca sözlerin, söyleyenve dinleyenin durumuna en uygunbiçimde ve yerli yerinde kullanılmasının kurallarını anlatan ilim" olarak tarif edilebilir.

Said Paşa, bu ilimiçin gerekli ilk ve esas bilgilerin kelime bilgisiyle (lugat, semantik vb.) cümle ve söz dizimi (nahiv, sentaks) olduğunu, meaninin konusunu bildirme ve dilek belirten terkiplerin (cümle ve ibare) teşkilettiğini, ele aldığı belli başlı meselenin kelamın mukteza-yı hale uygunluğunu gösteren kaideler olduğunu, delillerini ise belagat kurallarına uygun söz söyleyen kişilerin ifadelerinin oluşturduğunu belirtmiş ve hedefini "kelamı mukteza-yı hale tatbik eden usullere uymak" şeklindetanımlamıştır (Mizanü'l-Edeb, s. 145).

Bu tarif ve tasnifte yer alan konular meani kitaplarında bazı farklılıklarla birlikte şu sekiz başlık altında ele alınmıştır:

1.Ahval-i müsnedün ileyh (fail ve naib-i faille ilgili konular)

2.Ahval-i müsned (yükleme ait özellikler): mütemmimat-ı cümle (tümleçler)

3.İsnad-ı haberi (bir fiil, hal ve sıfatın diğer bir şeye yüklenmesi)

4.İnşa (kelimelerin cümle içinde söz dizimi kurallarına göre sıralanması)

5.Elfaz-ı atf ve rabt (bağlaçlar ve zarf-fiiller) /vasl ve fasl (kelime ve cümlelerin 6.Bağlanması veya bağlaç ve zarf-fiil olmadan bir araya getirilmesi, ayırma)

7.Hazf ve ıtnab (sözü kısa ve özlü söyleme veya lafı uzatma)

8.Kasr (daraltma, tahsis)

Recaizade Mahmud Ekrem, Ta'lim-i Edebiyyat'ında; Ahmed Reşid Bey, Mekteb-i Sultani için hazırladığı ders kitabı Nazariyyat-ı Edebiyye'sinde;M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri I kitabında;M. Yekta Saraç, Klasik Edebiyat BilgisiBelagat adlı kitabında, meani konularına yer vermişlerdir.

 

4-RİSALE-İ NUR’DA MAANİ

Risale-i Nur’da meani kavramının tarifinden ziyade meziyetlerinden bahsedilmektedir. Tesadüfe dayalı meani ve beyan ilmi yapılamayacağı, kasten ve bizzat isteyerek, izleriyle işaretleriyle ne istediğini göstererek yapılabileceği ifade edilmektedir.

“Malûm olsun ki, fenn-i maânî ve beyanın mezayasının (meziyetlerinin) belâğatçe mühim bir şartı, kasten ve amden (bizzat isteyerek) garazın cihetine (istenenin tarafına) emaratla (izlerle) işaret ve alâmâtın (alametlerin) nasbıyla (konmasıyla) kast ve amdini (istediğini) göstermektir. Zira onda tesadüf bir para etmez.” (Muhakemat, s. 28)

İşârâtü'l-İ'câz adlı eserde Kur’an’ın kelimelerinin çeşitli manalarının, sarf ve nahiv ile beyan ve meani ilimlerinin kaideleriyle belagat fenninin kanunlarıyla ispat edildiği ifade edilmektedir.

Aşağıdaki metinde de Kur’an’ın beyanının mucizeliği ve beyan ve meani ilimlerinin dâhî imamlarının bunu tasdik etmiş oldukları anlatılmaktadır:

“Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın heyet-i mecmuasında râik (sade) bir selâset (akıcılık), fâik (yüksek) bir selâmet, metin (sağlam) bir tesanüd (dayanışma), muhkem bir tenasüp, cümleleri ve heyetleri mabeyninde (arasında) kavî bir teâvün (yardımlaşma) ve âyetler ve maksatları mabeyninde ulvî bir tecavüb (birbirine cevap verme) olduğunu, ilm-i beyan ve fenn-i maânî ve beyanînin Zemahşerî, Sekkâkî, Abdülkahir-i Cürcanî gibi binlerle dâhi imamların şehadetiyle sabit olduğu halde, o tecavüb ve teâvün ve tesanüdü ve selâset ve selâmeti kıracak, bozacak sekiz dokuz mühim esbab (sebeplar) bulunurken; o esbab, bozmaya değil, belki selâsetine, selâmetine, tesanüdüne kuvvet vermiştir.” (25. Söz, s. 135)

 

5-SONUÇ

Belagatın bir alt dalı olarak meani ilmi görüldüğü üzere edebiyatımıza ve ilim dünyamıza Arap edebiyatından geçmiştir. Önce tercüme ve taklit etme sonra da eser verme şeklinde gelişme kaydetmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in mu’cize oluşu, belagat noktasında da döneminin belagat üstadlarını aciz bırakacak derecede harika olması bu ilmin gelişmesinin baş müsebbibidir. Bütün mesele Kur’an’ın ayetlerini daha iyi anlayabilmeye, derin manalarını ve sırlarını çözmeye yöneliktir. Bu konuda çok eserler verilmiş, binlerce tefsir yazılmış ve yazılmaya da devam edecektir.

Asrımızda Kur’an’ın belagatını gösteren ve alt basamakları olan meani, beyan ve üslup gibi konuları örneklemeler ile hem izah anlamında (Unsuru’l-Belagat), hem bir tefsir yöntemi olarak (İşârâtu’l-İ’câz), hem de bizzat uygulamalı olarak Risale-i Nur Külliyatının tamamını ortaya koyan müellif Bediüzzaman Said Nursi’dir.

Risale-i Nur Külliyatı bir belagat şâheseridir. Hitabet tarzı, muhatapları, kuvvetli bir mantık silsilesi, insanın akınlına, kalbine, ruhuna ve duygularına hitab etmesi, cümlelerin kurguları ve akıcılığı okuyanlar üzerinde büyük bir tesir bırakmaktadır. Bir okuyan bir daha okuma ihtiyacı hissetmektedir. Her ifade yerli yerinde ve özlüdür. Teferruata girilerek esas maksattan ayrılma ve zihinleri dağıtma, ya da sıkma söz konusu değildir. Meani ilmi çerçevesinde incelendiğinde bu açıkça görülecektir.   

 

Kaynaklar:

İsmail Durmuş, Diyanet İslam Ansiklopedisi

Süleyman GÜR, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı, Doktora Tezi

Mustafa Uzun, Diyanet İslam Ansiklopedisi

Said Nursi, Muhâkemât, İkinci Makale/Unsuru'l-Belâgat/On İkinci Mesele/İşaret

Yirmi Beşinci Söz/Birinci Şule/İkinci Şua/Birinci Lem'a

Said Nursi, Sözler,  Yirmi Beşinci Söz/İkinci Şule/Birinci Nur

 

 

popüler cevapdünya atlası