MEKTEP MEDRESE UYUŞMASINA MODEL: MEDRESETÜZ-ZEHRA

Eklenme Tarihi: 04 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2017

 

Medreselere Genel Bakış

Bilindiği gibi medreselerin ortaya çıkışını İslam’ın ilk dönemine kadar dayandırmak mümkündür. Bu kurumlar başta fıkıh olmak üzere İslam ilimlerinin öğretildiği kurumlar olmuştur. Bu kurumlar Selçuklularda Nizamiye medreseleri olarak devam etmiş ve Osmanlılarda kurumsallaşmışlardır. Medreseler; devletin müderris, kadı, müftü ihtiyacını karşılamış yani, devlet kurumlarına eleman yetiştiren eğitim kurumları olmuşlardır. Diğer taraftan medreseler kurucularının mensup olduğu mezhebe göre fıkıh öğreten okullar olmuştur. Bu açıdan bakıldığında bu kurumlarda ilmi çalışma ve araştırmalar esas değil, istisnai durumlar olarak karşımıza çıkar. 


Çöküş Sebepleri

Medreselerin çöküşü söz konusu olduğunda genellikle fen bilimlerinin terk edilmesi en önemli sebep olarak ileri sürülmüştür. Bazı iddialara göre bir kısım dersler gereksiz görülerek ders programlarından çıkarıldığı iddia edilmektedir. Ancak, okutulan dersler ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda bu iddiaların pek de doğru olmadığı görülmüştür. Çünkü mezuniyet belgelerinde ve okutulan derslere bakıldığında fen bilimlerinin 19. Yüzyılda da okutulmaya devam ettiği görülmektedir. Ancak, bu derslerinin içerinin günün bilimsel düzeyiyle aynı seviyede olduğu anlamı ayıca incelenmesi gereken bir husustur. Bediüzzaman Hazretlerinin Skolastik Medrese Hocası tabirini kullanması, medreselerin pek de iyi durumda olmadığını, fen bilimlerinin ısrarla okutulmasına vurgu yapması ise ilmi seviyenin ciddi bir şekilde geri olduğu inancını doğurmaktadır.

Aslında medreselerin çöküş sebebini okutulan derslerin içeriğinin yanı sıra daha çok devlet için icra ettiği fonksiyonda aramak daha doğru olacaktır. İslami bir eğitim kurumu olarak medrese başlangıçta devlet elitinin, memurların, müderrislerin, müftü, hâkim ve yargıçların ve diğer önemli devlet görevlilerinin eğitiminde ve yetiştirilmesinde çok önemli bir rol oynuyordu. Osmanlı yönetimi, meşruiyetini, şer'i esaslarda arıyordu. Eğitimle beraber yönetim, hukuk, adalet ve yargı sistemleri de, şer-i şerif esaslarına göre biçimlendirilmişti. Bu esasların tespiti, yorumu ve uygulaması, medreselerden yetişen ulemanın yetkisi altındaydı. Ulema ve medrese, sistemin ortasında, tam merkezinde yer alıyordu. Ulemanın başı Şeyhülislam, protokolde Veziriazam'ın arkasında kalmasına rağmen hem Sultan hem de vezirleri, önemli kararlarlarını ve icraatlarını, onun onayına sunmak zorundaydı. Medresenin ürettiği zihniyet ve kültür, sistemin arzu ve hedefleriyle çelişmiyordu. Sistem için medrese, medrese için de sistem gerekliydi. Bu durum modernleşme sürecinin başlamasına kadar­ devam etti.

II. Mahmud döneminde vakıflara el konulması, Tanzimat’tan sonra devletin, kendini yeniden tanımlaması, klasik Osmanlı sisteminde gedikler açılmaya başlamasını, Avrupa uygarlığının ürünü kurum ve kuruluşların yerleştirilmeye başlanması izledi. Batı'ya yöneliş, Avrupa'nın sadece tekniğini değil, aynı zamanda zihniyetini, İdeolojisini, felsefesini, bilimini, kültürünü de beraberinde getirdi. Bu yeni değişim ve dönüşümle medrese, kendini bir anda sistemin merkezinden uzaklaştırıldığını gördü. Yerine batı modeline göre kurulan eğitim kurumları geçti. Medreseliler de, hem kıyafetleriyle, hem zihniyet ve ideolojileriyle gücü ve İktidarı elinde bulunduranların yanında ve yeni sistem içersinde ahengi bozan bir görüntüye sahipti. Medreselerin işlevsizliği, İflası,itibar kaybı v.s. İşte burada, bu değişim ve dönüşümde aranmalıdır. Evet, İlim zihniyeti, program, disiplin, devamlılık v.s. gibi hususlar bir sistemin sağlıklı işlemesi açısından önemli faktörlerdir.

Bediüzzaman’ın Medreselere Bakışı

Kürt medreselerinden hareketle derslerin münazaralı işlendiğini, bunun meşrutiyetteki meşveret esasına uygun olduğunu ifade eden  Bediüzzaman Said Nursi medreselerin varlığına veya devamına karşı değildir. Ancak, devlet tarafından ciddi bir şekilde ihmal edildiğini ve bu ihmale son verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Medrese mensubu olarak devlet yönetimine seslenmiş;

“Sözünüzü, fiiliniz tasdik etmek. Başkasının kusurunu kendinize özür göstermemek. İşi birbirine atmamak. Üzerinize vâcip olan hizmetimizde tekâsül etmemek. Vasıtanızla zâyi olan mâfâtı telâfi etmek. Ahvâlimizi dinlemek, hâcetimizle istişare etmek, bir parça keyfinizi terk etmek ve keyfimizi sormak istiyoruz. Elhasıl: Vilâyât-ı şarkiye ve ulemasının istikbalini temin etmek istiyoruz. İttihad ve Terakki mânâsındaki hissemizi isteriz. Üzerinizde hafif, yanımızda çok azîm birşey isteriz.” Demiştir.

Bediüzzaman mektep-medrese çatışmasından da rahatsızdır. Bilindiği gibi mekteplerin açılması, medreselerin kendi haline terk edilmesi, Sultan II. Abdülhamit dönemi dâhil olmak üzere medreselerde ciddi iyileştirmeye gidilmemesi çöküşü daha da hızlandırmış ve kurumlar arasında sürtüşmelere yol açmıştır. Bundan dolayı; “Ehl-i medrese, ehl-i mektep, ehl-i tekkenin musalâhaları”na ısrarla vurgu yapmıştır. Böylece bunlara Tekke ehlini de dâhil etmiştir. Ona göre bu kurumların mutlaka dayanışma içinde olması, fikir alışverişinde bulunmaları gerekir. O güne kadarki olumsuz gelişmeyi,

“Tâ, temayül ve tebadül-ü efkâriyle lâakal maksatta ittihad eylesinler. “Teessüfle görülüyor ki, onların tebâyün-ü efkârı, ittihadı tefrik ettiği gibi; tehâlüf-ü meşâribi de terakkiyi tevkif etmiştir. Zira herbiri mesleğine taassup, başkasının mesleğine sathiyeti itibarıyla tefrit ve ifrat ederek, biri diğerini tadlil, öteki de berikini techil eyliyor.” Şeklinde özetlemiştir.

Bediüzzaman Said Nursi, geleneksel toptancılığa ve eleştirilere bu hususta da karşı çıkmış, geri kalmışlığın faturasını ulema sınıfına kesilmemesi gerektiğini ifade etmiştir; “… Şimdi millet-i İslâmiye mabeyninde en ziyade hürmet ve muhabbet ve merhamete müstahak olan biçare ulemayı, zamana yakışacak ulemanın adem-i vücudundan neş’et eden kabahati ve günahıyla mahkûm etmek ve o kabahat ve o günahı o biçarelere haml etmek ahmaklık değildir de ya nedir?”

Kürtlerin Durumu ve Medresetü’z-Zehra Talebi

Kürtlerin en önemli sorunlarından birinin eğitim olduğu tespitini yapan Bediüzzaman yıllarca Medresetü’z-Zehra’nın kurulması için çalışmıştır. Bu kurumun temelini teşkil eden hususlar:

  1. Kesinlikle isminin Medrese olması, çünkü halkın bu isme karsı bir muhabbeti vardır. Mektep ülke genelinde olduğu gibi Kürtlerin nezdinde de pek kabul görmemiş veya halka mal edilen kurumlar haline getirilememişlerdir. Mekteplere olan mesafe halkın çocuklarını bu okullara göndermekte istekli olmayışları Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.
  2. Kürtçenin eğitim dili olmasıdır. Mahalli dilde eğitimin yapılması özellikle Kürtlerin eğitimde geri kalmış olmaları bunun önemini daha da arttırmıştır. Zaten medreselerde Kürtçe eğitim fiili olarak verildiğinden gerekli ortam mevcuttur.
  3. Kürt âlimlerinin istihdam edilmesi hem bu alimlerin hak ettikleri maddi imkana sahip olmalarını sağlayacak hem de eğitimci açığı bunların istihdamı ile önemli ölçüde giderilebilecektir.
  4. Devletin diğer üniversiteleriyle denk tutulması ve mezunlarının aynı haklara sahip olması, bu kurumların varlığı ve devamı için hayati öneme haizdir. Aksi takdirde bu okullara rağbet istenilen seviyede olmayacaktır.
  5. Fen bilimlerinin mutlak surette okutulması çağdaş bilim alanında geri kalmışlığı ortadan kaldıracağı gibi, halk arasında yaygın hale gelen ve İslam ile de alakası olmayan yanlış algı ve inanışların önüne set çekilecektir.
  6. Eğitim-öğretim müfredatı hazırlanırken Kürtlerin toplumsal yapısının göz önünde bulundurulması ve onlarla istişare edilmesi gerekir. Bu da verilecek eğitim başarısı için önemlidir. Toplumun yapısına uygun eğitim ve öğretim sisteminin seçilmesi başarıyı da beraberinde getirecektir.
  7. Medrese bünyesinde öğretmen okulunun teşkil edilmesi

Temel unsurlardan bir başkasını teşkil etmektedir. Öğretmen okulunun üniversite içinde bulunması hem rağbeti arttıracak hem de kurumlar arasında yanlış algıların da aşılmasına imkân sağlayacaktır. Yani mevcut eğitimciler ile medrese mensuplarının aynı çatı altında bulunmaları aralarındaki yanlış anlamaları ortadan kaldıracaktır.

Tüm bu prensiplere bakıldığında kurulacak olan üniversitenin sıradan bir eğitim kurumu olmayacağı aynı zamanda uzun zamandır devam ede gelen sınıflar arasındaki çekişmelere de son verecektir. Bilindiği gibi Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinden itibaren başlayan tekke-medrese çekişmesine 19. Yüzyıldan itibaren mektepler de katılmış ve bu kurumlar arasında gizli-açık ciddi çekişmeler yaşanmıştır. Medresetü’z-Zehra projesinin bir hedefi de bu üç kurum mensuplarını aynı çatı altında buluşturup kaynaşmalarına imkân sağlamaktır.

popüler cevapdünya atlası