Mehmet Feyzi Pamukçu Efendi Hazretleri

Eklenme Tarihi: 01 Şubat 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

 

Araştırmacı-Yazar Rafet Küllüoğlu'nun Kastamonu Ağabeyleri Paneli konuşmasıdır

Şehrimize gelip bizi gururlandıran konuşmacı kardeşlerimizden Allah razı olsun. Şeref verdiniz, hoş geldiniz.

Bugün hicri yılbaşı. Efendi hazretlerinin 1970 Haccında Arafat’ta yapmış olduğu sohbet var. o sohbetten bahsetmiş olduğu bir ayet-i kerime İsra suresi 80. Ayet-i kerime. Onunla konuşmama başlamak istiyorum.

Allah Teala buyuruyor ki, “Rabbena edhilna müdhela sıdkin ve ahricna mudhela sıdkin vec’alna min ledünke sultanen nasira.” Diyanetin mealini ben burada size arz ettim. “De ki: ‘Rabbim gireceğim yere doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” Şimdi bu konu ile ilgili Efendi hazretlerinin sohbetini evvela kelime kelime arz edeyim.

Bu duayı Müslümanların tekrar etmeleri lazımdır. Müfred sigasıyla ayet manası şöyledir: “Ve Kul Rabbi edhılni” Habibim sen söyle Ya Rab beni idhal ettiğin her medhale, Medine’ye yahut kabre mudhale sıdkın, hasenle idhal eyle. İnsan daima her hangi bir mekana, zamana, âna dahil oluyor. Dahil olduğumuz yerlere ve zamanlara idhal-i hasenle idhal eyle ya Rabbi. “ve ahricni muhrace sıdkın” o zamandan mekandan ihrac ettiğinde de ihsanlara mazhar olarak ihrac eyle. “vec’al li min ledunke” kendi nef’-i sübhaninden bizim için kıl. Nusret olarak benim için kıl. Sultan yani bir hüccet, maddi bir kuvvet, öyle bir kuvvet ki, hem medhale girdiğimde ve çıktığımda davamı isbat edecek bir hüccet ihsan eyle. Veya maddi bir hakimiyet ihsan eyle. Nasiran yani nasr, yardım eden bir hakimiyet ihsan eyle. Giriş çıkış daima vardır. Her an bir âna, zamana dahil oluyoruz ve diğer bir zamandan çıkıyoruz. Onun için bu duayı bu ümmet devamlı tekrar etmesi lazımdır. Bu hem sünnet, hem tilavet-i Kur’an, hem duadır hem de şimdi bu cephede kuvvete de ihtiyaç vardır. Biri cisim, biri ruh için. Cisimle ruh beraber olursa bir iş görür. Yoksa sadece ruh, sadece ceset bir işe yaramaz. Bunun için Müslümanların bu duayı tekrar etmeleri lazımdır. Hatta cemiyet içinde okunursa iktibas tarikiyle dualarda cemi sigasıyla söylenmesinde cevaz vardır amma namazda okunursa o diğer mesele.

“Rabbena edhilna müdhela sıdkin ve ahricna mudhela sıdkin vec’alna min ledünke sultanen nasira.‘’ Bu dua-yı Nebevî hem kabul olmuştur. Çünkü Cenab-ı Hak Kâinatın Efendisi Resulullaha bu duayı yapması için kendisi emir buyurdu. O da bu duayı yaptı. Elbette kabul olmuştur. Müstecabdır. Bu duayı tekrar etmek biz Müslümanlara elzemdir. İşte yeni yılbaşına hicri yılbaşına girdiğimiz bugün bu duayla girelim diye düşündüm onun için arz ettim.

“Rabbena edhilna müdhela sıdkin ve ahricna mudhela sıdkin vec’alna min ledünke sultanen nasira.‘’. (Ya rabbi çıktığımız yıldan bizi sıdk ile çıkar ve girdiğimiz bu yeni yıla sıdk ile bizi girdir Allahım.)

Değerli kardeşlerim Efendi Hazretlerini anlatma vazifesi bize verildi ama ben sadece şöyle çerez nevinden bazı birkaç kitaplarda olmayan bazı hususu arz etmeye gayret edeceğim. Malum Efendi Hazretleri 1912 yılında yani Osmanlının son döneminde dünyaya geliyor. İlk okuduğu okul da Osmanlı mektebi. Ondan sonra da bir daha okul felan okuyamıyorlar. Daha sonra Mahmud Efendiyle tanışıyor. Havluda talim-i Kur’an ve kıraat okuyorlar. Hafız Ömer Aköz Hocaefendi o dönemde Kastamonu’da Sinanbey Camisinin imamı, Nasrullah Camisinin de hatibi yani hutbeyi hatibler okur. O dönemde böyle. Sinanbey Camisinde hıfzını okuyor ama devlet erkânından müthiş bir çekinme var. Çünkü Kur’an okuyanı, okutanı görseler anında hapse atıyorlar, hiç sorgusuz sualsiz. Bir daha ne zaman çıkacağın belli değil. Öyle bir dönem. Akşam namazında cemaat çıkar, ışıklar kandiller kapatılır, minberin sağ tarafına yüz yüze de değil, çünkü Sinanbey Camiini bilenler bilir. Pencereler hemen yerle beraberdir. Dışarıda da maalesef yani İslamî faaliyetleri görüp de gözetleyip de haber vermek için can atan tipler var. Bundan dolayı ışıklar kapatılıyor minberin sağ tarafına Efendi Hazretleri geçiyor. Hafız Ömer Efendi mihrapta böyle hıfzını ikmal ediyorlar. Hem talimi, hem hıfzını böyle ikmal ediyorlar. Bunu görüyor musunuz? Böyle bir dönemde yaşamış. Bütün İslamî eğitim yuvaları kaldırılmış. Lakin o mübarek yine o dönemin âlimlerinden elinden geldiği kadar istifade etmiş: Fıkıh, tefsir, akaid, kelam.

Gençlik yıllarında askere gidinceye kadar kendini bu şekilde ilmî manada geliştirmiş bir zat idi. Askerden geldiği zaman bakıyor ki, Üstad Bediüzzaman Kastamonu’da sürgün hayatını yaşıyor. Evet şimdi hemen önceki üstadı Hafız Ömer Efendiden ve Ali Nesim’den izin alarak hemen Üstadın talebesi oluyor.

Üstadın bahsedilen evi şuanda ziyarete açık. Eski halini biz biliyoruz. Tuğlaları dökülmüş bir vaziyette, dışarıdan içeriye baktığın zaman içerisi gözüküyor yani böyle halini ben hatırlıyorum. Böyle bir yerde Üstadı ikamete mecbur ediyorlar, karakol karşısı diye. Karakol şimdi yıkıldı ama o ev taş gibi duruyor elhamdülillah. Yani hatırasını yad etmek için mutlaka ziyaret etmek lazım, o sinmiştir. Yani bir yerde bir zikrullah yapıldıysa, oraya zikrin bereketi, feyzi sinmiştir, kıyamete kadar kalkmaz. Bir yerde de eğer habaset, pislik eğer temerküz ettiyse, oradan da kolay kolay o pislik temizlenmez denilirdi. O yüzden cami yerleri önemlidir. Oralar kıyamete kadar camii olarak kalmalı. Dolayısıyla o nurdan manevi olarak teneffüs etmek halen mümkün. Onu onaran, o hali şimdiki haline getiren kardeşlerimizden, ağabeylerimizden, büyüklerimizden Allah razı olsun.

Şimdi Efendi Hazretleri Risale-i Nura hizmetiyle beraber ondan önceki ilmi bir yönü de var malum. Onu da kısaca arz edeyim. Hafız Ömer Efendiden hem talim-i Kur’an okuyor, hem de Hafız Ömer Efendi Kelamî Dergâhı Postnişini Muhammed Esad Ergüni Hazretlerinin hülefasındandır, Nakşi meşayihindendir. Efendi Hazretleri de Hafız Ömer Efendiden de bu ders-i maneviyi tam manasıyla almış olan bir zat idi. Bu yönü de var. Üstada talebe olduktan sonra zaten mana aynıdır. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin de gençliğinde İstanbul’da Kelamî Dergâhında ikamet ettiği olmuştur. ve Muhammed Esad Ergüni Hazretlerinin sohbetlerine katılmıştır. Bazen Muhammed Esad Ergüni Hazretleri o köşede bir arslan yatıyor derlermiş. Yani aynı pınar, hizmet Kur’an hizmeti. Din-i mübin-i İslama hizmet. Bunları ayırmaya çalışanlar tefrika istiyorlar. Bunlara dikkat etmek lazım. Öyleyse hemen bir sözünü Efendi Hazretlerinden arz edeyim, ondan sonra bitireyim. Derdi ki mübarek efendim, “Biz küfrün hidayetine, fıskın ıslahına dua edeceğiz. Müminlerin de terakki kazanmalarına, derece kazanmalarına dua edeceğiz kıskanmayacağız.” buyururlardı. Allah kendisinden razı olsun, sizden de razı olsun.

 

popüler cevapdünya atlası